gebe
  1. nisan yagmuru

    nisan yagmuru Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    19 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.359
    Beğenilen Mesajlar:
    10
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    kostence

    tut beni ey oruc

    Konu, 'Ramazan özel bölüm' kısmında nisan yagmuru tarafından paylaşıldı.

    [FONT=&quot]Tut Bizi Ey Oruç ! Hayatın dağdağasında kaçımız dağılmaktan korunabiliyoruz ki?
    Aklımız dağılıyor. Düşüncemiz dağılıyor. Duygularımız dağılıyor. En beteri hayatımız dağılıyor. İç bütünlüğümüzü kaybediyoruz. Yani, kendimizi kaybediyoruz. Kendimizi kaybedince, insanı da, hayatı da, eşyayı da kendi bütünlüğü içinde göremiyor, okuyamıyor, algılayamıyor ve anlayamıyoruz.
    Parçanın parça olduğunu gözden kaçırıyor, parçayı bütün sanıyoruz. Parçayı bütün sanmak, hem parçaya hem bütüne haksızlık oluyor. Zira parçadan bütünün rolünü üstlenmesini bekliyoruz. Parça bu ağır yükü kaldıramıyor. Sonuçta, parça ile bütün arasındaki kopmaz ilişkiyi gözden kaçırıyoruz. Varolan irtibatı dağılan ve dağıtan tasavvurumuzla biz koparıyoruz.
    Parçayı parça olarak görseydik parçanın altında ezilmeyecek, parçadaki olumsuzluğa takılıp bütündeki güzelliği fark edecektik. Parçada “şer” gibi görünenin bütünde “hayır” olduğunu anlayacaktık. Parçada zeval suretinde tecelli edenin bütünün kemalinden kaynaklandığını fehmedecektik.
    Bu yüzden gündelik yaşıyoruz. Günü yaşamakla gündelik yaşamak arasında sera ile süreyya arasındaki fark kadar fark var. Gündelik yaşamak, “mutlak zamanı” (dehr) gözden kaçırmak demek. Gündelik yaşamak, zamanı aşan bir zamanın olduğunu fark etmemek demek. Gündelik yaşamak, organizmaya teslim olup ruhu teslim almaya kalkışmak demek.
    Arif “vaktin çocuğu”dur, “günün çocuğu” değil. Gündelik yaşayanlar, hayatı kendi bütünlüğü içinde göremezler. Hayatı kendi bütünlüğü içinde göremeyen, hayatın çok mertebeli bir hakikat olduğunu, kendi yaşadıkları hayat basamağının, birçok mertebeden sadece biri olduğunu fark edemezler. Yaşadıkları mertebeyi hayatın bütünü sanırlar. Parçayı bütün sanan herkes gibi cezalandırılırlar. Cezaları, bir ömrü bir gün kadar bereketsiz yaşamaktır.
    Gündelik yaşayanlar, zamanın esiri, hatta oyuncağı olurlar. Esirin ruhu var, oyuncağın ruhu yoktur. Günün getirdiklerine maruz kalırlar. Git gide günlükten anlık yaşamaya geçerler. Kendilerine bakteri muamelesi yaparlar. Tepkileri, sevgileri, aşkları, nefretleri, ilgileri, dikkatleri, rikkatleri, iradeleri, sevinçleri ve hüzünleri anlık veya günlüktür.
    İşte bir ömrü bir gün kadar bereketsiz kılmanın formülü budur. Kur’an, bu tiplerin ahiretinden bir pencere açarak şu diyalogu nakleder:
    - Dünyada ne kadar kalmıştınız?- Bir gün ya da bir günün yarısı kadar?
    İşte bereketsizlik dediğim şey de bu. Bir ömür yaşayacaksınız, ama bir gün kadar bereketsiz geçecek.
    Peki, bunun tersi de mümkün mü?
    Elbette, bir günü-geceyi bir ömür kadar bereketli yapmak mümkündür.
    İşte Ramazan, bize bir geceyi bir ömür kadar bereketli yapmanın formülünü sunan ilahi bir imkândır.
    Ramazan bize dağılmışımızı toplamak için gelir. Başta kendimizi toplamayı öğretir. Aklımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, ruh ve hatta bedenimizi toplamayı öğretir.
    Ramazan bize parçamızı bütünlemek için gelir. Parçaladığımız hakikatin hakikat olmaktan çıktığını öğretir. Mukayyet zamanı mutlak zamana dikmemiz için elimize bir gök iğnesi tutuşturur. Nasıl ki namaz dünya astarını ahiret atlasına günün beş yerinden dikme talimiyse, oruç da bunun yıllık talimidir.
    Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Başta kendimizi unuturuz. Ramazanın en çok hatırlattığı da kendimizdir. En büyük amacı ise “şahit olan ben” idraki inşa etmektir. Şahit olan ben, şehadet kelimesini sadece diliyle okumaz, varlığıyla okur. Sadece okumakla kalmaz, kelime-i şehadet onun varlığında okunur. O artık hem okuyan, hem okunandır. Hem şahit olan, hem şahit olunandır. Kendisi bu mübarek kelimenin yazılı olduğu fiili ve aktif bir levha olur. İşte o zaman her bir hücresi şu gerçeği haykırır: Biz bu cihana sahip olmak için değil, şahit olmak için geldik.
    Ramazan bize kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Sahi, kendini kaybeden neyi kazanır ki? “Ben” demeyi hak edecek bir ben idrakine ulaşmayanın “benim” demesi ne kadar da gülünçtür. Böyle birinin “benim” dediği hiçbir şey gerçekte kendinin değildir. O yoktur ki, onun olsun.
    İşte onun için hakikat şudur: Oruç bizi tutar. Oysa biz, orucu tuttuğumuzu sanırız. Bir yere kadar doğrudur. Zira orucu gerçekten tutanları oruç da tutar. Dik tutar, diri tutar, kendinde ve agâh tutar.
    Ve işte tam bu nedenle: Oruç tutmak kendini tutmaktır.
    “Ramazanınız mübarek olsun” demeyeceğim. O zaten öyledir. Ramazan bizi mübarek kılsın[/FONT]
    [FONT=&quot]alintidir
    [/FONT]


     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.424
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: tut beni ey oruc
    emeğine sağlık
     
tut beni ey oruc konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. hoşgeldin ey orucum!

    hoşgeldin ey orucum!

    Hoş geldin ey suskun sevgilim; Tut sözünü; sus. Mühürle dudağımı, sesimi tut, lâl eyle çığlıklarımı. Nahoş avazların uçurumlarından çek dilimi. Yalanların kuyularından çekip çıkar nefeslerimi. Göklü söz ağaçlarının bengisuyuna kat hecelerimi. Hoş geldin ey yüzü gamzelim; B/akışının menzilinde tut gözlerimi. Tir-i müjgan dokunuşlarınla delik deşik et kibrimi. Gör(e)meyip de seni,...
  2. Benden başkası tutsun sensizliğin nöbetini..

    Benden başkası tutsun sensizliğin nöbetini..

    Ayrılığın yükü ağır geliyor ... Benden başkası tutsun sensizliğin nöbetini.. Kavuşmalar geç olsa da birgün mutlaka yaşanmalı bana geldiğin günün mutluluğu...Uzun soluklu ağlayışlar bizim için boşa kayıp.. sensiz bir dakikamın daha geçmesini istemiyorum.. yokluğunda yaşanmış vakitleri kır , gel sevdiğim… zaman ikimize de oyun oynuyor. Ben hiçliğin kollarında kurban olmadan gel..imdadıma yetiş...
  3. Gizli gizli oruç tuttum'

    Gizli gizli oruç tuttum'

    NEFİSE KARATAY, RAMAZAN BİTTİĞİ İÇİN HÜZÜNLENENLERDEN. GİZLİ GİZLİ ORUÇ TUTTUĞU GÜNLERİ, ÖZENDİĞİ İFTAR SOFRALARINI VE EL ÖPMEYİ ÖĞRENMENİN HUZURUNU ANLATAN KARATAY, 'RAMAZAN İÇİMDE UKDEDİR' DİYOR. Televizyonların ünlü yüzü Nefise Karatay da Ramazan bittiği için üzülen bir sima. Her ne kadar sağlık nedeniyle oruç tutamasa da Ramazan’ın bitmesi onu içten içe hüzünlendiriyor. Bu hüznünün...
  4. Ey benim hiç darılmayanım.....

    Ey benim hiç darılmayanım.....

    EY HİÇ DARILMAYANIM..... Ey beni en en çok sevenim.. Ey beni en en çok kollayıp-gözetenim.. Ey sesimi hep duyanım! Yaralarımı saranım.. Eyy hiç darılmayanım! Çağırınca koşarak gelenim! Ey bana benden yakınım! Ey beni en çok bilenim! Ey en çirkinimden sonra bile “gel” diyenim! Eyy! Dünya terketse, hiç terketmeyenim! Ey en en vefalım..Ey Sevgili, en sevgili! Meded!.. Ahh.. Ey kadrini hiç...

Sayfayı Paylaş