gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.164
    Beğenilen Mesajlar:
    2.213
    Ödül Puanları:
    113

    Üç Aylardan Biri Olan Ramazan Ayının Faziletleri

    Konu, 'Tüm İslami Bilgiler' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    bu konu Ramazan ayının faziletleri hakkında genel bilgilere yer vermektedir. Üç aylardan biri olan ve bin aydan daha hayırlı olarak kabul edilen Ramazan ayının faziletleri konusun da sizlere genel din bilgileri paylaşıyor, Ramazan ayının faziletlerinden cümlemizin faydalanma şerefine ermeyi Rabbimizden diliyoruz...

    [​IMG]


    Ramazan-ı Şerîf
    * İçinde, Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olmaya başladığı en faziletli aydır.
    * Keza içinde Kadir gecesi gibi, bin aydan hayırlı bir gecenin bulunduğu aydır.
    * Günahların afv edildiği, Şeytanların zincire vurulduğu mübarek aydır.
    * Sabır ayıdır. İslam’ın beş şartından biri olan orucun tutulduğu, gecelerinde teravihlerin kılındığı ibadet, feyz ve bereket ayıdır.
    * Kur’ân-ı Kerîm hatimlerinin indirildiği, mukabelelerin okunduğu, câmîlerin müslümanlarla dolup taştığı, rahmet, huzur ve ilâhî gufran ayıdır.
    * Cennet kapılarının açıldığı, Cehennem kapılarının kapatıldığı, meleklerin yeryüzüne misafir olduğu müstesna bir aydır.
    «Eğer kullar, Ramazan ayındaki faziletleri bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.»

    Ramazan-ı Şerîfin Fazîleti
    Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- şöyle anlatmıştır:
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Şaban’ın son gününde bize hutbe îrâd etti ve:
    «Ey İnsanlar!.. Büyük bir ay yaklaştı. O mübarek bir aydır. İçinde bin aydan daha hayırlı bir gece (Kadir gecesi) vardır. Allah Teâlâ bu ayın orucunu farz, gecesinde namazı (ibâdeti) nafile kıldı. Bu ayda bir hayır işleyen veya bir farzı edâ eden kimse, Ramazan dışında yetmiş farz edâ etmiş gibi olur.»
    «Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı (ise) Cennet’tir. Bu ay bolluk ayıdır. Bu ay, müminin rızkının arttığı aydır. Bu ayda bir kimse, bir oruçluya iftar ziyafeti verse, günahlarının bağışlanmasına ve Cehennem’den âzâd olunmasına vesîle olur. iftar ziyafeti verdiği kimsenin sevabı kadar sevaba nail olur. Öbürünün sevabında ise hiçbir eksilme olmaz.»
    Sahâbe-i Kiram -rıdvânullâhi aleyhim ecmeîn- hazerâtı:
    «-Yâ RasûlâllâhL Bizden hemen hemen hiç birimiz, oruçluya iftar verecek şeye mâlik değiliz.» dediler.
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
    «-Allah Teâlâ bu sevabı bir hurma, bir yudum su, bir tadım süt ile de verir.» buyurdu.
    «Ramazan ayı öyle bir aydır ki; evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem azabından kurtulmaktır.»
    «Bu ayda bir kimse emri altında bulunanların işlerini hafifletirse, Allah Teâlâ onu bağışlar ve Cehennemden âzâd eder.»
    «Bu ayda dört hasleti çoğaltınız:
    Bunlardan ikisi ile Rabbınızı razı edersiniz. Diğer iki haslet de zaten her zaman muhtaç olduğunuz şeylerdir. Rabbınızı razı edeceğiniz iki haslet:
    «Lâ ilahe illallah» kelime-i tayyibesini çok söylemeniz ve Allah Teâlâ’ya (tevbe ve) istiğfarda bulunmanızdır. Muhtaç olduğunuz iki haslet ise Allah Teâlâ’dan Cenneti istemeniz, Cehennem’den O’na sığınmanızdır.»
    «Her kim bu ayda bir oruçlunun karnını doyurursa, Allah Teâlâ benim havzımdan ona içirir ve o kimse bir daha ebediyyen susamaz.» buyurdu.” (Gunye, 2/6)
    Kırmızı Yakuttan Saraylar
    Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anh-’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
    “Ramazan ayının ilk gecesinde Cennet ve semâ kapıları açılır da, Ramazan’ın son gecesine kadar kapanmaz. Erkek veya kadın herhangi bir kimse Ramazan gecesinde namaz kılarsa, her secdesine mukabil, Allah Teâlâ ona binyedi yüz sevap yazar. Ve Cennette onun için yetmiş bin kapısı olan kırmızı yakuttan bir saray bina eder. O sarayın her kapısının kırmızı yakutla süslü altından iki kanadı vardır.
    Yine (müslüman), Ramazan’ın birinci günü oruç tuttuğunda, Allah Teâlâ Ramazan’ın son gününe kadar onun günahlarını bağışlar. O oruç, bir o kadar günâhına da keffâret olur. Ramazan ayında tutulan her oruç için ona bir saray verilir ki, o sarayın altı bin kapısı vardır. Ayrıca yetmiş bin melek, sabahtan akşama kadar onun günahlarının bağışlanması için Allah’a duâ ederler. Ramazan’ın gece veya gündüzünde yapmış olduğu her secdesine mukabil Cennette bir ağaç verilir ki, hayvana binmiş bir kimse yüz yılda onun sonuna ulaşamaz.” (Gunye, 2 / 6)
    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
    “Ramazan’ın ilk gecesi olduğunda, Allah Teâlâ insanlara nazar eder. O bir kuluna nazar edince artık ona ebediyyen azâb etmez. Allah Teâlâ, Ramazan’ın her gününde milyonlarca müs-lümanı Cehennemden âzâd eder.” (Gunye, 2 / 6)
    Ebû Mesud Gıfârî, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir:
    “Ramazan ayında bir gün oruç tutan kul, Allah Teâlâ’nın «Çadırlar içinde saklı huriler vardır.» (Rahman 55 / 72) âyeti ile tasvir edilen ve inciden çadırlar içinde saklı, iri gözlü hûrîlerden bir eşle evlendirilir ki, o iri gözlü hurinin üstünde, renkleri birbirinden farklı yetmiş çeşit ipek elbise vardır. Her hûrîye inciyle süslenmiş, kırmızı yakuttan yetmiş sedir, sedirlerden her biri üzerinde yetmiş yatak, her yatak üstünde atlastan örtüler ve yetmiş yastık hazırlanmıştır. Her huri ve eşi için yetmiş bin hizmetkâr vardır. Hizmetkârların herbirinin ellerinde, altın kâseler içinde çeşit çeşit yiyecekler vardır. Cennetlikler son lokmalarında, ilk lokmalarında bulamadıkları lezzetleri bulurlar. Eşlerine de aynı ikramlar vardır. Kırmızı yakuttan sedirler üzerinde… Bütün bunlar o kimsenin, yapmış olduğu diğer iyilikler dışında, sâdece Ramazan ayında tuttuğu bir günlük orucu içindir.” (Gunye 2 / 6)
    Ramazan Ayı Girince Cennet Süslenir
    İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu işitmiştir:
    “Cennet, Ramazan ayının girişiyle donatılır ve bezenir. Ramazan’ın ilk gecesi olunca, Arş’ın altında Mesire adlı bir rüzgar esip, Cennet ağaçlarının dallarını, yapraklarını ve kapı halkalarını sallar. Bunlar öyle güzel sesler çıkarırlar ki, Cennetlikler o güzel seslerden daha hoş ses işitmemişlerdir. Yine (Ramazan ayı hürmetine) hûr-iîyn (iri gözlü hûrîler) süslenir, Cennetin yüksek yerlerine çıkarak:
    «-Bizi Allah Teâlâ’dan zevceliğe isteyecek yok mu?» diye seslenirler.
    Sonra (Cennet meleklerinin büyüğü olan) Rıdvan’a:
    «-Bu gece hangi gecedir?» derler. Rıdvan:
    «-Ey güzellerin hayırlıları!.. Bu gece, Ramazan ayının ilk ge-cesidir. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ümmetinden oruç tutanlara Cennet kapıları açılır.» diye cevap verir.
    Allah Teâlâ:
    «-Ey Rıdvan!.. Cennet kapılarını aç! Ey Mâlik, Cehennem kapılarını Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ümmetinden oruç tutanlara kapa! Ey Cebrail! Yeryüzüne in! Şeytanları zincirlerle bağla, onları büyük denizlerde hapset ki, habîbim Muhammed ümmetinin oruçlarını bozmasınlar!» diye buyurur.
    Allah Teâlâ, Ramazan’ın her gecesinde üç defa:
    «- Benden bir şey isteyen var mı, istediğini vereyim!..»
    «- Tevbe eden var mıdır, tevbesini kabul edeyim!..»
    «- İstiğfar eden var mıdır, onu bağışlayayım!..»
    « Veren zengin olur, vefakar mesûd olur.» buyurur.
    Allah Teâlâ, Ramazan-ı şerîf’in her günü iftar vaktinde kendilerine azâb gereken âsîlerden milyonlarca kişiyi Cehennemden azâd eder. Allah Teâlâ (Perşembeyi Cumaya bağlayan) gece ve Cum’a günü her saat, azâb edilecek milyonlarca Cehennemliği affeder. Ramazan-ı şerîf’in sonuncu günü, bu ayın ilk gününden o güne kadar Cehennem’den âzâd ettiklerinin toplamı kadar kimseyi bağışlar. Kadir gecesi Cebrail -aleyhisselâm-’a yeryüzüne inmelerini emreder. O da beraberinde büyük bir melek topluluğu ve yeşil bir sancakla yeryüzüne iner. Sancağı Ka’be’nin ortasına dikerler. Cebrail -aleyhisselâm-’in altı yüz kanadı vardır. Bu ka-nadlarını ancak Kadir gecesi açar. Kanadlarını açınca onlar doğu ve batıyı kaplar. Bu sırada Cebrail -aleyhisselâm- meleklere:
    «-Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetinin aralarına girin.» diye emreder.
    Melekler de onların aralarına girerler; ibâdet eden, namaz kılan ve zikredenlere selâm verip, onlarla musâfaha ederler. Onların dualarına “Âmîn!” derler. Bu durum, sabaha kadar böylece devam eder. Sonra Cebrail -aleyhisselâm-:
    «-Ey dostlar!.. Artık sabah olmuştur. Hepiniz, vazîfenize dönünüz!» buyurur. Bunun üzerine melekler:
    «-Ey Cebrail!.. Allah Teâlâ Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetinin hacetleri hususunda ne yaptı?» diye sorarlar. Cebrail:
    -Allah Teâlâ onlara rahmet nazarı ile baktı. Onların günahlarını affetti, onları bağışladı. Yalnız onlardan şu dört sınıf, bu rahmet ve afvdan hâriç bırakıldı.
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- (devamla):
    “Onlar dört sınıf insandır ki;
    -Şarab içmeye devam edenler,
    -Ana babasına âsî olanlar,
    -Akrabalık bağlarını kesenler,
    -Bid’at ehli olup, müslümanları ve cemâati terk edenlerdir.” buyurdu.
    Ramazan bayramı gecesine mükâfat gecesi de denir. Bu gecenin sabahında Allah Teâlâ, meleklerini yeryüzüne gönderir. Onlar, sokak başlarında durur, cin ve insan dışındaki bütün canlıların duyabileceği bir sesle şöyle nida ederler:
    «-Ey Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmeti!.. Evlerinizden çıkınız!.. Size çok sevap veren, büyük günahları bağışlayan Kerîm Rabbinize geliniz.» derler.
    Onlar camiye gitmek üzere evlerinden çıktıklarında , Allah Teâlâ meleklerine:
    «-Ey benim meleklerim! Vazifesini lâyıkıyla yapan insanlara ne verilir?» buyurur. Melekler:
    «-Ey bizim ilâhımız ve seyyidimiz!.. Onlara mükâfatları eksiksiz olarak verilir.» derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ:
    «-Ey meleklerim! Siz şâhid olunuz ki, Ramazan ayında oruç tutan ve namazını kılan kullarıma sevâb ve mükâfat olarak rızâmı verdim. Onların günahlarını bağışladım. » buyurur.
    Sonra kullarına şöyle hitâb eder:
    “-Ey kullarım!..
    Bu gün benden dilediğinizi isteyiniz. İzzet ve Celâlime yemin ederim ki, bugün âhiretiniz için ne isterseniz, size vereceğim.”
    “Dünyânız için istediğiniz şeye gelince, bakarım; izzet ve celâlime yemîn ederim ki, sizler benim hukukumu koruduğunuz sürece, ben de sizin kusur ve günahlarınızı örterim. İzzet ve celâlime yemin ederim ki, hududumu koruyanlar arasında, sizi rezîl ve rüsvây etmem.”
    “Evlerinize bağışlanmış olarak dönünüz!.. Zîrâ beni hoşnut ettiniz. Ben de sizden razı oldum.”
    Ümmet-i Muhammed, Ramazan-ı şerîfte iftar ettiklerinde, melekler sevinçle Allah Teâlâ’nın onlara ihsan buyurduğu mükâfatları birbirlerine müjdelerler.” (Gunye 2/7-8)

    Ramazan Orucunun Mükâfâtı
    Ebû Mes’ûd Gıfârî -radıyallâhu anh-, Ramazan hilâli görülünce, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in:
    “Eğer kullar, Ramazan ayındaki faziletleri bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.” buyurduğunu işittim, demiştir.
    Huzaa kabilesinden bir adam:
    -Ya RasûlâllâhL Ramazan’ın faziletlerini bize anlatın, deyince, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur :
    “Cennet, Ramazan ayı için yılın başından sonuna kadar süslenir. Ramazan ayının ilk gecesi olduğunda, Arş’ın altından bir rüzgar eser, Cennet ağaçlarının yapraklarını sallar. İri gözlü hûrîler bu durumu görüp:
    -Yâ Rabbi!.. Şu ayda, kullarından bize eşler lütfet!.. Onlarla bizim gözlerimiz, bizimle onların gözleri aydın olsun, derler.
    Ramazan ayında oruç tutan kulunu, Allah Teâlâ «Çadırlarda saklı huriler vardır.» âyet-i kerîmesi ile övülen, içi oyulmuş, yekpare inciden çadırlar içinde saklı bulunan hûr-i îyn ile evlendirir. Onların her birinin üzerinde yetmiş türlü hülle (ipek elbise) vardır. Hepsi ayrı ayrı renklerdedir. Her hûrîye yetmiş güzel koku verilmiştir ki, bir öncekinin kokusu, diğerine benzemez. Onlardan her biri, üzerinde yetmiş yatak bulunan, incilerle işlemeli yakut karyolalar üzerindedir. Yatakların astarları kalın ipektendir. Her yatakta kıymetli yetmiş yastık vardır. Cennet kızlarından her birine hizmet etmek üzere, yetmiş bin hizmetli, kocası için de (bir o kadar, yani) yetmiş bin hizmetli bulunur. Bu hizmetçilerden her birinin elinde, içinde birbirinden farklı yemekler bulunan altın tabaklar vardır. Cennetlik bu mutlu insanlar, sonraki yemeklerde, önceki yediklerinden farklı bir lezzet bulurlar. Eşleri için de bu nimetlerin aynısı vardır. (Kollarında) yakutla süslü, altından bilezikleri ile kırmızı yakuttan tahtlar üzerine (otururlar).
    İşte bu ihsan ve mükâfatlar, Ramazan ayının oruçluları içindir. Orucun dışındaki diğer amellerin sevâb ve mükâfatı bunlara dâhil değildir.” (Gunye 2 / 8)

    Ramazan’ın İlk Gecesi Cebrâil’in Yeryüzüne İnmesi
    Katâde’nin Enes bin Mâlik’den -radıyallâhu anhümâ- rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
    “Ramazan ayının ilk gecesi olduğunda Celîl -celle celâlühü-Cennette görevli meleklerin başkanı olan Rıdvan’a nida eder. Rıdvan :
    «-Lebbeyk ve sa’deyk !.. Buyur! Emret yâ Rabbi!» der. Allah Teâlâ:
    «-Cennetimi, Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ümmetinin oruçluları için hazırla ve süsle!.. Cennet kapılarını Ramazan ayı bitinceye kadar onlara kapatma!..» buyurur. Sonra Cehennem hâzini Mâlik’e nida eder:
    -Yâ Mâlik!…
    Mâlik:
    «-Lebbeyk ve sa’deyk! Buyur Allah’ım!.. Emrine hazırım!..»
    Allah Teâlâ:
    «-Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetinin oruçluları için Cehennem kapılarını kapat!.. Ramazan ayı geçinceye kadar Cehennem kapılarını onlara açma!.» buyurur.
    Sonra Cebrail -aleyhisselâm-’a nida eder. Cebrail -aleyhis-selâm-:
    «-Buyur Allâhım, emret!» der. Allah Teâlâ:
    «-Yeryüzüne in! Azgın şeytanları bağla! Tutukla! Tâ ki, Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetinin oruç ve iftarlarını bozmasınlar!..
    Allah Teâlâ, Ramazan ayının her günü güneşin doğuşundan iftar vaktine kadar, erkek ve kadın nice müminleri Cehennem’den âzâd eder.
    Allah Teâlâ’nın her semâda münâdî bir meleği vardır. Mercan, inci ve mücevherlerle süslü kanatlarından biri doğuda, diğeri batıdadır. O şöyle seslenir:
    -Tevbe eden var mıdır? Tevbesi kabul olunacaktır. Dua eden var mıdır? Duası kabul olunacaktır. Haksızlığa uğrayan var mıdır? Allah Teâlâ ona yardım edecektir. Bağışlanmayı isteyen var mıdır? Allah Teâlâ onun günahını bağışlayacaktır. Dileği olan var mıdır? Allah Teâlâ ona istediğini ikram edecektir.
    Allah Teâlâ Ramazan ayında, zâtını zikreden kullarına bütün ay boyunca şöyle seslenir:
    «-Ey erkek ve kadın kullarım!.. Size müjdeler olsun! Sabrediniz ve ibâdetlerinize devam ediniz!.. Yakında sizden sıkıntıları kaldıracağım. Rahmetime ve kerametime kavuşacaksınız!..»
    Kadir gecesi olduğunda, Cebrail -aleyhisselâm- büyük bir melek topluluğuyla yeryüzüne iner. Ayakta ve oturarak Allah Te-âlâ’ya ibâdet edip onu zikreden kimselere hepsi birden duâ ederek, onların Allah -azze ve celle- tarafından bağışlanmalarını niyaz ederler.” (Gunye 2 / 9)
    Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
    “Şayet Allah Teâlâ yer ve göklere konuşma izni vermiş olsaydı, onlar Ramazan ayını oruçla geçirenleri Cennetle müjdelerlerdi” (Gunye, 2 / 9)
    Abdullah bin Evfâ -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
    “Oruçlunun uykusu ibâdet, susması tesbîh, duası makbul, amelinin sevabı kat kattır.” (Gunye, 2 / 9)

    Oruç
    “Ey İmân edenler!.. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, size de oruç yazıldı. Umulur ki, Allah’ın emrini tutup, vikayesine gi-resiniz.
    (Farz olan oruç) sayılı günlerdedir. Sizden kim o günlerde hasta yahut sefer üzere olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler de, bir yoksul doyumu fidye verirler. Bununla beraber kim gönülden gelerek bir hayır yaparsa, işte bu, onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda daha hayırlıdır, bilirseniz…”
    (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’ân o ayda insanlara hidâyet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı ayırd eden hükümlerin nice açık delilleri olarak indirilmiştir. Öyleyse sizden kim, o aya erişirse, onda oruç tutsun. Kim de hasta olur, yahut bir sefer hâlinde bulunursa tutamadığı günler sayısınca tutarak kaza etsin. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük dilemez. Bu da o sayıyı ikmâl etmeniz, Allah’ı sizi muvaffak kıldığı şeyden dolayı büyük tanımanız içindir. Böyle yaparsanız, şükretmiş olursunuz.
    Habibim, kullarım sana Ben’den sorarlarsa, haber ver ki, ben onlara yakînım. Ben duâ edenin (beni çağıranın) dâvetine, icabet ederim. O halde, onlar da Benim davetime icabet ve Bana îmân etsinler. Tâ ki, o sayede doğru yola ulaşmış olurlar.
    Oruç gecelerinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için libâs, siz de onlar için libâssınız. Allah, nefislerinize karşı za’f göstermekte olduğunuzu bildiği için, tevbenizi kabul ile sizi afv etti. Artık onlara yaklaşıp, Allah’ın size yazdığını isteyin. Gece, fecr-i sâdık olan ak iplik, (gece olan) kara iplikten ayrılıp seçilinceye kadar yeyin, için, sonra geceye kadar orucunuzu tamamlayın.
    Mescidlerde itikatta bulunduğunuz zaman, kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu hududlardır. Sakın oralara yaklaşmayın. İşte Allah, âyetlerini böylece insanlara açıklar, tâ
    ki, kendilerini kurtarsınlar.” (Bakara Sûresi 183-187; Bakara Suresi Tefsiri s: 230)
    Hadîs-i Kudsî’de şöyle buyurulmuştur:
    “Oruç, benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim”, yâni orucun mükâfatı benim!.. Ne hurilerim ve ne de köşkle-rimdir.
    Bu yüzden Allah sübhânehû ve Teâlâ, kendisini görme se-âdetine nail olmayı, açlığa bağlamış ve Hazret-i îsâ’ya bu konuda hitap ederken şöyle demiştir:
    “Acıkırsan, beni görürsün!..” (Bakara Suresi Tefsiri, s: 233)
    Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur:
    “Kıyamet gelip, kabirdekiler diriltildiği zaman, Allah Teâlâ Rıdvan’a şöyle vahyedecektir:
    «Ben, oruçluları kabirlerinden aç, susuz olarak çıkardım, Cennetlerden istedik/eriyle onları istikbâl ediniz!..»
    O da seslenecek ve şöyle diyecek:
    «-Ey genç hizmetçiler ve ölümsüz gençler!… Nurdan tabaklar getirmelisiniz!..»
    İşte o zaman, kum tanelerinden daha çok, yağmur damlaları, gökteki yıldızlar ve ağaç yapraklarından daha fazla meyveler, lezîz içecekler ve iştiha çekici yiyeceklerle dolacak ortalık.. Bu Rıdvan, o oruçlulardan karşılaştığına yedirecek ve:
    «-Geçmişteki günlerde işlediğiniz iyi amellerin mükâfatı olarak, afiyetle yeyin, İçini..» denilecektir. (Bakara Suresi Tefsiri, s: 234)
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar:
    “Kim Ramazan orucunu, farz olduğuna inanarak ve sevabını Allah’tan isteyerek, gönül hoşluğu ve tam bir ihlâs ile tutarsa geçmiş küçük günahları bağışlanır.” (Buhârî, Kiiâbu’l- imân)
    Oruç Şefaat Edecektir
    “Oruç da, Kur’ân da kula, yani, kendilerine devam edenlere, kıyamet günü şefaat edeceklerdir.
    Oruç der ki: “Ey Rabbim, hakîkat ben onu, yâni oruçluyu, gündüzleri yemekten ve şehvetlerden menettim. Onun hakkında beni şefaatçi kıl!..”
    Kur’ân da der ki: “Ey Rabbim, ben onu, yâni Kur’ân okuyanı geceleri uykudan alıkoydum. Hakkında şefaat etmeme izin ver!..”Onların bu niyazları kabul edilerek, şefaat ederler.” (Musahabe-5 s: 72-73 /Ahmed bin Hanbel’den)
    Oruçlunun Dikkat Edeceği Hususlar
    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
    “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına Allah için hiç bir İhtiyâç yoktur.” (Buhâri, Kitâbu’s-Savm 1775)
    Başka bir hadîs-i şerîfte de:
    “Oruç, sâdece yemekten, içmekten vesâireden kesilmek değildir. Kâmil ve sevaplı oruç, ancak faydasız laftan, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten, nefs-i emmârenin bütün temayüllerinden de vazgeçmektir. Şayet biri sana söver, yahut sana karşı câhilce herhangi bir harekette bulunursa, kendi kendine «Gerçek, ben oruçluyum, gerçek ben oruçluyum» de, sabret!..”buyurulmuştur. (Musahabe-5 s: 74 ; Hakim, Beyhakî’den)
    Oruç Sıhhattir
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve seilem- Efendimiz buyurdular:
    “Oruç tutun; Slhhat bulursunuz!” (Musahabe-5 s: 76; Taberâ ni’den)
    Orucun daha nice faydaları vardır ki, nefs hâkimiyeti, açlığa ve zorluğa tahammül, açların hâline vukuf ve merhamet… bunlardandır. (Musahabe-5, s: 76)
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar:
    “Her şeyin bir zekâtı vardır. Cesedin zekâtı da oruçtur.” (Musahabe-5, s: 75 ; ibn-i Mâce’den)
    Teravih Namazı Kılmanın Önemi
    Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-:
    -Ben, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den, Ramazan hakkında şöyle buyurduğunu işittim:
    «-(Hakk olduğuna kalbden) inanarak ve (âhiret sevabını) umarak, Ramazan ibâdetini yerine getiren kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur.» demiştir. (Buhâri, Kitâbu’s-Salâti’t-Terâvih, 1863)
    Rasûl-i Ekrem Efendimiz Teravih namazı hakkında da:
    “Şüphesiz ki, Allah Teâlâ, Ramazan orucunu farz kılmıştır. Ben de onun kıyamını, yani Ramazan gecelerinde Teravih namazı kılmayı sizin için sünnet yaptım. Her kim, orucun farz ve teravihin sünnet olduğuna inanarak ve bunların sevabına rağbet ederek ve bunları ağır saymayarak ve gönül hoşluğundan ayrıl-mayarak, tam bir ihlâs ile Ramazan orucunu tutar ve geceleri de kıyam ile ihya ederse, anasından doğduğu günde olduğu gibi günahlardan arınmış olur.” buyurmuştur. (Musahabe-5 s: 81-82),

    İtikâf
    İtikâf; lügat deyiminde, bir şeye devam etmek mânâsındadır. Dînî terim olarak; bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyetiyle durmaktan ibarettir. Ramazan’ın son on gününde i’tikâf, kifâye yolu ile bir müekket sünnettir, (İslâm ilmihali, Ö.Nasûhi
    Bilmen s: 325)
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar:
    “Ramazan’ın son on gününde, itikâf eden kimsenin sevabı iki nafile’ urrae sevabı gibidir.” (Musahabe-5 s: 87)
    Oruçluya İftar Ziyafeti Vermek
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyorlar:
    “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, yani iftar ziyafeti verirse, o oruçlunun sevabından hiç bir şey eksilmemek üzere, kendisine de öbürünün sevabı kadar verilir.” (Musahabe 5 s: 79)
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Sa’d bin Mu-az’ın evinde iftar etti de, şöyle buyurdu:
    “Oruçlular yanınızda iftar etti, yemeğinizi ebrâr, yani iyiler yedi; melekler de sizin mağfiret olunmanızı istedi.” (Musahabe-5 s: 79)
    Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in En Cömert Olduğu Zaman
    İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- şöyle demiştir:
    Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hayırda insanların en cömerti idi. En cömert olduğu zaman da, Ramazan ayında, Cibril’in kendisini çokça ziyaret ettiği demlerdi. Cebrâîl -aleyhisselâm- Ramazan’ın her gecesinde O’nunla buluşur, gündüz geceden sıyrılıp çıkıncaya kadar -veya Ramazan ayı çıkıncaya kadar- Nebiyy-i Zîşân, Kur’ân’ı ona arz ederdi. Cibrîl’in, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e buluştuğu zamanlar ise, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayırda, eserken engele uğramayan rüzgardan daha cömert olurdu.” (Sahîh-i Buhârî, 1775)
    Sahurun Fazîleti
    “Sahur yemeği yemek, berekettir. O halde -herhangi biri-n|z, bir yudum su içmekle bile olsa- onu terketmeyin. Zîrâ Cenâb-ı Hakk sahura devam edenlere rahmet eder, melekler de onların mağfiret olunmasını niyaz ederler.” (Musâhabe-5 s: 78)
    Oruçlu İçin Müstehâb Olan Şeyler
    1) Oruç tutacak kimsenin, sahur yemeği yemesi müstehâbtır.
    2) İftarı acele yapmak, yani akşam namazından önce oruç açmak müstehâbtır.
    3) Akşamleyin iftar ederken, şöyle duâ yapılması sünnettir:
    “(Meâlen): Allâhım!.. Senin rızan için oruç tuttum, sana îmân ettim, sana güvendim, senin rızkınla iftar ettim. (Orucumu açtım.) Ramazan ayının yarınki gününü oruç tutmaya da niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla!…”
    4) Orucu hurma gibi, tatlı bir şeyle açmak mendubdur.
    5) Oruçlu kimsenin, yakınlarına ve fakirlere fazlaca yardımda bulunması müstehâbdır.
    6) Oruçlunun mümkün olduğu kadar Kur’ân okumak, zikretmek, Peygamberimize salât ve selâm getirmek ve ilimle uğraşmak suretiyle gece ve gündüzlerini ihya etmesi müstehâbdır. (islâm ilmihali, Ö. Nasûhi Bilmen s: 280-281)
    Cennet Kapıları Açılır
    Mâlik bin Âmir, Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’den şöyle derken işittiğini tahdîs etmiştir:
    I Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: 202
    “Ramazan girdiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları da kapanır, bütün şeytanlar da zincire vurulur.” buyurmuşlardır. (Sahîh-i Buhârî, Kitâb-u Bed’il-Halk, s: 3072)
    Başka bir hadîs-i şerîfte:
    “Ramazan geldiği zaman, Cennet kapıları açılır.” buyurmuşlardır. (Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm, s: 1772)
    Bir diğerinde ise:
    “Ramazan ayı girdiği zaman gök kapıları açılır ve Cehennem kapıları kapatılır, şeytanlar da zincirlenir.” buyurulmuştur.
    (Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm, s: 1773)
    Cennette er-Reyyân Denilen Kapı
    Sehl -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
    “Cennette er-Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer; ondan oruç tutanlardan başka hiçbir kimse girmez. (Kıyamet gününde:) «Oruç tutanlar nerede?» denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiç kimse içeriye alınmaz. Onlar girdikten sonra kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiçbir kimse girmez.” (Sa-hîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm, s: 1771)
    Oruçlunun İki Sevinç Anı
    Bir hadîs-i kutsîde:
    “Allah, «Âdem oğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim için edilen bir ibâdettir. Onun mükâfatını da ben veririm.» buyurulmuştur.
    Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz de:
    «Oruç bir kalkandır. Herhangi birinizin oruç günü olduğu zaman, artık o kimse kötü söz ve fiil yapmasın, düşmanlık -veya bağırma- da yapmasın. Eğer bir kimse, ona söver yahut onunla döğüşürse, derhal, «Ben oruçlu bir kimseyim.» desin.”
    «Muhammed’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nefsi, kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, oruçlu ağzın (açlık) kokusu, Allah indinde misk kokusundan daha hoş ve daha temizdir.»
    ( «Oruçlunun sevinip neş’eleneceği iki sevinci vardır:
    Birisi, orucu bozduğu zaman sevinir. Diğeri de, Rabb’ına kavuştuğu zaman orucu(nun mükâfatı) ile sevinir.» buyurmuşlardır. (Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s- Savm, s: 1776)

    Kadir Gecesi
    “Gerçek biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazi u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Onda melekler ve Rûh, Rabblerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tanyeri ağarıncaya kadar selâmdır.” (Kadr sûresi 97 /1 8)
    Kur’ân-ı Kerim, Levh-i Mahfûz’dan dünya göğüne topyekün olarak, Kadir gecesinde indirilmiştir (Celaleyn). Kur’ân’ın inzaline o gece başlanmıştır. Yâhud topyekün Levh-i Mahfûz’dan dünya göğüne, kâtib meleklere o gece indirilmiştir. Bilâhare Cebrail -aleyhisselâm- da 23 senede onu tedrîcen Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e vahyetmiştir (Beyzâvî, Medârik).
    Kadir gecesi, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Binâenaleyh, o gece yapılan sâlih amel, ‘Cinde Kadir gecesi bulunmayan bin ay ibâdetten daha hayırlıdır. (Celâleyn, Medârik)
    “Onda melekler ve Rûh Rablerinin izniyle her bir iş için iner de iner.” Bu ayette Rûh ile Cebrail -aleyhisselâm- kastedilmiştir (Celâleyn, Medârik). Yâhud “Ruuh” isimli melektir ki, onu melâike ancak o gece görürler. (Veya Ruuh ile kastedilen) ilâhi rahmettir (Medârik)
    “Her bir iş için” ayetinden; o seneden gelecek seneye kadar Allah Teâlâ’nın hüküm ve kaza buyurduğu her emirden dolayı meleklerin ve Rûh’un indiği kastedilmektedir. (Beyzâvî, Celâleyn, Medârik) Melekler uğradıkları her mümine selam verirler. (Beyzâvi, Celâleyn, Medârik)
    Müminlerin anası Hazret-i Âişe’nin -radıyallâhu anhâ- şöyle dediği Tirmîzî’de rivayet edilmektedir:
    “Dedim ki:
    -Ey Allah’ın RasûlüL. Kadir gecesini bilirsem, onda nasıl duâ edeyim?
    “Şöyle söyle!” buyurdu:
    “Allâhümme inneke afüvvün, tühıbbulafve fa’fü annî:
    Allâhım! Şüphesiz ki sen çok afv edicisin, afvı seversin. O halde beni de affet!…» (Kur’ân-ı Hakîm Meâl-i Kerîm, Kadr Sûresi dipnotları)
    “Denildi ki: Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize ümmetinin ömürleri sunuldu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunu az buldu. Bunun üzerine Kadir gecesi verildi.
    Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle demiştir:
    -Güvendiğim birisinden duydum ki, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisinden önceki insanların ömürlerini veya onlardan Allah Teâlâ’nın dilediği kadarını gördü de kendi ümmetinin ömürlerini küçümsedi. Diğerlerinin uzun ömürlerinde yaptıkları sâlih amellere, (bu kısa ömürde) ulaşmaları mümkün olmayacaktı. Allah Teâlâ O’na bin aydan daha hayırlı Kadir gecesini verdi.” (Gunye 2/13)
    Kadir Gecesinde Melekler ve Cebrail Yeryüzüne İner
    İbn-i Abbâs’ın -radıyallâhu anhümâ- şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
    “Kadir gecesi olunca Allah Teâlâ Cebrail’e -aleyhisselâm-sayıları yetmiş bin olan Sidre-i Müntehâ melekleriyle beraber yeryüzüne inmelerini emreder. Beraberlerinde nurdan sancaklar vardır. Yeryüzüne indiklerinde Cebrail kendi sancağını, diğer melekler de kendi sancaklarını şu dört yere dikerler: Ka’be’nin yanına, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kabrine, Beyt-i Mukaddes mescidine (Mescid-i Aksâ’ya), Tûr-i Sînâ mescidine.. Sonra Cebrail -aleyhisselâm- meleklere:
    «-Dağılırı!..» der.
    Onlar, içinde mümin erkek veya mümin kadın bulunan hiçbir ev, oda, mesken ve gemi bırakmamak üzere hepsine girerler. Ancak şu evler müstesna:
    İçinde köpek veya domuz, şarap (diğer alkollü içkiler buna dâhildir), haram yoldan cünüp olmuş bir kimse veya heykel bulunan evlere girmezler.
    Girdikleri evlerde yüce Allah’ı tesbîh, takdîs ve tehlîlde bulunurlar. (Onların günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırçlar.) Tanyeri ağarıncaya kadar buna devam ederler. Tanyeri ağa-rınca semâya yükselirler. Dünya semâsının melekleri onları karşılar ve:
    -Nereden dönüyorsunuz? diye sorarlar. Onlar:
    -Dünyadaydık. Çünkü bu gece, Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve seilem-’in ümmetinin Kadir gecesidir, derler. Dünya semâsının melekleri:
    «-Allah Teâlâ, onlara ne gibi bir muamelede bulundu?» derler. Cebrail -aleyhisselâm-:
    -Allah Teâlâ, onların sâlihlerini bağışladı, zayıflarına şefaatçi kıldı, der. (Bunu duyan) dünya semâsı melekleri, bu ümmete rızâ ve mağfiretini lütfetmesi sebebiyle Allah’a hamd ederek, yüksek sesle RabbüTÂlemîyn’i sena, takdîs ve tesbîhe başlarlar.
    Sonra dünya göğü melekleri, onları ikinci göğe uğurlarlar. Böylece gök katları birer birer geçilir. Yedinci kat semâya varıldığında Cebrail -aleyhisselâm-:
    -Ey göklerin sakinleri!.. (Yerlerinize) dönünüz!.. Her göğün meleği, kendi yerlerine dönerler. Sidretü’l- Müntehâ’da bulunan melekler de Sidre’ye dönerler. (Sidre’nin yeryüzüne inmemiş olan melekleri, gelenlere):
    -Neredeydiniz? derler.
    Onlar, dünya göğü meleklerine verdikleri cevâbın benzerini verirler. Sidre sakini melekler, tesbîh ve takdîsle seslerini yükseltirler. (Onların bu yüksek sesle tesbîhini önce) Me’vâ Cenneti duyar. Sonra Naîm Cenneti, sonra Adn Cenneti, sonra Firdevs Cenneti duyar. Arşu’r-Rahmân da işitince, Arş, bu ümmete lüt-fûndan dolayı, şükrederek tesbîh ve tehlîlle âlemlerin Rabbini yüksek sesle senaya başlar. Allah Teâlâ en iyi bildiği halde sorar:
    «-Ey Arşım, sesini niçin yükselttin?» Arş şöyle der:
    «-Allah’ım, bana ulaştığına göre, dün gece ümmet-i Muham-med’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sâlihlerini bağışlamışsın, zayıflarına şefaatçi kılmışsın…»
    Allah Teâlâ:
    «-Doğru söyledin, ey Arşım!.. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için, nezdimde öyle ikramlar vardır ki, onları hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş, hiçbir beşerin kalbine doğmamıştır.» buyurur.” (Gunye 2/14)
    “Denilmiştir ki:
    Kadir gecesi, Cebrail -aleyhisselâm- insanlardan hiçbir kimseyi ayırmaksızın, herkese selâm verir ve onlarla musâfaha eder. Bunun alâmeti ise, insanın teninin ürpermesi, kalbinin yumuşaması, gözlerinin yaşarmasıdır.”
    Bu cümleden olarak, rivayet edilmiştir ki:
    Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için çok üzülmüştü. Allah Teâlâ:
    -Yâ Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, üzülme!.. Ümmetine peygamberlerin derecelerini vermeden onları dünyadan almam. Şöyle ki, Enbiyâ -aleyhimüssalât ü vesselam- hazerâtı-na Rûh ile melekler, risâlet, vahiy ve keramet inerdi. Bunun gibi, ümmetine de Kadir gecesinde benden rahmet ve selâmla melâ-ike-i kiram inerler.” (Gunye 2 /14)
    Kadir Gecesi Ramazan’ın Hangi Gecesidir?
    “Kadir gecesi, Ramazan’ın son on gününde aranmalıdır.
    En kuvvetli ihtimâl, yirmiyedinci gece olmasıdır. İmâm-ı Mâlik -ra-himehullâh-’a göre, Ramazan’ın son on gününün gecelerinde Yanmalıdır. Bu gecelerden birinin diğerlerinden farklılığı yoktur.
    İmâm-ı Şafiî -rahimehullâh-’a göre yirmibirinci gece olması ihtimâli kuvvetlidir. Bazıları ondokuzuncu gecedir, dediler. Âişe -radıyallâhu anhâ-’nın görüşü böyledir.
    Ebû Bürde el-Eslemî -radıyallâhu anh-:
    “O, yirmiüçüncü gecedir.” demiştir.
    Ebû Zerr ve Hasan -radıyallâhu anhümâ-, yirmibeşinci gecedir, demişlerdir. Hazret-i Bilâl -radıyallâhu anh-’in, Nebiyy-i Zî-şân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizden bildirdiğine göre, Kadir gecesi yirmidördüncü gecedir..
    İbn-i Abbâs ve Übeyy bin Ka’b -radıyallâhu anhümâ-:
    “Kadir gecesi, yirmiyedinci gecedir.” demişlerdir. En kuvvetli delil, yirmiyedinci gece olmasıdır. En doğrusunu Allah -celle ce-lâlühû- bilir.
    Ahmed bin Hanbel -rahimehullâh-, İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ-’nın şöyle dediğini anlatmıştır:
    “Ashâb-ı Kiram -radıyallâhu anhüm-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e, Kadir gecesini, Ramazan’ın son on gecesinde gördüklerini devamlı olarak anlatırlardı. Bunun üzerine, Nebiyy-i Zîşân -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
    “Sizin bu görüşünüz, mütevâtir oldu. O, Ramazan ayının, son onunun yedinci gecesindedir. (27. gece) Bir kimse, Kadir gecesini aramak isterse onu Ramazan’ın son onunun yedincisinde arasın!…”
    Keza, İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-’nın, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’e şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    “Ben Kadir gecesini tek gecelerde aradım. Ancak, yediden başka günlerde görmedim…” (Gunye 2 /11)
    “Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin bu konuda muhtelif hadisleri vardır. Yirmiyedisinde, son on gününün teklerinde, son yedisinde, yirmiüçüncü gecesinde, son onda aranması ile ilgili olanları bunlardan bir kısmıdır:
    “Kadir gecesini, Ramazan’ın son yedisinde arayın.” (Müslim,
    Ebû Dâvud).
    “Kadir gecesini arayın. Kim onu arayacaksa (Ramazan ayının) yirmiyedisinde arasın.” (imâm Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i).
    “Kadir gecesini, Ramazan’ın son on (gününün) tekinde arayın.” (imâm Ahmed, Tirmîzî, Beyhakî).
    “Kadir gecesini, yirmiüçüncü gecede arayın.” (Taberânî).
    “Kadir gecesini, (Ramazan’ın) son on gün(ün)de, yâhud son yedi gün(ün)de arayın.” (Mûslîm).
    “içinizden bazı insanların, rüyasında Kadir gecesi ilk yedide gösterildi. Yine sizden bazı kimselere de, son yedide gösterildi.
    SİZ onu son onda arayın!..” (Buhârî). (Kur’ân-ı Hakîm Meâl-i Kerîm, Kadr Sûresi dipnotları)
    Görülüyor ki, Kadir gecesinin zamanı kat’î bir surette tâyin ve tasrîh edilmemiştir. Şu yazdığımız ve bir çoğunu da yazmadığımız hadislerden bir kısmı, Onun son on günün teklerinde, bir kısmı çiftlerinde, bir kısmı orta on günde, bir kısmı da bütün Ra-mazan’da aranmasını emretmektedir. İbn Melek, bu ihtilâfları şöyle telîf etmiştir:
    “Kadir gecesi, muayyen bir gece değildir. Bir sene tek gecede, bir sene çift gecede olmak üzere seyr ve intikâl eder. Bu bâbda sâdır olan hadîsler, vakitleri itibariyledir.” Kadı İyâz da böyle demiştir.
    İmâm Şafiî -rahimehullâh-’den rivayet edildiğine göre, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve seliem- Efendimiz kendisine vâkî suâllere göre cevap vermiştir.
    -Bu gece arayalım mı? diyenlere;
    -O gecede de arayın! buyurmuş; bu suretle gecelerin ibâdetle ihya edilmesini teşvîk buyurmuştur.
    Şu muhakkaktır ki, Kur’ân’m (el-Bakara sûresinin 185. âyeti mucibince) Ramazan ayında inzal buyuruiduğu, Kadir gecesinin de Kur’an’ın indirildiği gecede vâki olduğu beyân buyurulmasına nazaran, o gecenin ancak, o mübarek ayın herhangi bir gecesine tesadüf edeceğinde şüphe yoktur. Allâhü a’lem..” (Kur’ân-ı
    Hakîm Meâl-i Kerim, Kadr Suresi dipnotları)
    Bu konuda söylenecek son söz, son on geceyi dolu dolu geçirmeyi tavsiye olacaktır. Nitekim, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve seliem- öyle yapmıştır:
    Âişe -radıyallâhu anhâ- validemiz şöyle anlatmaktadır:
    “(Ramazanın son) onu girince, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve seliem- îzârmı sağlamca bağlar, gecesini (ibâdetle) ihya eder, aile efradını da (ibâdet için) uyandırırdı.”
    (Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, Kitâb-ü Salâti’t- Teravih 4 /1875)
    Kadir Gecesinin Belirtileri
    Kadir gecesinin belirtileri şunlardır: «O gece açık ve hoş; yumuşak, ne sıcak, ne de soğuk olmayan bir gecedir.»
    Denilmiştir ki: «O gecede köpek havlaması duyulmaz. Kadir gecesinin sabahı, güneş doğduğunda şuasız (gözü kamaştırmayan donuk) bir tepsi gibidir.
    Gönül erbabına, velîlere, müminler arasından Allah Te-âlâ’nın murad ettiği tâat ehline o gece hayret verici pek çok şeyler ihsan edilir. Bunlar, o zâtların hallerine, kısmetlerine, azîz ve celîl olan Allah’a yakınlık derecelerine göre farklı farklı tecellî eder.” (Gunye 2/14)
    Kadir Gecesinin Gizli Tutulmasındaki Hikmet Nedir?
    “Birisi şayet şöyle derse:
    «-Niçin Allah Teâlâ, kullarına Cum’a gecesini açıkça bildirdiği halde, Kadir gecesini kesin ve kat’î olarak bildirmedi?.. Aralarında ne fark var ki?» Ona şöyle cevap verilebilir:
    (İnsanlar) o gece yaptıkları amellere güvenip: «Biz bin aydan daha hayırlı bir geceyi ibâdetle geçirdik. Allah Teâlâ bizi bağışladı. Allah nezdinde dereceler ve Cennetler kazandık.» derler ve artık hiçbir ibâdet yapmaya lüzum görmezler. O gece yaptıklarına dayanıp, güvenirler. Ümîd ağır basar, helak olurlar.
    Nitekim, ömürlerinin ne zaman sona ereceği de kullara bildirilmemiştir. Tâ ki, ömrü uzun olan: “Şehevi arzularımı tatmîn ederim, dünyâ nimet ve lezzetlerinden tadabildiğim kadarını tadarım. (Yani, hayatımı hiçbir ölçü tanımadan yaşarım.) Ömrümün sonuna doğru da tevbe eder ve Rabbime ibâdetle meşgul olurum. Böylece tevbekâr ve sâlih bir kimse olarak ölürüm.” dememesi için, ömrün ne zaman biteceği bildirilmemiştir. Bu suretle kul, dâima ölümden korku ve çekinme hali üzere olsun. Yaptığı işleri iyi yapsın, tevbeye ve sâlih amel işlemeye devam etsin. Böylece ölüm, iyi hal üzereyken gelsin. Bu meyânda, dünyâ hayatında bir kısım lezzet ve şehevî arzuları helâl yoldan kendilerine ulaşır. Allah’ın rahmetiyle, âhirette azâbdan kurtulmuş olurlar.
    Denilmiştir ki:
    “Allah Teâlâ beş şeyi, beş şeyde gizlemiştir:
    Birincisi: Allah Teâlâ rızâsını taatlarda gizlemiştir.
    İkincisi: Gazabını ma’siyetlerde gizlemiştir.
    Üçüncüsü: Orta namazını, diğer namazlar arasında gizlemiştir.
    Dördüncüsü: Velî kulunu halk arasında gizlemiştir.
    Beşincisi: Kadir gecesini Ramazan ayında gizlemiştir.” (Gunye 2/13)

    Kadir Gecesini Nasıl İhyâ Edelim?
    Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyuruyorlar:
    “Kim Kadir gecesinde -(sevabına) inanarak, ihlâs ile- kâim olursa (o geceyi ibâdetle ihya ederse) geçmiş günahları yarlığa-nır.” (Kütüb-ü Sitte)
    Kadir gecesi, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı bir gecedir.
    “Belirtilen mübarek gecelerde (Kadir gecesinde), ümmet için kılınacak özei bir namaz nasslarda bulunmamakla birlikte, bu gecelerin fazîleti ve yapılacak duaların kabul edilme ümîdinin fazla olması sebebiyle diğer gecelere göre daha iyi bir şekilde bunların ihya edilmesi gerekir. Özellikle kaza namazı kılma, gece namazını arttırma, Kur’ân-ı Kerîm okuma, tesbîh, zikir ve dua ile bu geceleri ihya etmelidir. Diğer yandan (diğer mübarek gecelerin) gündüzlerini oruçla geçirmek, hakkı bulunan kimselerle helâllaşmak, yoksulları gözetmek, hayır hasenat yapmak da bu günleri en güzel ihya şeklidir. Bu gecelerde nafile namazın en az iki rekat olmak üzere, istenildiği kadar kılınması büyük ecir kazandırır.
    Hazret-i Âişe -radıyallâhü anhâ- validemizin:
    -Ey Allah’ın Resulü! Bir gecenin Kadir gecesi olduğunu an-larsam, nasıl duâ edeyim? sorusuna karşılık, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin şu şekilde duâ etmesini tavsiye ettiği bildirilmiştir:
    “Allâhümme inneke afüvvün, tuhibbül af ve fa’fü annî.”
    “Allâhım! Şüphesiz sen affedicisin, afvı seversin. Beni afv et!”
    Bu duaya mübarek gecelerde (özellikle Kadir gecesinde) çokça devam etmelidir, (islâm ilmihali, Hamdi Döndüren s: 358)
    Ramazan’ın son on gecesinde Kadir gecesini bulup, ihya etme ümîd ve arayışıyla ibâdet, duâ ve niyazlarımızı arttırmamız ne güzel olur.

    Mağfiret İklimi
    Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ü senalar olsun ki, Ramazan-ı Şerîf’in mağfiret iklîmi, mü’minleri bir rahmet bulutu gibi gölgesi altına aldı..
    Ramazan-ı Şerîf ki, islâm’ın dört şartının heyecanla yaşan-d|ğı mübarek bir aydır. Ruhu incelterek derinleştiren Ramazan-ı Şerîf, “refes”, “fısk” ve “cidâl”in yasaklandığı hassas hac ibâdetine ruhen bir hazırlıktır.
    Hiç şüphesiz ki Ramazan-ı Şerîf’in bütün günleri birer fırsat demleridir. O, baştan sona feyiz semâsının bereket yağmurudur. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyururlar:
    “Ramazan-ı Şerîf’in evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâd olmaktır…”
    Ramazan-ı Şerîf, gönüllerde feyz ü bereketin taştığı, rûhânî bahar yeşilliklerinin açtığı bir mevsimdir. Kurumuş îmân sîneleri, amel-i sâlihle tazelenecek, solmuş sararmış kalbler, takva ile be-zenecek ve rûhânîleşecektir. Bu ay, baştan sona bir ganimet ve kazanç fırsatı olacaktır.
    Ancak bu fırsatı değerlendiremeyenlerin ne büyük bir hüsranda olacağını şu hadîs-i şerîf şöyle sergiler:
    Kâ’b bin Ucre’den:
    Rasûlullâh -aleyhisselâm-, bizden, minbere yakın oturmamızı isteyince, minberin tam önünde topluca oturduk. Bir basamak çıktı: «Âmîn!» dedi. Bir basamak daha çıktı. Yine «Âmîn!» dedi. Bir basamak daha çıktı. Yine «Âmîn!» dedi. Minberden indiğinde:
    “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bugün biz, sizden daha önce işitmediğimiz yeni bir şey işittik.” dedik.
    Bunun üzerine buyurdu ki:
    “-Minberde iken Cebrail geldi. Bana birinci basamakta iken:
    «-Ramazan-ı Şerîf’e erişip de bağışlanmayana lanet olsun!» dedi.
    Ben de: «Âmîni» dedim.
    İkinci basamağa çıktığımda:
    «- Yanında senin adın söylendiği halde sana salât ve selâm getirmeyene lanet olsun!» dedi.
    Ben de: «Amîn!» dedim.
    Sonra üçüncü basamağa çıktığımda:
    «-Ana babasının yaşlılığına erişip de veya bir tekinin ihtiyarlığını görüp de, cenneti kazanamayan kişiye lanet olsun!» dedi.
    Ben de: «Âmîn!» dedim.” (Hâkim, Tirmizî)
    Bu hadîs-i şerîfde bu kadar rahmeti bol olan bir ayda ibâdete, kulluğa, salevât-ı şerîfeye ve ana-baba hakkına karşı bîgâne kalmanın hazîn akıbeti ifâde edilir.
    Bu mübarek günlerin değerlendirilmesi hususunda îfâ edilen ibâdetlerin başında yoksul, yetîm, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi de gelir ki, yüreklerin böyle kimselere uzanması, onlarla bir gönül beraberliği yaşanması ve onlara sıcak bir kucak olunabilmesi, Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiy-yenin kapılarını aralar. Azabın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.
    Hadîs-i şerîflerde buyurulur:
    “Sadaka, şerrin yetmiş kapısını kapatır.”
    “Sadaka, Allah’ın gazabını söndürür.”
    Lokman Hakîm oğluna:
    “-Evlâdım! Bilerek veya bilmeyerek bir günâh işlediğinde, hemen tevbe edip tasaddukta bulun!” derdi.
    Husûsiyle Ramazan-ı Şerîfde verilen sadakaların ehemmiyeti şöyle beyân edilmiştir:
    Bir adam Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e gelerek:
    “-Yâ Rasûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” diye sordu.
    Allah Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
    “-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…” (Tirmizî) buyurdular.
    Hakk dostları, infâk edenlerin sıfatlarını şöyle ifâde ederler:
    Şerîat ehlinin infâkı, mallardan; hakikat ehlinin infâkı, mallara ilâveten rûhâniyetlerindendir.
    Ariflerin infâkı, gönüllerinden olur. Çünkü onlar, ilâhî huzurdan geri duramazlar. Âşıkların infâkı, ruhlarından olur. Çünkü onların ruhları kazâ-yı ilâhiyye tecellîsine rızâ halindedir. Zenginlerin infâkı, malın keseden çıkmasıdır. Dervişlerin infâkı, gönülden ağyar ve mâsivânın çıkmasıdır.
    Âbidlerin infâkı, nefislerinden olur. Onlarda nefislerini kulluk ve hizmetten esirgemezler.
    Gönlü ganî olan zenginler, infâk ederken mallarını muhtaçtan kıskanmazlar.
    Bütün kimsesiz ve yoksullar, şükreden cömert zenginlerin varlığı ile mes’ûd ve zengindirler. Nisan bulutu, üzerinden geçtiği topraklara nasıl rahmet ve bereket yağdırır ise; cömert ve merhametli kullar da, aynı şekilde Allah’ın muhtaç ve garîbe olan rahmetine vesîle olur.
    İnfâk eden, ne kadar severek, candan ve bir zevk-i bediî içinde verirse, alana da o kadar bereket olur. Böyle bir alışveriş, verene de alana da huzur kaynağıdır. Çünkü verenin ruhî derinliği, alana akseder. Âyette buyurulan “ticâreten len-tebûr” meydana gelir.
    Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
    “El-Fakru fahrî; Yoksulluk, benim iftihârımdır!..” buyurur.
    Bu hadîs-i şerîf, bir hikmet levhasıdır. Dünyâ zenginliğine karşı gönül zenginliğini tercîh eden bu görüş, kanâati emreder. Bu ifâde, sâlih yoksullardaki fazîleti idrâk edebilmek içindir.
    Âyet-i kerîmede “mahrum” diye belirtilenler, yâni iffeti dolayısıyla isteyemeyenler, kanâat, rûh hazînesi ve zenginliği ile mücehhez bulunan kimselerdir. Kanâat ne güzel bir hazînedir.
    Hazret-i Mevlânâ buyurur:
    “Sehâvet ehli olan kimseye yakışan, fakire ihsandır. Âşıklara seza olan, cânân yoluna fedâ-yı candır.”
    infâka nümûne olması için Allâme bin Kayyım, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz’in intaktaki gönül zenginliğini şöyle ifâde eder:
    Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme hususunda hiçbir insana benzemezdi. Allah’ın kendisine verdiği malları biriktirmez, bir köşede tutmazdı. Bir kimse, kendisinden bir şey istediğinde az veya çok mutlaka verirdi. O’nun sadaka verişi, fakirlikten korkmazcasma bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.
    Hazret-i Câbir’den naklen Tefsîr-i Hâzin’de deniliyor ki:
    “Küçük bir çocuk Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in huzuruna geldi. Annesinin bir gömlek istediğini arzetti. O sırada Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in, sırtındakin-den başka gömleği yoktu. Çocuğa başka bir zaman gelmesini söyledi. Çocuk gitti. Tekrar gelip, annesinin Hazret-i Peygarm-ber’in sırtındaki gömleği istediğini söyledi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Hücre-i Seâdet’e girdi, sırtındaki gömleği çıkarıp çocuğa uzattı.
    O esnada Bilâl -radıyallâhü anh- da, namaz vakti girmiş olduğundan ezân-ı Muhammedi’yi okumaya başladı. Fakat Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, sırtına alacak bir şey bulamadığı için cemâate çıkamadı. Ashâbdan bazıları, merak edip Hücre-i Seâdet’e girdiler; Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’i gömleksiz olarak buldular. Bu hâl, onları derin derin düşündürdü.
    «Beşinci halîfe» unvanını alan Ömer bin Abdülazîz şöyle buyururdu:
    “Namaz, seni yolun ortasına kadar götürür. Oruç, Pâdişâh’in kapısını açar. Sadaka da, Pâdişâh’in huzuruna sokar.”
    Ubeyd bin Umeyr’den:
    “İnsanlar son derece aç, susuz ve çıplak olarak haşrolunur-lar. Onlardan hangisi dünyâdayken Allah için yedirmişse, Allah da onu o günde doyurur. Allah için dünyâda içirene Allah orada içirir. Nihayet Allah için giydireni de Allah orada giydirir.”
    Hadîs-i şerîfde buyurulur:
    “İnfâk et ey insanoğlu, ki sana da intak edilsin!” (Buhârî, Müslim)
    İnfâkın hakîkatini Mevlânâ Hazretleri, şu misâl ile ne güzel îzâh eder:
    “Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez; hayırlarda bulunmak, malı kaybolmaktan, zayi olmaktan korur!”
    “Verdiğin zekât, kesene bekçilik yapar, onu korur. Kıldığın namaz da sana çobanlık eder, seni kötülüklerden, kurtlardan kurtarır. “
    “Ekin ekenin ambarı boşalır, lâkin hasad vakti gelince, saçtığı tohumlara karşılık kaç mislini geri alır! Boşalttığı bir ambara mukabil kaç ambar dolusunu iade alır!..”
    “Fakat buğday ekilmez, yerinde kullanılmaz da ambarda saklanırsa, bitlere, küçük kurtlara, farelere yem olur. Bunlar, onu tamamıyle mahvederler.”
    Allah Teâlâ buyurur:
    “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk edin!” (ei-
    Münâfikûn, 10)
    “(Ey Rasûlüm!) Altın ve gümüşü biriktirerek saklayıp onları Allah yolunda harcamayan kimseleri acıklı bir azâb ile
    müjdele!..” (et-Tevbe, 34)
    Zekât ve infâk, Allah için bir ibâdet olduğundan dolayı, verilenlerin doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’a verildiğini bilmelidir. Hadîs-i şerîfde buyurulur:
    “Sadakalar, önce Allah’ın lütuf eline, oradan da muhtacın eline geçer…”
    Mü’min, zekât ve sadakayı hakîkatte Allah’ın eline verir, muhtaç da bunu almakta Allah Teâlâ’nın vekîli olursa, verilenler, bir edeb ve teşekkür içinde muhtaca takdîm edilmiş olur.
    Âyet-i kerîmede bu ibâdetin ehemmiyetini tebarüz ettirmek için mecazen: “Sadakaları Allah alır.” (et-Tevbe, 104) buyurulmak-tadır.
    Sadaka verirken dikkat edilmesi gereken edeb, çok mühimdir. Sadakadaki edebin, Kur’ânî ifâdesi şöyledir:
    “Ey îmân edenler! Allah’a ve âhıret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın! (Sadakalarınızı imha etmeyin!)” (e!-Bakara, 264)
    Allah dostları, zekât ve sadaka verirken minnet ve başa kakmak endişesinden kurtulmak için muhtacın önünde ayağa kalkıp tevazu göstererek takdîm etmişlerdir.
    Süleyman -aleyhisselâm-, Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiği dünyâ saltanatına bir meyil göstermeyip, bu saltanatı, kalbinin dışında taşımıştır. O, sık sık fakîrlerin yanına gider, onlarla oturmakdan haz alırdı:
    “Miskin, miskinlere yakışır!” derdi.
    Böylece, dünyâ saltanatı içinde tevâzûun en güzel hâlini yaşardı.
    Âyet-i kerîmede buyurulan:
    “Ey insanlar! Hepiniz fakîrsiniz. Zengin olan ancak Al-lâh’dır.” hakîkatinin idrâki içindeydi.
    Birgün gafilin biri, zengin gönüllü fakîrlerle bir arada olmaktan hoşlanan, onlarla hem-hâl olan Süleyman -aleyhisselâm-’a şöyle dedi:
    “-Niçin böyle fakîr ve miskinlerle oturur, yer-içersin?”
    Süleyman -aleyhisselâm- da cevaben:
    “-Çünkü ben yalnız gönülleri zengin olanları severim.”
    İçinde yalnız hava bulunan ağzı kapalı bir testi, suyun üstünde batmadan mesafeler alır.
    Kalbi Allah -cellle celâlühû- aşkı ile dolu, aynı zamanda ağzı bütün nefs ve dünyâ azgınlıklarına kapalı mü’min de, dünyâ ummânında batmayarak nice yüce menzillere ulaşır.
    Gönlü cömertlik, merhamet, tevâzû ve muhabbet duyguları ile dolu bir mü’min, dünyâya aldanmayıp cân âleminde seyreder.
    Dünyâya âid olanca nîmetler, onların gönül gözünde hiçtir. Arzu ederler ki, gönülleri marifet ve ilâhî aşkla dolsun ki, o ilâhî muhabbet semâlarına kanatlanmak kolay olsun!
    Bu mübarek mağfiret ve gufran ayında ihtimam göstereceğimiz diğer bir husus ise Kadir Gecesi’ni ihyadır.
    Kadir Gecesi, Rabbin, ümmet-i Muhammed’e sonsuz merhametinden saçtığı müstesna bir lütuf gecesidir. Bu gece, nice manevî hazîneler bahsedilmektedir. Bu gecenin ihtişam ve azametine binâen hakkında müstakil bir sûre nazil olmuştur.
    Kadir Gecesi, Kur’ân-ı Kerîm’in kendisinde indirilmesiyle nûrlanmış, Cebrâîl ve diğer meleklerin iştiraki ile mânevîleştiril-miştir. Mü’minlere görülmez nûrânîler tarafından selâm verilen bu gece; feyz ve bereket dolu bir lütuf, Rabbin kullarına bir merhamet gecesi ve Ramazan ayının bir bahar faslıdır.
    Kadir Gecesi, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sel-lem-’den gelen mâneviyyât dolu afv ve gufran yadigârı olan bir gecedir.
    Hadîs-i şerîfde:
    “Kadir gecesini, fazilet ve kudsiyyetine inanarak, sevabını yalnız Allâh’dan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiş günâhları bağışlanır.” (Bu hârî, Müslim) buyurulmaktadır.
    Bizi Kadir Gecesi’nin hakikatine; ancak dünyâ gayeleri ile karıştırılmayan; riya, gösteriş, ücub gibi bulaşıklıklarla kirlenmeyen ve ihlâsla îfâ edilen bir oruç, namaz, zekât ve emsali kulluk vazîfeleriyle nail olunur. Bu rûhâniyet ile Ramazan mektebini bi-tirirsek, işte o zaman gerçek bayram şehâdetnâmesini almak na-sîb olur.
    Bayramın yaşanmasına gelince, bu, dost ve akraba rabıtalarını güçlendirerek gönlümüzün, yoksul, garîb, kimsesiz, yetîm, dul, yorgun ve bîtâb gönüllere uzanması ile olacaktır. Dostlarına, yakınlarına, muzdariplere ve bir kenarda kalmış kardeşine sırt dönenler için bayram sürûru ve hazzı düşünülemez.
    Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, “kırık kalbler”e hassasiyetle davranmak gerektiğini beyitlerinde şöyle ifâde eder:
    “Harâb gönül, Hakk’ın nazargâhıdır. Hakk’ın teşrif ettiği yerdir, Hakk’ın defineleri harâb gönüldedir. Harabelerde pek çok defineler gömülüdür. Gönlü yaratan ne yüce ve ne güçlüdür.”
    Bilmeliyiz ki bayram, bir tatil veya ferdî bir neş’e vesilesi değil, umûmî bir muhabbet, şefkat ve merhametin ve insanî duyguların içtimaî parıltıları olmalıdır.
    Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtıralarla dolu mübarek bir gün olmalıdır.
    Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürür günüdür. Onların hepsinin memnun olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu itibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muavenete vesîle olan bir gündür.
    Ramazan-ı Şerîf ve bayramlar, ölüm ötesindeki neş’eli günlere bir rahmet meş’alesidir.
    Ancak nefsin sultasında yaşanan ve güce râm olunan bir dünyâda garîbi mütebessim kılacak, muzdaribi sevindirecek hakîkî bayram acaba hangi hamleye muhtaçtır?
    Acaba bu bayram, yurdundan tard edilmiş Kosovalı mazluma, bir pirinç tanesine muhtaç olan ve çocuğuna süt veremeyen Afrikalı anneye, kenarda kalmış yetîm ve garîbe gönlümüz ne kadar uzanabilecek?
    Bu bayramda gösterdiğimiz merhamet ve hizmet tezâhürle-riyle gönüllerimizi mizan ederek bulunduğumuz noktayı tesbit ile nefislerimizi ne nisbette muhasebe edebileceğiz?
    Bayram, ne güzel bir dünyâ cennetidir, kendisini muz-dariplerin tebessümüyle gülşene çevirebilenlere!
    Ne güzel bayramdır, bütün rûhânî tezahürlerine ma’kes olarak ümmeti kucaklayabilen mü’min gönüllere!..
    Bizler, birgün şu fânî lezzetler ellerinden alınacak olan hakî-kat yolcularıyız.
    Feyizli gönüller, gelip geçmekte olan şu rûhânî günlerin hasretini çekecektir. Bu mağfiret ve cehennemden âzâd olma günlerinden ayrılış, muttakîlere veda gözyaşı döktürecektir. Rabbimiz bayram günlerini, ancak sabır ve nîmetlerin kadrini bilip yapılan amel-i sâlihler ve verilen infâklar mukabilinde bir mükâfat olarak ikram edecektir.
    Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyamet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!
    Amîn! (Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Ocak 1999) O ÎS/I

     
Üç Aylardan Biri Olan Ramazan Ayının Faziletleri konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Ramazan ayının fazileti

    Ramazan ayının fazileti

    3082 - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir,...
  2. Üç Ayların Fazileti

    Üç Ayların Fazileti

    üç aylar, nelerdir, recep ayı, şaban ayı, ramazan ayı,neler yapılır, duaları, faziletleri, hakkında detaylı bilgiler arkadaşlar Yarın mübarek üç aylara giriyoruz melekler...Üç ayların faziletleri ile ilgili bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz Receb ayı Dört kıymetli aydan biridir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on...
  3. Üç Aylardan Şaban Ayının Faziletleri

    Üç Aylardan Şaban Ayının Faziletleri

    bu konu Şaban ayının faziletleri hakkın da genel bilgilere yer vermektedir. Biz müslümanlar olarak çok hayırlı olan üç ayların ikincisi Şaban ayının faziletleri hakkında bilgi sahibi olmak isteyen üyelerimiz ve ziyaretçilerimiz için genel bilgileri paylaşıyoruz. * Mübarek üç ayların ikincisidir. “Allâhümme bârik lenâ fî Şaban ve belliğnâ Ramazan” duasını her gün en az bir defa okumalı. *...
  4. Üç Ayların İlki Recep Ayının Faziletleri

    Üç Ayların İlki Recep Ayının Faziletleri

    bu konu Recep ayının faziletleri hakkında dini bilgilere yer vermektedir. Üç ayların birincisi olan Recep ayının faziletleri hakkın da bilgi sahibi olmak isteyen üyelerimiz ve ziyaretçilerimiz için genel dini bilgileri sizlerle paylaşıyoruz. “Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban. Ve belliğnâ Ramazan.”duası her gün en az bir defa okunmalı. * Bu ayda yapılacak her hayırlı işin sevabı kat...
  5. Mübarek üç ayların fazileti nedir?

    Mübarek üç ayların fazileti nedir?

    Cenâb-ı Hakk (c.c.) biz mü’minler için rahmeti, feyiz ve bereketi bol olan günler ve aylar halketmiştir. Nasıl ki haftanın günleri arasında Cuma günü faziletli bir gün ise, “üç aylar” olarak bilinen Receb, Şaban ve Ramazan ayları da fazileti büyük, feyiz ve bereketi bol, mübarek aylardır. Zira Receb ayı girince;Peygamberimiz (s.a.v.): “Allahım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl! Bizi Ramazan’a...

Sayfayı Paylaş