gebe
  1. Angel_tears

    Angel_tears Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    25 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    1.794
    Beğenilen Mesajlar:
    11
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul

    Unutanın Yazgısıdır Unutulmak!

    Konu, 'Kişisel Gelişim' kısmında Angel_tears tarafından paylaşıldı.

    'Nefret' ve 'münaferet' karşılığında kullandığımız “itiş kakış”ın, özü gereği bir çokluk içerdiği açık. Çünkü her işteşlik (müşareket) hâli 'ortaklık' ve dolayısıyla 'çokluk' gerektirir; yani en az 'iki' tarafa ihtiyaç duyar. “İtiş kakış”ı topluma ilişkin görmek, her defasında toplumsal bir durum olarak tanımlamak neredeyse âdet olmuştur. Bu yüzdendir ki bir otobüse binmek için çırpınan kalabalığın birbirini itip kakmasında olduğu gibi tasavvur ederiz hep itiş kakışı.

    Uyumsuzluk... uygunsuzluk... sevgiden, hoşgörüden yoksunluk... kabalık... tamıtamına bir hoyratlık... Hepsi de nefret ve münaferetin (hatta teneffür ve tenafürün) kaçınılmaz neticeleri. Düşmanlık, çünkü sevgisizlik.

    'Nefret' denilince, iğrenme ve tiksinmenin akla gelişi, sözcükte saklı 'kaçınma' ve 'ürkme' mânâlarıyla alâkalı. Bir şeyden istikrah etme, o şeyi kerih bulma (iğrenip tiksinme), kişinin sadece o şeyden uzaklaştığını değil, uzaklaşmasının sebebini de gösterir: hoşlanmadığını...

    İğrenip tiksinen, iğrenip tiksindiğinden ürküp kaçar. Uzaklaşan ve dolayısıyla edilgen durumda olan tiksinenin kendisidir. Oysa 'itmek' (nefret), uzaklaşmaktan çok uzaklaştırmak; kaçmaktan çok kaçırmak gibi anlaşılır.

    İten uzaklaşan değil, uzaklaştırandır. “İtiş kakış” ise, ne ilginçtir ki, edilgen anlamıyla 'uzaklaşma'yı, uzaklaşma isteğini dışarıda bırakırken, hem uzaklaştırma'yı, hem de uzaklaştırılma'yı içerir. İtiş kakışta hem itilen, hem itendir kişi. Çekilen değil. Bu nedenle nefret, cahil takımına bir güç gibi gelir; itenin, kakanın, uzaklaştıranın güçlü olduğu sanılır. Oysa gerçek hiç de böyle değildir. İten itilir, kakan kakılır, uzaklaştırmak isteyen uzaklaştırılır. Unutanın yazgısıdır unutulmak. Terkedeninse terkedilmek.

    Nefret, öfke gücünün (kuvve-i gazabiye'nin) eseri. Bir ifrat hâli. İtidalden ayrılış. Fazilet değil bu yüzden, rezilet. İyi değil kötü. Bir tür zayıflık. Bir tür ölçüsüzlük. Çünkü sevgisizlik. Sevgiden yoksunluk.

    Biz bu nefreti, bu itiş kakışı, bu yoksunluğu “toplumsal ilişkiler” bağlamında ele almayı hatalı değil, gereksiz görüyoruz.

    Gereksiz, çünkü bu ele alış teşebbüsleri, her defasında insanı, insan nefsini, insanın kendisinde olup biteni ıskalıyor; insanın kendisini tanımasının önüne sed çekiyor; kaybedileni kaybedende aramayı ihmal ediyor; insanın başkalarından önce kendisiyle itişip kakıştığını görmemize mâni oluyor.

    İnsanı tanımalı, insanımızı hayvanımıza ezdirmemeliyiz. İten de, itilen de insandır en nihayet; başkalarını itmeden, başkalarınca itilmeden evvel tüm hoyratlığıyla kendisini iten, kendisince itilen...

    İtiş kakışı niçin kuyruk sıralarında arayalım ki? Niçin başkası'nı insanın dışında bulmayı deneyelim ki?

    Kendisini bulmaktan değil, aramaktan bile nefret eden yine insan'ın kendisi. Evet, kendisine başkalaşan, yabancılaşan, kendisiyle itişip kakışan, itişe kakışa kendisiyle arasındaki mesafeyi açarak yaşamı yaşanmaz hâle getiren de yine o!

    Muhabbet (sevgi), gerçekte, birleşmek demek; insanın kendi kendisiyle birleşmesi, ikiliği ortadan kaldırıp zatındaki birliği bulması demek. Öfke nefrete, nefretse kin ve intikama dönüşünce, kişinin zatına hoşça bakması, kendi başını yine kendinin okşaması nasıl mümkün olabilir? İki ben'le nasıl yaşar insan? İçi başka, dışı başkayken, kişi, bu iki benin itişip kakışmasına nasıl mâni olabilir? Kendi hayvanının yine kendi insanı üzerinde tepinip durmasını nasıl engelleyebilir? Mâni olamıyor ve/veya engelleyemiyorsa, bu “başkaların” sayıca artmasından nasıl kaçınabilir?

    Kaçınamaz! Bu nedenledir ki toplumsal şiddet, hergün görüp durduğumuz ürkütücü itişip kakışmalar, son tahlilde, yine insana dönmemizi gerektiriyor.

    İnsan, yeniden insan'a dönmek zorunda. Bakışını dışına değil, içine çevirmek; insanlığını kendi özünden türetmek, birliği dışarıda değil, kendinde bulmak, kendini sevmek zorunda. Çünkü insan, ne yapıp edip bir an evvel İnsan olmak zorunda.

    Alemde herşey zıddıyla kaim.

    Zorunluluk da buradan türüyor; zira bu âlemde zıddı olmayan, bir tek insan!



     
  2. zuzu65

    zuzu65 Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    21 Nisan 2008
    Mesajlar:
    2.976
    Beğenilen Mesajlar:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Unutanın Yazgısıdır Unutulmak!
    Kendisini bulmaktan değil, aramaktan bile nefret eden yine insan'ın kendisi. Evet, kendisine başkalaşan, yabancılaşan, kendisiyle itişip kakışan, itişe kakışa kendisiyle arasındaki mesafeyi açarak yaşamı yaşanmaz hâle getiren de yine o!
     
  3. Angel_tears

    Angel_tears Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    25 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    1.794
    Beğenilen Mesajlar:
    11
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Unutanın Yazgısıdır Unutulmak!

    Bende o bölümü çok beğendim annem:hhh::hhh:
     
Unutanın Yazgısıdır Unutulmak! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Levent Yüksel - Unutama Beni

    Levent Yüksel - Unutama Beni

    levent yüksel unutama beni Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım Unutma beni, unutama beni Gözlerinden damlayamayan göz yaşın olayım Unutma beni, unutama beni Gölgen gibi adım adım Her solukta benim adım Ben nasıl ki unutmadım Sende unutma beni, unutama beni Bitmek bilmez kapkaranlık geceler boyunca Unutma beni, unutama beni Ayrılığın acısını kalbinde duyunca Unutma beni, unutama beni...
  2. ------Nisan Yazgısı------

    ------Nisan Yazgısı------

    ------Nisan Yazgısı------ Yağsaydı yağardı işte… Arasaydı arardı… Işık yılı uzakta olsa bile mutlaka bir sinyal gelirdi. Zamanla unutulacak düş değildi. Olmayan bir gezegende yaşanmışlık hiç değildi. İmkânsızlıklar benden uzaklaşalı yıllar olmuştu. İmkânsız hayallerim ise hiç olmamıştı. Ama yıllardır ne yağan Nisan yağmuru, ne arayan bir ses, ne de uzaklardan bir selam... Nisan yazgısı...

Sayfayı Paylaş