gebe
  1. destina_

    destina_ Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    4 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    139
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    Yorgun Erguvanlar

    Konu, 'Duygu Yüklü Yazılar' kısmında destina_ tarafından paylaşıldı.

    mukaddes erguvan [​IMG]
    Altın yaldız çerçeveli bir fotoğrafım
    Ahşap bir evin duvarında
    Bağlarbaşı'nda
    Yer yer kırılmış tahta panjurları kapalı
    Kimsesiz
    Batan güne karşı
    Eski hülyalarda unutulmuş,bir başına...
    Bakımsız bahçesinde
    Otlar arasında
    Boyunları bükük
    Yorgun erguvanlar... uykuda...

    Uzaktan seyrederken
    Harap bahçesini ben
    İşte...
    Çıkageliyor yıllar ötesinden
    İnerek ağır ağır bahçe merdivenlerinden
    Derin bir kuyudan çekilen su berraklığında
    Sisli hayallerimin içinden
    Mukaddes teyzem...

    Elinde taşıdığı semaverde çocukluğum
    Dumanı tüten bir mutluluk
    Henüz erguvanlar gümrah açarken
    Henüz yıllar sarışınlığını ağartmamışken...

    Mavi gözlerinde Edirne işi nakışlı çeyiz sandıkları
    Sakin akan Meriç'in billur sularına...Bir akşam
    Düşen kırık bir Rumeli türküsü olmuş
    Gelin tellerinden
    Köprü üzerinden geçen kırmızı kadifeli bir faytondan...

    " Altın tasta gül kuruttum,aman Ali'm
    Yari sinemde uyuttum..."

    Sonra

    Bahçenin kuytu bir köşesinde
    Bir erguvan ağacının altında
    Anneannem
    Kırlaşmış saçlarında gümüş anılar
    Gezdirip ellerini
    Düzelterek masa örtüsünü
    Çiçek açmış bir bahar gülücüğü dudaklarında
    "Buraya koy...Abla! " derken
    Nazlı bir esinti yalayıp geçiyor bahçeyi
    Mis gibi...tertemiz bir Üsküdar kokusu dolaşıyor havada
    Sallanırken nazlı nazlı şakayıklar, ortancalar,hanımelleri
    Sıcak bir demli çay kıvamında...


    Dantel işlemeli örtünün lavanta kokusu kaplıyor
    Bahçenin her yerini
    Tarçınlı kurabiye lezzeti ağzımda
    Güllerin,şakayıkların arasından çıkıyorum
    Bırakıp Sarman'ın mırıltılarını otlarda
    Anneannemin kucağına sokuluyorum
    Başımı,kumral ,uzun örgülerimi okşuyor...
    Bardağından bir yudum çay alıp:

    "Edirne'de,Sultan Reşat'ın cülusunda
    Beş yaşındaydım ben
    Göğsüme sarı lira takmışlardı
    Miralay Beyba'mla gezerken faytonla
    Dadımız böyle kurabiyeler yapmıştı bize
    Çıkartmak istedi sarı liramı...
    vermemiş...ağlamıştım..Hatırlıyor musun abla?"

    Anlatıyor gülümseyerek
    Ben hayran bir çocuk saflığıyla dinlerken
    Yılların ötesinden geçmişi
    Dev gibi bir adam düşlüyorum
    Altın yaldızlı bir tahtta oturan
    Sırmalar,apoletler,nişanlar içinde göğsü
    Gururlu,heybetli,şatafatlı
    Sultan Mehmet Reşat
    Devlet-i Aliyye'nin güçlü padişahı...

    Oysa
    Sultan Mehmet Reşat minicik bir ihtiyar
    Sakalı,bıyıkları beyaz
    Çaresiz,güler yüzlü zarif bir dedeymiş...
    Etrafında sürüyle sırmalı,nişanlı bir yığın da çaresiz insan...
    Sene 1909...savaş yılları
    Çöküyor Osmanlı
    Çatırdıyor her yanı...
    Çok sonraları öğreniyorum ama
    Çok sonraları
    Genç bir kızın hayretle açılan gözlerinde
    Acıyla karışık kızgın bir soru...

    " Nasıl olur?"


    Anneanneme bakıyorum
    sisli gölgelerin arasından merakla
    O hüzünle gülümsüyor
    Erguvan ağaçları gülümsüyor bahçede iki sıralı
    Mukaddes teyzem gülümsüyor
    Şakayıklar,ortancalar,hanımelleri gülümsüyor
    Hazin bir gülümsemeye dönüyor o anda
    Bütün bir Üsküdar...

    Ben çocuk,bahçe çocuk,ev çocuk
    Şen şakrak bayramların neş'esinde
    Serin bir öğle sonrası erguvanlar altında
    Bağlarbaşı'nda...

    Henüz uyanmamışken iğrenç gözlü akbabalar
    Henüz kaybolmamışken
    Korkunç bir hoyratlığın ellerinde İstanbul
    Beyaz,kuğu vapurları düdükleriyle selamlarken
    Ebruli açmış erguvanlarını Boğaz'ın
    Sularında yabanıl rüzgarlar esmezken
    Hain,hırsına yenik
    Henüz Kızkulesi kendine yakışan yalnızlığında
    Gururla bakarken İstanbul'a
    Henüz cümle tepelerini,bayırlarını
    İklimine ve kültürüne yabancı
    Arsız ayrık otları bürümemişken...

    Erguvanlar henüz yorulmamışken...

    Sakin ve ağırbaşlı geçerken mavi göğünden beyaz bulutları
    Asırlardır nakış nakış işlediği gergefleri parça parça edilmemiş,
    Sakinlerine sunduğu güzellikler henüz yok edilmemişken
    Yediyüz yıldır süren kürdili hicazkar şarkısı
    Henüz dillerdeyken
    Geceleri
    Namusuyla kazanılan her kuruşun vicdan rahatlığında
    Suzinak uykularda yürekler mutlu iken...

    Uzaklardan...çok uzaklardan gelip
    Tüketen...Yıkan...Bitiren...Üreyen durmadan üreyen karıncalar
    Dolduruvermiş te her yerini
    Kimse anlayamamış...kimse görememiş...
    Eski,oymalı, üzerinde nice emek verilmiş bir ceviz sandığın
    çaresizliğiyle un ufak edilmiş...
    Anlayamadan rüyanın bittiğini
    Tanınmayan bir dünyanın satılık düzeninde
    Tükenivermiş İstanbul
    Silinmiş erguvan ve çimen kokuları
    Başka iklim,başka kültür,başka yaşayışla
    Tarçınlı kurabiye,udi şarkılarla içli muhabbetler
    Talan ve vurgun kokularına yenilmiş
    İstanbul
    Ürkmüş,geri çekilmiş,sinmiş...

    Gelenler
    İncisini almak için midyeye uzanan bir bıçak gibi
    Kabuklarını kırmış,fırlatıp atmış..

    Şimdilerde
    Masum çocukluğumun bahçeli Üsküdar evleri
    Yıkık...
    İnce ince oymaları ve sundurmalarıyla...balkonları
    Tahta kafesli ,fesleğen kokan pencereleri
    Aylı-yıldızlı,maşallah yazılı kapı üstleri
    Yıkık...
    Ortancaları,şakayıkları,hanımelleri
    Erguvanları,sümbülleri,karanfilleri
    Bir eski sevda...
    Daha
    Kavganın başladığını anlayamadan
    İstanbul
    Yenilmiş...Uykuda...

    Ve...İnsanları
    İstanbul'un o güzel insanları
    Alıp başlarını gittiler...
    Bırakarak bizi bu hoyratlığın ortasında...Kimsesiz
    Gittiler.
    O insanlar
    Şimdi gökte küme küme yıldız
    El uzattıkça tutulacak kadar yakın
    Yaklaştıkça uzaklaşan
    Ulaşıldıkça ulaşamadığımız
    Yorgun erguvanlardır ki onlar
    Bir daha...asla kendileri gibi kokmayacak olan
    O İstanbul'u yaşlı gözlerle arkalarında bırakan..

    O İstanbul ki..artık

    Kirletilmiş bakirliğini
    Çiğnenmiş gururunu
    Hare hare yıpranmışlığını
    Her geçen gün daha fazla hissederek
    Belli belirsiz atan bir yürek
    Kuruyan asırlık bir çınar
    Sessiz...Kimsesiz...
    Her uykusuz gecenin sabahında
    Hüzünlere açılan mavi gözleriyle
    Yorgun erguvanlara
    Utangaç...
    Selam yollayan.

    ...Hale Oyal...

     
Yorgun Erguvanlar konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. yorgun gözlere

    yorgun gözlere

    yorgun gözlere maske yorgun gözler için maske Yorgun gözler için: 1 avuç çayı kaynar suda yarım saat demleyip, soğutun. pamukla çaya batırıp . göz kapaklarınızın üzerinde 5 dk bekletin ve ılık suyla yıkayın
  2. Yorgun Melek

    Yorgun Melek

    slm bende araniza katilmak istiyorum umarim hos ve güzel vede erkeksiz zamanlar geciririz :clap2: ismim erva evliyim 2 cocugum var
  3. Yorgunsun bılıyorum!!!

    Yorgunsun bılıyorum!!!

    Yorgunsun, biliyorum... En az benim kadar, belki de daha çok... yorgunsun ama inatla sürükleniyorsun peşimden. Ne zaman arkama dönüp baksam, sen hep ordasın. Hep o aynı yerde... Aşkından geriye acılar kaldı Zaman dediğin sonunda senide çaldı Darmadağın edip uykularımı Yüreğimi hasretinle yakıp ta gittin Senin yaraların beni üzer, benim üzüntüm seni yaralar her defasında. Biz çare...

Sayfayı Paylaş