gebe
  1. SadmiN

    SadmiN ♥ Ölürüm Sana Mavimm ♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    29 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    15.365
    Beğenilen Mesajlar:
    960
    Ödül Puanları:
    113

    Zohan’a Bulaşma filmi melekritik

    Konu, 'MeleKritiK' kısmında SadmiN tarafından paylaşıldı.

    zohan başrol Yazıya Adam Sandler’ın iflah olmaz hayranlarına küçük bir uyarıda bulunarak başlamak istiyorum: “Büyük bir hüsrana uğramamak için, bu filmle ilgili tüm beklentilerinizi minimum seviyede tutun!”
    Dennis Dugan ve Adam Sandler’ın dördüncü birlikteliği olan Zohan'na bulaşma filminin konusu kabaca, Zohan Dvir adlı Mossad ajanının tüm hayatını geride bırakıp saç kesme tutkusu uğruna New York’a gelmesi üzerine. Konusunu kabaca özetlediğim bu filmin, kendisi içinde kullanılabilecek en uygun kelime maalesef kaba kelimesi. Konusu, karakterleri, esprileri, hatta içerdiği aşk hikayesi bile bu kelimeyi layığıyla hak ediyor.

    Aslında kaba sözcüğünü biraz genişletmek lazım. Sandler’ı yakînen tanıyanlar pek tabii bilirler ki, Sandler filmleri slapstick tarzı komediden yararlanır. Kelime anlamı olarak kaba komedinin karşılığı olan bu tarz komedi türü, fiziksel espri üzerine kurulu bir güldürü çeşididir ki Sandler’ın filmografisine baktığımızda Billy Madison, Mr. Deeds ve Happy Gilmore gibi birçok filminde bu tarzdan yararlandığını görürüz.

    [​IMG]

    Evet yararlandığını görürüz, ama sadece bu tarza sırtını dayadığını daha önce hiç görmemiştik. Zira Sandler filmleri asıl komedi gücünü slapstick tarzından değil, oyuncunun müthiş doğallığından, beklenmedik patlamalarından ve izleyiciyi kendisine hemen hapsedebilme özelliğinden alır. Ancak bu filmdeki Zohan karakterinde maalesef bunların hiçbiri yok. Aksine Zohan; top sakalı, garip saç kesimi ve itici şivesi yüzünden Sandler’ın tüm sempatikliğini yitirmesine ve izleyiciyle arasına kalın bir duvar örmesine sebep oluyor.

    Anlaşılan filmin yazarları ve yönetmeni de seyircinin karaktere yabancılaşacağını anlamış olmalılar ki, bu -kurgu oyunlarına dayalı- kaba komedi anlayışını tadında bırakmak yerine filmin hemen hemen her sahnesinde kullanmışlar. Seyirci öykünün komikliğinden ziyade iki saat boyunca sadece kurşunları dişleriyle tutabilen, tavanda yürüyen, suda balina gibi yüzen ya da yaşlılarla cinsel ilişkiye giren bir adama gülmeye zorlanıyor ve bir yerden sonra artık filmin de komedinin de suyu çıkıyor. Nerede o Anger Management, Waterboy, Click gibi filmlerindeki zeki senaryo ve dialoglarla sağlanan komedi gücü, nerde Zohan. Sırf film aksiyon içerikli diye seyircinin tüm bunları sineye çekeceğini sanıyorlar herhalde ama yanılıyorlar.

    Filmden çıkartılacak tek ders; ne kadar uzak, zor ve saçma olursa olsun insanın hayallerinin peşinden koşması gerektiği. Bu bağlamda film, elektronik dükkanlarını yaratıcılığımızı zincirleyen tüm işlerin bir sembolü olarak gösterirken; kuaför dükkanını da hayallerimizle özdeşleştiriyor. Klişe dursa da filmin elle tutulur verdiği en güzel mesaj bu. Özellikle hayallerinden uzak, elektronik dükkanında çalışan insanlar, içten ve ince bir duygusallıkla gösterilmiş.

    [​IMG]

    Son olarak filmin diğer bir mesajı da İsrail-Filistin meselesiyle ilgili. Aslında film en çok bununla ilgili bir şeyler söylemek istiyor belki de. Ama konu o kadar sığ bir şekilde ele alınmış ki, izleyen ‘bize bilmediğimiz bir şeyler söyle’ demeden edemiyor. Film, sonunda iki tarafı da melek ilan edip ‘hepimiz kardeşiz’ mesajını veriyor ve tüm bu savaşın sebebini kapitalist bir dış etkene(!) bağlıyor. Ancak finale gelene kadar da sinsice bir propoganda yapılmıyor değil tabii. Bir tarafta kahraman bir İsrailli, diğer tarafta ‘Doğulu’ yani korkulan, karikatürize edilmiş Araplar. Başka bir deyişle; ‘Superman’ Mossad ajanı, bombacı Araplara karşı.

    Kıssadan hisse, Zohan; çiğ espriler, seviyesiz şakalar ve derinliği olmayan karikatürize edilmiş karakterlerle dolu bir film. John Turturro ve Rob Schneider’ı özleyenleri bu yönde tatmin edebilir belki ama Sandler’ın seyircide yarattığı hayalkırıklığını kesinlikle gideremez.

    Hakan Bonomo



     
Zohan’a Bulaşma filmi melekritik konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Aynalar Filmi Melekritik

    Aynalar Filmi Melekritik

    aynalar filmi aynalar film filminin sonu Yine yine yeniden… Evet, yine bir yeniden çevrim uzakdoğu korku filmiyle karşı karşıyayız. Aynalar tıpkı türevleri Cevapsız Arama, Halka ve Göz gibi uzakdoğu sinemasının korku türüne kazandırdığı filmlerden biri. 2003 Güney Kore yapımı Into the Mirror’ın yeniden çevrimi olan Aynalar için, yönetmen koltuğundaki Alexandre Aja’nın yetileri sayesinde...
  2. Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi filmi melekritik

    Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi filmi melekritik

    buruclee Üçüncü Mumya filmi Ejder İmparator’un Mezarı’ndan sadece üç hafta sonra Ejderin Dirilişi’ne şahit oluyoruz. Bundan üç hafta sonra "Ejder Zombilerin İntikamı" isimli bir film vizyona girerse şaşırmayacağız. Tabii ki Ejderin Dirilişi’nin Çin’de çekilmiş olması haricinde Mumya ile pek bir alakası yok. Film, Çin’in kaos ve savaş dolu üç krallık döneminde yenilmez General...
  3. Kediler Şehri filmi melekritik

    Kediler Şehri filmi melekritik

    Kedilerle farelerin tarihin başlangıcından beri süregelen içgüdüsel kavgası, uzun yıllardır ülkeler arasında yaşanan savaşları, soykırımları ve türlü şiddet olaylarını alegorik bir anlatımla dile getirmek isteyenlere parlak fikirler aşılıyor. Bu fikirlerden en parlağı II. Dünya Savaşı’nda yaşanan Yahudi Soykırımını, Yahudileri fare, Nazileri ise kedi suretine büründürerek anlatan Art...
  4. Star Wars: Klon Savaşları Filmi Melekritik

    Star Wars: Klon Savaşları Filmi Melekritik

    kılon savaşları sıtar vors klon savaşları sıtar vors kılon oyunları star vols klon oyunu Siz beni tanımıyor olabilirsiniz. Ama ben sizin kim olduğunuzu doğduğumdan beri gayet iyi biliyorum. Hikaye bakımından son, kronoloji ve kalite bakımından ilk Yıldız Savaşları üçlemesi ile büyümüş bir genç olarak, o filmlerin benim için anlamı ölçülemez. Yıllar sonra kitlelerce dalga geçilen, odunumsu...
  5. Taş Yastık filmi melekritik

    Taş Yastık filmi melekritik

    senaristi, yönetmeni ve başrol oyuncusu Fatih Hacıosmanoğlu’nun belli ki büyük ölçüde bireysel çabalarıyla kotardığı, düşük bütçeli ve kişisel bir ilk film. Son dönemde, özellikle dijital teknolojinin sağladığı imkanlarla, birçok genç ve hevesli yönetmenin ilk filmlerini izleme şansı buluyoruz. Ve tabii, her yeni çabayı desteklemenin gerekliliğini unutmamaya çalışıyoruz. Gençlerin önünü açmak...

Sayfayı Paylaş