1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.439
    Beğenilen Mesajlar:
    2.301
    Ödül Puanları:
    113

    Deniz Arcak

    Konu, 'YerLi sanatçı biyoqrafiLeri' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    15 Temmuz 1968 tarihinde, hayatının ilk 18 yılını yaşayacağı Ankara’nın Bahçelievler semtinde doğar. Büyük kızları Canan’ın
    doğumundan 8.5 yıl sonra, aslında bir erkek evlat bekleyen Türkan ve
    Tuncay Arcak, ikinci çocuklarının kız olmasına ilk anda üzülmenin
    cezasını fena halde çekeceklerinden habersizdir o gün. Çünkü küçük
    Deniz, hiç de annesinin dizi dibinde oyuncak tencere ve bebekleriyle
    oynayan hanım hanımcık bir kız olmayacak, yaramazlığın daha çok
    yakıştırıldığı erkek çocuklarını asla aratmayacaktır. Zavallı Türkan
    Hanım, bu ‘overdose merak’a sahip kızını hiçbir zaman ‘koyduğu
    yerde’ bulamaz. Daha poposunda bez olduğu günlerden itibaren
    pencereden kaçıp kilometrelerce ötede bulunan Deniz’in peşinden
    koşturduğu günleri, ağlamakla gülmek arası bir sesle anar şimdi...
    Halbuki nereden bilsin, sonradan ‘hiperaktiviteye bağlı
    konsantrasyon bozukluğu’ diye bir rahatsızlık icat olacak, bu tür
    çocukların da tedavi yöntemlerinin de sayısı giderek artacaktır.
    Ancak o yıllarda o, ‘çocuk nasıl yetiştirilir’ seminerlerine
    katılmakta bulmuştur çareyi, ama çare bulmuş mudur, hayır. Deniz 30
    yaşını geçtiğinde bile telefonda konuşurken koltukların üzerinde
    gezinmekte, bunu yapamadığında, arkadaşlarından sık sık ‘ay gına
    geldi, sallama şu bacağını’ azarı işitmektedir. Üstelik büyük
    kızları Canan sürekli takdir alır, anne-babasının sözünü dinlerken,
    Deniz okuma yazmayı ilkokul üçte sökerek, her yıl karnesini bilumum
    kırıklarla doldurarak ve ilkokulda bile hemen her gün disipline
    gönderilerek büyür. Kendisine sorsanız, hiçbir şey yapmaz aslında,
    sıkılmaktan başka. Çünkü dersler hiç ilgisini çekmez. Ondan ‘bir
    numara’ olacağından emin olan, ancak sık sık hayal kırıklığına
    uğrayan avukat babası Tuncay Bey’in, ‘Kapına idraksiz köpek
    yazdıracağım’ tehditleri de işe yaramaz. Ondaki acayip ‘damar
    pörtlemesi’, bugünlere kadar aynen gelir. Ama iyi kalpli bir
    çocuktur; yalan söylememek, dürüst olmak, insanları sevmek gibi
    şeyleri öğrenmiştir anne-babasından.Ablası Canan Hacettepe
    Dişçilik’ten üçüncülükle mezun olduğu yıllarda, Tuncay Arcak küçük
    kızının avukat olması gibi gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi
    olmayan hayalini kurmaya devam ediyor mudur acaba? Ulubatlı Hasan
    ilkokulundan, ‘dersleri berbat diye’ Ayşe Abla ilkokuluna alınan,
    sonra tuhaf bir şekilde yedekten TED Ankara Koleji’ni kazanan Deniz
    o sıralarda, sınıfın ‘bir şarkı söylesene’ tezahüratlarını
    karşılamaktadır. Bir ara dansöz, başka bir ara da veteriner olmak
    istemiş, Ankara Çok Sesli Çocuk Korosu’na katılıp, hocası Muzaffer
    Arkan’dan hayatının en iyi müzik eğitimini alıp beş sesli aryalar
    söylemiş, tabii üniversiteyi kazanamamış ve fotoğrafa merak saracağı
    döneme girmiştir. Babası uluslararası bir şirketin hukuk müşaviri
    olunca ailecek İstanbul’a taşınırlar ve Deniz, Mimar Sinan
    Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademi’sinin fotoğraf bölümüne, misafir
    öğrenci olarak girer. Şirket iflas edince aile Ankara’ya döner ama
    ‘umut dünyası’ işte, belki bir baltaya sap olur umuduyla onu
    İstanbul’da bırakırlar. O yıl, fotoğrafla ilgilendiği, hatta
    sabahlara kadar karanlık odada kaldığı zamanlar da olur ama daha çok
    arkadaşlarıyla sokaklarda, parklarda ‘deneysel tiyatro’ yapmakla,
    birbirlerinin sırtına tutunup yürümek gibi abuk sabuk şeylerle
    eğlenmekle geçer zamanı. Şan bölümüne girdiğinde de durum değişmez;
    koridorda buz pateni eşliğinde Michael Jackson taklidiyle saçmalayan
    ‘zirtoplar korosu’ndadır... Bu bölümün sınavına girerken, tam ona
    sıra geldiğinde yemek molası verilmiş, molanın bitmesine yakın
    girdiği tuvaletten çıktığında, tuvaletle bölüm arasındaki kapının
    kilitlendiğini farketmiştir. O geçiş yolunu bulamazken, ‘31 Deniz
    Arcak’ diye seslenmeye başlarlar, o ise ‘buradayım, buradayım’ diye
    çığlık atsa da yolu bulamaz. Sonunda ona kapıyı açan bölüm başkanı
    Nihat Şenel, bunu yaptığı için pişman olmuştur herhalde ama kibar
    insandır, pek belli etmez. Zaten yetenekli bir öğrenci olduğunu
    teslim eder hep.

    Tembelliğin cilt cilt kitabını yazabilir aslında ama şan eğitimi
    alırken bir yandan da otellerde, barlarda müzikal şarkılarıyla
    sahneye çıkar. Aynı zamanda tiyatroya başlar, usta oyuncularla
    workshop’lara katılır, çocuk tiyatrolarında mandalina kılığına
    girer, Bir İstanbul Masalı, İlişkiler, Hep Aynı Yaygara, Gel de Çık
    İşin İçinden, Kahramanlar Hep Erkek gibi büyük oyunlarında rol alır.
    Hepsinde de çok eğlenir. Gerçi Gel de Çık İşin İçinden adlı oyunda,
    daha teksti bir kere okumuş, hiç prova yapmamışken, bir oyuncu
    gelmediği için alelacele sahneye çıkarılmış, sen kimsin, ben
    neredeyim, katil hangisi, şuursuzluğunda rolünü tamamlamıştır ama
    olsun. Bu tatlı şuursuzluk hali yakışır ona: Her yıl bir konserde
    mutlaka düşer. Tiyatro sahnesinde sözünü unutup ‘ya ben size burada
    çok güzel bir şey anlatacaktım ama unuttum, halbuki ne güzeldi yazık
    oldu’ der. Yönetmen diğer oyuncuları beş saniye içinde sahneye
    çıkarmasa koşarak annesinin kucağına oturacak hale gelir. Ama bu
    durumların ‘çok iyi yabancılaşma oldu’ diye takdir toplaması ya da
    bana ‘bu röportaj hangi gün çıkacak?’ diye sorduktan sonra ‘kaçta?’
    diye devam etmesi gibi ‘Hunik durumlar’ çoktur hayatında. ‘Gerzek
    suya dal da gel’ romanının kahramanı olarak... Geçenlerde Zaga’da
    sabaha karşı saatlerce ‘sadece oturup’ çok daraldığında,
    Bayülgen’den ‘Ben serinde bir koşup geleyim mi?’ talebinde bulunup
    takdirlerimizi topladığı gibi... Tuhaf bir adrenalin tutkusu vardır
    onun, ‘námana’ kontenjanından. Ama o da çok yakışır. Yaptığı her
    işte çok eğlenir. Daha doğrusu hiç eğlenmediği bir iş yapmamıştır.
    Yarışma programları sunar. TRT’de dublaj yapma eylemini ise üçüncü
    derece rollere kadar ilerlemişken, yol uzak diye bırakır. Altın
    Anten Yarışması’nda mansiyon aldığı günlerde ‘Hayatta popçu olmam’
    demektedir aslında, çünkü o zaman Türkçe dinlemeyen gençlik
    grubundandır. Daha çok Chicago, Genesis, Eric Clapton, Beatles
    dinler, Toto’ya bayılır, Alan Parsons Project’e uçar. Ama büyük
    konuşmamak lazımdır tabii, 1993 sonunda ilk albümü ‘Nerde’yi
    çıkarır. Onu 1995’te Beyaz Vadi izler. Peki sekiz yıl gibi uzun bir
    ara vermeden önce 1996’da çıkardığı üçüncü albümünün adı nedir? ‘Bir
    Mola Ver!’ Artık bize bir şey demek düşmez. ‘Her şeyi ismini
    yaşar.’Aslında sekiz yıl ara vermez. Hayran olduğu MFÖ’nün hayran
    olduğu Fuat Güner’ine ‘Bana bir albüm yapar mısın?’ diye soralı
    sekiz yıl olmuş ve çalışmalara da o zaman başlamışlardır. Özellikle
    son dört beş yıl yoğun olarak hazırlanmıştır bu albüme. ‘Fuat
    Abi’nin stüdyosu’ ona okul olur, ‘nihayet’ doğru düzgün bir eğitim
    yaptırır. Bir duayenle çalışmak farklıdır tabii. Okur, uğraşır,
    didinir, dersine de çalışır çünkü bu eğitim çok ilgisini çeker,
    heyecanlandırır. Her şey, eğitim ve çalışmak bile kendi istediği
    gibi olduğu için ‘tadından yenmez.’ Ortaya adı da ne ilginç bir
    şekilde ‘Kıpır Kıpır’ olan albüm çıkar: Babasının koşa koşa
    götürdüğü 90 kusür yaşındaki müzik öğretmeni Faik Canselen gibi,
    Fuat Güner’in de ‘Ömürboyu dinlenebilecek bir pop klasiği’ dediği...
    Deniz’e sorarsanız, tevazu sahibi tabii, bunda bir payı yoktur; bu
    güzel kıyafeti ona giydiren, şarkıları böyle güzel söyleten Fuat
    Güner’dir. Çok usta bir ressama kendi resmini yaptırmak gibi bir şey
    olmuştur albüm. Sonuçta bu sekiz yıl, bir gemi olup onu bir yerden
    bir yere taşımıştır. Şarkı söylemek çok daha zevklidir artık. Şarkı
    söylemek zaten hep vardır hayatında ama bu diğerleri de olmayacak
    anlamına gelmez. Müzikle birlikte, onu heyecanlandıran ve tabii
    eğlendiren her şey olacaktır. Mesela şimdilerde, Elmavizyon kanalına
    yaptığı Kapsama Alanı adlı programda, her seferinde başka bir meslek
    sahibi kılığına giriyor; çöpçü, bodyguard, doktor... Eğlenceli değil
    mi, ne bekliyordunuz? Ama aynı zamanda ‘iyi insan olma’ çabası da
    sürüyor. Bir süredir Mevlana’nın Mesnevi hikayelerinin, tasavvufun
    penceresinden görmeye çalışıyor hayatı. Serinde koşup koşup geliyor
    yani...
     
Deniz Arcak konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Deniz Arcak - Vurur

    Deniz Arcak - Vurur

    Daha dün gibiydim bugün oldum Şimdi gün gibiyim yarın oldum Koşarak üstünden yıldızların Karıştım aylara sene oldum Bir dokunuş ki yarım kaldı ateşlerin yerini kül aldı Asırların nice yalnızlığı sanki boynumda asılı kaldı Vurur gözlerime acımasız zamanlar nefretle Vurur gölgeleri sınırsız her yere beni bekler
  2. Deniz Arcak - Veda

    Deniz Arcak - Veda

    Yenildim bittim Ansızın bitirdin Bir heves uğruna Sen seni benden ettin Yalvarmam asla Bağlanmam asla Bitsin artık bu son veda (Bitti diyorsan bitsin elveda)
  3. Deniz Arcak - Kıpır Kıpır

    Deniz Arcak - Kıpır Kıpır

    çim dışım kıpır kıpır benim Çiçeklerden favorim yasemin Burcum ateş yükselenim başak Konuşmaktan yorulmaz .. İşim gücüm sevmektir benim Herşeyi herkesi severim Yalanı sevmem bana yasak İyilik yaptım bugün içim rahat Söyle benimle olmak zormu Söyle çok zor mu söyle Söyle beni sevmek çok zor mu Söyle söyle... Dönemem bir gidersem dönemem Sevemem bir küsersem sevemem Dönemem bir gidersem...
  4. Deniz Arcak - Bin Günah

    Deniz Arcak - Bin Günah

    İsyan ağlar karanlığa Ağıt yanar vedalara Hain efkar bulutlar Yağmıyor yinr bu gece İsyan dalar karanlığa Ağıt yanar vedalara Gem vurur umutlara Cezalıyım yine bu gece İhanet günah kol kola Vefasız yollarda Bir anlık öfke uğruna Yakarım yıkarım affetmem Bin günah bin hata olsan da Gitme kal yanıbaşımda Keder yanar başucumda Dayanırım kollarında
  5. Deniz Arcak - Bırakın Beni

    Deniz Arcak - Bırakın Beni

    bırakın beni,aşkım yeni yıkamazsınız kurduğum hayalleri bırakın beni,görmez gözüm hiç kimseyi dönüşü yok geri... yaptım her şey bile bile şeytana uydum seve seve belki de bu en son şansım aşk denen oyunda bence hakkım var yaşamaya bırakın beni,aşkım yeni yıkamazsınız kurduğum hayalleri bırakın beni,görmez gözüm hiç kimseyi bırakın beni,aşkım yeni soramazsınız gönlüme hesabını bırakın...

Sayfayı Paylaş