Düşler

nisan

Yeni Üye
Üye
Düşler
Düşler, bir gecede dört beş kere olan, her seferinde 20 dakika süren ve uyku zamanının %20-25'ini kapsayan hızlı göz hareketleri (REM) yahut paradoksal uykuyla ilgilidir. Bu sırada alınan EEG kayıtları, bir uyuklama halindeki EEG kayıtlarını andırır ve 4-10 c/san, dalgalardan oluşur. Ortodoks uykunun tersine, REM uykusundan uyanan hastalar düş gördüklerini söylerler ve bu düşleri uzun uzun, canlı ve ayrıntılı olarak anlatırlar. REM uykusu sırasında beyin ısısı artar, kan dolaşımı hızlanır, penis ereksiyonu olur ve kalb atışı, solunum, kan basıncı kesin ve sık dalgalanmalar gösterir, REM uykusu sırasında beyinde protein senaaai ve rejenerasyon olduğu ileri sürülmüştür. Böylece REM uykusunun oranı yeni doğan bebeklerde, kafa travmasında yahut aşırı ilaç dozlarından sonra artmakta, gerizekâlılarda ve yaşlılarda azalmaktadır. Yukarıda anlatılanlardan şu sonuca varılabilir: REM uykusu oldukça yoğun bir fizyolojik aktivite zamanıdır ve bu sırada akıl aktivitesi olması normaldir. Oysa insanlar düşlerinin yalnızca ufak bir bölümünü hatırlarlar. Düş içeriğinin önemi her zaman bir tartışma konusu olmuştur. Bugün, düşlerin bir yandan akıl proçeslerinin rasgele bir seçimi olduğunu, bir yandan da bastırılarak bilinçli düşünceden çıkan malzemeden oluştuğunu savunanlar vardır. Psikanalitik teoride bu daha ziyade bir inanç meselesidir. Bilimsel incelemeler, düşlerden yoksun kalmanın, eskiden ileri sürüldüğü gibi, fizyolojik öneminden öte, özel bir psikiyatrik anlam taşıdığını kesinlikle doğrulamıştır.(bkz. Uyku Yoksunluğu). Öte yandan, emosyonlar düşlerin içeriğini etkileyebilir ve anksiete, depresyon, vs. durumları anksiyoz ve depressif düşlerde yansıyabilir. Aynı şekilde dış stimuluslar, örneğin gürültüler veya banddan çalınan konuşmalar düş içeriğine, sık sık simgelerle gizli biçimde, etki yapar yahut girer. Bu etkenler ve düş görme üzerindeki etkileri ne şaşırtıcı, ne de beklenmedik hususlar değildir. Bu bakımlardan, psikanalitik düş teorisi ve düş yorumlamasının daha ezoterik doktrinleriyle göze çarpan bir çelişki vardır. Cinsel emosyonların ve yaşantıların düş içeriğini belirleyebileceği ve etkileyebileceği doğru olmakla birlikte, bunların oynadığı rolün önemi hâlâ şüphelidir. Geçerli bir eleştiriye uğramayan hiç bir düş yorum teorisi yoktur. Bunlardan birçoğuna açıkça inanılmayabilir. Psikiyatrik düşünce son zamanlarda düşü hem bir teşhis, hem de terapi aracı olarak kullanmaya çalışan freud, jung ve adler'in analitik düş teorileriyle önemli derecede etkilenmiştir. Barbitüratlar gibi hipnotikler başlangıçta düşsüz bir uykuya yol açarlar; nitrazepam gibi hipnotiklerde ise, düşler canlı bir biçimde hatırlanır. Normal kişilerde uykusuz kalmak, psikozlarda görülen özelliklere, örneğin hallüsinasyonlara yol açabilir.
 
Geri
Üst