İngiliz Casusu Mustafa Sagir ve Ankara'nin Tavri : İdam!...

*MeleK*

*MeleK*

♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥
Yönetici
İngiliz Casusu Mustafa Sagir ve Ankara'nin Tavri : İdam!...
Gerek Birinci Dünya Savaşı ve gerek Mütareke döneminde, Osmanlı ülkesinde ve özellikle İstanbul'da tabiri caizse casuslar adeta cirit atarlar. Hemen her devletin casusu, bilgi toplamaya ve entrikalar çevirmeye çalışır.
İşte böyle bir ortamda İngiltere de Osmanlı'yı boş bırakmaz. Daha sonra Millî Mücadele sırasında da, bir takım entrikalar ile bertaraf edemediği Mustafa Kemal'i en sonunda Mustafa Sagir adlı Hint asıllı bir casus eliyle öldürtmeye kalkışır.
İngilizler o yıllarda Hindistan'ın çeşitli bölgelerinden her beş yılda bir küçük çocuklar arasından topladığı çocukları İngiltere'de kendileri için okutup casus olarak yetiştirmektedirler. İşte Mustafa Sagir de özel olarak yetiştirilip İngiltere Krallığı için hayatlarını feda edeceklerine dair yemin eden bu çocuklardan birisidir.
Yoğun bir casusluk hayatı olur. Öyle ki; Sagir, 1910 yılında İngiltere adına Mısır'a gidip, orada Mısır Milliyetçileri arasında karışmış ve bu şekilde elde ettiği bilgileri İngiltere'ye bildirir. 1911 yılında İngiltere'nin Hindistan valilerinden birinin Almanya'da yetiştirilen bir Hintli casus tarafından öldürülmesi üzerine Sagir, İngilizler tarafından Almanya'ya gönderilir ve oradaki Hintli öğrencileri takip ederek, haklarında İngiltere'ye bilgiler verir. Bundan sonra Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz İstihbarat Servisi tarafından önemli görevler verilir. İran ve Afganistan'da İngilizler adına çalışır; Afganistan'da iken Afgan Hükümeti tarafından şüpheli görülüp tutuklanırsa da İngiltere'nin araya
girmesiyle serbest bırakılır. Ve Afgan Emirini öldürür. Sonra da onun için mevlit okutturur. Türk Millî Mücadelesi başladıktan sonra da Mustafa Kemal'i öldürmek amacıyla Türkiye'ye gönderilir.(1)
O tarihlerde Teşkilat-ı Mahsusa'nın başı olan Nizamettin Ertürk, daha sonra kaleme aldırdığı hatıralarında İngiltere'nin bu girişimi ve Mustafa Sagir hakkında şöyle der:
'Gizli muhabirlerimiz sâyesinde İngiliz Entellicens Servisi'nin şeytanî bir zekâ ile hazırladığı, yurdumuza sevk ettiği ve Hint Müslümanları'ndan M. Kemal Paşa'ya mukaddes bir emânet ve milyonları geçen altın para yardımı getirmekte olduğu
propaganda ile içimize sokulup Gâzi'ye suikast yapmak isteyen Hintli Mustafa Sagir'i
de bu sayede keşfetmiş ve lâzım gelen tertibatı almıştık. Fakat bu şeytan Hintli,
teşkilâtımızın bir çok elemanlarını aldatmağa muvaffak olmuş ve bizim ajanlarımızdan
bir kısmını öğrenmişti. Hattâ Mustafa Sagîr, İstanbul'da 'Türk-Hint Uhuvvet-i
İslâmiye Cemiyeti' namı altında bir de cemiyet kurarak başına arkadaşlarımızdan
süvari kaymakamı Çorumlu Aziz Bey'i geçirmiş, gerek cemiyete gerek idare heyetine
her ay maaş da tahsis eylemiş ve bunları ödemişti. Üstelik bu cemiyetin bir şubesini
de Eskişehir'de kurmak üzere oraya murahhas da göndermişti. Mustafa Sagîr Anadolu'ya
nüfuz etmeğe, millî cephede çalışanları tespite heves eylemiş, bilhassa bu
teşkilatın başı olan benimle münasebet teminine çalışmış, Hintli Nizamettin isminde
Umumî Harp senelerinde Teşkilat-ı Mahsusa'da vazife almış birini de bana musallat
etmişti.' (2)
Mustafa Sagir'i İstanbul'da bir takım kişilere takdim edip tanıtan Nizamettin adlı
kişi de İngiliz casusu bir Hintlidir. Eldeki bilgilere göre, Nizamettin o
zamanlarda 25 yaşlarında olup, Şam'daki Hilâliahmer (Kızılay) Şubesi'ne kayıtlıdır.
Nizamettin'i İstanbul'a Birinci Dünya Savaşı sırasında, Suriye Genel Valisi ve
Bahriye Nazırı Cemal Paşa gönderir. Eline bir mektup vererek Hilaliahmer Cemiyeti
Başkanı Dr. Esat Paşa'ya tavsiye eder. Doktor Esat da, tavsiyeye güvenerek, Hintli
Nizamettin'i manevî oğlu gibi sahiplenir ve Hilaliahmer teşkilatında
görevlendirerek maaş bağlar. Hatta bütün bu iyiliğin yanı sıra bir de Teşkilatı
Mahsusa tarafından kendisine yardım edilmesi ve gizli görevlerde çalıştırılması
için Nizamettin'i teşkilatın başı Hüsamettin Bey'e gönderir. Hüsamettin bey, Doktor
Esat Bey'e güvenir ve Nizamettin'i Teşkilat-ı Mahsusa'nın Hindistan İşleri
İstihbarat Şubesi müdürü olan İngiliz Binbaşısı Hintli Miraceddin Bey'e
gönderir.(3)
Nizamettin, bir süre sonra Doktor Esat Paşa ile Miracettin Beyin arasını açmak
amacıyla biri hakkında diğerini tahrik etmeye başlar. Bunun için, Miraceddin Beye,
Esat Paşanın Amerikan taraftarı olduğunu, Esat Paşaya da Miraceddin Beyin İngiliz
dostu olduğunu söyler. Sonunda ikisinin arasını açar. Bu arada da elde ettiği
bilgileri sürekli olarak gizlice İngilizlere verir. Nizamettin, Esat beyin
fikirlerini iyice anlamak ve İngiliz aleyhtarlığından vazgeçirmek için
Hindistan'dan İngiliz propagandası yapan kitap getirtir. Esat Paşa kitabı tercüme
ettirip okursa da İngiliz aleyhtarlığından vazgeçmez. Nizamettin, İngiliz düşmanı
olarak gördüğü Esat Paşayı, Mütarekeden sonra işgal yıllarında, İngilizlere ihbar
eder ve Esat Paşanın Malta'ya sürülmesine sebep olur. İngilizler bir gece
yarısından sonra Esat Paşanın evini basarlar ve gecelik kıyafetiyle karga tulumba
kaldırıp bir otomobile atarlar ve hemen bir savaş gemisiyle Malta'ya sürerler. (4)
İşte Sagir'i, İstanbul'da Millî Mücadelecilerin içine sokan bu Nizamettin olur.
Mustafa Sagir, 1920 yılının Temmuz ayı başlarında İstanbul'a gelir. 40
yaşlarındadır. Kendisinin verdiği bilgiye göre, görevi Hindistan Hilafet Heyeti
İstanbul Delegesidir. 15 Kasım 1920'de İstanbul Hükümeti'ne başvurur ve sekiz gün
sonra İstihbarat Zabiti Şevket imzalı, ayyıldız mühürlü, fotoğraflı, 'fevkâlade
şayan-ı itibar edileceğine dair' bir kimlik kartı alır. (Bu kimlik kartı ATASE
arşivindedir). Sagir, Şehzadebaşı semtinde bir ev kiralar ve Kuvayı Milliyeci
rolüne bürünerek gençleri etrafına toplamaya çalışır. (5)
Bu arada Teşkilatı Mahsusa, Nizamettin'in ne olduğunu tespit etmiş durumdadır.
Fakat hiçbir şey belli etmeyerek gizlice takip ettirir. Onun, muntazam olarak
Kroker Oteli'ne gittiğini, İngiliz gizli servisinde görevli mükemmel bir casus
olduğunu bilmektedir. Hatta Nizamettin bir gün Hüsamettin Beye gelir ve ona
Sagir'den şöyle bahseder. Hüsamettin Ertürk, bu konuşmayı hatıralarında şöyle
anlatıyor:
'- Hüsamettin Beyefendi!.. Hint İslâm âleminin mümessili olarak gizlice İstanbul'a
gelmiş olan önemli bir kişi sizi mutlaka görmek istiyor!..
- Bu önemli Hintli kimdir, ismini bana söyleyebilir misin Nizamettin?
- Evet efendimiz, bu kişi, Hintli Mustafa Sagîr'dir. Kendisinde Hint İslâm
Cemyeti'nin Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne takdim edeceği mukaddes bir emanet ve
mektup vardır. Milyonlarca altın para yardımı da Paşa'ya teslim etmek üzere
gelmiştir!..
- Söylediklerin çok güzel ama, İngilizler harıl harıl, İngiliz düşmanlarını
aradıklarını ve bazılarını evlerinde bastırıp, gece yarısı yatak kıyafetiyle
yakapaça, Malta'ya sürdükleri bir sırada, bu Hintli elini kolunu sallayarak nasıl
oluyor da İstanbul'a geliyor, Kroker Oteli'ndeki efendilerin bundan acaba haberleri
yok mu?.. Ne dersin Nizamettin?..
Gözlerinin içine bakıyordum. Bu esmer ve sempatik delikanlı, bütün yakışıklılığına
ve safiyetine rağmen, korkunç derecede hilekâr ve hâindi. O da benim bu konuşmamdan
şaşırmış kalmıştı. Sapsarı kesilmişti. Herhalde içini ezen bir takım tesirlerle
düşünüyor, şöyle diyordu:
- Acaba, Hüsamettin Bey, benim ne mal olduğumu biliyor mu? Karşısında mükemmel bir
İngiliz casusu bulunduğunu anlamış mıdır?
Nizamettin'in aklından geçenleri adeta duyuyor, hissediyordum. Gülerek sözlerime
devam etti:
- Benden O'na tavsiye, İstanbul'dan geldiği yere dönsün. Şayet İngilizler O'nu ele
geçirirlerse ya Bostancı'daki karargâhta yol işlerinde çalıştırırlar, yahut da
Çanakkale'de İngiliz kabristanında soluğu alır. Sen ona iyilik edeceksen böyle
de!..
Nizamettin benim yanımdan çıkınca takip teşkilatımızda çalışan o tarihte rütbesi
mülazımevvel olan Saffet Beyi memur etmiştim.
Aldığım rapor şu idi: Hintli Nizamettin bir tramvaya atlıyarak, Tepebaşı'ndaki
Kroker Oteli'ne gitmiş, bir müddet kaldıktan sonra yanında orta boylu, şişmanca,
saçı sakalı matruş, kırmızı yüzlü, güzelce, yaşı takriben 35 ile 40 arasında
biriyle beraber çıkarak oradan İngiliz Sefareti'ne gitmişti. İşte bu kırmızı yüzlü,
güzelce şişman adam, Hindistan'dan İstanbul' gizlice geldiğini ve İngilizler'in
aleyhine çalıştığını, Mustafa Kemal'e teslim edilmek üzere mukaddes bir sancak ile
Hint Müslümanları'nın Millî Hükümet'e yardımı olan milyonları aşan altını getirdiği
söylenen Hintli İngiliz casusu Mustafa Sagir'in tâ kendisi idi.' (6)
Sagir, bir süre sonra, bazı çocuklara özel İngilizce dersi vermeye başlar.
Bunlardan biri, İstihkâm Miralayı Filibeli İsmail Hakkı Beyin Darülfünunda okuyan
oğlu Maksud olur. Teşkilat-ı Mahsusa reisi Hüsamettin Bey, konuyu öğrendiğinde
araştırır ve Nizamettin'den sorar. Ayrıca Maksud ile konuşur. Sonunda bu ders veren
kişinin, Sagir olduğu kesinleşir. Hatta Nizamettin, Hüsamettin Beyin kendisi ile
konuşmasında, 'bu muhterem Müslüman âlimin' Anadolu'ya geçememesini büyük
talihsizlik olarak niteleyerek, şimdilik hayatını kazanmak için İngilizce dersleri
verdiğini söyler. Teşkilatı Mahsusa, bir adam hakkında kesin deliller elde etmeden
harekete geçmeyi tercih etmediğinden, Sagir'i sabırla gözlemeye başlar. Sagir, bu
arada genç darülfünunluları, evine davet eder. Kapısında şu levha vardır: 'Türk ve
Hint Uhuvvet-i İslamiye Cemiyeti İstanbul Merkezi'. Gençlere evinin duvarlarında
asılı ayetleri, Enver ve Mustafa Kemal' ait resimleri gösterir. Onları cemiyete üye
kaydetmek ister. (7)
Sagir, bir yandan darülfünunlu gençlere kendisini evliya gibi tanıtırken, diğer
yandan da İstanbul'daki Karakol Cemiyeti Heyet-i Merkeziyesi ile ilişki kurup
yakınlaşarak, kısa sürede içli dışlı olur. Bu merkezde çalışan Genelkurmay Binbaşısı
Filibeli Ali Rıza Bey, Fatih'teki, Kıztaşı'nda kiraladığı ve içini döşediği evde
Sagir'i misafir eder ve onunla evde sık sık görüşür. Ancak çok önemli bir ayrıntı
olarak, Mustafa Sagir, bu evde, gizli gizli Şeyhülislam Dürrizade Efendi ile de
görüşür. Dürrizade, bilindiği üzere, Millî Mücadele'nin düşmanı olup,
Milliyetçilerin ileri gelenlerini, verdiği fetvalarla gıyaben idama mahkum eden
İstanbul'daki işbirlikçi Hükümetin Şeyhülislamıdır. Hüsamettin beyin ifadesiyle
Mustafa Sagir bu giyabî idam hükümlerini tabancası ile bizzat infaz etmeye
kalkışacaktır. Bundan önce ise, Sagir İstanbul'daki mukavemet yuvalarını ve
İngiliz'e karşı olanları öğrenmeye çalışır. (8)
Bu arada, İstanbul Merkez Kumandanlığında çalışan ve ellerine geçen vatanseverlere
işkence yaptıklarından dolayı 'İşkenceci' lâkabıyla anılan Rıfkı ve Adil adındaki
iki mülazim, Sagir hakkında bir rapor hazırlayıp, kumandanları Emin Paşa'ya
verirler. Bu iki işkencecinin yazdıkları bu rapordan dolayı, İngilizler ile
irtibatta oldukları ve hatta raporu yazarak oyunun bir parçası oldukları bellidir.
Rapor şöyledir:
'Hintli Mustafa Sagir isminde şüpheli bir şahıs, Fatih Belediye Dairesi yakınında
Kıztaşı'nda kiraladığı bir hanede ikamet etmekte ve Anadolu'ya Millî Hükümet'e
hizmet eylemektedir. Hindistan'daki Hilafet-i İslamiye Cemiyeti'ni burada temsil
etmekte olan bu zatın yedinde külliyetli miktarda para bulunmakta, devamlı suretle
Anadolu ile muhabere eylemekte ve hanesinde darülfünunlu gençleri toplayarak
onlardan bir çok kimseleri de ayrıca Kuvayı Milliyecilere yazmakta ve bir çoğuna
parasını dağıtmaktadır. Bu tehlikeli ve İngiliz düşmanı Hintlinin tevkifine
müsaadenizi arz ederiz.' (9)
İstanbul Merkez Kumandanı Emin Paşa, bu rapor üzerine, derhal Merkez Kumandanlığı
emrindeki inzibatlar ve Polis Genel Müdürlüğündeki resmi ve sivil memurlarla
raporda belirtilen Kıztaşı'ndaki evi sardırır. Kapıyı bizzat çalarak Hintli Mustafa
Sagir'e teslim olmasını ihtar eder. Sagir, güya bu ihtara aldırış etmez ve bunun
üzerine İşgal Kuvvetleri Kumandanlığı'na başvurulur. İngiliz istihbarat
memurlarıyla polisler, inandırıcı olması bakımından, evin kapısını kırarak içeri
girerler ve Sagir'i tutuklayıp götürürler. Merkez Kumandanlığında birkaç saat
tutulur ve daha sonra İngilizler tarafından tahliye edilir.(10)
Karakol teşkilatı Sagir'den şüphelenmez ve hatta teşkilattan bazıları onun
iyiniyetli olduğunu savunurlar. Meselâ, Piyade Yüzbaşı Emin âli Bey, Sagir'e son
derece güvendiğini ve onun iyiniyetli olduğunu iddia ederek, hatta Hüsamettin Bey
ile tartışır. Kezâ Genelkurmay Kaymakamı Muğlalı Mustafa Bey ise Hüsamettin Beyin
olumsuz tavrından dolayı arkadaşlarına; 'Hüsamettin Bey, bu Hintli âlimle
tanışamadığı için bizi kıskanıyor ve herifin aleyhinde bulunuyor' der. Hatta bir
gece, işgal kuvvetlerinin emrindeki İstanbul Merkez Kumandanı Emin Paşa, Sagir'i
savunan Yüzbaşı Emin Âli Beyin evini basarak onu ele geçirmeye kalkışır, güçlükle
kaçar fakat yine bir şey anlamaz. Trakya'da görevli olduğundan oraya gider. (11)
Kısacası, Karakol mensuplarında Sagir'e karşı sorgusuz bir inanmışlık hali görülür.
Halbuki Hüsamettin Bey, Teşkilat-ı Mahsusa'nın reisidir. Herhalde bir bildiği var
diye düşünülmesi gerekirken, aksine onunla Sagir'i savunmak için tartışmaya bile
girişir. Hatta Sagir, Emin âli Beyin evini ihbar eder, buna rağmen o hâlâ ikna
olmaz. Bu inanmışlık, aslında makûl olma ölçüsünü aşan bir gaflettir.
Teşkilatı Mahsusa Reisi Hüsamettin Beyin Adliye Tevkifhanesinde tutuklu bulunduğu
sırada, Mustafa Sagir, işini ayarlayarak Üçüncü Karakol Cemiyeti Heyet-i
Merkeziyesi tarafından düzenlenmiş iki belge alıp, diğer Hintli Nizamettin'i de
yanına alarak, Karakol'a Varna yoluyla İnebolu'ya geçmek istediğini bildirir.
Karakol cemiyeti, talebi uygun bulur. Sagir, Sofya'ya gelince Yüzbaşı Emin Âli
Beyi bulur. Ankara hükümetinin dostu olan Bulgar milletvekili Açkof'u bulur ve
onun aracılığıyla General Protkirof Partisi'nin gizli ödeneğinden para alır.
Nizamettin ile birlikte bir kayığa binerek Varna'dan ayrılırlar. Fakat hava
muhalefetinden dolayı İğneadası'na uğramak zorunda kalırlar. Burada Yunanlılar
tarafından tutuklanarak Atina'ya gönderilirler. Oradan da İngilizlerin yardımıyla
kurtulup İstanbul'a döner. Bu defa İstanbul'da Teşkilat-ı Mahsusa'nın gözünü
boyamak için İngilizler, Sagir'i tutuklayıp, Arapyan Han'da 17 gün tutarlar.
Sagir, oyunun bir parçası olarak, kaçar ve saklanır. Yine Üçüncü Karakol
Teşkilatı'nın yardımı ile İdare-i Mahsusa'nın Bahricedit vapuruyla elindeki 'K.G.'
parolalı belge ile 28 Kasım 1920'de (12) İnebolu'ya çıkar. Burada, Erkanıharp
Kaymakamı Kemalettin Sami Bey tarafından büyük bir törenle karşılanır. Belediye
Başkanının evinde konuk edilir. (13)
Fevzi Çakmak, Sagir'in İnebolu'ya varışını ve oradan Ankara'ya doğru yola çıktığını
Ankara'ya şu telgraflar ile haber verir:
'Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyâsetine
Dâhiliye Vekâlet-i Celîlesine
(Kalem-i Mahsûs vâsıtasıyla her iki yere)
Ankara, 1/12/1920
Hind Hilâfet Komitesi Murahhası Mustafa Sagir Bey'in İnebolu'ya çıktığı ve el-yevm
mahal-i mezkûrdan hareket eylediği.
Büyük Millet Meclisi Riyâseti'ne ve Dâhiliye Vekâleti'ne arz olunur.
Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Reisi Vekili
Fevzi Çakmak' (14)
'Müdâfaa-i Milliyye Vekâlet-i Celîlesine
Ankara, 1/12/1920
Onuncu Kafkas Fırkası sâbık Kumandanı Kaymakam Kemal Bey İnebolu'ya vâsıl olub,
mahal-i mezkûrdan 29/11/1920'de Hind Hilafet Komitesi Murahhası ile birlikte
Ankara'ya hareket eyledikleri anlaşılmakla arz olunur.
Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Reisi Vekili
Fevzi Çakmak' (15)
Mustafa Sagir, yanına Kemalettin Beyi de alarak, otomobille Kastamonu'ya gelir.
Ancak oranın kumandanı olan Muhittin Paşa, Sagir'e fazla yüz vermez. Hatta bu
sebeple Kemalettin Beyle Muhittin Paşa arasında tartışma dahi olur. Daha sonra
kafile Çankırı'ya geçer. Orada yine büyük bir karşılama töreni yapılır ve mükellef
bir ziyafet verilir. Sagir Türkçe bilmesine rağmen, Bahriye Mülazim-i Sânisi Mehmet
Ali Bey, tercümanlığına ve özel hizmetlerini görmeye memur edilir. (16)
Mustafa Sagir, buradan Ankara'ya yola çıkar ve 11 Aralık 1920 günü (17) hava
karardıktan sonra Ankara'ya varır. Ankara girişinde, Mustafa Kemal adına hareket
eden Antep mebusu Kılıç Ali Bey, Ankara Valisi, Ankara Polis Müdürü, bir çok mebus
tarafından gösterişli bir şekilde ve çok önemli biri gibi karşılanır. Bu büyük
kafile ile Ankara'daki Hürriyet Oteli'ne gelinir. Sagir herkese teşekkür ederek,
otelde kendisine tahsis edilen odada istirahata çekilir. (18)
Mustafa Kemal, Sagir'i Büyük Millet Meclisi'ndeki Başkanlık odasında kabul eder.
Mustafa Kemal, Sagir tarafından getirilip takdim edilen çok kıymetli bir kumaştan
sırma ile işlenmiş ve üzerinde 'Lâilâhe illâllah Muhammeden Resulûllah' yazan
sancak-ı şerifi alarak öper ve bohçasının içine tekrar hürmetkâr bir tavırla geri
bırakır. Mustafa Sagir, Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal'e:
'-Paşa Hazretleri, bu mukaddes sancağı size Hindistan Hilafet-i İslamiye Cemiyeti
reisi ulema-yı benamdan Ebülfazl Hazretleri takdim ediyor. Hint Müslümanları,
giriştiğiniz millî cihada tamamen iştirak ediyor, manen maddeten ellerinden geleni
sizden esirgemeyeceğini vadediyor ve bendenizi bu kararın tebliğine memur ediyor ve
zat-ı devletleri nezdine fevkâlâde mümessil olarak göndermiş bulunuyor.'
Sagir bu görüşmede sancağın yanı sıra, Mustafa Kemal'e, Hint Müslümanları arasında
toplanan ve üç milyon altın liraya ulaşan yardımın ne şekilde Ankara'ya
getirileceğini sorar:
- Paşa Hazretleri. Bu mütevazi meblağı Hint Müslümanları'nın Anadolu mücadelesine,
Türk ve Müslüman devletinizin İstiklâl savaşlarına küçük bir yardımı dokunur
ümidiyle getiriyoruz. Sizlere karşı en büyük yardımın Cenab-ı Haktan geleceğine ve
bütün âlemi islamın manevî muzaheretine lâyık bulunduğunuza dair inancımız kati ve
samimidir. Buna itimat buyurunuz Paşa hazretleri.
Mustafa Kemal, sancak nedeniyle Ebülfazl Abdülmennan Efendi'ye teşekkür anlamında
şu cevabî mektubu yazdırıp Sagir'e teslim eder:
Abülfazl Abdülmennan Hazretleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş Kitâbet-i
Zabıt ve Kavânin Müdüriyeti Adet: 1696/4621
Hintli kardeşimizin timsalî remzi olmak üzere irsal buyurduğunuz sancağı büyük bir
memnuniyetle aldım. Bu suretle ibraz buyurulan messir hatırnüvâizden dolayı
teşekkürler eylerim efendim.
Büyük Millet Meclisi Reisi
M. Kemal
Bu mektubu da alan Sagir işini tam yürüttüğü inancıyla daha da rahatlar. Mustafa
Kemal, Sagir ile görüşmesi sırasında, Sagir'in Millet Meclisi Genel Kurulu'na
toplantı sırasında takdimi için emir verir. Sagir, daha sonra Millet Meclisi'nin
Genel Kurul toplantısına katılır ve alkışlarla karşılanır. (19)
Bayur, Sagir'in Mustafa Kemal ile bu görüşmesinde, bir milyon lirasıyla birlikte,
İtalya'da da bir malikane hazırlamış olduklarını ve her ihtimale karşı bir
mağlubiyet halinde bir sığınacak yer olduğunu söylediğini de yazar. (20)
Mustafa Kemal, aslında Sagir'den şüphelenmektedir. Nitekim bu ilk görüşte onun
casus olduğunu anlar. Bu sebeple konuyu, İçişleri Bakanı Dr. Adnan Beyle görüşür.
Adnan Bey, Sagir'i, sıkı bir göz hapsine aldırır ve takip ettirir. (21)
Sagir, bir çok memur, ulema ve edebiyatçı ile görüşür. Bu arada İçişleri Bakanı
Adnan Beyle de görüşür.(22) Ayrıca özellikle gazeteciler ile tanışmak ister.
Kendisini ziyarete gelen Hakimiyet-i Milliye gazetesinin bir muhabiri ile Ankara'da
yayımlanan gazeteler hakkında konuşurken, odaya bir mebus grubu girer. Sagir'in
yanındakiler, gelenlerin içinde bulunan Yunus Nadi'yi göstererek, Yeni Gün
gazetesinin sahibi ve başyazarı olduğunu ve konu hakkında en çok bilgi verebilecek
kişinin Yunus Nadi olduğunu söylerler. Sagir, Yunus Nadi ile tanıştırılır ve biraz
konuşurlar. Tabi bütün bu görüşmeler Teşkilatı Mahsusa adamları tarafından izlenir
ve görüşmelerde ne konuşulduğu da dahil olmak üzere günü gününe rapor verilir.
Nitekim o gün, Hüsamettin Beyin verdiği bilgiye göre, Sagir ile Yunus Nadi arasında
şöyle bir konuşma geçer:
- Beyefendi, zannedersem Ankara'da pek az gazete çıkıyor.
- Doğrudur efendim, baskımız da pek yüksek değildir. Burada gazete çıkarmanın ne
kadar müşkül olduğunu takdir edemezsiniz. Evvelâ kağıttan pek büyük sıkıntı
çekiyoruz. Hariçten getirttiğimiz kağıtlar bize çok pahalıya mal olmaktadır. Diğer
taraftan baskı makinelerimiz de pek basit ve eski makinelerdir. Bir vilayet
matbaasında daha iyi gazete basılması da mümkün değildir.
(Sagir burada Yunus Nadi'nin sözünü keserek konuşmaya başlar)
- Halbuki bendeniz, zatıâlinizden birkaç bin Yeni Gün gazetesi satın alarak
Hindistan'a göndermek fikrinde idim. Malûm ya, dindaşlar arasında ne kadar fazla
propaganda yapılırsa, yardım nispeti o kadar artar. Ankara'da çıkan bir gazeteyi
görmek, Ankara'nın mukaddes havasını teneffüs etmek demektir. Ben daha başka ve
esaslı bir şey düşünüyorum. Yunus Nadi Beyefendi, bizim yerli dilimiz, Ordu
lisaniyle Ankara'da bir gazete çıkarmak fikrindeyim. Hint Hilafet Komitesi, bunun
için icap eden tahsisatı derhal vermeğe hazırdır. Bu takdirde propaganda işi cidden
müessir olmuş olacaktır.
 
Üst