Konya Şehir Tanıtımı

Konya Şehir Tanıtımı
konya tanıtımı konyayı tanıt konya şehrinin tanıtımı konyanın şehri
KONYA TARİHİ

Konya'da ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (Tarih Öncesi) çağdan başlar
Bu çağ içinde Neolitik - Kalkolitik - Erken Bronz Çağ kültürlerini görürüz

Bu çağın iskan yeri olan Höyükler, Konya il sınırları içindedir
Neolitik Devreye (MÖ
7000-5500) ait buluntular, Çatalhöyük'teki arkeolojik kazılarda meydana çıkmıştır


Bugün Konya'nın bir semtinin içinde kalan Karahöyük'te Hitit iskanı görülmektedir
Senelerdir sürdürülen arkeolojik kazılar bu çağı anlatan buluntular vermektedir


Anadolu'da Hitit egemenliğine son veren Freygler Trakya'dan Anadolu'ya göç etmiş kavimlerdir
Alaeddin Tepesi ve Karapınar, Gıcıkışla, Sızma'dan elde edilen buluntular MÖ VII
yüzyıla aittir
Frygyalılardan sonra Konya (Kavania) Lidyalılar ve İskender'in istilasına uğramıştır
Daha sonraları Anadolu'da Roma hakimiyeti sağlanınca Konya İkonium olarak varlığını korumuştur
(MÖ 25)


Antalya'dan Anadolu'ya çıkan Hristiyan azizlerden St
Paul Antiochia (Yalvac'a) sonra İkonium'a (Konya'ya) gelmiştir
Bu devirde Hatunsaray Lystra-Derbe ve Leodica (Ladik Halıcı) ve Sille önemli Bizans yerleşim yeridir
İslamiyetin Anadolu'da yayılması ile Bizans'a (yani İstanbul'a) Arap akınları başlamıştır
Emeviler, Abbasiler, Konya üzerinde akınlar yapmışlardır


1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun büyük bir kısmı ile beraber Konya'da, Selçuklular tarafından Bizanslıların elinden alınmıştır





Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah 1076 tarihinde Konya'yı başşehir yapmıştır
1080 tarihinde başkent İznik'e nakledilmiştir
Kılıç Aslan I
1097 tarihinde başşehri Konya'ya taşımıştır
Konya 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçuklularının başşehri olmuştur


Konya 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından zaptedilerek Karamanoğulları devletinin egemenliğine geçmiştir
Osmanlı Padişahlarından Murad II
1442 tarihinde Konya'yı zaptederek Karamanlı hakimiyetine son vermiştir


Konya Osmanlı Devleti zamanında şöhret ve itibarını devam ettirmiştir
Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Mısır ve İran seferleri sırasında Konya'da konaklamıştır
Kanuni Sultan Süleyman İran, Murad IV ise Bağdat seferi sırasında Konya'da kalmışlardır


Cumhuriyet döneminde Konya, yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük ili oldu
1989 yılında çıkarılan bir yasayla Ayrancı, Ermenek ve Kâzımkarabekir ilçelerini de içeren Karaman ilinin Konya'dan ayrılmasına rağmen, il bu özelliğini korumuştur


39
000 km2 Orta Anadolu yaylası üzerinde Ankara, Niğde, Aksaray, İçel, Antalya, Isparta, Afyon, Eskişehir ve Karaman ile komşu olan Konya, 36o 22' ve 39o 08' kuzey paralelleri ile 31o 14' ve 34o 05' doğu meridyenleri arasında yer alır
Trafik numarası 42'dir
1875'te kurulan Konya Belediyesi, 1984'te çıkarılan 3030 sayılı yasa gereğince "Büyükşehir" statüsüne kavuşmuş olup 1989'dan beri belediye hizmetleri bu statüye göre yürütülmektedir


2 Bucak ve 29 Köyün bağlı bulunduğu Karatay ilçesinin 1990 sayımına göre toplam nüfusu 169
000, merkez nüfusu 142
678'dir


3 Bucak ve 35 Köyün bağlı bulunduğu Meram ilçesinin toplam nüfusu 213
664, merkez nüfusu 182
444'tür



2 Bucak ve 29 Köyü bulunan Selçuklu ilçesinin toplam nüfusu 202
154, merkez nüfusu 188
244'tür


Konya ilinin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 1
750
303 olup İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'dan sonra 5
sırada yer almaktadır


Alâeddin Tepesi, altında 4000 yılın kalıntılarını saklayan bir höyüktür
Bir zamanlar yerleşim alanı olarak değil tarih, kültür ve tabiat zenginliklerinin korunduğu, halkın dinlenme ihtiyacının karşılandığı bir mekan olarak dikkati çekmektedir
Tepenin kuzeyinde Alâeddin Camii, yıllar süren onarım çabalarından sonra cemaatine kavuşmanın sevincini yaşamaktadır


Alâeddin Keykûbad başta olmak üzere 8 Selçuklu Sultanının sandukalarını barındıran türbe, caminin avlusundadır
Tepenin doğusunda Şehitler Abidesinin yanında durursanız, karşınızda uzanan çift yönlü caddenin bitim noktasında yeşil kubbesiyle gözalan Mevlâna Dergâhını göreceksiniz
1926'dan beri müze olarak kullanılan dergâhın sağında Osmanlı padişahlarından II
Selim tarafından yaptırılmış Sultan Selim Camii'nin minarelerini de görebilirsiniz


Toplu taşımacılıkta temiz ve ekonomik bir araç olan tramvay, saat 06'dan 24'e kadar günde 300 sefer yapan vagonuyla 65
000 yolcuyu 10,5 km'lik bir güzergahta taşımıştır
Vagon sayısının 41'e, sefer sayısının 450'ye, hat uzunluğunun 18,5 km'ye çıkarılmasıyla yolcu kapasitesi 120
000'e yükselmiştir


Konya, tarihi eserleri ile bugün açık hava müzesi görünümünde bir şehirdir

M
Ö
7000'li yıllardan itibaren çeşitli medeniyetlere sahne olmuş, tarihi açıdan önemli bir merkezdir


Hititler, Lidyalılar, Persler, Selevkoslar ve Romalıların hakimiyetinde bulunan Konya, 7'inci yüzyılın başlarında Sasaniler, ortalarında da Emeviler tarafından işgal edilmiş olup, 10'uncu yüzyıla kadar Bizans eyaleti olarak varlığını sürdürmüştür


1071 yılında, Malazgirt savaşından sonra Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış ve Büyük Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu Sultan Süleyman Şah tarafından da Konya fethedilmiştir


1074 yılında kurulan ve başkenti İznik olan Anadolu Selçuklu Devleti 1'inci Haçlı Seferi sonunda İznik'i kaybedince, Başkent Konya'ya taşınmıştır
Başkent olduktan sonra günden güne gelişen ve pek çok mimari eserle süslenen kent, kısa zamanda Anadolu'nun en gelişmiş şehirlerinden biri haline gelmiştir


1097 yılından 1308 yılına kadar 211 yıl boyunca, Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliği altında kalan Konya, Selçuklu Devletinin yıkılışını takiben Karamanoğulları Beyliğinin hakimiyeti altına girmiştir


1465 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından Karamanoğulları Beyliği ortadan kaldırılmış ve Konya Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine alınmıştır


Fatih Sultan Mehmet, 1470 yılında 4'üncü Eyalet olarak Karaman eyaletini kurmuş, merkezini de Konya şehri yapmıştır
17'inci yüzyılda Karaman eyaletinin sınırları genişlemiş, Tanzimat döneminde de ismi değişerek Konya Eyaleti adını almıştır
Konya şehrinin nüfusu o tarihlerde 1
825 olup, Türkiye'nin 11'inci ve dünyanın da 69'uncu büyük şehriydi


İstiklal Savaşı yıllarında da Konya üzerine düşen görevi yapmış, Batı Cephesi Karargahı Akşehir'de kurulmuştur


Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra, Konya İtalyanlar tarafından işgal edilmiş ise de, 20 Mart 1920 tarihinde işgalden tamamen kurtarılmıştır







MevLana TürbeSi









EĞİTİM


İlk ve Orta Öğretim


İlde modern anlamda okullaşma Vali Avlonyalı Ferit Paşa zamanında başlamıştır
Mahalle Mekteplerinin yanı sıra ilkokullar (mektebi iptidailer), Konya Rüştiyesi, Konya Lisesi, Erkek Sanat Enstitüsü gibi okullar bu dönemde açılmıştır
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte her alanda olduğu gibi milli eğitim alanında da büyük atılımlar yapılmıştır
Cumhuriyetin ilk yıllarına ait ilin eğitim ve okullaşma durumunu gösteren kesin bilgiler bulunmamaktadır
Mahalle mektepleri, medreseler ve azınlık okulları 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu ile kapatıldıktan sonra Türk gençliğinin yeni eğitim anlayışı ve modern eğitim teknikleriyle yetiştirilebilmesi için hızlı ve yaygın bir okullaşma dönemine geçilmiştir
Yeni harflerin kabulünden sonra okuma-yazmaya karşı büyük bir ilgi uyanmış ve genç cumhuriyetimizin her bölgesinde olduğu gibi Konya' da da “Millet Mektepleri” adı altında dersaneler açılmıştır
Bugün için, il dahilinde ilköğretimde 902 okulda 297
495 öğrenci, orta öğretimde ise 210 okulda 62
025 öğrenci eğitim görmektedir
Bu bağlamda ilk ve ortaöğretim kurumlarına ilişkin bilgiler aşağıdaki tabloda verilmiştir


Tablo : Konya İli İlk ve Orta Dereceli Okullar Durumu Dağılımı


Okul Türü Okul Sayısı Derslik Sayısı Öğretmen Sayısı Öğrenci Sayısı
Okul Öncesi Eğitim*
284 36 324 5
363

İlköğretim Okulu 902 8
294 11
328 297
495

Genel Liseler 99 1
467 1
960 42
801

Meslek Liseleri 111 1
010 2
050 19
224

Çıraklık Eğitim Merkezi 12 0 197 10
539

Halk Eğitim Merkezi 31 0 74 21
642

TOPLAM 1
439 10
807 15
933 397
06



 
M

Monera

Forum Okuru
Cevap: Konya Şehir Tanıtımı

* (Anasınıfı ve Bağımsız Anaokulu)



2001 yılında İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yürütülen projelerden ilk ve orta öğretime ait 346 derslik bitirilerek hizmete açılmış olup 2002 yılında da yaklaşık 528 derslik üzerinden yatırımlara devam edilmektedir
İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı resmi ve özel ilköğretim okullarında 2001-2002 öğretim yılında okuyan 297
495 adet öğrenciden ( 6-14 yaş grubu ) 4
543 adet öğrencinin okullarına sürekli devamlılığı sağlanamıyor
Bu konuda ilgili yerel yöneticilerin okul çağındaki çocukların derhal okula kaydı için talimatları verdikleri, sürekli devamsız duruma düşen öğrencilerin de devam etmeme nedenleri araştırılmaya başlanmış olupbunların okullarına devamları için gerekli gayret gösterilmektedir


Yükseköğretim


Konya ilinde yükseköğretim alanında, Selçuk Üniversitesi eğitim-öğretim faaliyetinde bulunmaktadır
Üniversite, Konya şehir merkezinde Alaaddin Keykubat Kampüsü, Meram Eğitim Kampüsü ve Meram Tıp Fakültesi Kampüsü ile çevre il ve ilçelerde bulunan fakülte ve yüksekokullarda eğitim-öğretime devam etmektedir
1975 yılında 2 fakülte ile eğitim-öğretim faaliyetine başlayan Selçuk Üniversitesi, halen 16 Fakülte, 5 Yüksekokul, 25 Meslek Yüksek Okulu, 1 Devlet Konservatuarı, 4 Enstitü ve 13 Araştırma Uygulama Merkezi ile bu faaliyetini devam ettirmektedir
Üniversitenin akademik personel sayısı 2
468 kişidir
Akademik personelin, 248'i profesör, 138'i doçent, 462'si yardımcı doçent, 420'ü öğretim görevlisi, 111'i okutman, 1
030'u araştırma görevlisi, 59'i ise uzman' dır
Selçuk Üniversitesi'nin, 2001-2002 Eğitim öğretim yılı öğrenci sayısı 60 bindir
2002-2003 öğretim yılında bu rakamın 70 bin olması beklenmektedir
Fiziki mekan ihtiyacı 626
798 m2 olan üniversitenin yapılaşmasına 1983 yılında başlanılmıştır
Bugüne kadar hizmete açılan alan 473
383 m 2 olup 111
415 m2 lik alanın inşaatına devam edilmektedir
Selçuk Üniversitesi, 60
000'e ulaşan öğrencisiyle ülkemizin sayılı üniversiteleri arasında yer almaktadır
Toplam öğrenci mevcudunun 44
000'i Konya merkezindeki fakülte ve yüksekokullarda öğrenim görmektedir
Oldukça fazla olan bu öğrenci mevcuduna sağlıklı şartlarda barınma imkanının sağlanması büyük önem arz etmektedir
İlde yükseköğrenim gören öğrencilerin barındıkları Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtlar ve bunların kapasitelerini gösteren tablo aşağıya çıkarılmıştır


Tablo : Konya İlinde Kredi ve Yurtlar Kurumuna Bağlı Yurtlar ve Kapasiteleri




Yurdun Adı Öğrenci Kapasitesi
Kız Erkek Toplam
Selçuk Kız Yurdu 758 0 758
Meram Kız Yurdu 1
518 0 1
518

Alaaddin Yurdu 820 1
632 2
452

Mevlana Kız Yurdu 1
062 0 1
062

CumhuriyetKızYurdu 852 0 856
Selçuk Erkek Yurdu 0 758 758
Çumra Yurdu 144 104 200
Akşehir Yurdu 312 208 520
Seydişehir Yurdu 250 312 562
TOPLAM
5
716



Tabloda görüldüğü gibi Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda 5
716'sı kız, 3
014'ü erkek olmak üzere toplam 8
686 öğrenci barınmaktadır
Bu bağlamda üniversite öğrencilerinin %73'ünün barınma problemi bulunmaktadır


KONYANIN COĞRAFİ KONUMU


Konya ili Anadolu Yarımadası'nın ortasında bulunan İç Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, şehrin kendi adıyla anılan Konya bölümünde yer almaktadır


İlimiz topraklarının büyük bir bölümü, İç Anadolu'nun yüksek düzlükleri üzerine rastlar
Güney ve güneybatı kesimleri Akdeniz bölgesine dahildir
Konya, coğrafi olarak 36041' ve 39016' kuzey enlemleri ile 31014' ve 34026' doğu boylamları arasında yer alır
Yüzölçümü 38257 km2 (göller hariç)'dir
Bu alanı ile Türkiye'nin en büyük yüzölçümüne sahip olan ilidir
Ortalama yükseltisi 1016 m'dir
İdari yönden, kuzeyden Ankara, batıdan Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir, güneyden, İçel, Karaman, Antalya, doğudan, Niğde, Aksaray illeri ile çevrilidir


Konya ili, doğal açıdan kuzeyinde Haymana platosu, kuzeydoğuda Cihanbeyli Platosu ve Tuz Gölü'ne, batısında Beyşehir Gölü'ne ve Akşehir Gölü'ne, güneyinde Sultan Dağları'ndan başlayan Karaman ilinin güneyine kadar devam eden, Toros yayının iç yamaçları önünde bir fay hattı boyunca oluşmuş volkanik dağlara, doğusunda ise Obruk platosuna kadar uzanır


İlin uç noktalarını kuzeyinde Kulu'nun Köşkler Köyü, batısında Akşehir'in Değirmen Köyü, güneyinde Taşkent'in Beyreli Köyü, doğusunda ise Halkapınar'ın Delimahmutlu Köyü uç noktalarını oluşturmaktadır


Konya il sınırları içerisinde kalan alan, Türkiye'nin Ana Tektonik Üniteleri'nden Orta Anadolu Birliği'nin güney kesimi ile Toros Birliği'nin orta kesiminde kalmaktadır
Toros Birliği farklı çökelme ortamlarını yansıtan ve geç Kretase Paleosen (ikinci zaman sonu dördüncü zaman başlangıcı) döneminde gelişen sıkışma kuvvetleri ile üstüste bindirilmiş kütlelerden meydana gelmektedir
Konya il sınırları içine giren alanda bunlardan Bozkır Geyikdağı ve Aladağ kütleleri gözlenmektedir
Gerek Toros Kuşağı'nda, gerekse Orta Anadolu birliğinde yörede yüzeyleyen en yaşlı kayaçlar olarak Paleozoik (birinci zaman) yaşlı kayaç birimleri Bozkır, Hadim, Seydişehir, Akören, Ahırlı, Beyşehir, Doğanhisar, Kadınhanı yörelerinde ortaya çıkmaktadır
Genellikle Paleozoik yaşlı birimlerin bir devamı niteliğinde olan Mesozoik (ikinci zaman) yaşlı kayaçlar ise yaygın olarak Ereğli, Bozkır, Seydişehir, Ahırlı, Akören, Altınekin, Kadınhanı, Beyşehir, Akşehir, Ilgın, Doğanhisar yörelerinde yüzeylemektedir
Mesozoik sonunda kapanan okyanusun sıkışması ile ortaya çıkan dağ oluşumu evresinde Toroslarda kütleler meydana gelirken okyanus kabuğu parçaları olan ofiyolitler bu kütlelerin arasında, özellikle Konya Meram, Ereğli güneyi, Bozkır güneyi, Karapınar ve Cihanbeyli civarında gözlenir konuma gelmiştir


Tersiyer'de (üçüncü zaman) denizin ve gölsel sedimanların yanısıra yaygın volkanik faaliyetlerle daha yaşlı birimlerin üzeri örtülmüştür
Denizel sedimanlar Ereğli ve Çumra civarında gözlenir
Konya ve çevresi Geç Miyosen (10 milyon yıl) Pliyosen döneminde blok faylanmalarla çökmeye başlamış daha sonra bu ortamda bugün de kalıntılarını gördüğümüz (Akgöl ve Hotamış gölü) büyük bir göl oluşmuştur
Bu göl, karasal ve gölsel sedimanlar ile doldurularak bugünkü ovalardan Ereğli, Karapınar, Cihanbeyli, Kulu, Sarayönü, Kadınhanı, Konya merkez ve çevre ilçeler ile Çumra Ovaları oluşmuştur
Bu dönemde meydana gelen volkanik faaliyetler ile Karapınar, Çumra, Akören, Selçuklu kesiminde Takkeli dağ, Acıgöl, Meke Gölü gibi volkanik yapılar ve tüfler ortaya çıkmıştır
Aynı zaman aralığında Ilgın civarında meydana gelen bir fay ile bugün kaplıca olarak kullanılan sıcak su çıkışları meydana gelmiştir
Bütün bu birimler Kuvaterner yaşlı genç karasal sedimanlarla örtülmüştür
Özellikle Konya Ovası ve bunun devamı niteliğindeki Ereğli ve Cihanbeyli Ovaları'nda, çok kalın alüvyal depolar bulunmaktadır


Konya ili sınırları içerisinde Türkiye'nin en büyük alüminyum (boksit) ve magnezit yataklarının yanısıra, kömür, kil, çimento hammaddeleri, kurşun-çinko, barit madenleri ile önemli oranda yer altı suyu rezervleri bulunmaktadır
Alüminyum (boksit) yatakları
Seydişehir ilçesi güneyinde Üst Kretase zaman aralığında karasal ayrışmalarla meydana gelmiştir
Magnezit yatakları ise Meram ilçesi sınırları içerisinde olup tek başına hem Konya'nın hem de dünyanın en büyük rezervli (80 milyon ton) magnezit yatağıdır
Yunak civarında Magnezit ve az miktarda lüle taşı yatakları bulunmaktadır
Ilgın (Haremi Kurugöl), Beyşehir ve Seydişehir ilçelerinde Pliyosen yaşlı toplam 750 milyon ton rezervli linyit kömürü yatakları bulunmaktadır
Beyşehir, Selçuklu ve Ilgın civarında önemli miktarlarda kil yatağı vardır
Ayrıca Bozkır'da barit, Hadim (Kızılgeriş) ve Bozkır'da (Küçüksu) kurşunçinko yatakları bulunmaktadır
Ayrıca Konya'nın birçok yerinde çimento hammaddelerinden kil, kalsit, jips, tras, kireçtaşı ve dolomit gibi hammaddeler bulunmaktadır
Konya ve çevresindeki Çumra, Ereğli, Cihanbeyli, Akşehir, Yunak ovalarında yaklaşık 20-100 metreler arasında yer altı suyu bulunmakta ve bazı yerlerde bu su artezyen yapmaktadır


Konya ilinde en fazla alana sahip yeryüzü şekli ova ve platolardır
Ovaların tabanlarında yer alan çukur kısımlarında kapalı havzalar oluşmuştur
Yükseltiler az yer tutar, genellikle ilin güneyinde toplanmıştır
Ovalar, platolarla birbirinden ayrılmıştır
Platolar akarsular tarafından fazla derin parçalanmamıştır
Açık havza kısımları da vardır


Dağlar :
Dağlar İlin kuzey kısmında yeralan yükseltiler genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır
En önemlisi Bozdağlardır
Bozdağlar üzerinde yer yer tepeler yükselir, bu tepelerin en yükseği Bozdağlar'ın batısındaki Karadağ Tepe'dir
(1919 m)
Bu tepeler arasında da geçitler yer alır

Konya'nın batısında yeralan sıra dağlar kuzeyden güneye doğru uzanırlar
En kuzeyinde Sultan Dağları (2169), Aladağlar (2339), Loras (2040), Eşenler (1951) yer almaktadır
Bölgenin güney kısmı Toros dağlarıyla sınırlanmıştır
Bu kuşakta ise Geyik (3130), Bolkar dağları (3134), Aydos dağları (3240) yer almaktadır


Bu alanda volkanik kütlelerin ve arazilerin önemli bir yeri vardır
Karapınar Ovası'nın güneyinde yer alan Karacadağ (2025), Konya'nın güney batısındaki Erenler Dağı (2319) batısında Takkeli Dağ (1400) yer almaktadır


Belirtilen volkanik dağların dışında Karapınar yakınlarında kül konilerine rastlanır
Bunlar genç volkanik faaliyetler sonucunda oluşturulmuş küçük konilerden ibarettir
İl sınırları içinde yer alan volkanik dağlar İç Anadolu Bölgesinin diğer volkanik dağları ile karşılaştırıldığında yükselti ve alanlarının daha az olduğu görülür


Konya'nın ormanları ve su kaynaklarının büyük bölümü buradaki yükseltilerde yer almaktadır
Bölgenin güneyindeki kireç taşlarından oluşmuş yükseltilerin bulunduğu yerlerde mağaralar oluşmuştur
Bunlardan Çamlık mağaralar ve Seydişehir'de bulunan Tınaztepe mağarası , milli park olmaya namzet mağaralarımız


Platoları
Yöredeki Obruk ve Cihanbeyli Platoları ortalama 1000 m
yükseltiye sahip geniş düzlüklerden oluşurlar

Tuz gölünün batısında Cihanbeyli platosu, güneyinde ise Obruk platosu yer alır


Obruk platosu üzerinde kireç taşı tabakaları üzerinde gelişmiş karstik şekillerden olan obruklara rastlandığından bu isim verilmiştir
Bunların en büyüğü Kızören obruğudur
Konya'nın kuzeydoğusunda yer alan bu obruk kireç taşlarının çözülmesi ile oluşmuş yaklaşık 300 m
çapında 145 m
derinliğindedir
Obruk içerisine suların dolması ile aynı ismi alan bir de göl oluşmuştur
Göl tabanından fazla suları boşalttığından suları tatlıdır

Obruk platosu yörenin en çukur yeri olan Tuz Gölü ile Konya ve Ereğli ovalarını birbirinden ayıran bir eşik görünümündedir


İlin kuzeyini kaplayan Cihanbeyli Platosu genel olarak kireçtaşı tabakaları ile kaplıdır
Bu plato akarsular tarafından az parçalanmış dalgalı bir yüzeye sahiptir


Zengin bozkırlarla kaplı olan bu platolar, il hayvancılığı ve tarımı açısından önemlidir


Ovalar : İl sınırları içerisinde ovalar platolardan sonra en fazla alanı kaplar
Buradaki ovalar, genel olarak buraya yerleşen bir gölün ortadan kalkması ve göl tabanında alüvyonların depolanması ile ortaya çıkmıştır
Obruk platosunun kuzeyindeki en çukur alanda Tuz Gölü yerleşmiş, güneyde ise Hotamış bataklığı ile İvriz bataklıkları burada oluşan eski göl kalıntıları olarak yer almıştır

Konya ve Ereğli ovaları yörenin en geniş ovalarıdır
Bu ovalar Konya ve Ereğli arasında geniş düzlükler şeklinde uzanırlar
Konya ili bu ovaların batı ucunda kurulmuştur
Bu dizi içerisinde, Çumra Ovası ve Karapınar'ın bulunduğu Karapınar ovasında eski Konya Gölü tabanının kum depoları rüzgar erozyonuna da imkan vermiştir
Bozdağların kuzeyinde Altınekin, Sarayönü ve Kadınhanı ovaları bulunur
Ilgın (Çavuşçu) gölü ve Akşehir gölünün yerleştiği çanakta bir çöküntü hendeğidir
Ilgın ve Akşehir ovaları, bu çöküntü hendeği içerisinde oluşmuş ovalardır
Bu ovalar dışında; Beyşehir ovası, Seydişehir ovası, Doğanhisar ovası ile Yukarı Sakarya ovalarının güney ucunu oluşturan Yunak ve Akgöl ovalarıdır


Akarsular :


Konya ili sınırları içerisinde daha çok mevsimlik ve sel rejimli akarsular yer alır
Buradaki akarsuların boyları kısadır
Konya ilinin geniş sahaları, kapalı havza olması sebebiyle akarsular ova tabanlarındaki bataklıklarda kaybolur
Bölgedeki akarsular kar ve yağmur suları ile beslenirler
Konya'daki yağış rejimi düzensiz olduğu için bu akarsuların rejimi de düzensizdir
Bir çoğu, yaz aylarında kururlar; ancak ilkbahar ve yaz aylarında kısa süreli sağanak yağışlar ile sel baskınlarına sebep olabilmektedir
Sel baskınları tarım alanlarında büyük zarara neden olur
Bundan dolayı bölgede erozyonla mücadele çalışması yapılmaktadır
Bu çalışmalar en fazla sel gelen dereler üzerine barajlar kurularak sürdürülmektedir
May ve Apa barajları buna örnektir


Konya'da akarsuların su toplama havzaları farklı yönlere akış gösterirler
Bunlardan Yukarı Sakarya Nehri'ne ulaşan Gökpınar Deresi ile Karadeniz'e, Göksu Nehri'nin kuzey kolu olan Hadim Çayı, Manavgat Nehri'nin yukarı havzası çevresindeki dere ve çaylar açık havza niteliğinde olup sularını Akdenize ulaştırırlar


Bunlardan Tuz Gölü, Çavuşçu Gölü, Beyşehir Gölü, Ereğli Ovasındaki Akgöl, Hotamış Bataklığı çevresindeki yükseltilerden kaynağını alan dereler ise kapalı havza şeklindeki bu alanlara akış gösterirler
 
M

Monera

Forum Okuru
Cevap: Konya Şehir Tanıtımı

Bölgenin güneyindeki kapalı havzanın merkezinde Konya ve Ereğli ovalarında kuraklık nedeniyle göl oluşmaz ve buradaki yükseltilerden kaynağını alan dereler ovada kaybolurlar


Konya'da yer alan en büyük ve en önemli akarsu Çarşamba Suyu'dur
Kaynağını Bozkır ilçesindeki yükseltilerden alır
Beyşehir Gölü'nün ayağı ile birleşerek Çumra Ovası sulama şebekesini oluşturur
Çarşamba Suyu üzerinde kurulan Apa Barajı hem selleri önlemek hem de Konya Ovasının bir bölümünde sulama yapmak için kurulmuştur


Konya ilinde Meram Çayı, Sille Deresi, May Deresi, İvriz, Bolasan, Çiğil, Doğanhisar İnsuyu, Göksu, Adıyan, Engilli, Çavuşköy, Karasu Çayları da önemli akarsulardandır
Şehrin içme ve kullanma suyu olarak kullanılan Hatıp, Çayırbağı, Mukbil ve Dutlu Suyu ve Hotamış Bataklığı çevresindeki çeşitli kaynaklarda önemlidir




Göller :



Konya ili sınırları içerisinde pek çok tabii göl ve bataklık bulunmaktadır
Bunların kimilerinin suları acı ve tuzlu, bazılarının da suları tatlıdır
Oluşum yönünden de birbirinden farklılıklar gösterirler


Tuz Gölü : Tuz Gölü kapalı havzasının merkezinde Tuz Gölü oluşmuştur
Ankara, Konya, Aksaray sınırlarının kesiştiği yerde olup bir kısmı Konya ili sınırları içerisinde yer almaktadır
Tuz Gölü Türkiye'nin yüzölçüm olarak ikinci büyük gölüdür
Derinliği 12 m
civarındadır
Yaz mevsiminde buharlaşmanın etkisi ile alanı oldukça küçülür
Kuruyan kesimlerde tuz tortulları meydana gelir
Türkiye'nin tuz ihtiyacının bir kısmı buradan temin edilir
Sulama ve su ürünleri için kullanılamaz


Beyşehir Gölü :



Konya ilinin batısında Konya-Isparta sınırı üzerinde yer almaktadır
Beyşehir Gölü, yurdumuzun 3
büyük gölüdür
Aynı zamanda en büyük tatlı su gölüdür
Tektonik-Karstik olaylarla meydana gelmiştir
Aynı zamanda Türkiye'nin en önemli milli parklarından biridir
Milli park alanı içerisinde aynı anda su sporları, dağ sporları ve av sporları yapmak imkanı vardır
Su ürünleri açısından ekonomik değeri yüksektir
Gölün iki plajı, 22 adası ve pek çok kayalığı bulunmaktadır
Göl Ornitolojik bakımdan önemli bir kuş üreme, barınma, beslenme ve konaklama merkezidir
Bu yönü ile de turizm açısından önem taşımaktadır


Akşehir Gölü :



Konya ilinin kuzey batısında Konya-Afyonkarahisar il sınırında yer alır
Suyu tatlıdır
Tektonik olaylarla meydana gelmiştir
Su ürünleri açısından ekonomik değer gösterir
Sulama suyu olarak kullanılmakta olup kamış üretimi de yapılmaktadır


Suğla Gölü :
Konya ilinin güneybatısında yer alır
Oluşumu tektoniktir
Yağışlı yıllarda alanı iyice genişlemekte kurak yıllarda ise göl kurumakta ve alüvyonlu göl tabanı ortaya çıkarak, iyi bir tarım alanı oluşturmaktadır
Suları tatlıdır
Su ürünleri ve sulama açısından önemi büyüktür


Ilgın (Çavuşçu) Gölü :


Konya ilinin kuzeybatısında yer alır
Oluşumu tektoniktir
Suları tatlıdır
Su ürünleri açısından önemlidir
Ayrıca bir ayağı ile Atlantı ovaları sulanmaktadır


Ereğli Akgöl :


Ereğli ilçesinin batısındadır
Eski göl tabanıdır
Çok sığ bir özelliğe sahiptir
Tatlı sulara sahiptir
İvriz deresinden gelen sularla beslenir
Akgöl sazlıklarında 200'ün üzerinde kuş türü yaşamaktadır
Bu yüzden tabiatı koruma alanı olarak kabul edilmiştir


Yunak Akgöl :


Yunak ilçesi yakınlarında küçük bir göldür
Suyu tatlıdır
Çoğu yeri bataklık halindedir
Göl Gökpınar Deresi ile Sakarya Nehrine boşalmaktadır

Bunların dışında Konya ilinin karstik sahalarında, karstik şekillerden olan obrukların sularla dolması ile çok ufak göller meydana gelmiştir
Bunlar Kızören obruğu, Timraş obruğu, Obruk gölü, Çiralı gölü, Meyil gölü de vardır
Obruk göllerden bazıları sulama amaçlı kullanılırken bazı obruk gölleri de turistik değer taşır


Volkanik olaylarla da göller meydana gelmiştir
Volkan konilerinin çevresinde volkanizmanın etkisi ile daire şeklinde çanaklar oluşmuştur
Bu çanaklara suların dolması ile küçük maar gölleri meydana gelmiştir
Bunlar Acıgöl Maarı ve Meke Gölü'dür


Karapınar ilçesi sınırları içerisinde bulunan bu krater göllerinin içerisinde magnezyum sülfat çözeltileri vardır
Bu nedenle suyu çok acıdır
İçinde canlı yaşamaz
Oluşumdan kaynaklanan özellikler nedeniyle Meke Gölü etrafındaki volkanik malzeme biriket yapımı ve benzer amaçlarla büyük ölçüde tahrip edilmiştir
Meke Gölü, Kültür Bakanlığı, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından "1
Doğal Sit Alanı" ilan edilmiştir


Yeraltı Suları :


Konya ilinde Çumra, Ereğli, Cihanbeyli, Akşehir, Yunak ovalarında yaklaşık 20 ila 100 m
arasında zengin yer altı suyu bulunmaktadır
Bazı yerlerde bu su artezyen yapmaktadır
Bunun yanında binlerce adi kuyu kazılmıştır
Genellikle tarım amaçlı olarak pek çok sondaj kuyusu da açılmıştır
Konya çevresinde genellikle paleozoik mermerler, mesozoik kalkerler, neojen kalkerleri ve Alüvyonlar su taşıyan formasyonlardır





ULAŞIM
Konya, tarih boyunca belli başlı yollar üzerinde yer almıştır
Tarihi İpek Yolu'nun en önemli ticaret ve konaklama merkezlerinden biridir


Karayolu Ulaşımı Konya İli ülkemizin ana ulaşımını sağlayan doğu-batı ve kuzey-güney yönlerinde uzanan karayolu bağlantıları ile önemli bir kavşak noktası halindedir
İlin, kuzey komşusu olan Ankara ile bağlantısı, Konya'dan başlayan ve Cihanbeyli ile Kulu İlçe merkezlerinden geçerek başkente ulaşan yol ile sağlanmaktadır
Uzunluğu 258 km
dir
Konya İlini güney kıyılarına en kısa mesafeden bağlayan Konya-Seydişehir-Antalya yolunun (323 km
) 1996 yılında trafiğe açılmasıyla, ilin trafik yükünde önemli artışlar meydana gelmiştir


Konya ilinin diğer illerle bağlantıları ve uzaklıkları ise; Konya-Karaman-Mut-Silifke-Mersin 343 km
, Konya-Karapınar-Ereğli-Ulukışla-Pozantı-Adana 356 km
, Konya-Obruk-Aksaray-Nevşehir-Kayseri 327 km
, Konya-Kadınhanı-Ilgın-Akşehir-Çay-Afyon 223 km
, Konya-Beyşehir-Ş
Karaağaç-Isparta-Antalya 401 Km
'dir


Demiryolu Ulaşımı Güney ve Güneydoğuyu Batıya ve İstanbul'a bağlayan demiryolu, Konya ilinden geçer
Her gün karşılıklı olarak Konya-Haydarpaşa arası Meram Ekspresi, Ereğli-Konya-Haydarpaşa arası İçanadolu Mavi Treni, haftanın üç günü (Salı, Perşembe, Pazar) ise Haydarpaşa-Konya-Gaziantep arasında Toros Ekspresi sefer yapmaktadır
Bu ekspres trenlerin yanı sıra karşılıklı olarak hergün; Konya-Karaman-Ulukışla-Niğde arasında Ray Otobüsü, Konya-Eskişehir arasında Karma Yolcu Treni ve Eskişehir-Konya-Diyarbakır arasında Posta Treni sefer yapmaktadır


Havayolu Ulaşımı Konya'da hava ulaşımı askeri ve sivil havaalanlarından sağlanmaktadır
Halen Konya-İstanbul arası hergün karşılıklı olarak uçak seferi yapılmaktadır

Hazret-i Mevlana'nin Hayati


Mevlana'nin asil adi Muhammed Celaleddin'dir
Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir
Efendimiz manasina gelen Mevlana ismi O'na daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya basladigi tarihlerde verilir
Bu ismi, Semseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yi sevenler kullanmis, adeta adi yerine sembol olmustur
Rumi, Anadolu demektir
Mevlana'nin, Rumi diye taninmasi, geçmis yüzyillarda Diyar-i Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturmasi, ömrünün büyük bir kisminin orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasindandir



Dogum Yeri ve Yili


Mevlana'nin dogum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk Kültür merkezi Belh'tir
Mevlana'nin dogum tarihi ise 30 Eylül 1207 (6 Rebiu'l-evvel, 604) dir



Nesebi (Soyu)


Asil bir aileye mensup olan Mevlana'nin annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kizi Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanligi) hanedanindan Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dir
Babasi, Sultanü'l-Ulema (Alimlerin Sultani) ünvani ile taninmis, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabasi, Ahmet Hatibi oglu Hüseyin Hatibi'dir
Eflaki'ye göre Hüseyin Hatibi, ilmi deniz gibi engin ve genis olan bir alim idi
Din ilminin üstadi ve alimlerin büyüklerinden sayilan, güzel siirler söyleyen Nisaburlu Raziyüddin gibi bir zat da talebelerindendi
Kaynaklar ve Mevlana'nin sevgi yolunda gidenler eserlerinde Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled'in nesebinin, anne cihetiyle ondördüncü göbekte Hazret-i Muhammed'in torunu Hazret-i Hüseyin'e, baba cihetiyle de onuncu göbekte Hazret-i Muhammed'in seçilmis dört dostundan ilki Hazret-i Ebu Bekir Siddik'a ulastigini kaydediyorlar



Babasi Bahaeddin Veled Hazretleri'nin Sahsiyeti


Bahaeddin Veled, 1150'de Belh'de dogmus, babasi ve dedesinin manevi ilimleriyle yetismis; ayrica Necmeddin-i Kübra (? - 1221)'dan feyz almistir
Bahaeddin Veled bütün ilimlerde esi olmayan, olgun mana sultani idi
Ilahi hakikatler ve Rabbani ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksiz bir deniz gibi olan Bahaeddin Veled, Horasan Diyarinin, en güç fetvalari halletmede, tek üstadi idi ve vakiftan hiçbir sey almazdi; devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maasla geçinirdi
Kaynaklarin ittifakla rivayetine göre, devrinin alimleri ve ulu müftüleri, Hazreti Muhammed'in manevi isaretiyle, Baheddin Veled'e Sultanü'l- Ulema ünvanini vermislerdir
Bundan sonra da Bahaeddin Veled bu ünvanla yad edilmistir
Bu ünvanin verilisi Türklerin adetiyle de izah edilebilir
Türkler, yüksek kabiliyet ve fazilet sahiplerinin taninmadan kaybolup gitmesine, unutulmasina razi olmazlardi
Onlari halkin gözünde belirtmek, halki ilim ve irfana yöneltmek için o gibi büyüklere layik olduklari birer unvan verilirdi
Bu anane, Türklerin ilme, fazilete karsi saygi duygularini gösteren parlak bir delildir
Hatta anane geregince imzalarin üstünde bu ünvanlari kullanmaya mecburdurlar onlar kazandiklari bu ünvanlari kendileri için manevi bir rütbe yayarlar, nefisleri için bundan asla gurur duymazlardi
Alimler gibi giyinen Bahaeddin Veled, adeti üzere, sabah namazindan sonra, halka ders okutur; ögle namazindan sonra dostlarina sohbette bulunur; pazartesi günleri de bütün halka va'z ederdi
Va'zi esnasinda umumiyetle, Yunan filozoflarinin fikirlerini benimseyenlerin görüslerini reddeder ve "Semavi (Allah'dan olan ilahi) kitaplari arkalarina atip, filozoflarin silik sözlerini önlerine alip itibar edenlerin nasil kurtulma ümidi olur" derdi
Bu arada Yunan felsefesini okutan ve savunan Fahreddin-i Razi'ye ve ona uyan Harezmsah'in aleyhinde bulunur; onlari bidat ehli (dinde, peygamber zamaninda olmayan, yeniden begenilmeyen seyleri çikaranlar) olarak görür ve söyle derdi: "Muhammed Mustafa'nin yürüyüsünden dahi iyi yürüyüs, yolundan daha dogru bir yol görmedim"



Hazret-i Mevlana'nin Babasi ile Belh'ten Çikislari ve Konya'ya Gelisleri


Esasen tasavvuf ehline iyi gözle bakmayan ve bunlarin Harezmsah katinda saygi görmelerini çekemeyen Fahreddin-i Razi, Bahaeddin Veled'in açikça kendi aleyhine tavir almasina da çok içerlediginden onu Harezmsah'a gammazladi
Bahaeddin Veled'in de gönlü Harezmsah'tan incindi ve Belh'i terk etti
Ancak arastiricilar, Bahaeddin Veled'in Belh'ten göç etmesine sebep olarak, Mogol istilasini gösterirler
Sultanü'l-Ulema, aile fertleri ve dostlariyla Belh sehrini 1212-1213 tarihlerinde terk ettikten sonra Hacca gitmeye niyet etmisti
Nisabur'a ugradi
Göç kervaniyla Bagdat'a yaklastiginda, kendisine hangi kavimden olduklarini ve nereden gelip nereye gittiklerini soran muhafizlara Sultanü'l-Ulema Seyh Bahaeddin Veled su manidar cevabi verir: "Allah'dan geldik, Allah'a gidiyoruz
Allah'dan baska kimsede kuvvet ve kudret yoktur
" Bu söz Seyh Sehabeddin-i Sühreverdi (1145-1235)'ye ulastiginda: "Bu sözü Belhli Bahaeddin Veled"den baskasi söyleyemez" dedi, samimiyetle ve muhabbetle karsilamaya kostu
Birbirleriyle karsilasinca Seyh Sühreverdi, katirindan inip nezaketle Bahaeddin Veled'in dizini öptü, gönülden hürmetlerini sundu
Bahaeddin Veled, Bagdat'ta üç günden fazla kalmadi ve Kufe yolundan Kabe'ye hareket etti
Hac farizasini yerine getirdikten sonra, dönüste Sam'a ugradi
Bahaeddin Veled, yaninda biricik oglu Mevlana oldugu halde, göç kervaniyla Sam'dan Malatya'ya, oradan Erzincan'a, oradan Karaman'a ugradilar
Karaman'da bir müddet kaldiktan sonra, nihayet Konya'yi seçip oraya yerlestiler



Göç Yolunda Hazret-i Mevlana'ya Teveccühte Bulunan Mutasavviflar


Seyh Attar Hazretleri: Belh'i terk ettikten sonra Bagdat'a dogru yola çikan Bahaeddin Veled, Nisabur'a vardiginda ziyaretine gelen Seyh Feridüddin-i Attar (1119-1221;1230) ile görüsüp sohbet eder
Sohbet esnasinda Seyh Attar, Mevlana'nin nasiyesindeki (alnindaki) kemali görür ve ona Esrar-name adli eserini hediye eder ve babasina da; "Çok geçmeyecek ki, bu senin oglun alemin yüregi yaniklarinin yüreklerine atesler salacaktir
" der


Seyh-i Ekber Hazretleri: Sultanü'l-Ulema, Hac farizasini yerine getirdikten sonra dönüste Sam'a ugradi
Orada Seyh-i Ekber Muhyiddin Ibnü'l-Arabi (1165-1240) ile görüstü
Seyh-i Ekber, Sultaü'l-Ulema'nin arkasinda yürüyen Mevlana'ya bakarak: "Sübhanallah! Bir okyanus bir denizin arkasinda gidiyor" demistir



Hazret-i Mevlana'nin Evlenmesi


Karaman'da bulunduklari 1225 tarihinde Mevlana, babasinin buyrugu ile itibarli, asil bir zat olan Semerkantli Hoca Serafeddin Lala'nin, huyu güzel, yüzü güzel kizi Gevher Banu ile evlendi
Mevlana dünya evine girdiginde onsekiz yasindadir

Hazret-i Mevlana'nin, Konya'ya Yerlesmeleriyle Ilgili Yorumu: "Hak Teala'nin Anadolu halki hikkinda büyük inayeti vardir ve Siddik-i Ekber Hazretlerinin duasiyla da bu halk bütün ümmetin en merhamete layik olanidir
En iyi ülke Anadolu ülkesidir; fakat bu ülkenin insanlari mülk sahibi Allah'in ask aleminden ve deruni zevkten çok habersizlerdir
Sebeplerin hakiki yaraticisi Allah, hos bir lutufta bulundu, sebepsizlik aleminden bir sebep yaratarak bizi Horasan ülkesinden Anadolu vilayetine çekip getirdi


Haleflerimize de bu temiz toprakta konacak yer verdi ki, ledünni (Allah bilgisine ve sirlarina ait) iksirimizden (altin yapma hassamizdan) onlarin bakir gibi vücutlarina saçalim da onlar tamamiyla kimya (bakisiyla, baktigi kimseyi manen yücelten olgun insan); irfan aleminin mahremi ve dünya ariflerinin hemdemi (canciger arkadasi) olsunlar
"



 
M

Monera

Forum Okuru
Cevap: Konya Şehir Tanıtımı

Hazret-i Mevlana'yi Yetistiren Mutasavviflar


Sultanü'l-Ulema Seyh Bahaeddin Veled Hazretleri


Önceki bahislerde sahsiyetini belirtmeye çalistigimiz Bahaeddin Veled, Mevlana'nin ilk mürsididir
Yani Mevlana'ya Allah yolunu ögretip, tasavvuf usulunce hakikatleri ve sirlari gösteren tarikat seyhidir
Bütün Islam aleminde yüksek itibar ve söhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçuklulularin Sultani Alaaddin Keykubat'tan yakin alaka ve sonsuz hürmet görür
Bahaeddin Veled, 3 Mayis 1228 tarihinde Selçuklularin bas sehri Konya'yi sereflendirip yerlestikden kisa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat müddesi 1219-1236), sarayinda Bahaeddin Veled'in serefine büyük bir toplanti tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevi terbiyesi altina girdi
Sultaü'l-Ulemaya gönülden bagli olan Sultan Alaaddin onu hayranlikla söyle över; "Heybetinden gönlüm tir tir titriyor, yüzüne bakmaktan korkuyorum
Bu eri ördüke, gerçekligim, dinim artiyor
Bu alem, bendem korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum, ya Rabbi, bu ne hal? Iyice inandim ki o, cihanda nadir bulunan ve esi benzeri olmayan bir Allah dostudur
" Dünya sultanina hükmeden, essiz Allah dostu mana ve gönül sultani Bahaeddin Veled, 24 Subat, 1231 tarihinde Cuma günü kusluk vaktinde ebedi alemde göçtü
Geriye Muhammed Celaleddin gibi bir hayirli ogul ile Maarif gibi bir eser birakti
Sultanü'l-Ulema, sadece duygu ve düsüncelerini açikladi söhret pesinde kosmadi
Etrafindakilerini yetistirdi ve onlari daima aydinlatti


Seyyid Burhaneddin Hazretleri


Bahaeddin Veled'in irtihalinde Mevlana yirmidört yasinda idi
Babasinin vasiyeti, dostlarinin ve bütün halkin yalvarmalari ile babasinin mak----- geçti, oturdu
Mevlana, babasindan sonra, Seyid Burhaneddin'i buluncaya kadar bir yil mürsidsiz kaldi
1232 tarihinde babasinin degerli halifesi Seyyid Burhneddin-i Muhakkik-i Tirmizi, Konya'ya geldi
Mevlana onun manevi terbiyesi altina girdi


Seyyid Burhaneddin, mertebesi çok yüksek bir kamil mürsid idi
Maarif adli eseri irfaninin delilidir
Kendisine, daima kalblerde bulunan sirlari bilmesinden dolayi, Seyyid Sirdan denirdi
Seyyid Burhaneddin, ta çocukluk yillarinda bir lala gibi omuzlarda tasiyip dolastirdigi Mevlana'ya dedi ki: "Bilginde esin yok, seçkinsin
Ama baban hal (manevi makam) sahibiydi, sen de onu ara, kalden (sözden) geç
Onun sözlerini iki eline kavramissin; fakat benim gibi onun haliyle de sarhos ol
Böylece de ona tam mirasçi kesil; cihana isik saçmada günese benze
Sen zahiren babanin mirasçisisin; ama özü ben almisim; bu dosta bak, bana uy
" Mevlana babasinin halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu
Mevlana candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin'i babasinin yerine koydu ve gerçek bir mürsid bilerek gönülden, tam dokuz yil ona hizmet etti
Bu zaman zarfinda, o kamil mürsidin kilavuzlugu ile mücahede (nefsi yenmek için gayret sarfederek) ve riyazetle o kamil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pisti, olgunlasti, bastan ayaga nur oldu; kendinden kurtuldu, mana sultani oldu
Nitekim, Mesnevi'sindeki su iki beyit, pistiginin, kamil insan mertebesine ulastiginin ifadesidir; "Pis, ol da bozulmaktan kurtul
Yürü, Burhan-i Muhakkik gibi nur ol
Kendinden kurtuldun mu, tamamiyle Burhan olursun
Kul olup yok oldun mu sultan kesilirsin
"



Hazret-i Mevlana'nin Konya Disina Seyahati


Halep ve Sam'a Gidisi: Mevlana, yüksek ilimlerde daha çok derinlesmek için, Seyyid Burhaneddin'in izniyle Haleb'e gitti
Halaviyye Medresesi'nde, fikih, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir alim olan Adim oglu Kemaleddin'den ders aldi
Mevlana, Halep'teki tahsilini bitirdikten sonra Sam'a geçti
Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört yil kaldi
Bu zaman zarfinda Sam'daki alimlerle tanisip, onlarla sohbet etti



Sam'da Sems-i Tebrizi Hazretleri ile Bir Anlik Görüsme


Eflaki'ye göre Mevlana, Sam'da Semseddin-i Tebrizi ile görüsmüstür; fakat bu görüsme kisa bir müddettir ve söyle cereyan etmistir
Semseddin-i Tebrizi, bir gün halkin arasinda, Mevlana'nin elini yakalayip öper ve ona "Dünyanin sarrafi beni anla!" diye hitap eder ve kaybolur
Iste bu sohbet veya bir anlik görüsme tarihinden takriben sekiz sene sonra Sems, Konya'ya gelecek ve Mevlana ile içli disli sohbet edecektir



Hazret-i Mevlana Kamil Bir Mürsid

Yedi yil süren Halep ve Sam seyahatinden sonra Konya'ya dönen Mevlana, Seyyid Burhaneddin'in arzusu üzerine birbiri arkasina, candan istekle ve samimiyetle, üç çile çikardi
Yani üç defa kirkar gün (yüzyirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamamini ibadetle geçirmek suretiyle nefsini aritti
Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin, Mevlana'yi kucaklayip öptü; takdir ve tebrikle, "Bütün ilimlerde esi benzeri olmayan bir insan, nebilerin ve velilerin parmakla gösterdigi bir kisi olmussun
Bismillah de yürü, insanlarin ruhunu taze bir hayat ve ölçülemiyecek bir rahmete bog; bu suret aleminin ölülerini kendi mana ve askinla dirilt
" Dedi ve onu irsad ile görevlendirdi
Seyyid Burhaneddin, daha sonra, Mevlana'dan izin alip Kayseri'ye gitmis ve orada ebedi aleme göçmüstür (1241-1242)
Türbesi Kayseri'dedir
Mevlana Seyyid Burhaneddin'in Konya'dan ayrilisindan sonra, irsad (Allah Yolunu gösterme) ve tedris (ögretim) mak----- geçti
Babasinin ve dedelerinin usullerine uyarak bes yil bu vazifeyi basari ile yapti
Rivayete göre dini ilimleri tahsil eden dört yüz talebesi ve on binden çok müridi vardi



Hazret-i Mevlana'nin Dostlari, Halifeleri; Kendisine ilham Kaynagi Olan Mutasavviflar


Sems-i Tebrizi Hazretleri
Bu zatin adi, Semseddin Muhammed olup dogumu 1186 dir
Tebrizli Melekdad oglu Ali'nin oglu olan Sems, tahsilini bitirdikten sonra, zamaninin yegane seyhi olarak gördügü Tekbirzi Seyh Ebu Bekir Sellebaf'a (sele ve sepet örücüsüne) intisap etti ve onun terbiye ve irsadiyla yetisip olgunlasti
Sems, ulastigi manevi makama kanaat etmediginden daha olgun mürsidler bulmak arzusuyla seyehate çikti
Senelerce takati tükenircesine bir çok bir çok yerler dolasti, zamaninin arifleriyle görüstü
Bu arifleri, mana alemindeki uçusunda kinaye olarak Sems'e, Sems-i Perende (Uçan Günes) adini vermislerdir
Sems, ta çocuklugundan itibaren fikren ve ruhen hür bir dervis, kendinden geçercesine ilahi aska dalarak yasayan bir sahsiyetti
Sems, kendisini ruhen tatmin edecek seviyede bir Hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadasi arayan bir kamil velidir
Yana yakila, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan Sems'in bir gece karari elden gitti, heyecan içinde idi
Allah'in tecellilerine gömülüp mest olmus bir halde münacatinda "Ey Allah'im! Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum" diye yalvardi
Allah tarafindan, istediginin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belhli Sultanü'l-Ulema'nin oglu Muhammed Celaleddin oldugu ilham edildi
Bu ilham ile Sems, 29 Kasim 1244 yili Cumartesi sabahi Konya'ya geldi



Hazret-i Mevlana ile Hazret-i Sems'in Bulusmalari


Mevlana ile sems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, bu iki ruh, nihayet bulustular, görüstüler
Bu tarihte Sems, altmis, Mevlana, otuz sekiz yasinda idi
Bu iki ilahi asik, bir müddet yalnizca bir köseye çekilerek kendilerini tamamiyle Hakk'a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular
Sultan Veled der ki: "Ansizin Sems gelip ona ulasti; ona masukluk (sevilen, sevgili olmanin) hallerini anlatti, açikladi
Böylece de sirri yücelerden yüceye vardi
Sems, Mevlana'yi sasilacak bir aleme çagirdi, öyle bir aleme ki, ne Türk gördü o alemi ne Arap
"

Hazret-i Mevlana'nin Masukluk Mertebesine Erismesi: Bu hususu Sultan Veled söyle açiklar, "Alemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vardir ki o, masukluk duragidir
Aleme bu masukluk duragina dair haber gelmemis, bu durakta bulunanlarin ahvalini hiçbir kulak isitmemisti
Tebrizli Semseddin zuhur edip, Mevlana Celaleddin'i asiklik ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmamasi olan, masukluk mertebesine eristirmistir
Esasen Mevlana, ezelde, masukluk denizinin incisiydi, her sey döner, aslina varir
"


Kim, kimi aradi? Hatirlara gelebilecek, "Sems mi Mevlana'yi aradi, Mevlana mi Sems'i" sorusuna söyle cevap verebiliriz: Sems, Mevlana'yi, Mevlana'da Sems'i aramistir
Sems Mevlana'ya asik ve taliptir, Mevlana'da Sems'e asik ve taliptir
Çünkü asik, ayni zamanda masuk, masuk ayni zamanda a******
Mevlana der ki: "Dilberler (gönlü alip götürenler, manevi güzeller), asiklari, canla basla ararlar
Bütün masuklar, asiklara avlanmislardir
Kimi asik görürsen bil ki masuktur
Çünkü o, asik olmakla beraber masuk tarafindan sevildigi cihetle masuktur da
Susuzlar alemde su ararlar, fakat su da cihanda suzuslari arar
"



Hazret-i Mevlana'nin Manevi Yolculugundaki Safhalari


Mevlana, manevi yolculugunu, olgunluga ermesini, su sözünde toplamistir
"hamdim, pistim, yandim
" Mevlana'nin pismesi, babasi Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin'in feyizli nefesleriyle, yanmasi da Sems'in nurlu aynasinda gördügü kendi güzelliginin ask atesiyledir



Hazret-i Mevlana ile Sems Hakkinda


Mevlana, Sems ile Konya'da bulustugu zaman tamamiyle kemale ermis bir sahsiyetti
Sems, Mevlana'ya ayna oldu
Mevlana, Sems'in aynasinda gördügü kendi essiz güzelligine asik oldu
Diger bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah askini Sems'te yasatti
Mevlana'nin Sems'e karsi olan sevgisi, Allah'a olan askinin miyaridir (ölçüsüdür)
Çünkü Mevlana, Sems'te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu
Mevlana açilmak üzere bir güldü
Sems ona bir nesim oldu
Mevlana bir ask sarabi idi, Sems ona bir kadeh oldu
Mevlana zaten büyüktü, Sems onda bir gidis, bir nesve degisikligi yapti
Sems ile Mevlana üzerine söz tükenmez
Son söz olarak söyle söyleyelim, Sems, Mevlana'yi atesledi, ama karsisinda öyle bir volkan tutustu ki, alevleri içinde kendi de yandi
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst