Refik Epikman Hayatı ve Resimleri

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Refik Epikman Hayatı ve Resimleri
refik epikman refik epikman hayatı cumhuriyetin ilk yıllarında yetişmiş sanatçıların hayatı cumhuriyetin ilk yıllarında yetişmiş sanatçılar eserleri
'İLK MECLİS' VE CUMHURİYET'İN BİR 'İLK RESSAM'I: Refik EPİKMAN


Nene Hatun caddesi'nde 114 numaralı şirin ev. İki katlı özgün bir mimariye sahip, çam



ağacının gölgesindeki bu evde bir zamanlar ünlü bir ressam yaşarmış. İnanılır gibi değil, hem de genç Cumhuriyet'in ilk ressamlarından biri: Refik Epikman.


Sanat tarihçisi ve eleştirmeni Kıymet Giray, 1974 yılında vefat eden sanatçının evini 1982 yılında ressam Mahmut Cuda ile birlikte ziyarete gittiğinde Refik Epikman'ın eşi ile tanışmış, bu evden çok etkilenmiş, ancak kısa bir süre sonra boşaltılan bu evin sanatçının anısının yaşatılabilmesi için neden 'müze-ev'e dönüştürülemediğini düşünerek hayıflanmıştır. Öte yandan Refik Epikman'ın hayata veda etmeden birkaç gün önce ressam dostu Arif Kaptan'a "Sanata bu denli boş verilen bir memlekette bugüne kadar resim yapmakta direndiysek, bu hala içimizdeki sevginin sönmemiş olduğunu gösterir" şeklindeki sözleri sanatçının sitemini yansıtır.

''Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur'' diyerek güzel sanatların önemini vurgulayan Atatürk'ün kurduğu çiçeği burnunda genç Cumhuriyet tüm imkansızlıklarına rağmen büyük bir bilinçle daha 1926 yılında, sanata, özellikle de resim ve heykelin gelişimine katkı sağlamak amacıyla sınavı kazanan genç sanatçıları Avrupa'ya tahsile gönderir. Birinciliği kazanan Refik Epikman'ın da aralarında olduğu çağdaş Türk resmine öncülük eden Şeref Akdik, Mahmut Cûda, Muhittin Sebati ve Cevat Dereli 2004 yılında Türkiye İş Bankası'nın 80. kuruluş yılı kutlamaları



kapsamında İş Sanat Kibele Galeri'de düzenlenen 'Cumhuriyetin İlk Ressamları' başlıklı sergi ile anılmıştır.


Üç yıl Paris'te Julian Akademisi'nde çalıştıktan sonra yurda dönen Refik Epikman arkadaşları ile birlikte 'Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'ni kurar. Dönüşte kısa bir süre Akademi'de hocalık yaptıktan sonra Akademi'den ayrılmak zorunda bırakılır ve 1932 yılında Ankara'ya gelerek 1966 yılına kadar görev yapacağı Gazi Eğitim Enstitüsü resim bölümünde çalışmalarına başlar. Ankara'da yaşadığı dönem boyunca pek çok faaliyette bulunur. Halkevleri'nde resim kolu başkanlığı yapar. Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği'ne üye olur. Uluslararası Eleştirmenler Derneği'nin ("AICIA") 1954'deki kongresi nedeniyle YKB Bankası'nın açtığı "İstihsal" konulu yarışmaya katılır. Sanat üzerine yazdığı makalelerin yanısıra 1967 yılında Milli Eğitim Basımevi tarafından yayınlanan 'Kaplumbağa Terbiyecisi' resmiyle ünlenmiş Osman Hamdi (1842-1910) isimli kitabı başta olmak üzere yazdığı kitaplarıyla, Türkiye'de sanat yayıncılığının emekleme aşamasında olduğu bir dönemde, önemli bir hizmette bulunur.

Türk Amerikan Derneği'nde arkadaşları ile birlikte resim kursları vererek pek çok amatör sanatçının resme tutkuyla bağlanmasına ve Ankara sanat ortamının yaygınlaşmasına katkıda bulunur. Resme, gerçek anlamda bu merkezde Refik Epikman ile başlayan ressam İmren Erşen bakınız Hocası için neler söylüyor: "Refik hoca ile çalıştığım yıllarda resimde değişmeyen kuralları öğrendim. Eski


dönemlerime baktığımda cahil cesaretiyle her şeyi yapabileceğimi zannediyordum. Hocam resmi öğretirken hatalarımda bana gülüyor, ancak şevkimi hiç kırmıyordu. Bana göre bu nokta çok önemli bir özelliktir. Hocam ayrıca beni korkunç derecede çalışmaya teşvik ediyordu. Öyle ki haftada 100 desen çizmemi istiyordu." Diğer taraftan Ankara Radyosu'nda resim sanatı ve güncel sergiler üzerine konuşmalar yaparak halkın kültür düzeyini ve estetik beğenisini yükseltmeye çalışır. Akademide, o zamanki adıyla 'Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali'sinde İbrahim Çallı'nın atölyesinde yetişen Refik Epikman "Ben Çallı'dan fazla bir şey öğrenmedim. Ancak, öğrendiğim önemli bir şey çalışma heyecanıdır. Bu heyecanı bize o vermişti" diyerek yüreğinde hiç sönmeyen bu heyecanın önemini vurgular.


İki-üç metrelere yaklaşan ölçülerdeki 'İlk Meclis' Binasını ve Mustafa Kemal Paşa'yı betimleyen anıtsal resimlere sadece genç Cumhuriyet'in parlayan ışığı sinmekle kalmaz aynı zamanda kompozisyon ve renk armonisi ile birlikte sağlam desen bilgisinin izleri yansır. Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde yer alan bu resimlerin aslını izlemek için yazıma burada ara veriyor ve Ulus'taki 'İlk Meclis' Binasının yolunu tutuyorum. Öğle tatili olmasına rağmen bana izin veren yetkililer sayesinde Epikman'ın iki büyük resmi ile Saip Tuna'nın büyük boyutlu yağlıboya resimleri başta olmak üzere pek çok resmi



yakından izleme fırsatı buluyorum. Bir taraftan Epikman'ın 'Atatürk Meclis'te Konuşuyor' isimli 100x145 cm.lik resmine bakarken koridordan başımı uzatarak 23 Nisan 1920'de 'Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerinin atıldığı pek çok tartışma ve millî kararlara sahne olan toplantı salonuna göz atıyorum. Tarihe tanıklık eden belge niteliğindeki bu resimde kürsüden locaya, sıralardan tavandan sallanan avizeye kadar hiçbir ayrıntı atlanmamış ve daha da ötesi pencereden sızan ışık resme de aynen yansımış. İnsan ister istemez duygulanıyor ve oracıkta zamanı geriye sarıp Atatürk'ün sesine kulak vermek istiyor.


Merkez Bankası Sanat Galerisi'nde 2001 yılında açılan Refik Epikman retrospektif sergisinin kataloğundaki 'Köşedeki Ev' resminde Ankara Kalesi'nin girişindeki saat kulesini ve o günlerin Ankara'sını izleyebilirsiniz. Ahmet Epikman kolleksiyonundaki 'Kızılcahamam' resminde kontrast renklerin armonisi ile birlikte sanatçının boya sürüşündeki ustalığa tanık olabilirsiniz. 'Maltepe'de Kar' isimli suluboya resminde macenta ve sarıya yaklaşan kahverengiler ile beyazların dengesi Ankara'da yaşanan kışın bütün sevecenliğini gözler önüne serer. Zeybeklerin resimlerini de izledikten


sonra sanatçının yaşadığı kente olan vefa borcunu fazlasıyla ödediğine tanık oluyorsunuz. Öte yandan Boğaziçi, Rumelihisarı, Marmara adası resimleri ile kayıklar sanatçının denize olan sevgi ve tutkusunun izlerini taşır. 1937 tarihli İstanbul Resim Heykel Müzesi kolleksiyonundaki 'Bar' isimli resim dansın devinimini sergileyen ilgi çekici resimlerden birisidir. İnşaacı tasarım, duyarlı ve lirik yaklaşım, renk paletinin zenginliği hemen her resminde göze çarpar. Batı sanatında 1950'lerde başlayan soyutlama fırtınasının bir yansıması olarak 1960'lardan başlayarak resminde soyutlama görülür. Başlangıçta figüratif resmi geometrik biçimlerle kurgularken daha sonraları soyut biçim uygulamalarına ve geometrik parçalanmalara yönelen sanatçı 1974 yılında Devlet Resim Heykel Sergisinde 'Şeref Ödülü'ne layık görüldükten bir gün sonra sanata ve hayata veda eder.


Alpay'ın 'Eylül'de Gel' isimli şarkısı kulaklarımda çınlıyor. Sanat serüveninin ivmelenmeye başlayacağı Eylül ayını iple çeker oldum.



Kaynakça: Merkez Bankası Sanat Galerisi'nde 2001 yılında açılan Refik Epikman retrospektif sergisi anısına bastırılan katalog.alıntı