sen iyi bir insansin ama bilmedigin cok sey var

sen iyi bir insansin ama bilmedigin cok sey var

SEN İYİ BİR İNSANSIN, AMA BİLMEDİĞİN ÇOK ŞEY VAR.

- Ben buradan ayrılıyorum...
- Nereye gidiyorsun ?...
- Sevdiğim adama gidiyorum...
- Ama birlikte yola çıkmıştık..

Geceydi, ama benim için o an bir kez daha gece oldu... Diyarbakır'ın
köylerinden birindeydik.. Savaş bütün acımasızlığı ile sürüyordu..
Uzaktan
mermi ve top sesleri geliyordu... Bazen geceyi acı çığlıklar
bölüyordu...

Beni aşkım süreklemişti ölümün ortasına.. Bir kez de ölümün ortasında
sınamak istemiştim aşkımı. O büyük yanılgımı, o büyük kaybedişimi.

-Gitmesen olmaz mı ? Sana çok ihtiyacım var.
-Gitmek zorundayım... Bak sen çok iyi bir insansın, ama bilmediğin çok
şey var...

Ansızın sesler kesildi... Sessizlik ölüm biriktirdi.. İnsanlar böylesi
sessizliklerde birini yaralar ve öldürürdü.. Hiç kan akmazdı... Hiç bir
çığlık duyulmazdı.."Bak sen çok iyi bir insansın... Ama bilmediğin çok
şey var..."
Böyle söyledi ve sevdiği adama gitti... Hiç kanım akmadı.. Hiç sesim
çıkmadı.. Ölmedim de.. O an içimden bir şey yükseldi yukarıya doğru,
yüzümü tuttu şevkatli elleriyle, sarılıp öptü beni iyi kalpli kederim... Ben
de ona sarıldım, yıllar önce kaybetmiş annemi bulmuşcasına..."Güzel kederim"
benim... Ne zaman "karanlık bir vadide" kaybolacak olsam, ne zaman
mutsuzluktan ölecek olsam gelip sarılırdı...

Aşksız, sevgisiz bir şey yapamam ben.. Hayatımda aşk yoksa küser evime
dönerim.. Bu bir eksiklikmidir, zayıflıkmıdır bilmem.. Eğer hayatımda
aşk
yoksa durmadan o zavallı kalbimi delik deşik ederim.. Kimseyi
suçlayamam ama
en büyük kötülüğü kalbime yaparım.. Böyle zamanlarda o "güzel kederim"
bana sarılıp, beni korumasa hiçbir sabaha çıkamazdım ben.. Hiçbir yola..

Eski, hurda bir otobüsün en arka koltuğunda Diyarbakır'dan İstanbul'a
dönerken yol boyunca hep o cümle acı bir uğultuyla dönüp durdu
kafamda...

"Bak sen çok iyisin, ama bilmediğin çok şey var.."

Neydi bilmediğim?.. İyi olduğum için mi, hep koşulsuz sevdiğim,
sevdiğim insana kendimi bütünüyle adadığım için mi kaybediyordum durmadan...
İnsanların kaç yüzü vardı? bu yüzler nerelerde ve nasıl gizleniyordu?..

Sevdiğimi kazanmak için kötü olmam mı gerekiyordu?.. Ama kötü olursam
sevgim ne olacaktı; kötülükle sevgim kalbimde aynı anda nasıl barınacaktı..
barınabilir miydi ?...

Hayatta hep değişmez roller mi vardı ?.. Hep kendini saklıyan, hep
güçlü olan, hep kötü davranan mı kazanacaktı?..

Kazanmak... Ne ürkütücü bir kelime.. Benimde dilime bulaşmış işte..
Sevgide kazanmak diye bir şey olabilir mi ?.. Ne adına.. Niye kazanmak.. Sevgi,
boyun eğmektir bir anlamın önende.. Sevgi bir yücelişin içinde
erimektir..
Sevgi, kendi sınırlarını sevdiğinin sınırlarında kaybetmektir.. Sevgide
kazanmak veya kaybetmek yoktur.. Bir başka iklimde, insanın
yüzyıllardır özlediği kendisine sımsıkı sarılıp sevinçten göklere uçmasıdır
sevinçten..

Böylesi cümleleri sonsuza dek çoğaltabilirdim; ama bu dünyaya, bu
hayatın kurallarına geçmiyordu cümlelerim..

Bu dünyada bir yücelişin önünde sonsuza dek erimek yoktu.. Bu dünyada
kurallar kadar amansız ve kader gibi acımazsız roller vardı.. Birileri
kullanılıp kullanılıp terk ediliyor; diğeri ise hep özleniyor, hep
aranıyor
ve hep vazgeçilmez oluyordu..

Kimileri hep inciltiliyor, hep terk ediliyor; kimileri hep kutsanıyor,
yüceltiliyordu.. Buydu işte o acımasız kader..
Diyarbakır-İstanbul otobüsünün en arka koltuğundaydım; Aşkım için ölümü
göze almıştım, ama yetmemişti.. Aşkım için kalbime kötülük sokmamıştım, bu
yüzden kaybettiğim söylenmişti.. Evimden başka dönecek bir yerim yoktu..
Dışarıda yağmur yağıyordu.. Ne kadar iyi bilsemde vedalaşmaları, yinede
hazırlıksızdım böylesine.. İşte o an sarılırdım iyi kalpli kederime,
çünkü
böyle anlarımı çok iyi bilirdi o.. En güzel şiirlerimi, en güzel
yazılarımı ben böylesi anlarda yazmıştım..
Ben bu acıyla ölürüm artık, dediğim
böylesi anlarda bütün o başıboş dolaşan esinler, imgeler, düşler gelip beni
bulmuş, beni seçmiştir.. En umutsuz anlarımda içimden bir hayal kadın
çıkartmışımdır.. O hayal kadının yüzüne soluksuz bakmışımdır..
Otobüslerin yağmurla lekeli camları ardındaki o kadının yüzünü, o "güzel kederim" den bile çok sevmişimdir.. Kadının camların ardında kımıldayan dudaklarını görmüşümdür de, sesini duyamamışımdır.. Sesini duyamasamda az çok ne dediğini bilmişimdir.. İşte bildiğimi sandığım o şey beni"karanlık
vadimden" geçirir..
Bu aşka düşmek tutkusunu tekrar tekrar o verir bana.. Benim
gibilerin kaderi ne denli acımasızca çizilirse çizilsin, sevgiye
duyulan bu hasreti durmadan o kışkırtır..

Bu tutku olmasa, bu neden çoğaldığını bilmediğim hasret olmasa nasıl
dayanırdım bunca acımasızlığa.. Sevmenin, bağlanmanın kaderi diye bana
dayatılan bunca acımasız ve korkunç yasaya..

Çünkü ben hep çok iyiydim, bu dünyaya ait değildim ya; bu yüzden ilk
terkedilen hep ben olurdum, ilk vazgeçilen..

Garip bir rastlantımıydı bilmiyorum, belkide çok kişinin başına
geliyordur..
Kimi sevsem onun hep uzakta hep bir sevdiği vardı; Ya ilk aşkı, ya onu
terk edip giden biri, ya ayrıldığı kocası.. Benim sevgim, benim aşkım bana
bir türlü geri dönmez de, o uzaktakine, o ulaşılmayan, o terkedip gidilen
sevgiyi körükler, güçlendirirdi hep.. Kimi derinden sevsem, o bir
başkasını derinden hatırlardı.. Oysa ne tuhaftı ki, o derinden özlenen, o terk
edip giden, o derinden hatırlanan bu hayat gibi haksız, bu kader gibi
acımasız biriydi.. Ama bunlar önemli değildi.. O güçlüydü.. Kötülük kadar
güçlüydü..
Haklı, haksız olması hiç önemli değildi.. O yenip gitmişti.. Teslim
alıp gitmişti.. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları
sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.. Beni
yitirmekten
neredeyse hiç korkmadılar, çünkü bu hayata göre fazla iyiydim, bu
yüzden ilk defa vazgeçilebilirdi benden.. Elimden kötülük yapmak gelmiyordu;
sevince köpekleşiyordum, unutuyordum bütün kuralları, bütün kaderleri.. Öyleyse terk edilmeyi baştan hakketiğim neredeyse açıkca söyleniyordu bana.. Öyle gizlice, saklanarak, utanılarak bile değil..

Korkusuzca anlatırlardı bana o uzaktaki sevgililerini, ilk aşklarını,
ayrıldıkları eşlerini..

Hak vererek,saçlarını usulca okşayarak, teselli etmeye çalışarak
dinledim onları..
Beni yok saymalarını acıyla katlanarak dinledim..

Ama sevgimi acısı ağır geldiği zamanlarda dayanamaz, bir an önce
görmek, varlıklarını hissetmek isterdim tutkuyla.. Hiç beklemediğim bir anda
değişir, tanınmaz hale gelirlerdi.. Böyle anlarda bilmediğim,
anlamadığım bir özgürlükten bahsederlerdi;
"Birbirimizi öyle çok aramayalım.. Öyle dip dibe yaşamayalım.. Açık
yaşayalım.. Hayatımıza birileri girebilir, bunu anlayışla
karşılayalım..
Birbirimizi sahiplenmeyelim.. Sahiplenmek sevgiyi öldürür.."

Susar dinlerdim.. Katlanırdım bu sözlere.. Çünkü köpek gibi seven
bendim..
Sevgide yenilmiş olan bendim..

Seven herşeye katlanır.. Sevdiğini üzmemek için kendi kanatlarını
kırar..
Sevdiği istediğini yaşasın diye gözlerine mil çeker.. Aşkı bitmesin
diye, kendini köleleştirir.. Bu dünyada koşulsuz sevmek rezil bir şeydir !!!

Bana özgürlükten bahseden, sahiplenmenin sevgiyi öldürdüğünden o
insanlar bir gün ansızın evlenirlerdi.. Benden esirgedikleri herşeyi
evlendikleri eşlerine verirlerdi.. O nefret ettikleri sahiplenmekten son derece
mutlu, sanki bir süre önce o sözleri onlar söylememiş gibi çekip giderlerdi..

Çekip giderler ve beni kederimle başbaşa bırakırlardı.. İyi kalpli
kederimi severim ben, çünkü herkes gider bir tek o kalır.. O benim çocukluğumun gizli bahçesidir.. Dünyanın en masum güneşleri orada doğar, orada batar..
O bahçede ne güçlü insanlar vardır, ne de güçsüz.. Ne kazanan, ne de
kaybeden vardır orada..

Ama ben bu keder bahçesinde hep kendimi seyrederim.. Durmadan kendimi
özlemeye mahkum edilmiş kendimi seyrederim..

Beni terk edip gidenlerden tek bir ricam vardır.. Ne olur, beni bir
daha aramayın.. Çünkü ben kolay unutamıyorum.. Çünkü ben size duyduğum,
sizin deyiminizle o akıldışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum..
Çocukluğumun o güzel bahçesini..
Ne olur beni aramayın, çünkü sonra çok acı çekiyorum..
Böyle derdim onlara, ama, yinede ararlardı.. Soluksuz, umutsuz bir gece
mutlaka olur ve o zaman mutlaka akıllarına ben gelirdim.. O yedek
sevgili..
O bu dünyaya göre çok iyi olan.. Çok iyi olduğu halde hep ilk
terkedilen..
Yangında kurtarılması hep unutulan.. Sevgisi adına hep şekilden şekile
giren.. Hep el altında tutulan.. Hep aynı sevecenlik tuzağına düşen..

Bütün gece sevdikleri insanların ne denli acımasız ve hoyrat
olduklarını anlatırlardı bana.. Güçlü bir kayaya çarpmışlardı.. Girdikleri
yarışları kaybetmişlerdi.. Başarı onlara çok uzaktı.. Yanlış kişiyi seçmişlerdi..
Bu ilişkinin sonu yoktu.. Verdikleri kavgada yenilmişlerdi.. Böyle şeyler
anlatırlardı bana.. Benden zayıflamı, yara almış kişiliklerini onarmamı
beklerlerdi.. Bunu da yapardım.. Dudaklarımı kanatarak, gözyaşlarımı
içime akıtarak, kederli bahçemi onlar için bir kez daha dağıtarak bunuda
yapardım..

Ama sonunda bilirdim ki çekip gideceklerdi.. Bütün o kötü enerjilerini
bana bırakıp gideceklerdi.. Aramayın, çok acı çekiyorum, dememe rağmen,
hayatla bağları zayıfladığında, kendilerini kötü hissetikleri anlarda
arayacaklar ve içinde güçlü ve güçsüz.. Kazanman ve kaybetmek.. Başarı ve başarısızlık geçen cümleleri bana bırakıp yine gideceklerdi.. Bir daha arkalarına
bakmadan gideceklerdi..

Ve giderken, Biliyor musun aslında sen çok iyi birisin, ama bilmediğin
çok şey var, diyeceklerdi..

CEZMİ ERSÖZ
 
Üst