sen varken seni özlemek!

*MeleK*

*MeleK*

♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥
Yönetici
sen varken seni özlemek!
İnan hiç yoktun bugün aklımda...
Ne dün, nede dünden önce ki gün...
Alışılmışlığımla sarmaş dolaştın içimde, beynim sana dair özlemlerle uyuşmuş asalakça umursamaz tavırlar sergiliyordu hayata ve senin yokluğunun içinde özlenmeyi de aşmış bir yalandan ibarettin;
Kimselere ispatlayamadığım içimde ki büyüyen bir kız çocuğuydun. Bazen gecenin bir vakti uyandırıp beni saçlarını ördüğüm hani ağlaya, ağlaya içime attığım kördüğüm misali...


Bu sabah erkenden uyandım. İlk defa cesaretimi toplayıp sensiz kahvaltı edecektim.
Korkularımla yüz yüze gelip özlemlerin
attığı tokatları umursamaz tavırlarımla karşılayacak, sensiz ince
belli sancılarım içime otursa da sesimi çıkarmayacaktım.
Ve yemin ederim ki senin gibi olacaktım bugün.
Odadan çıkıp mutfağa doğru uzanan holde öylece durdum,
lanet olsun seslensene bana, hadi bebeğim kahvaltı hazır ama yine unuttum yumurtanın rafadanlığını...


İlk önce dünden kalmış benin ayna da ki simyasına baktığımda
korkularım karşıladı beni, çökmeye yüz tutmuş çehremde parça,
parça buruşmuş seni gördüm. Yüzümü yıkayan su bile kirlenmekten ziyade ıslatamıyordu bile beni. Şaşırmayacaktım ya şaşırmadım.
Suyu ocağa koyup beklemeye koyuldum o sıra; canım bir de sigara
çekti ki sorma; aç karınla seni düşünmek kadar güzeldi aslında.
Yaktım ve bekledim düşüncelerimin özlemlerimi kaynatmasını.
Her bir dumanda içime hapsederken seni demlenen korkularımı içme vaktimin geldiğini duyumsuyordum. Özenle dizdim sofrayı, masanın dengesizliği tutmuştu yine sana yazdığım bir şiirin beyaz sayfada ki masum buruşukluğuyla dengeledim.


Rafadan severim yumurtayı ama inadına rafadanlaşmasını unuttum; dedim ya
bugün senin gibi olacaktım, bende unuttum. Bakkala gidip 2 ekmek aldım
ama gelirken aldığım ekmeği sarmalayan gazetenin üstünde bir habere takıldı gözüm “Şiddetli Geçimsizlik” Şiddetli özlemlerime tokat gibiydi sen varken seni özlemelerim. Tanrı oynuyordu benle ve bu tokat öylece oturdu içime.
Çelişkilerimi çekiştiren hayatın, pişmanlığımla kaynaklaşmaya
çabalaması ve seni özlemenin bayram şekeri toplamaya çıkan bir
çocuğa kapıyı açmayan hayatın serenatı gibiydi. Seni her özlediğimde susmam gerektiğini öğrenmiştim. Hatta özlemler gözlerimde ki pınarların bir kısmına haciz koymak için dayandığında boğazıma, dudak büküp başımı göğe kaldırmayı da öğrenmiştim. Öğretmişti zaman, gelişini öğretip gidişinin hiç olmayacağını öğrettiği gibi. Yalan söyleyendi zaman.
Aslında seni düşünmek acı verdiği kadar hoşuma da gidiyor.
Mesela senin gülüşünün resmini çizmiş ressam bir kalbim var; seni her özlediğinde açıp geçmişin albümünü bir süliyet belirtiyor karşımda; al, hadi ağla yoksa boğulacağım, bak gülen şu gözlere yoksa sonsuza dek susacağım, ağla ne olursun yoksa...


İşte sensizlik yokluğundaki varlık misali hep böyle. Bedenin yanımda ama sen yoksun ki. Bugün yine sensiz kahvaltı etmesini beceremedim. Kusura bakma senin gibi olacaktım ama yine başaramadım. Ve öylece odamızın yolunu tutup uyuyan seni kaldırmaya çalıştım yanağına kondurduğum bir öpücükle ve sen yine o umursamaz tavırlarınla “ya ben biraz daha uyuyacağım” dedin ve uyumaya devam ettin, uyutmaya devam ettin bizi.


-Peki özlediğim, ben kahvaltıyı hazırladım ve sensiz bir şey yemeğe alışamadım daha, ben çıkıyorum, yooo yorulma uyu sen. Belki bir gün sen gibi olmayı başarırım...
 

Benzer İçerikler

Üst