türklerdeki İstanbul Aşkı

*MeleK*

*MeleK*

♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥
Yönetici
türklerdeki İstanbul Aşkı
Türklerdeki İstanbul aşkı çok eskilere dayanmaktadır. Miladi 410 tarihinde Avrupa Hun İmparatorluğu komutanlarından Uldın, Trakya'ya kadar; 422 tarihinde ise Atilla'nın amcası Rua da İstanbul önlerine kadar gelmişti.

Daha sonra Avarlar 626 tarihinde İstanbul'u kuşattılar fakat muvaffak olamadılar.

Yine bir Türk kavmi olan Bulgarlar, Kurum Han komutasında Bizans Ordusu'nu yenerek İstanbul'u kuşattı ise de komutanın ani bir ölümü ile 13 Nisan 814 tarihinde kuşatma yarıda kaldı. 1

672 yılında, Hz. Muhammed'in (s.a.s) Mihmandarı Ebu Eyyüb el-Ensari ile başlayan İslam ordularının İstanbul'u kuşatmaları da bir netice vermemişti. Tarih kaynaklarında İstanbul'u Emevi ve Abbasi ordularının (M.655-785 ) beş kere, Osmanlı ordularının ise altı kere muhasara ettikleri kayıtlıdır.2

Başka bir Türk kavmi olan Peçenekler ise 1090 sonbaharında Büyükçekmece'ye kadar gelmişlerdi.3

II. Mehmed tahta çıkınca İstanbul'u fethedeceği şayiası fısıltı gazetesi aracılığı ile ayyuka çıkmıştı. Bu psikoloji içinde olan son Bizans İmparatoru Konstantinos Dragasis, Hristiyanlık adına Papa V. Nikolas'dan (Nikola) imdat istemek zorunda kaldı. İstanbul'u Türklerden korumak için İstanbul ve Roma kiliselerinin birleştirilmesine bile razı oldu. Bunun üzerine Papa Nikolas (Nikola), deniz yoluyla İstanbul'a Kardinal İsidore'yi (İzidor) iki yüz İtalyan askeri ile gönderdi. 12 Ocak 1542 tarihinde Ayasofya kilisesinde İmparatorun da hazır bulunduğu bir ayin yapılarak Rum Patriği Grigorios Mammas'la beraber Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleştirildiğ ini ilan etti.

Fakat, mezheplerine çok bağlı olan Bizanslılar, İmparatorun bu hareketine çok fena kızmışlar hatta küfür saymışlardı. 4

Bu birleşmeden sonra İstanbul sokaklarında Türk sarığı görmeyi Kardinal şapkası görmeye tercih ettiklerini konuşmaya başlamışlardı. 5

İmparator Katoliklere gösterdiği fedakarlığın karşılığını bulamamış, hem kendi halkının desteğini yitirmiş ve hem de Katoliklerden gerekli desteği alamamıştır.

Bu psikolojik durumdan yararlanmak isteyen II. Mehmed'in hedefi devletini ikiye ayıran bu toprakları birleştirmekti. Böylece dünyanın en güzel beldesine hakim olmak ve hem de Hz. Muhammed'in "Kostantiniyye' yi fetheden ne güzel komutan ve ne güzel asker" hadisindeki övgüye sahip olmak istiyordu.

İşte bu inanç ve istek ile tükenmez bir enerji ortaya koyarak savaş hazırlıkları yapıldı. Bizans'ı dize getirebilmek için İstanbul Boğazı'na hakim olmak lazımdı. 6

II. Mehmed, 1452 yılının Mart-Temmuz aylarında Rumelihisarı' nı inşa ettirdi. Fethe katılan Tarihçi Tursun Bey; "Boğazın öbür yakasında eski Anadoluhisarı 'na yeni bir kısım ilave edilip toplarla donatılınca, kuşlar bile Akdeniz'den Karadeniz'e geçemez oldular." demektedir.

İstanbul surlarının yüksekliği 15-17 metre idi. Kalınlığı ise 4 metre olup, önündeki hendek 18,5 metre genişliğinde ve 9 metre derinliğindeydi. Kat kat olan surların kurşunla kaplı 30 adet kulesi vardı. Bu haliyle devrinin en muhkem surları idi.

Bütün bu özellikleri bilen II. Mehmed 5 Nisan'da İstanbul önlerine gelerek otağını Topkapı önlerine kurdu. Böylece Kostantiniyye' nin muhasarası başlamış oldu. Fetih 29 Mayıs 1453 günü sabah namazını kılan II. Mehmed, atına binerek ön saflara geldi. Güneşin ilk ışıklarıyla Türk Topçusu surları dövmeye başladı. Mehter takımının vermiş olduğu coşku ile Türk askeri saldırıyor fakat Bizanslılar Rum Ateşi ile Türk askerini yakıyor ve surlara gelen askerleri büyük taşlar atarak eziyorlardı.

Topkapı önünde bulunan II. Mehmed devamlı olarak taze kuvvetlerle bu kesimi takviye diyordu.

Latin birliklerine kumanda eden Cenevizli General Giustiniani' nin yaralanarak savaş meydanını terk etmesi Bizans'a büyük bir darbe oldu. Bunun üzerine verilen emirle surlara son tırmanan askerler sancağı surlara diktiler.

Türk bayrağını Topkapı surlarında gören II. Mehmed, atından inerek Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olmanın verdiği sevinç ile toprağa kapanarak Mevla'ya şükretti.

Ayasofya önlerine gelince, atından inerek mabede giren Fatih, mabede sığınmış olan ahaliye dokunulmayacağı garantisini vermiştir. Askerlerine ise;"Servet ve esirler size yeter, şehrin binaları bana aittir." demiştir.

Fatih Ayasofya'nın tahrip edilmesini önleyerek, müezzinlerden birinin ezan okumasını emretmiş, maiyeti ile ilk cuma namazını kıldıktan sonra camiyi hayratı olarak vakfetmiştir. 7

Böylece Türklerin yüzyıllardır İstanbul aşkı gerçekleşmiş, hem de Hz. Muhammed'in övgüsüne mazhar olunmuştur.
 
Üst