• İki bayram arasında nikah kıyılmaz.
• Salı günü yola çıkılmaz.
• Köpek uluması ve baykuş ötmesi kötü olay habercisidir.
• Çocuk emeklerse eve misafir gelir.
• Yeni doğan çocuğa nazar değmesin diye atleti giydirilir.
• Akşam sakız çiğnenmez.(Ölü eti çiğnendiği farzedilir)
• Hamile iken saç kesilmez ve boyatılmaz.(Çocuğun ömrü kısalır)
• Yolculuğa çıkanın arkasından hemen ev süprülmez.(Giden geri dönmez diye)
• Salı ve Cuma günleri çamaşır yıkanmaz,saç ve tırnak kesilmez.(uğursuz sayılır)
• Boş beşik sallanmaz.(bebeğin başı ağrır.)
• Uyuyan çocuk öpülmez.(Nazar değer)
• Cam yada bardağın kırılması kazıyı defeder.
• Çocuğun gamzesi olsun diye hamile kadınlar bol bol ayva yer.
• Eldeki sabun bir başkasına verilmez.(Sabun yere bırakılır diğeri öyle alır.)
1- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün değerli eşi Latife Hanımın Uşaklı bir aileden olduğunu ve bu nedenle Gazi Mustafa Kemal’in Uşaklı’ ların eniştesi olduğunu biliyormuy dunuz?
2- Selanik’ten sonra elektrik sağlanan ikinci Osmanlı kenti özelliğine sahip Uşak ili 1900’lerin ilk yıllarında elektrikten yararlanmaya başlamıştır.
3- İlk sanayi kuruluşlarının ortaya çıktığı il olma özelliğine sahip olan Uşak İlinde 1926 yılında ilk şeker fabrikası kurulmuştur.
4- Ata sporlarımızdan çeviklik, ata binmede ustalık ve zeka isteyen atlı cirit oyunu müsabaka olarak ilk Uşak İlinde yapılmıştır.8 adet Atlı Cirit Kulübü aktif haldedir.
5- İstiklal Savaşında önemli bir yeri olan ilimiz Merkez Göğem Köyünde Yunan Orduları Komutanı General Trikopis esir alınmıştır.
6- Kurtuluş Savaşı sırasında,Uşak-Afyon Demiryoluna götürülmesini isteyen Yunan Ordusunu müdafaaya elverişsiz bir mevkiiye götürerek teslim olmalarını sağlayan Milli Kahramanımız Çeçeli Kara Murat İlimiz, Banaz İlçesi, Çamsu Köyündendir.
7- Karun kadar zengin deyimiyle ün salan Lidya döneminin en görkemli eserleri olarak bilinen altın, gümüş, bronz ve mermerden meydana gelen Karun Hazineleri ilimiz Müzesinde sergilenmektedir.
8- M.Ö.7.Yüzyılın ilk çeyreğinde Gyges ile başlayan güçlü Lidya İmparatorluğu parayı icat ederek insanlık tarihindeki en önemli buluşlarından birini gerçekleştirmiştir.
9- 1898 yılında işletmeye açılan Afyon-İzmir (Basmane) demiryolu ülkemizin ilk demiryolu olma özelliğine sahiptir.
10- İstiklal Savaşında büyük kahramanlıklar gösteren süvarilerimizin Türkiye’de ilk defa görkemli bir anıtta yer alması, Prof. Dr.Tankut ÖKTEM tarfından tasarlanarak 30 m.uzunluğunda, 17 m.yüksekliğindeki Atatürk ve Kurtuluş Anıtı ilimiz merkezindedir. Türk Ulusunun tutsak edilemeyeceğini sonsuza kadar özgür olacağını, Türk kadınının fedakar ve cefakarlığı ile savaştaki rolünü simgeler.
11- Bir ev ve el sanatı olan halıcılığın kökeni Orta asya’dan ilimize göçüp gelen Yörüklerle başlamıştır. Uşak’ta dokunan halılar ilk önce ev ve aile arasında kullanılırken 16.yüzyılda uşak ekonomisinde halıcılığın canlanmasında büyük etken olmuştur.
12- İlimiz Ulubey İlçesinde bulunan uzunluğu 75 km.olan Ulubey kanyonlarının Dünya’nın ikinci büyük Kanyonu olduğunu biliyormuy dunuz?
13- Alacatene, Döndürme ve Ebem Köftesi ilimize ait yöresel yemeklerimizden olup, Uşak Tarhanasının özelliklerini, düğünlerin ve törenlerin keşkeksiz ve bamyasız yapılmadığını biliyormuy dunuz?
14- Yedi kişinin kollarıyla ancak sarabildiği “ Anıt Ağaç” İlimiz Banaz İlçesi Bahadır Köyü tepedelen Mevkiinde olup, görülmeye değer nadide tabiat değerlerinden birisidir.
15- İlin en önemli yer altı kaynaklarından biriside Eşme İlçesi, Kışladağ mevkiinde bulunan Altın madenidir.(işletmeye açılmıştır.) MTA tarafından yapılan incelemelerde ortalama 1.43 gr/ton altın tenörlü ve toplam 105,8 ****l altın rezervine sahip olduğu tespit edilmiştir.
16- M.S. II. yüzyılda ilk voleybol müsabakalarının İlimiz Banaz İlçesi Akmonia Antik Kentinde yapıldığı biliyormuy dunuz ?
17- 31 Ağustos 1922’de yükseltilip 1 Eylül 1922’de tebliğ edildiğini Mareşal Fevzi Çakmak’ın Mareşal’lık rütbesini ilk defa Uşak’ta takmıştır.
18- Pamuklu Gaz Hidrofilli bez dokumasının ilk defa Uşak’ta 16 bin dokuma tezgahında yapıldığı, sargı bezinin % 85’nin, battaniye’nin % 95’nin Uşak’ta üretildiğini biliyormuy dunuz?
19- Türkçe’nin sadeleşmesi alanında çalışmalarıyla ve “ Sayın” kelimesini dilimize kazandıran Türk bilgini ve yazarı Besim ATALAY 1882’de Demirci Mustafa’nın iki katlı ahşap evinde doğmuştur. İlk görev aldığı Konya ilinde Alaettin tepesinde halka “ Sayın” diye hitap ettiğini o zamanın gazeteleri yazmıştır.
20- Avrupa ticari liderler kulübü tarafından Fransa’ya çağrılan Sesli Tekstil Firmamızın Avrupa kalite ödüllü Türkiye’nin ilk garanti belgeli battaniyesini ürettiğini biliyormuy dunuz?
21- Tanrı Kybele döneminde dünya’da ilk sünnet törenlerinin Muratdağı’nın ilimiz sınırları içinde kalan güney bölümünde yapıldığını biliyormuy dunuz?
22- İlk Çocuk Kütüphanesinin kilimleriyle ünlü Uşak’ın Eşme ilçesine 10.09.1953’te açıldığını biliyormuy dunuz?
23- İlk Tunç Çağı mezarlığı İlimiz, Sivaslı İlçesi, Selçikler Köyünün kuzeyindeki Akarcaköy’dedir.
24- Eski Uşak el dokuma halılarının dünya’nın birçok sarayını süslediğini biliyormuy dunuz?
25- İlk Şeker fabrikasının 21 Şubat 1926’da Uşak’ta kurulduğunu biliyormuy dunuz?
Uşak Belediyesi tarafından yapımına 17 Eylül 2007 tarihinde başlanan Dörtyol Köprülü Kavşak inşaatında geri sayım başladı. İnşaatın tamamlanmasına 22 gün kala yüzde 70 oranında gerçekleşme sağlandı.
Uşak Belediye Başkanı Mesut Apaydın Kavşak inşaatı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada inşaatın belirtilen günde tamamlanacağını belirterek inşaat dolayısıyla Uşak halkına verdikleri rahatsızlıklardan dolayı özür diledi.
İnşaatın bitimi için artık geri sayımın başladığını belirten Uşak Belediye Başkanı Mesut Apaydın, “İnşaat çalışmaları hızla devam ediyor. Köprünün Ankara – İzmir istikameti beton kiriş ve kolon çalışmaları tamamlandı. Diğer istikamette ise kolonları tamamlanmak üzere. Hafta sonunda o bölümün de kirişleri yerleştirilecek. Ayrıca toprakarme çalışmaları da hızla devam ediyor. İnşaatımız belirttiğimiz günde tamamlanarak halkımızın hizmetine açılacaktır. Bu güne kadar yaklaşık yüzde 70 oranında gerçekleşme sağlanmıştır” dedi.
İnşaat çalışmaları sırasında yaşanan sıkıntılardan dolayı üzgün olduğunu belirten Başkan Apaydın, “Amacımız halkımıza zarar vermemektir. İnşaatımız tamamlandığında bölgedeki can ve mal kaybına yol açan üzücü kazalardan kurtulacağız. Bu nedenle yaşanan sıkıntılara karşı özverili bir şekilde sabır gösteren hemşerilerimize teşekkür ediyorum. İnşaat dolayısı ile yaşattığımız sıkıntıdan dolayı da özür diliyorum. Kurban bayramı öncesi hizmete açmayı planladığımız köprülü kavşak Dörtyol bölgesindeki trafik akışında yaşanan sorunları çözecektir” diye konuştu.
On Yedi Benli Şadiye
Banaz’ın Yazıtepe (İmrez) Köyünden onyedi benli Şadiyenin hikayesidir. Şadiye adındaki genç kız biriyle evlendirilir.Daha sonra ilk eşinden bir çocuğu olur.Şadiye çocuğu henüz altı aylıkken onu bırakıp komşusunun oğlu ile kaçar.Şadiyenin kaynı bunu öğrenince onun kaçtığı adamı vurup öldürür.Adamın ölüsünüde yakarak ortadan kaldırır.Bunun üzerine köyde Şadiye’ye şöyle bir türkü yakılır.
Ay bulutta bulutta Evleri Camiye yakın Ay butla giriyor
Mendilim kaldı dutta Ak gülleri sen takın Gözüm yari seziyor
Geleceksen gel gayrı Zengin kocaya vardın Geleceksen gel gayri
On yedi benli Şadiyem On yedi benli Şadiyem On yedi benli şadiyem
Neriman'ın Türküsü
Yıllar önce Sivaslı İlçesinde yemyeşil gözlü,altın sarısı upuzun saçlı güzeller güzeli bir kız yaşarmış.Havacı bir üsteğmen bu kızı görmüş sevmiş ve talip olmuş.Haberler salınmış dünürler gönderilmiş.Neriman’da teğmeni beğenmiş ve nişanlanmışlar.Birbirlerini çok sevmişler.Hasretle düğün mevsimini beklerken;teğmen bir uçak kazası geçirir ve ölür.Kara haber Neriman’a tez ulaşır.Neriman’ın dünyası kararmıştır.Hayalleri ümitleri sevdiceği hepsi gitmiştir.”Gayrı bana yaşamak haram” deyip evinden çıkar gider.Sivaslı halkı Neriman’ı günlerce arar.Tam on gün sonra kullanılmayan bir kuyuda ölüsünü bulurlar.Ailesi yanıp kavrulmuştur.Tüm yöre halkı üzülmüştür.
Latife Uşşaki (1898, İzmir - 1975, İstanbul) Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı eşidir. 29 Ocak 1923 - 5 Ağustos 1925 tarihleri arasında iki buçuk yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile evli kalmıştır.
Latife Hanım 1898 yılında İzmir'de doğdu. İzmir’in tanınmış ailelerinden Uşakizade (sonra Uşşaklı) Muammer Bey’in kızıdır. İzmir Lisesi’ni bitirdi. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk okudu. Londra’da dil öğrenimi gördü. Kurtuluş Savaşı henüz bitmeden Türkiye’ye döndü.
11 Eylül 1922’de, Türk ordusunun İzmir’e girişinin ikinci günü Başkumandan Mustafa Kemal’in şehre geldiğini duyunca karargâha giderek kendisiyle tanıştı ve güvenlik gerekçesi ile karargâhını babasının Göztepe’deki köşküne taşımasını teklif etti. Aile, Atatürk’ü 20 gün köşklerinde ağırladı. Bu tanışmadan sonra haberleşmeleri devam etti. Bir süre sonra Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım da, sağlık sorunları nedeniyle İzmir’e gittiğinde köşkte ağırlandı. Zübeyde Hanım’ın 14 Ocak 1923’te ölümü üzerine İzmir’e giden Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923’te Muammer Bey’in evinde, sade bir nikâhla evlendiler. Bu, nikâhta kendileri de bulunduğu için dönemin âdetlerine uymayan bir törendi. Mareşal Fevzi Çakmak ve Kâzım Karabekir Mustafa Kemal’in, Mustafa Abdülhalik Renda ile Salih Bozok ise Latife Hanım’ın tanıkları idi.
Bu evlilikle Latife Hanım, modern ve medeni Türk kadınının simgesi olma görevini üstlendi. Yeni devletin başkenti Ankara’ya gelerek Çankaya’da ilk cumhurbaşkanlığı köşkü olarak kullanılan Kuleli Köşk (günümüzde Atatürk Müzesi olarak kullanılan bugünkü adıyla Eski Köşk)’te yaşadı. Eşinin isteği üzerine TBMM’deki oturumları izlemeye giden Latife Hanım, TBMM’ye giren ilk Türk kadını oldu. Pek çok yurt gezisinde eşine eşlik etti. 1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarında geçen tatsız bir tartışmadan sonra Latife Hanım ve Atatürk boşandılar. Boşanma haberi, 5 Ağustos 1925 günü radyoda yayımlanan bir hükümet bildirisi ile duyuruldu.
Ölümüne kadar İzmir'de ve İstanbul'da yaşayan Latife Hanım, evliliği ve eşi hakkında konuşmayı ya da yazmayı kesinlikle kabul etmedi. 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da hayatını kaybetti ve Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına gömüldü.
Önemli
Latife Hanım, soyadı kanunundan sonra Atatürk'ün özel isteğiyle Uşşaki soyadını almıştır. Ailenin soyadı Uşşaklı'dır. Uşaklıgil, yalnız amcasının soyadıdır
HALİT ZİYA UŞAKGİL
Türk roman ve öykü yazarı. Türk edebiyatında Batı anlamındaki romanın ilk yetkin örneklerini vermiştir.
Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi'ne gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıştı. 1893'te Reji İdaresi'nde başkâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923'e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
Uşaklıgil'in İzmir'deyken yazdığı Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı gibi ilk yapıtları, karşılıksız sevgiyi konu alan, acıklı, duygusal kısa romanlardır. İstanbul'a geldikten sonra Sevet-i Fünun dergisinde yayımladığı Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride bıraktığı izlenir. Daha önceki yapıtlarında ön planda gelen acıklı aşk serüveni, burada ikinci plana atılmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda, hem o dönemin Babıâli dünyasını, hem de bu dünyanın gerçekleri karşısında yaşamda yenik düşen Ahmet Cemil'in hayalci kişiliğinde bütün bir Edebiyat-ı Cedide kuşağının bakış açısını yansıtmıştır. 1898-1900 arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.
Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide'nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur. Ama Aşk-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide'nin yarattığı dili aşırı süslü, ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini duymuştur. Son romanı Kırık Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika edilirken, sansürün karışması yüzünden yarıda kalmış, ancak 1923'te yeniden yayımlanmıştır. Uşaklıgil romana yazdığı önsözde, Kırık Hayatlar'ın daha önceki romanları gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadığını, tam tersine yalnızca yaşamı ve gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.
Uşaklıgil pek çok öykü de yazmış ve Batı türü öykü anlayışının Türkiye'de yayılmasında rol oynamıştır. Öykülerinin konusunu ve kişilerini daha çok halkın fakir kesiminden almış, bu insanların acılarını dile getirmeye çalışmıştır.
Romanlarında Uşaklıgil'in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz. Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.
Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.
YAPITLAR (başlıca): Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923. Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950. Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942. Şiir: Mensur Şiirler, 1889. Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955..
Uşak il merkezinde bulunan Uşak Ulu Camisi’nin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Germiyanoğulları dönemi mimari
özelliklerini yansıtmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerindeki Arapça yazılı sülüs kitabesi bulunuyorsa da bu kitabe cami ile bağlantılı değildir. Bir çeşmeye ait olan bu
kitabe caminin yapım tarihi ile ilgili bir bakıma bilgi vermektedir.
Bu kitabede “Germiyan illerinin beyi Süleyman Şah oğlu Yakup Bey h.822 (1419) yılında yaptırdı ve suyunu getirdi” yazılıdır.
Cami ile ilgili araştırma yapan Mahmut Akok: “Meskür çeşme evvelce camiin kuzey avlusunun bir kenarında iken son yapılan tamirler ve avlunun tanzimi sırasında buradan
kaldırılmış ve üzerinde bulunan kitabe de caminin yapılış tarihine uyması bakımından bugün bulunduğu yere konulmuştur” demektedir.
Uşak Ulu Camisi Germiyanoğulları devri, özellikle Beylikler devri ile Osmanlı mimarisi arasında bir geçiş dönemini yansıtmaktadır. Bununla beraber bu yapı daha geç dönemlerde onarılmış,
XIX. yüzyılda ampir üslubunda bezenmiştir. Yine bu dönemde önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir.
Cami kesme taştan bir yapı olup, önündeki son cemaat yeri ve ibadet mekânı ile bütün halinde tek bir kütle görünümündedir. Avlusunun mihrap ve kısmen de doğu yönünde bir mezarlık bulunmaktadır.
Taş döşeli avlusu ise günümüzde yol seviyesinden birkaç metre daha aşağıda kalmıştır. Caminin doğu duvarına sonradan bitişik olarak yapılan minaresi de ayrı bir kütle görünümündedir. Son cemaat yeri
pandantifli, dıştan sekiz köşe kasnaklı beş kubbe ile örtülü, üç kapılıdır. Cephe görünümünü geniş sivri kemerlerin oluşturduğu kalın taş sütunlar oluşturmaktadır. Son yıllarda bu taş sütunlar camekânla kapatılmıştır.
Son cemaat yerinden ibadet mekânına ampir üslubunda bir kapıdan girilmektedir. İbadet mekânı 18.50x22.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı dört kütlevi paye ile üç sahna bölünmüştür.
Bunlardan girişin önünde sivri tonozla örtülü bir nevi giriş holü, bunun arkasında 10 m. çapında büyük bir kubbenin örttüğü asıl ibadet mekânı bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe geniş kemerlerin
yardımı ve payeler ile çevre duvarlarının üzerine oturtulmuştur. Bunun yanı sıra kubbe dışında kalan iki yan bölümler üçer küçük kubbe ile örtülüdür.
Mihrap taş oymadan olup, geç dönemlerde yapılan onarımlar sırasında orijinalliğinden oldukça uzaklaşmış ve bezemelerle de ampir üslubuna dönüşmüştür. Minber ise orijinalliğinden uzak bir görünümdedir.
Eski minbere ait bazı parçalar yeni yapılan minber üzerine eklenmiştir.
Uşak Ulu Camisi kendine özgü bir yapı olmasına rağmen aynı dönemde yapılmış diğer yapılarla da ortak benzerlikler göstermektedir. Edirne Eski Cami, Sofya Büyük Cami ve Filibe Cuma Camisi ile plan
yönünden ilginç benzerlikleri vardır. Bu konuda araştırma yapan Mahmut Akok; “Orta sahna verilen kıymet ve burada yaratılmış olan genişlik ve irtifa ile müteakip çağlarda inkişaf ettirilmiş merkezi tek
sahanlı camilerin bir nevi prototipi gibi durmaktadır” demektedir.
Caminin yanındaki minare beden duvarlarına kadar yükselen dikdörtgen taş kaide üzerinde Türk üçgenlerinin yardımı ile tek şerefeli yuvarlak gövdeye geçilmektedir.
BURMALI CAMİ (MERKEZ)
Uşak İl merkezinde, şeker fabrikaları ile Buğday Pazarı’nı ayıran yolların köşesinde bulunan bu caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca kitabesi de günümüze
gelemediğinden banisinin ve mimarının isimleri bilinmemektedir. Bununla beraber yapı üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Caminin giriş kapısının sağında yer alan onarım kitabesinden de h.1185 (1769) yılında onarıldığı öğrenilmektedir.
Kitabe:
“Çün harabe müşerref oldu bu cami ey hüncaz
Hoş delalet kıldı tamirine Abdullah izam
Hayre sai olduğu içün ol azizi muhterem
Yeğinle buldu hayatı kubbe şadırvan can
Çün minare giyecek başına bir zerrin külah
Dedi tarihi bir müferriş camii oldu bu tamam hicri sene 1185 (1769).”
Kesme taştan yapılmış olan camiye merdivenli bir avludan girilmektedir. Giriş portalinin önü sonradan camekânla kapatılmıştır. İki kare mekânın birleşmesinden meydana gelen caminin ibadet yerinin önündeki bölüm basık kubbelidir.
Bu kısmın sonradan eklendiği sanılmaktadır. Son cemaat yeri niteliğindeki bu kısmın duvarlarında sivri kemerli nişler bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen bir kasnak üzerine oturmaktadır. Böylece ibadet mekânını
örten ana kubbeye uyum sağlanmak istenmiştir.
İbadet mekânının duvarları 1.50 m. kalınlığında olup, 9.00x9.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbenin basık oluşu iç mekâna ağır bir görünüm vermiştir.
İbadet mekânı küçük pencerelerle aydınlatılmış olmasına rağmen iç mekân loştur. İç mekânı süsleyen bezemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır.
Mihrap üçgen bir niş şeklinde çıkıntılı olup, taşa oyulma sureti ile yapılmış, üzeri mukarnasla sonuçlandırılmıştır. Geç devirde yapılmış olan ahşap minberin üzerine eski minbere ait eski parçalar da eklenmiştir.
Girişin sağında yer alan minare ilk mekânın uzantısı ile birleştirilmiştir. Sekizgen kaide üzerine kırmızı tuğladan silindirik olarak yapılan gövde tek şerefelidir. Gövde üzerindeki kırmızı tuğladan yivler helezoni bir şekilde dizilerek
minareye değişik bir görünüm kazandırılmıştır.
ÇAKOLOZ CAMİSİ (MERKEZ)
Uşak il merkezi Kurtuluş Mahallesi, Çakoloz Cami Sokağı’nda bulunan bu caminin de kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber portal üzerinde
bulunan Sultan II. Abdülhamit’e ait tuğradan XIX. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin mimari üslubu da bunu açıkça göstermektedir. Cami çeşitli tarihlerde yangın geçirmiş ve onarılmıştır. Uşaklı Çakoloz ailesinin
bu onarımlarda büyük payı olduğundan camiye Çakoloz ismi verilmiştir. Caminin gerçek ismi ve banisi de bilinmemektedir.
Cami kesme taştan yapılmış olup, dikdörtgen bir avlunun güneydoğu kenarındadır. Kütlevi bir görünümü olan yapıda XIX. yüzyıl mimarisinin batı etkileri açıkça görülmektedir. Cephe görünümünde kırmızı kemerler, duvarlara gömülmüş
ayaklar üzerine oturtulmuş volütler, diş kesimleri ve kornişlerle hareketlilik verilmiştir. XX. yüzyılda caminin önüne bir de son cemaat yeri eklenmiştir. Bu bölüm sivri kemerlerle birbirine bağlanmış dört kalın sütun ve bunların üzerini
örten üç küçük kubbeden meydana gelmiştir. Son cemaat yerinden rokoko üslubunda bir portalle ibadet mekânına girilmektedir. Bu portal kademeli kırma kemer şeklinde olup, akantus yaprakları ile bezenmiştir. Kemerin üzerine oturduğu
konsollar kompozit sütun başlıklı yivli sütunlara dayanmaktadır. Kırma kemerin ortasına da kabartma çiçek ve karanfil yaprakları yerleştirilmiştir. Bunun üzerinde de Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası bulunmaktadır.
İbadet mekânı doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, bugün üzeri oldukça yüksek bir çatı ile örtülmüştür. İlk yapımında kubbeli olduğu sanılmaktadır. Mihrap dışarıya çıkıntı yapan bir niş şeklindedir. Ahşap minberin ise hiçbir mimari
ve sanat tarihi yönünden özelliği yoktur.
Son cemaat yeri ile ibadet mekânını birleştiren köşeye minare yerleştirilmiştir. Minare kare kaide üzerinde tek şerefeli ve silindirik gövdelidir.
Atatürk Uşak'a ilk defa 2-3 Eylül 1922 tarihinde komutan olarak, ikincisi 16 Ekim 1925 tarihinde cumhurbaşkanı olarak ve üçüncü defa ise 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte gelmiştir.Ayrıca Atatürk ün eşi Latife Hanım da Uşaklıdır.
İl merkezindeki mesireliklerin yanında Banaz ilçesinde Evrendede ve Çokrağan, Sivaslı ilçesinde de Evrendi Mesire Yeri bulunmaktadır.
Merkez Akse Çamlığı
Akse Çamlığı 70 hektar genişliğindedir. Uşak'a uzaklığı 4,5 km olup Kurtbaba mevkiinde bulunmaktadır.
Mesire yerinin asli ağaç türü kızılçamdır. Çamların yaş ortalaması 50-100 yıl arasında değişmektedir.
Topografik durum açısından fazla arızalı değildir. Bir kaç kuru dere ile vadilere ayrılmış durumdadır. Çamlığın yolu her araç için her zaman gidiş ve gelişe müsaittir.
Göğem Köyü Çamlığı
Yunan başkumandanı General Trikopis'in esir alındığı tepeyi ve bu tepede dikilen zafer anıtını görüş sahası içine alan bu çamlık Uşak'a 15 km uzaklıktadır. 1961 yılında bölmeli tepeye anıt inşaa olunurken bu çamlığa da valilik ve İller Bankası'nca üç adet dinlenme evi yaptırılmıştır.
Çokkozlar
Merkeze 3 km uzaklıkta ve Uşak-Sorkun yolu üzerinde, dere yolu bağları arasındadır. Bir zamanlar Evliya Çelebi'nin de ziyaret edip beğendiği tarihi bir mesireliktir.
Ilıcaksubaşı
Uşak'a en yakın bir su başı olan ve Ankara-İzmir asfaltının dibinde bulunan bu mesirelik meyilli bir dere içindedir. Ilıcaksu'dan Değirmenderesi'ndeki su değirmenleri yararlanmaktadır.
Huzur Park
İzmir yolunun 5. km'sinde, yeşillikler ve çiçekler içinde bir dinlenme yeridir. Parkta Uşak yemeklerini tatma imkanının yanında spor yapma ve kayığa binme gibi aktiviteler de mümkündür.
Kaplıcalar
Banaz'daki Hamamboğazı, Ulubey'deki Aksaz ve Emirfakı köyü'ndeki Emirfakı Kaplıcaları, Uşak'ta yer alan kaplıcalardır. Banaz'daki Hamamboğazı kaplıcası konaklamaya ilkbahar ve yaz aylarında uygundur.
Arkeolojik Yerler
Prehistorik çağlardan beri değişik medeniyetler tarafından iskan edilmiş olan Uşak ilinin hemen her tarafında bu medeniyetlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Özellikle Hellenistik, Roma ve Bizans Çağı eserleri bölgenin en zengin arkeolojik buluntularıdır.
Ulubeyli Sülümenli Harabeleri, Sivaslı Selçikler Köyü Harabeleri, Sivaslı Payamalanı ve Banaz Ahat Köyü Harabeleri bu yerler arasındadır.
Tarihi Köprüler
Karahallı ilçesindeki Clandras Köprüsü yanında Çanlı Köprü, Halıpazarı Köprüsü ve Beylerhanı Köyü sınırları içindeki Beylerhan Köprüsü Uşak'ın tarihi köprüleridir.