gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    ATATÜRK'ün Ankara'daki Son Günü

    Konu, 'Mustafa Kemal Atatürk' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    ATATÜRK'ün Ankara'daki Son Günü 26 Mayıs 1938

    Perşembe

    KENDİ ADINI TAŞIYAN BULVARDA:

    Atatürk Bulvarı’nın ortasındaki kestane ağaçları yemyeşil olmuştu.

    On dört yaşındaki Reşat Önat hem okuyor, hem de Kocabeyoğlu Pasajı’nın az ilerisinde, şimdi Çocuk Esirgeme Kurumu binasının bulunduğu köşede, dayısı Hilmi Öz’ün, Ankaralıların uğrak yeri olan Özen Pastanesi'nde çalışıyordu.

    Kimi zaman kasada duruyor, kimi zaman da arkadaki - sonradan adı İzmir Caddesi olarak değiştirilecek - Uçar Sokak’ta, arkadaşlarıyla top oynuyordu.

    Genç Cumhuriyet’in, genç başkentine devletin idaresi için bir kültür göçü olmuş, Ankara ülkenin dört bir yanından aileleriyle gelen memurlarla dolmuştu. Doğal olarak Ulus artık konut açısından yetersiz kalmış; yepyeni bir yerleşim alanı olarak küçük şirin evleri, muntazam sokakları, yemyeşil parkları, geniş bulvarı, tek tük arabaları, yepyeni dükkanlarıyla Yenişehir semti oluşturulmuştu.

    Özen Pastanesi, sıradan vatandaşından, bakanlarına kadar birbirini tanıyan, yolda selamlaşan, tertemiz giyimli Ankara’nın yeni sakinlerinin sık sık uğradıkları işlek bir pastaneydi.

    Şoförleri değil, bakanların kendileri alış veriş ederlerdi. 25 Ekim 1937’de başbakan oluşundan on gün sonra, Celal Bayar da bizzat Özen’e gelmiş, gelişi Ulus Gazetesi’nde haber olmuştu.

    Kimi öğlen, küçük Reşat kasada durur, müşteri yoğunluğundan babasının telefonuna dahi bakamazken; kimi gece yarısı Özen kapanırken de, hem Vali, hem de Belediye Başkanı olan Nevzat Tandoğan, dışarıda kestane ağaçlarının sulanması işini gizlice denetler; kaytaran işçileri, elindeki bastonuyla fena halde haşlardı. Aynı Vali Tandoğan, şehrin umumi tuvaletlerini de bizzat teftiş ederdi.

    O, şehrin gözü gibi bakılan kestane ağaçları, ileride bulvarın genişletilmesi amacıyla bir gece içerisinde kesiliverecek, sabah bulvardan geçen Ankaralılar arazözlerden tenekelerle su taşınarak büyütülmüş ağaçlardan geride bir küçük dal dahi göremeyeceklerdi. Kestane ağaçlarının kesilmesi de, semte adını verecek havuzlu – parklı tepesinde ay’lı Kızılay Binası’nın yıkılması da, bulvar tarihinin hüzünle hatırlanacak olaylarındandı.

    Özen Pastanesi’nin yanında Vehbi Koç’un dört katlı bir binası vardı. Bu binanın ikinci katında pastanenin iyi müşterilerinden, Celal Bayar Kabinesinin Milli Müdafaa Vekili Saffet Arıkan ikamet etmekteydi. 1938 yılında, devletin bir bakanının telefonuna, adı ve soyadından Ankara Telefon Rehberi’nden ulaşılabilmekteydi. Saffet Bey’in numarası 6207’ydi.

    26 Mayıs 1938 Perşembe günü ikindi, tam devlet dairelerinin dağılma saatiydi. Ankara’nın o zaman sanki daha kurak, daha sıcak yazı daha başlamamış, Ankara daha boşalmamıştı. Pastaneye o bölgenin emniyetinden sorumlu 1. Şube taharri memurlarından Cemal Bey geldi; küçük Reşat’a, dayısı Hilmi Öz’ün nerede olduğunu sordu: Bir “misafir” gelecekti.

    Bir koşuşturma oldu – gelecek misafir Atatürk’tü.

    Saffet Arıkan hastaydı ve Atatürk eski arkadaşına geçmiş olsun ziyaretine gelecekti.
    Atatürk, Koç’un binasının önünde yaveriyle aracından indi ve binaya ilerledi. Aslında Adana – Mersin gezisinden daha iki gün önce dönmüştü ve kendisi de hastaydı. Hastalığı 30 Mart 1938’de, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nce de resmi bir bildiri ile açıklanmıştı.

    Daha sonra Cemal Bey, Reşat Önat’a anlatmıştı;
    Atatürk çok halsizdi ve merdivenlerden ikinci kata çıkarken çok zorlanmıştı. Çevresindekilere:
    Biliyorum bu bina Vehbi Koç’un; ona söyleyelim de buraya bir asansör yaptırsın demişti.

    Daha sonra yatmakta olan Saffet Arıkan’ın yanına gidip oturmuş ve sohbete başlamıştı. Asansörün olmayışının şikayetini ona da yapmıştı.

    Atatürk her bakanına özel “Limoges” kahve fincanı armağan ederdi. Ani bir ziyaret olduğu için kahve yapacak adam yoktu.

    Özen’e haber ve özel fincanlar gönderilmişti – kahve yapılması isteniyordu. Bir de garson istenmişti. Garson Özen’in kısa boylu, sarışın garsonu Yusuf olacaktı.

    Cemal Ağabey’i Reşat’a:
    Hadi sen de gel, belki sen de içeri girersin demişti.

    Cemal Ağabey, Yusuf ve Reşat kapının önüne geldiklerinde Yusuf’un eli ayağı titremeye başlamış, bunun üzerine Cemal tepsiyi Yusuf’un elinden alıp Reşat’a uzatmıştı.
    Reşat’la birlikte içeriye girdiklerinde Reşat Önat hiç karşıya bakamıyordu. Kafası önüne eğik ilerliyor, Atatürk’ün yanına geldiğinde Atatürk sohbetini kesip Reşat’a bakıyor ve parmağıyla işaret ederek:

    - Gel çocuk... diyordu.


     
  2. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: ATATÜRK'ün Ankara'daki Son Günü
    Kahveyi alıp koyarken Reşat hala Atatürk’ün yüzüne bakamıyordu. Zaten Özen’in müşterisi olan Saffet Arıkan, Reşat’ı çok iyi tanıdığından haline kıs kıs gülüyordu.

    Ve Ata’nın yüzünü gördü; yüzü balmumu gibiydi, hasta olduğu belliydi.

    Sonra Reşat yavaş yavaş geri çekildi – adet üzerine kapıda beklemeye başladı. Atatürk döndü:

    Git çocuk... dedi.

    Reşat Önat dışarı çıktı – sanki bir rüyadaydı.

    Atatürk, on on beş dakika sonra dışarı çıktı; yine zorlukla merdivenlerden aşağıya indi.

    Bu halsizlik Atatürk’ün bir asansöre ne kadar gereksinimi olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bu yüzden o yaz Hipodrom’daki geçit alanına bir ek bina yapılacak; 29 Ekim törenlerinde Atatürk’ün çıkabilmesi amacıyla içine bir de asansör konacaktı. Hatta o tarihe kadar iyileşmeyebileceği düşünülerek, halka moral olsun diye – geçit törenini ayakta izliyormuş görünümünü verecek - özel yüksek bir koltuk imal edilecekti.

    Ancak 26 Mayıs, Atatürk’ün Ankara’daki son günü idi
    ve ne o asansörü, ne o koltuğu, ne olabilmeyi çok arzuladığı 29 Ekim geçit törenini,
    ne de Ankara’yı bir daha görebilecekti.

    Atatürk, kendi adını taşıyan bulvara çıktığında, beraberindekilerle; Özen Pastanesi’nin yanından hemen arkadaki Uçar Sokak’a geçti.

    Şimdiki Galatasaraylılar Lokali’nin olduğu yerde, bahçe içindeki bir evde oturan ve o da çok hasta olan, Özen Pastanesi’nin müşterilerinden İktisat Vekili Şakir Kesebir’e ziyarete gitti.

    Daha sonra da yapımı 30 Ocak 1937’de bitmiş olan Ankara Tren Garı’na gidildi. Vedalaşıldı ve trenle sevgili Ankara’sından Balıkesir’e hareket etti. Oradan da Bandırma üzerinden vapur ile İstanbul’a gidecek, tedavisine Savarona Yatı’nda devam edilecekti.

    Gidiş, o gidiş oldu.

    Aynı gara bir daha, 20 Kasım 1938 Pazar günü, saat 10:00’da,
    bir şehir, bir ulus ağlarken,
    Türk Bayrağı’na sarılı olarak gelebilecekti.


    Ve aradan yıllar geçiyordu;

    2005 yılına gelindiğinde yaşlı Reşat Önat, Vehbi Koç’un dört katlı binasının yerine yapılan kocaman binanın altında bulunan Koçbank şubesindeydi.

    Bütün hatıralar yeniden canlanırken, yaşlı bedeni ile merdivenlerden güçlükle bankanın ikinci katına çıkıyordu.

    İşlemleri bittikten sonra yine merdivenlerden aşağıya indiğinde,
    duvarda asılı Vehbi Koç’un gülen yüzlü fotoğrafına bakıyor

    ve çevresindeki gençler garip garip ona bakarken yüksek sesle:

    Eee, Vehbi Amca; sen daha hala asansörü yaptırma... diyerek tebessüm ediyordu.

     
  3. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: ATATÜRK'ün Ankara'daki Son Günü

    (Reşat Önat daha sonra 15 Kasım 1953’de, kardeşi Vahit ile birlikte Özen’in ve Bulvar’ın tam karşısında, Tuna Caddesi 1/A’da Cumhuriyet Ankara’sı sembollerinden olacak efsane Piknik’i kuracak; 2005’e gelindiğinde muazzam bilgi birikimiyle Armada Alışveriş Merkezi’nde Piknik’i ayakta tutmaya devam edecekti)

    Düş Hekimi, Çınar Yayınları
     
ATATÜRK'ün Ankara'daki Son Günü konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Atatürk'ün Son Dakikaları.....

    Atatürk'ün Son Dakikaları.....

    atatürk ün son dakikaları atatürkün son dakikaları Atatürk'ün Son Dakikaları..... Tüm tedavilere rağmen günden güne eriyen Atatürk, 8 Kasım 1938 günü şiddetli bir rahatsızlık daha geçirdi. Saat altı buçuk gibi gelen bu rahatsızlıkta Atatürk'ün midesi bulanmış ve kusmaya çalışmıştı. Sürekli istifra etmeye çalışan Atatürk, bu sırada Hasan Rıza Beye (Soyak) bakarak "Saat kaç?" diye...
  2. Atatürk'ün Gördüğü Son Rüya

    Atatürk'ün Gördüğü Son Rüya

    rüyada atatürkü görmek rüyada atatürkün resmini görmek atatürk ün gördüğü son rüya 26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Prof. Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor: O geceyi rahatsız geçirdi. İlk hafif komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında: 'Demek ölüm böyle olacak' diyerek uzun bir rüya gördüğünü anlattı. 'Salih'e...
  3. Ankara'daki en son kapatma fısıltısı

    Ankara'daki en son kapatma fısıltısı

    Ankara kulislerinde hava değişti. "AK Parti kapatılmayacak" söylentisi yaygınlaştı. Piyasaların satın aldığı son senaryo da bunu destekler nitelikte... Kapatma davasının sonucu ile ilgili Ankara'da konuşulanlar gazeteler yansımaya devam ediyor. Vatan'ın manşetine çıkan son iddia oldukça dikkat çekici... “Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı...
  4. Atatürk'ün son askeri

    Atatürk'ün son askeri

    Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı savaşmış İstiklal Madalyası sahibi emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl (105), eşi Ayşe Birgöl ile Kozyatağı'ndaki mütevazı evinde hayatını sürdürüyor. Emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl, Kozyatağı'ndaki evinin kapılarını, 12 yıllık ikinci eşi Ayşe Birgöl, kızı İpek ve damadı Bekir Artunç ile Anadolu Ajansına açtı. Sağlık sorunları nedeniyle konuşmakta güçlük...
  5. Atatürk'ün son resmi

    Atatürk'ün son resmi

    atatürkün ölmeden önceki son mektubu Atamızın ölmeden önce son görüntülerini sizlerle paylaşmak istiyorum resmin ve o anın hikayesi ise şöyle ELVEDA FOTOĞRAFI 10 KASIM 1938 SAAT.09 05 BU FOTOĞRAF ASKERİ LİSE ÖĞRENCİLERİNE EL SALLAMAYA ÇALIŞIRKEN DOLMABAHÇE SARAYININ PENCERESİNDE ÇEKİLDİ. OKULLARINDAN KAÇARAK SANDALLARLA SARAYIN ÖNÜNE ULAŞAN ÖĞRENCİLER ŞU SÖZLERİ HAYKIRIYORLARDI:...

Sayfayı Paylaş