gebe
  1. FiRaRi_MeLeK

    FiRaRi_MeLeK Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    8 Eylül 2009
    Mesajlar:
    1.507
    Beğenilen Mesajlar:
    201
    Ödül Puanları:
    63
    Şehir:
    insanların CENNET benim CEHENNEM dediğim yerde...

    Bir başörtüsünün hikayesi

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında FiRaRi_MeLeK tarafından paylaşıldı.

    Burası bir kumaş pazarı... Ben de bir zamanların gözde bir kumaşıydım. Ama şimdi eskisi gibi bana rağbet etmiyorlar. Modam geçmiş. Renklerim canlı değilmiş. Yaşlı işiymişim. Bu yüzden diğer parlak renklerin altında kalmış ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaydım O karanlık ve tozlu yerde yıllardan beri bekliyordum. Üstümdeki top kumaşların parçaları bitiyor yenileri geliyordu. Ustam kumaşları düzlerken bazen bana gözü çarpıyor esefle “Yer kaplıyorsun yıllardan beri burada. Seni artık buradan kaldırmak gerekiyor” diyordu kendi kendine. Bir basörtünün hikayesi “Hayır” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. “Bir gün elbet beni de alan biri bulunacak”
    Diğer havalı renkler alay ederek “Komik olma artık senin yüzüne bakan bile yok.” dediler. “Bir de bize bak. Ne kadar da güzeliz! Renklerimiz şeker gibi. Desenlerimiz göz alıcı. Oysa sen ne kadar da iç karartıcısın!”
    Kendimi savunarak “Hiç de iç karartıcı değilim! Bir zamanlar ben de yok satıyordum. Aranan bir kumaştım!”
    “O bir zamanlardı şekerim şimdi bayanlar kendilerinin farkına vardılar. Daha güzel olmak istiyorlar. Daha çekici daha göz kamaştırıcı olmak istiyorlar. Ama sen mahkeme suratlısın!” dedi uçuk bir pembe kumaş.
    İşte her gün böyle sözler duyuyor gittikçe daha derinlere doğru kayıyordum. Doğru söylüyorlardı. Benim çoktan modam geçmişti. Oysa önceden bayanlar dikkat çekmemek için beni tercih ederlerdi. Benden genellikle başörtüsü yaparlardı. Ben bunları düşünürken içeriye genç bir bayan girdi. Ağır tavırlarıyla sade giyimiyle vakarlı birine benziyordu. Ben bütün olanları diğer kumaşların altındaki küçük bir aralıktan izliyordum.
    Ustam müşteriyi görünce “buyurun küçük hanım yardımcı olabilir miyim?” dedi.
    Genç kız sakin bir edayla bakışlarını kumaşların üzerinde gezdirip “başörtülük bir kumaş arıyorum” diye bir kuş gibi şakıdı. Bunu duyar duymaz kalbimden vurulmuştum. Bizim bulunduğumuz yere doğru geliyorlardı. Üstümdeki uçuk renkli kumaşlar güzellik yarışına girmiş gibiydiler. Benim duyduğumu onlar da duymuş üstümde debelenip duruyorlardı. Fısıldayarak “susun geliyorlar” dedim.
    Portakal rengi bir kumaş “Eee sana ne oluyor? Biz varken senin hiç şansın yok!” dedi eğlenerek.
    “Şans mı kader mi göreceğiz!” dedim. Genç kızın beni görmesini çok arzu ediyordum. Ama nasıl? O kadar derinlerde kalmıştım ki ustam beni zahmet edip çıkarır mıydı?
    Ustam eline fıstık yeşili bir kumaşı alıp “Küçük hanım bu renk size çok yakışır. Şimdi genç kızlar hep bu renklerden alıyor.” dedi.
    Genç kız kumaşa göz ucuyla bakıp pek tenezzül etmedi. Diğer kumaşları inceliyor gittikçe gül yüzüne bir kaygı gelip oturuyordu. Ustam da genç kıza yardımcı oluyordu. “Yine siz bilirsiniz ama bence yaşınıza şu pembe turuncu rengi çok uygun.” dedi.
    Renkli kumaşlar hep bir ağızdan “Eveeet!” dedi.
    Kendimi göstermek için büyük bir çabaya girmiştim. Ama diğerleri beni itekliyor kendileri öne geçmek için beni eziyorlardı. İyice bunalmıştım. “Ahh boğuluyorum çekilin üstümden be!” diye bağırmak istiyordum. Mutlaka beni arıyordu.
    Genç kız hayal kırıklığıyla “Aradığım burada değil galiba!” dedi.
    “Buradayım küçük hanım ne olur devam edin!” diye bağırmak istiyordum. O kadar altta kalmıştım ki gördüğüm tek şey karanlıktı. “Allah’ım ne olur bana yardım et!” dedim debelenerek.
    Genç kız kumaşlara üzgün bir şekilde bakıp “Teşekkür ederim.” dedi ustama. İşte gidiyordu. Ustam desen beni unuttu. “Usta! Duymuyor musun beni? Bak ben buradayım!” dedim çaresizlikle. Biliyordum ki beni duymayacaktı. Kaderimin gül yüzü gidiyordu işte.
    Ustam üstümdeki kumaşları düzlerken bir şey hatırlamış gibi birden “Küçük hanım bir dakika!” deyip üstümdekileri boşaltmaya başladı. Aman Allah’ım giderek rahatlıyordum. Ferahlıyordum. Diğer kumaşlar mızmızlanıyordu. Kıvrak bir hareketle beni hızla çekip “Seni tamamen unutmuşum.” dedi kendi kendine yine. “Alıştık usta artık bu unutmalarına!” dedim ben de.
    Genç kız beni görünce hızla yanımıza geldi. Gözleri ışıldıyordu. Bana sevgiyle dokundu. İşte birbirimize ilk sevdalandığımız an. Gözlerini benden alamıyordu. Ben de onun gül yüzünden. Kader bizi bir araya getirmişti sonunda. Diğer kumaşlar bize gıptayla bakıyordu.
    Bilge bir kumaş “Eyvah” dedi. “Eyvah çok gözyaşı göreceksin!” “Evet” dedim. “mutluluk gözyaşları…”
    Eve geldiğimizde genç kız dakikalarca aynanın karşısında benden gözünü alamadı. Yıllardan beri böylesine değer verilmemişti bana. Beni başına örtüp namaz kılıyor Kur’an okuyordu. Hiç böyle duygular yaşamamıştım. Dışarıda gül yüzlümü bir kalkan gibi koruyor kem gözlerden saklıyordum. Onunla çok güzel günlere şahit oldum. Arkadaşları tarafından çok sevilen bir kızdı. Bazen dostluklarını kıskanıyordum. Benim onu sevdiğim gibi acaba o da beni seviyor muydu?
    Sürekli ders çalışıyor kitaplar okuyor uzun uzun düşünüyordu. Bazı geceler masanın başında uyuyakalıyordu. Kimi zaman uzaklara dalar akşam olduğunda bir nilüfer gibi kendini iç dünyasına kapatırdı. Sonra gözleri bana kayar gül yüzü gerçekten bir gül rengini alırdı.
    Bir gün ikimiz de korkunç bir şeyle sarsıldık. Mutlu günler sona ermişti artık. Gül yüzlüm artık okuyamayacaktı. Okuluna devam edemeyecekti. Okuma hakkını elinden almışlardı. Çünkü beni tercih etmişti. Başörtüsünü... Olmadık hakaretlere uğruyor herkes geleceğini bilir gibi karanlık masallar uyduruyorlardı. Artık bizim için yeni bir süreç başlamıştı. Gül yüzlüm baskılara direnecek kendisiyle aynı yasaklara maruz kalanlarla yeni ve anlamlı dostluklar kuracaktı..
    Zulme sürgüne dûçar edilmişti. Bu bir başörtüsü sevdası olmalı. Sabret gül yüzlüm sabret! Şu an karanlık. Belki gecenin en koyu olduğu bir vakit. Şafak yakındır gül yüzlüm şafak yakındır. Başak başak olacak bir gün ümitlerimiz. Allah’ın rahmet kanadının altında buluşacak bir gün ellerimiz..

     
  2. Münzevi

    Münzevi Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    3 Ekim 2009
    Mesajlar:
    677
    Beğenilen Mesajlar:
    56
    Ödül Puanları:
    28
    Şehir:
    Şehr-i İnziva
    Başörtüsü yasağı, günümüzün utanılacak zulümlerinden biri ve çirkinliğidir. Yobazlığın ve medeniyetsizliğin de göstergesidir. Her nekadar çağdaşlık ve medeniyet zırvalığına dayanarak ve laikliği ortaya sürerek yapılan bir zulüm olsa da dayanaklar tamamen kişilerin dine ve inançlı insanlara tahammül edemeyişinden kaynaklanmaktadır. Yoksa başörtüsünün laiklikle de bir alakası yoktur. Biz onu başka tarafımızdan anlıyoruz sadece. Anlamaya çalışıyoruz çünkü işimize böyle geliyor. Anayasayı örnek gösteriyoruz ama anayasada böyle bir şey yok. Herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Din hürriyetinden kasıt da ibadetlerin serbestçe yapılabilmesi demektir. Başörtüsü de bir ibadettir, Allah rızası içindir. Bunun siyasi simge olarak kullanıldığına yönelik yapılan ithamlar da tamamen, bu kişlerin saldırı yapmak için ortaya attığı fitnelerdir... Şunu anlıyorum ki biz malesef sözlerimizin değerini bilmiyoruz papağan gibi bir şeyleri ezberlemişiz sürekli onları geveliyoruz. Bu da utanılacak bir durum... Antibaşörtücülere bakın hepsi aynı şeyleri söyler başka halt bilmezler... Bu insanların gözüne ben İSTİKLAL MARŞI'nı sokmak istiyorum. O sözler bizim kimliğimizdir ve büyük bir vatanseverlik ve imanla yazılmıştır. Kimliğimizi red ediyoruz biz daha hala medeniyetten bahsediyorlar. Ulan sen daha ulusal marşını anlamamışsın ne laf kalabalığı yapıyorsun?
    Gene sinirlendim... Neyse...

    Paylaşım için teşekkürler. Çok duyguluydu ben genelde acıklı hikayeleri sevmiyorum bu konuda. Makaleleri tercih ediyorum. Acıtasyon gibi geliyor bana acınacak bir durum yok. Ben şuan başörtülü değilim ama bu konuda bir İmam Hatipli olarak çok şey yaşadım... Allah her şeyi hakkıyla gören ve bilendir...
     
Bir başörtüsünün hikayesi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Eskİ Bİr İbranİ Hİkayesİ

    Eskİ Bİr İbranİ Hİkayesİ

    Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. “Bu hayattan bıktım artık. Yontmak! Devamlı mermer yontmak... öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! AH! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hakim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.” Diye söylenir dururmuş yontucu. Bir...
  2. Bir Aşk Hikayesi...

    Bir Aşk Hikayesi...

    Olay İngiltere’de geçiyor: Yaşlı bir bey sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını...
  3. Bir Arinin Hikayesi

    Bir Arinin Hikayesi

    BİR ARININ HİKAYESİ Hiç merak ettinizmi acaba arılar niçin bal yapar ?.Bir arı yaşamı boyunca ortalama olarak 3 - 4 damla bal üretebilir.Fakat ürettiği bu bal bile kendi besin ihtiyacının çok üzerindedir.Bu ise insanın aklına kocaman bir soru işaretinide beraberinde getirmektedir.Doğadaki tüm canlılar gereğinden fazla besin toplayarak israf yapmaktan kaçınırlar.Fakat arılar tam aksine, bir...
  4. üzücü bir aşk hikayesi

    üzücü bir aşk hikayesi

    üzücü hikayeler Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana...
  5. Bir Ayrılışın Hikayesi

    Bir Ayrılışın Hikayesi

    İşte böyle bitmiş gitmiş yürekler ayrılamayan yürekler, ayrılan ellerle.:uhu: Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın...

Sayfayı Paylaş