gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.184
    Beğenilen Mesajlar:
    2.224
    Ödül Puanları:
    113

    ESMAÜL HÜSNA hangi isim, kaç kere çekilmeli

    Konu, 'Tüm İslami Bilgiler' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    eşler arasını düzeltmek için dua esmaül hüsna ile dua etmek eşlerin arasını düzeltmek için güçlü olmak iradeli olmak Günlük hayatta hangi isim, kaç kere, ne için zikredilmeli? Allah (66) Her türlü istek, tüm duaların kabul olması. Er-Rahmân (298) Dünyada ve ahirette Allah'ın sevgisini kazanmak. Er-Rahîm (258) Maddî ve manevî rızka nail olmak. El-Melik (90) Maddî ve manevî güçlü olmak, insanlara sözlerini anlatıp dinletebilmek, emir sahibi olmak. El-Kuddûs (170) Maddî ve manevî her türlü temizlik, kalp temizliği, ruhî hastalıklardan iyileşmek. Es-Selâm (131) Korkulan her şeyden emin olmak ve esenliğe çıkmak. El-Mü'min (137) Güvende olma, güvenilir insan olmak, kötü hastalıklara düşmemek. El-Muheymin (145) İnsanlardan korunmak ve onların düşüncelerine akıl erdirebilmek. El-Aziz (94) Düşmanlara galip gelmek. El-Cebbâr (206) İstek ve arzuların olması, insanların ve cinlerin şerrinden emin olmak. El-Mütekebbir (662) İzzet, refah ve gerçek büyüklüğe erişmek, halk tarafından sevilmek. El-Hâlık (731) İşlerde üzüntü ve sıkıntıdan kurtulmak, başarılı olmak. El-Bâri (214) İşte başarılı olmak, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak. El-Musavvir (336) Maksat ve meramına ulaşmak ve ifade etmek, en zor işleri başarmak ve bir işte uzmanlaşmak. El-Gaffâr (1.281) Bağışlanmak ve günahlardan korunmak. El-Kahhâr (306) Zalimlerin ve din düşmanlarının kahrından kurtulmak. El-Vehhâb (14) Sıkıntısız ve maddî açıdan rahat bir hayat sürmek. Er-Rezzâk (308) Bol rızıklı bir ömür geçirmek. El-Fettâh (489) Maddî ve manevî hayır kapılarının açılması, ticarette başarıya ulaşmak. El-Alim (150) İlim zenginliği için. El-Kâbid (903) Zalimin zulmünden kurtulmak. El-Bâsit (72) Rızkının genişlemesi ve bereketin artması. El-Hafid (1.481) Kötüden, kötülerden ve belalardan korunmak. Er-Rafi' (351) İnsanlar içinde ve işinde yükselmek, tevazu sahibi olmak. El-Muiz (117) Fakir ve zelillikten kurtulmak. El-Muzil (770) Düşmanları zelil etmek. Es-Semi' (180) Duaların kabul olması. El-Basir (302-112) Acziyetin kalkması, basiretli olmak. El-Hakem (68) Haklı davasını kazanmak, insanlar arasında hak ile hüküm vermek. El-Adl (104) Adaletli olmak, haklı davayı kazanmak. El-Latîf (129) Dileklerin olması, kısmet ve rızkın artması. El-Habîr (812) Hafıza ve idrakin genişlemesi. El-Halîm (88) Ahlâk güzelliği ve yumuşak huylu olmak, hiddet ve sinirin gitmesi. El-Azîm (1.020) Sözünün tesirli olması ve sözü dinlenir olmak. El-Gafûr (1.286) Günahların affı ve kötü ahlâktan korunmak. Eş-Şekûr (526) Talihin açıklığı, kendine verilen nimetlerin şükrünü eda etmek, bol rızık için. El-Aliyy (110) Zilletten kurtulmak, ilim, derecelerin artması. El-Kebîr (232) Maddî ve manevî büyüklük, hürmet sahibi olmak. El-Hafîz (998) Nefsinin ve malının korunması. El-Mukît (550) Muhtaç olunan şeyi kazanmak ve rızık. El-Hasîb (80) Herkese karşı açık alınlı olmak. El-Celîl (73-5.329) Gerçek yüceliğe erişmek, zalim ve zorbayı zelil etmek. El-Kerîm (270) Bol rızık sahibi olmak, cömert olmak ve kolaylıklara nail olmak. Er-Rakîb (312) Her işte Allah'ın koruması altında olmak, bunu hissetmek, hafızasının kuvvetlenmesi. El-Mücîb (55-3.025) Duaların kabul olunması. El-Vâsi' (137) Ömür uzunluğu, sıhhat ve rızık genişliği için. El-Hakîm (78-6.084) İlim ve hikmet sahibi olmak, uzağı görmek, hikmetli iş yapmak. El-Vedûd (20-400) İnsanların sevgisini kazanmak. El-Mecîd (57-3.249) İzzet ve şerefin artması. El-Bâis (573) Kuvvetli irade ve alacaklarını almak. Eş-Şehîd (319) Şehid olmak, heybetli olmak, halk arasında sevilmek. El-Hak (108) Sağlam bir imana ve doğru bir ibadet hayatına sahip olmak, başladığı işin sonunun gelmesi. El-Vekîl (66) Allah'tan her türlü yardım görmek. El-Kavî (116) Kansızlık ve vücudun güçlü olması, zor işleri kolaylıkla halletmek. El-Metîn (500) Maddî ve manevî dayanıklı, sağlam ve iradeli olmak, hastalıklardan kurtulmak. El-Veliyy (46-2.116) Her işte Allah'ın yardımını istemek. El-Hamîd (62-3.844) Kazancın genişlemesi, Allah'ı çokça hamd etmek için yardım istemek. El-Muhsî (148) Zekânın kuvvetli olması. El-Mübdi (57) Her işte muvaffak olmak, ummadığı yerden yardım gelmesi. El-Muîd (124) Elden kaçanı geri kazanmak, Allah'ın ahirette yeniden dirilme hakikatini ruhlarımıza duyurması. El-Muhyî (68) İşlerin başarılı olması, hastalıklardan kurtulmak. El-Mumît (490) Harama bakmamak, kötülüklerden vazgeçmek, devamlı ahireti hatırlamak. El-Hay (18-324) Sözün tesirli olması, sözü dinlenir olmak. El-Kayyûm (156) Bütün işlerde yardımı Allah'tan beklemek, isteklere nail olmak, rızkın devamlı olması. El-Vâcid (14-196) Aradığını ve kaybettiğini bulmak. El-Mâcid (48) Kazancın bolluğu ve şerefli bir hayat sahibi olmak. El-Vâhid/El-Ehad (19-3.669) Kalbin uyanıklığı, isteklerin olması. Es-Samed (134) Hiç kimseye muhtaç olmamak. El-Kâdir (305) İstediğini yapmaya güç yetirmek. El-Muktedir (744) Her işte başarılı olmak. El-Mukaddim (184) Daima yükselmek. El-Muahhir (847) Kötü ve belalı birinin veya bir işin kendinden uzaklaşması. El-Evvel (37) Her hayır işinde birinci olmak. El-Âhir (801) Ömrün uzun olması. Ez Zâhir (1.106) Her meselenin zuhuru, açıklığı, gizli olmaması. El-Müteâlî (551) İstediği makama gelmek ve yüceliğe ermek. El-Bâtın (62) Nefsi mutmain ve kalbi geniş olmak, iç rahatlığının artması. El-Vâlî (47) Sözünün tesirli olması, insanların kendini sevmesi. El-Berr (202) Her halukarda iyilik bulmak. Et-Tevvâb (409) Tövbelerin kabul olması. El-Müntekım (630) Zulüm ve fenalıklardan korunmak. El-Afuvv (156) Rızık bolluğu, kalp huzuru, affedilmek. Er-Raûf (287) Merhametinin artması, hiçbir varlıktan zarar görmemek. Mâlikü'l-Mülk (212) Mal ve kazanca zarar gelmemesi, maddî ve manevî derecelerin artması. Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm (1.100) İşlerin kolay ve âsân olması, insanların kendini sevmesi. El-Muksit (209) Eşlerin arasını düzeltmek ve adaletli olmak. El-Câmi (114) Küsleri barıştırmak ve hayırların birleşip toplanması. El-Ganî (1.060) Gerçek zenginlik, servet ve geniş rızık, insanlar tarafından sevilmek. El-Muğnî (1.100) Geçim genişliği, bol rızık ve zenginlik. El-Mâni' (161) Kaza ve belalardan emin olmak. Ed-Dârr (1.001) Zararlı kişilerden emin olmak ve onları Allah'a havale etmek. En-Nâfi' (201) Hastalıklardan korunmak, şifa bulmak, zararlardan uzak durmak. En-Nûr (256) Doğruyu ve yanlışı görüp kalp nuruna sahip olmak. El-Hâdî (20-400) Doğru yolu bulmak ve çocuklarının serkeş olmaması. El-Bedî' (86) Allah'ın yardımına nail olmak, maddî ve manevî güzellik için. El-Bâkî (113) Ömrün uzunluğu ve sağlıklı olmak. El-Vâris (707) Uzun ömür, bol mal, şeref ve rızık sahibi olmak. Er-Reşîd (514) Güzel ahlâk sahibi olmak, kötü alışkanlıklardan korunmak. Es-Sabûr (298) Başladığı işi kolay bitirmek, sinirini yenmek ve sabırlı olmak.


    kaynak:timeturk.com


     
  2. MUHSİN İYİ

    MUHSİN İYİ Forum Okuru

    El-Vâhid, El-Ahad, El-Vitr, Allahın Vahdaniyet Sıfatı, Allah’ın Birliği
    El-Vâhid ile kastedilen anlam, Allah’ın (c.c.) sayı olarak bir olması değildir. El- Vâhid, Allah (c.c.) bölünemeyen ve parçalanamayan birdir, anlamına gelir. Yani sıfatlarında ve güzel isimlerinde bir ortağı yoktur. İlahlık O’na mahsustur. O’nun dışında hiçbir varlık ilahlık mertebesine ulaşamaz.

    El-Vâhid güzel ismi Allah’ın (c.c.) sıfat ve güzel isimlerindeki birliği temsil ederken el-Ahad güzel isminde ise zatındaki birlik ifade edilmektedir. Örneğin güneşin ısı ve ışık özellikleri birer sıfatıdır. Farz edelim ki bir küçük çocuk gündüz güneşten gelen havadaki ısı ve ışığın kaynağını bilmiyor olsun. Bu çocuğun havaya bakması bir araçla da engellenmiştir. Ondan ısı ve ışığın kaynağını bulması istensin. Elbette çocuk kafasında bu konuda çeşitli kuramlar geliştirecektir. Önce her cismin ısı ve ışık kaynağı olduğunu düşünecektir. Ama evine ve kapalı mekânlara girince cisimlerde ısı ve ışığın olmadığını görüp bu kuramında kuşkuya kapılacaktır. Sonra gökyüzünün baştan sona bir ısı ve ışık örtüsü ile kaplı olduğu kuramına sarılacaktır. Ama akşam olunca buna da bir anlam veremeyecektir. İşte gündüzleri ısı ve ışık özelliklerinin güneşin varlığı ve birliğine kanıt olması gibi varlıkların sıfat ve özelliklerindeki uyum ve bütünlük de el-Vâhid olan Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliğine işaret etmektedir. Yine nasıl güneşin kendisi ısı ve ışıktan farklı ise el-Ahad olan Allah’ın (c.c.) zatı da varlık âleminde tecelli eden sıfat ve güzel isimlerinden farklıdır.

    Allah (c.c.) el Vâhid oluşunu her varlık üzerinde kalıcı ayetlerle işlemiştir. Bütün canlı ve cansız varlıklar O’nun bu el-Vâhid mührünü taşırlar. Örneğin dünyadaki bütün ağaç yaprakları birbirine benzer. Demek ki bunları yaratan aynı ilahtır. Tüm insanların bedenleri de aynı organlardan meydana gelir. Bu da insanları yaratanın tek ilah olduğunu gösterir. Eğer birden fazla ilah olsaydı evrenin ve dünyanın kanunlarında bir uyum ve bütünlük olmazdı. Bu ilahlar birbirleri ile rekabete girer, bu da varlık dünyasında bir kargaşaya neden olurdu. Ayrıca bütün canlı ve cansız varlıklar O’nun bu el-Ahad mührünü de taşırlar. Deminki örneğe bağlı kalarak düşüncemizi sürdürelim: Dünyadaki bütün ağaç yaprakları birbirine benzer, ama aynı değildir. Her yaprak diğer yapraktan kendisini farklı kılan özelliklere sahiptir. Demek ki bunları yaratan ilah hiçbir şeye benzemez. Tüm insanların bedenleri de aynı organlardan meydana gelir, ama aynı yüze sahip iki insanı göstermek olanaksızdır. İkizlerde bile benzerlik noktaları kadar farklılıklar söz konusudur. Bu da insanları yaratan tek ilahın (El-Vâhid) eşsiz ve benzersiz olduğunu (El-Ahad) gösteren başka bir ayettir.

    Batıl dinler Allah’a (c.c.) ait olan bu ilahlığı başka varlıklara da yansıtmışlardır. Allah’tan (c.c.) bir şey ister gibi onlardan bir şeyler istemişler, Allah’tan (c.c.) korkar gibi bu ilahlardan korkmuşlardır. Allah’a (c.c.) gösterilmesi gereken ibadet ve tazimleri (yüceltmeleri) bu varlıklara yansıtmışlardır.

    Zerdüştlük ve Şamanizm dinleri Allah’ın (c.c.) ilahlığını ikiye bölmesi ile tanınırlar. Bu dinler şeytana da Allah (c.c.) gibi bir güç tanırlar. Oysa biliyoruz ki şeytanın elinde olan tek şey, insanı kötülüğe teşvik etmektir. Yani vesvesedir (propagandadır). İnsanı da ancak dünya nimetleri ve dünyanın geçici zevkleri ile tuzağına düşürebilir. Nefis şeytana kulak verecek, eğilim gösterebilecek bir özellikte yaratılmıştır. Şeytanın insan üzerinde bir zorlayıcı etkisi söz konusu değildir. Şeytan hele hele bir ilah hiç değildir. O da peygamberler ve Allah (c.c.) dostları gibi bir davetçidir. İnsanları Allah’a (c.c.) karşı günah işlemeye ve isyan etmeye çağırır.

    Şeytan manevi makamda ilerleyen insanlara açık bir surette, daha doğrusu bazı duyu organlarına seslenerek ve çeşitli sıkıntılar vererek musallat olabilir. Bu durumda da nefis ve şeytanla cihattan geri kalınmamalı, peygamberimizin (s.a.s) ifadesi ile bunun büyük cihat olduğu düşünülmelidir. Şeytanla ibadet hayatını daha zengin kılınarak mücadele edilir. Çünkü nur şeytanları rahatsız eder. İnsana nasıl ateş sıkıntı verirse nur da şeytanı olumsuz yönde etkiler. Ama şeytanlar inatçı vasfa sahip oldukları için bu musallattan vazgeçmeyebilirler. Çünkü amaçladıkları şey mümini ümitsiz bırakmaktır. Oysa imanın temeli ümide dayalıdır. Kuran-ı Kerim’de bu konuda Allah’ın rahmetinden ümidini kesenlerin ancak kâfirler olduğu belirtilmektedir (Yusuf Suresi, ayet 87). Şeytana Allah musallat olma konusunda izin vermiştir. Son nefese kadar da bu izin geçerlidir. Hatta son nefeste imanı çalmak için müminin içerisinde bulunduğu kaygı, korku, maddi sıkıntılarından yararlanarak onu kandırmaya, bir hayal uğruna imanını çalmaya çalışacaktır. Böyle sıkıntılarla karşı karşıya bulunan müminler tövbe-i nasuh ederek her türlü haramdan sakınarak ve ibadet hayatını zenginleştirerek şeytanla mücadele yoluna gitmeli, mümkünse gerçek bir şeyhe intisap edip vird almalı ve rabıtaya önem vermelidir. Zira vird ve rabıta şeytanla mücadelede en etkili silahlardır. Maalesef böyle sıkıntıları olan insanları bir duayla tedavi ettiğini söyleyen din simsarları da mevcuttur. Bunlardan uzak durulmalıdır. Bunlar adeta şeytanlarla danışıklı dövüşürler. Tek amaçları para kazanmaktır. Aslında kendileri de bu konuda sıkıntıdadırlar. Fakat bazı rahatlama tekniklerini keşfettiklerinden ve bu yolla para da kazandıklarından keyifleri yerindedir.

    Bütün peygamberlerin tebliğinin esası, bir olan Allah’a (c.c.) insanları çağırmak olmuştur. Geçmiş kavimler Allah’ı (c.c.) yaratıcı olarak tanımakta idiler. Ama O’nun çeşitli sıfatlarından ve güzel isimlerinden kaynaklanan ilahlığını putlara da yansıtıyorlardı. Bu putların kendilerini Allah’a (c.c.) yaklaştırdıklarını söylüyorlardı. Aslında o putların bazılarının isimleri gerçekten de başlangıçta Allah’ın (c.c.) veli kullarına dayanıyordu. Hak din sağlamken insanlar o veli kulların isimleri ile Allah’a (c.c.) tevessülde bulunuyorlardı. Örneğin şöyle dua ediyorlardı: “Allah’ım senin indinde önemli bir kul olan şu zatın yüzü suyu hürmetine şu hacetimi, şu duamı kabul buyur.” Dikkat edilirse tevessülde dua, istek Allah’a (c.c.) yapılmaktadır. Veli kul duanın yapılmasında sadece bir vesile rolü oynamaktadır. Hak dinler batıl duruma dönüştüklerinde kendilerine tevessülde bulunulan bu veli kulların isimleri putlara verildi. Artık Allah’a (c.c.) dua, istek yerine bu putlara dualar ve istekler yöneltildi. Veli kullarla Allah’a (c.c.) tevessülde bulunma gibi çok güzel bir dua biçimi, batıl duruma dönüştü. Böylece putlar ilahlık makamına yükseltilmiş olundu. Putlarla Allah’a (c.c.) şirk koşuldu.

    Bu durumda çağımızda bazı Müslümanlar, duada veli kullara tevessülde bulunma putperestliğe ve Allah’a (c.c.) şirk koşmaya zemin hazırlıyor, diyerek duaların kabulünde çok önemli bir rolü olan tevessüle olumsuz bir tavır almaktadırlar. Halbuki Ehl-i sünnet itikadında tevessülün ayet ve hadislerle dinde yeri sabittir. Bu konuda Ehl-i sünnet alimleri arasında bir tartışma söz konusu değildir. Vahhabilik gibi 18. yüzyılda ortaya çıkan bir kısım itikadi cereyanların etkisi ile tevessüle itiraz bugünlerde çoğalmıştır. Oysa onların bu itirazlarındaki yanlışlık gayet açıktır. Bir insanın, bıçakla adam da öldürülüyor, diyerek bıçağı günlük yaşamında kullanmaması en çarpıcı örnek olarak düşünülebilir. Halbuki yemeğin pek çok malzemesi bu sayede doğranır. Bıçaksız bir mutfak düşünülemez. Onu yaşamdan uzaklaştırmak aç kalmakla özdeştir. Dua da ancak veli kulların yüzü suyu hürmetine Allah (c.c.) katına yükselir. Kabul görür. Onların duaları olmasaydı kıyamet çoktan kopardı.

    Kuşkusuz Allah (c.c.) kuluna şah damarından daha yakındır. Kul dua ettiğinde Allah (c.c.) duasına icabet eder. Ama insan Allah’tan (c.c.) çok uzaktır. Her zaman her çeşit duanın kabul olunması için gereken şartları üzerinde taşımıyor olabilir. Böyle durumlarda iken Allah’ın (c.c.) veli kulları ile Allah’a (c.c.) tevessülde bulunulması yerinde bir davranıştır. Din de bunu onaylamıştır.

    İnsanlık tarihi boyunca peygamberlerin putperestlikle mücadele etmesinin, hak dinin karşısında genellikle putperestliğin bulunmasının nedeni putperestliğin toplumda bütün çirkinliklerin, günahların, zulümlerin kaynağı olmasıdır. Her put toplumda belli insan kümelerini kendisine bağlıyor, diğer insanlarla olan kardeşlik bağlarını ortadan kaldırıyordu. Her şeyden önce toplumda hukuk birliğini yok ediyordu. Kişiye, kendi taptığı puttan aldığı cesaretle diğer putlara tapan insanlara karşı her türlü zulmü yapmayı kendinde hak sahibi olmaya çağırıyordu. Putperestin putuyla olan ilişkisi son derece bencilcedir, narsistçedir. Bundan doğacak en küçük bir hukuk kuralı bile her şeye karşı zulüm içerir. Putperestlik bir insanın kendisine secde etmesi gibi iğrenç bir şeydir. Örneğin bir putperest hiçbir vicdan azabı duymaksızın bir insanı öldürüp malını mülkünü gasp edebilir. Bunun vicdani ve hukuksal temelini de putunu memnun etmek düşüncesine bağlayabilir. Kendince de yaptığı iş meşrudur.

    Peygamberlerse, insanları ilahlığı bölünemeyen ve parçalanamayan el-Vahid olan Allah’a (c.c.) kulluğa çağırmışlardır. Herkese göre ayrı hukuk anlayışı yerine Allah’ı (c.c.), dolayısıyla toplum ve insanlık çıkarına dayanan hukuk anlayışını savunmuşlardır. Putperestler kendi kişisel çıkarlarına ters düştüğü için peygamberlerin getirdiği tevhit akidesine her zaman karşı çıkmışlardır. İlk Müslümanlardan olan Hz. Bilal (r.a.), Amerika’da ve Afrika’da bugün milyonlarca benzeri olan bir
    zenciydi. Üstelik hiçbir hakkı olmayan bir köleydi. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâmın vahdaniyet çağrısını duyunca hemen ona katıldı. Efendisi bu yeni dinden dönmesi için onu yere yatırıp Arabistan’ın kızgın çöllerinde güneşin karşısında adeta alevden kor haline gelmiş kayaları vücuduna koyarak eziyet ediyordu. O mücadelesini Allah’ın vahdaniyet sıfatından alıyordu ve “Ahad, Ahad ! (Allah (c.c.) bir, Allah (c.c.) bir!)” diyerek karşı koyuyordu. Aslında evrendeki ilahın bir olması ile onun kurtuluşu, ilahların çok olması ile de onun kendisine reva görülen insanlık dışı yaşamı arasında bir ilgi mevcuttu. Olaya bir başka açıdan bakıldığında Hz.Bilal’in (r.a.) insani özgürlük ve haklarının mücadelesini verdiği görülür. Çünkü evrende tek bir ilahın olması, aynı ebeveynin evlatları gibi, insanların eşitliği ve kardeşliği anlamına geliyordu. Birden çok ilah ise insanlar ve toplumlar arasında ayrıcalıkların ve savaşın temsilcisiydi. Hz. Bilal (r.a.) bunun bilincindeydi. Ayrıca Mekkeli müşrikler, özellikle mevcut bozuk düzenden en çok yararlanan varlıklı kesim de bunu gayet iyi biliyorlardı. Onun için çarpık düzenin devam etmesi için Hz. Bilal’in (r.a.) ve onun gibi yoksul, çaresiz ve sömürülen insanların bu yeni dine girmelerini engelliyorlardı.

    Çağımızda putperestlik artık tarihe gömülmüş gibidir. İnsanların büyük çoğunluğu ağaçtan, taştan yontulmuş şeylere artık tapmıyorlar. Allah’ın (c.c.) varlığını ve birliğini onaylıyorlar. İnsanlık artık putperestlik gibi bu çok tehlikeli inanç sisteminin etkisinden kurtulmuştur. Ama yine de çağdaş insanın yaşamında Allah’tan (c.c.) başka ilahlar söz konusu olmaktadır.

    Para ve madde kutsanarak ekonomide kapitalizm bir çeşit putperestlik dini olarak benimsenmiş durumdadır. Kuşkusuz bu sistemin içerisinde yer aldığı halde zekatını veren ve faizden kendisini sakındırmaya çalışan övülecek Müslümanlar da bulunmaktadır.

    Nefsin isteklerini yaşamın amacı olarak gören, bütün yaşamını bencilce arzularını gerçekleştirmeye adayan insanlar da bir çeşit putperestlik içerisindedirler: “Görmedin mi arzularını ilah edinen kimseyi? (Câsiye suresi, ayet23)” Kuşkusuz insan üzerinde nefsin de hakkı vardır. Ama nasıl parayı yaşamında amaç olarak gören bir insan sapıtmışsa nefsi arzularını Allah’ın (c.c.) rızası üzerinde gören bir insan da yaratılış amacından uzak düşmüştür. Allah (c.c.) bu konuda Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım (Zâriyât suresi, ayet 56).” Demek ki insanın bu dünyadaki bütün eylemleri ya bizzat ibadet olacak ya da ibadete yardımcı olacaktır.

    Bu açıdan iş hayatımız ibadete yardımcı bir alandır. Çünkü temel ihtiyaçlarımızı karşılamamız ve ailemizi geçindirmemiz gerekmektedir. Bu açıdan da çalışma bir ibadet gibi hüküm görür. Ama yaşamında ibadetlere yer vermeyen veya ibadetleri temel almayan birisi için çalışmak nefsin arzularına hizmet etmek anlamı taşır.

    Günümüzde insanların büyük çoğunluğu “Çalışmak da bir ibadettir.” diyerek, ibadetlerini ihmal etmektedirler. Çalışma gerekçesiyle ibadete yaşamlarında yer veremediklerini söylemektedirler. Elbette söyledikleri söz doğrudur, ama eksiktir. İbadet olmadan çalışma ibadet düzeyine yükselmez. Aslında bu sözü yakın çevremizde o kadar sık duyar olduk ki, bununla başka bir inanç sisteminin değerinin, daha doğrusu ilkesinin kutsanmak istendiğini hemen çıkarabiliriz.

    Kuşkusuz ibadetlerini yapan bir Müslüman için çalışması da bir ibadettir. Öyle ki peygamberimiz (s.a.s) bu konuda şöyle buyurmuşlardır:“Erkeğin hanımına harcadığı her şey sadakadır.”, “Erkek hanımına su bile içirse onun ecri vardır.”, “Kıyamet günü kişinin terazisine konacak ilk şey, ailesinin nafakası için harcadıklarıdır.” Ama, ibadetlerini ihmal ederek çalışmak da bir ibadettir sözünü söyleyen kimseler, İslam dininin bu güzelliğini istismar etmektedirler. Bununla kendilerini kandırmaktadırlar. Bu sözle ibadetlerini ihmal etmelerine bir gerekçe göstermekle kalmamakta, İslam dinine karşıt olan bir hayat felsefesini de onaylamaktadırlar.

    İçerisinde bulunduğumuz Batı medeniyetinin maddeci anlayışından her insan bir miktar da olsa nasibini almıştır. Bu yüzden imanı zedelenmiştir. Zira bir zamanlar küçük gözle baktığımız diyar-ı küfür dünya yaşamında büyük nimetlere erişmiştir. Konforlu bir hayat içerisindedir. İslam medeniyetinin mirasına sahip ülkeler ise yoksul, güçsüz durumdadırlar. Batı medeniyeti buna çalışma disiplini sayesinde ulaşmıştır. Her insan bu gerçeğin az çok farkındadır. Gerçi dinimiz de çalışmayı teşvik etmiştir, ama bütün cenneti bu dünya olan Batı medeniyeti bu dünya için çalışmayı bir din haline getirmiştir. Müslüman ülkelerin onları bu konuda geçmeleri biraz zordur. Bu yüzden Batı ulusları dünya yaşamında imrenecek bir seviyeye ulaşmıştır. İşte, ibadetlerini ihmal ederek, çalışma da bir ibadettir, diyenler bilinçdışında bu yeni dinin takipçileri gibi bir hal içerisindedirler. Öyle ki bu sözleri ile Batı medeniyetini adeta putlaştırmış olurlar. Konforlu yaşam onların biricik cenneti olur. Adeta hal dilleri ile şöyle demektedirler: “Din dediğin şey ahiretle uğraşmaz. Din dünyadaki yaşam seviyendir. Bu da ancak çalışma ile gelişir. Dünyada güçlü, zengin olan kazanır, dolayısıyla haklı olan bunlardır. Sen ibadetle ne kazandın ki bana da onu tavsiye ediyorsun. Oysa ben, çalışma da bir ibadettir, düsturu ile yaşamımı daha rahat bir şekilde geçiriyorum. Sen ona bak.”

    Çağımızda putlaştırılan bir diğer kavram da ırkçılıktır. Şu anda dünyada yabancı düşmanlığından nasibini almamış bir ırk, ulus yok gibidir. Allah’ın (c.c.) peygamberlerle gönderdiği hak dinler ırkların, ulusların her türlü maddi ve manevi haklarına saygılıdırlar. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Biz sizi birbirinizle tanışasınız diye ırklara, uluslara ayırdık (Hucurat suresi, ayet 13).” Dolayısı ile İslam dini ırkların, ulusların üzerinde evrensel bir birlikteliği ve kardeşliği hedeflemektedir. Her ırkın ve ulusun milli ve manevi değerlerine saygılı olmanın yanında onlar arasında gerçekleşecek bir bütünlüğe ve uyuma ulaşmaya çalışmaktadır.

    El-Vitr güzel ismi tek anlamına gelir. Yani sayı olarak, adet olarak bir anlamına sahiptir. Allah’ın El-Vâhid, El-Ahad, El-Vitr güzel isimlerini arka arkaya söyleyerek, yani zikir yaparak O’nun rızasına talip olalım. Niyetimiz bu olunca Allah bu güzel isimlerin dünyaya bakan taraflarını hediye olarak verecektir. Bundan kuşkunuz olmasın. Ama bu isimleri zikirle dünyevi bazı gayeler edinirsek O’nun rızası dışına çıkabiliriz. Öyle bir şeyden de Allah’a sığınırız. Bu durum Allah’ın diğer güzel isimlerini zikirde de böyledir.

    Allah’ın rızası bütün dünya ve ahret nimetlerine de kaynaklık eder. Ondan daha büyük bir şey düşünülemez. Allah hepimize rızasını nasip eylesin. Amin.
    Muhsin İyi
     
    bestsimal bunu beğendi.
  3. bestsimal

    bestsimal Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    25 Aralık 2011
    Mesajlar:
    12
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    gerçekten baya uğraşmışsınız. Allah razı olsun bilgiler için.
     
  4. ben muradd

    ben muradd Forum Okuru

    yukardaki esmeul husnalari adetince okumak icin ornek er rezzak onu okurken ya rezzak olarakmi okumak gerek yoksa er rezzak mi okumak gerek bazilarinda ben el yerine ya konulup okundugunu goruyorum size o yuzden soruyorum hepsinni nasil okumam gerek cevabinii bekliorum
     
ESMAÜL HÜSNA hangi isim, kaç kere çekilmeli konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Esmaül Hüsna - Ya Vekil

    Esmaül Hüsna - Ya Vekil

    ya vekil ya vekil anlamı fazileti evlenmek için esmaül hüsna evlilik için esmaül hüsna Vekil : Her şeye vekil Cenab-ı Hak buyuruyor. "Enough is Allah as a disposer of affairs" (1) "Vekil olarak Allah yeter." (1) "They said: "For us Allah sufficeth, and He is the best disposer of affairs." " (2) " 'Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!'...
  2. Esmaül Hüsna - Ya ŞEHİD

    Esmaül Hüsna - Ya ŞEHİD

    ya şehid ya sehid şehidallahü duası Şehid : Her şeye şahit olan,O'ndan saklı olmayan Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah is witness of all things. " (1) "Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır." (1) "Enough is Allah for a witness. " (2) "Şahit olarak da Allah yeter." (2) Kur'an-ı kerim'de 20 yerde geçmektedir. Her şeye şahit olan, kendisnden...
  3. Esmaül Hüsna Ya VASİ

    Esmaül Hüsna Ya VASİ

    ya vasi ya vasi duası duasi vasiu fazileti Vasi : İlmi ve rahmeti geniş ve sınırsız, geniş olan Cenab-ı Hak buyuruyor: "Allah geniş olandır, bilendir."" (1) Bu isim, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde geçmektedir. Allah, Kuran'da 'göklerin ve yerin Rabbi' olduğunu bizlere bildirir. Bütün genişliğe sahip olanın da Kendisi olduğunu söyler. Allah her yere istiva etmiştir....
  4. Esmaül Hüsna Ya MÜMİT

    Esmaül Hüsna Ya MÜMİT

    ya mümit ya mümit duası mumit fazileti Mümit : Öldüren, ölümü yaratan Cenab-ı Hak buyuruyor: "Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır..." (1) "Her canlı, ölümü tadar..." (2) "De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır..." (3) Mümit, isim olarak Kur'an'da geçmez, fil olarak geçer. Mümit, canlı varlıkları öldürendir. Allah ölüm ile...
  5. esmaül hüsna

    esmaül hüsna

    esmaül hüsna ile nasıl dua etmeliyiz sadece isimleri söleyip duamızı ettiğimizde olurmu ?

Sayfayı Paylaş