gebe
  1. renesme

    renesme Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    22 Nisan 2010
    Mesajlar:
    414
    Beğenilen Mesajlar:
    77
    Ödül Puanları:
    28
    Şehir:
    hatay iskenderun

    gözyaşı hikâyeleri

    Konu, 'En İlginç Bilgiler' kısmında renesme tarafından paylaşıldı.

    Hikâyeler vardır, bitirdiğinizde üzerine iki damla gözyaşı dökülen… Bir solukta okunacak kadar kısa; yüreğinize dokunacak kadar uzun, boğazınıza bir şeyler düğümleyecek kadar duygulu, benim hikâyem diyecek kadar sizi,
    bizim hikâyemiz diyecek kadar hepimizi anlatan…

    İşte o hikâyeler gözyaşı hikâyeleridir.




    ÖZLEM
    On yaşlarındaki küçük kız, okul önlüğünün düğmelerini iliklemeye çalışırken o kadar acele ediyordu ki, yaşadığı panikten elleri birbirine dolanıyordu. Uyumaktan şişmiş gözlerini ovalayarak dışarı fırladı. Ayakkabılarını ayağına geçirmeye çalışarak yürümesi yolda yalpalamasına sebep oluyordu. Son günlerde sürekli geç uyanıyor, ilk derse yetişemiyordu. Öğretmenin verdiği cezadan çok, her seferinde yalan söylemek zorunda kalmasıydı küçük yüreğini yoran. Bu sefer hangi bahaneyi uyduracaktı? Uyuya kaldığını söylese, öğretmen her zamankinden daha çok kızacaktı. Annesine söz vermişti. Ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, kesinlikle yalan söylemeyecekti. Geç kaldığı günlerde öğretmeninin bakışlarıyla alevlenen yangına karşı, sap yığınından yalanların arkasına çaresizlik içinde gizleniyordu.

    Okulun kapısına geldiğinde koşmaktan terlemişti. Alnına, çile mürekkebiyle yazılan yazıyı, saçlarından süzülen ipek teller, daha bir belirginleştiriyordu. Al yanaklarının üzerine yerleşen şiş gözlerle etrafına bakıyor, çekingen adımlarla koridorda ilerliyordu. Küçük bedeni, taşıyabileceğinden ağır bir çantanın esaretinde sınıfın önüne geldi. Son kez önlüğünü ve yakalığını düzeltip kulağını hafifçe kapıya yasladı. İçeride hiç ses yoktu. Çantasını sırtından eline alıp, minik elleriyle kapıya birkaç kez vurdu. Ürkek adımlarla içeri girdiğinde sınıftaki sessizlik, yerini fısıltılara karışan gülüşmelere bırakmıştı. Çocukların bazısı, geç kaldığı için ona kızıyor, bazısı alaycı bakışlarını gülmelerle perçinliyordu. Küçük kız, yerine geçmeye hazırlanırken; öğretmen, sınıfı susturan, gülüşmeleri kovalayan, küçük kızın yüreğini titreten konuşmasına başladı.

    - Dur bakalım! Yerine oturma! Seni defalarca uyarmaktan, cezalandırmaktan bıktım. Sen, geç kalmaktan bıkmadın. Tahtanın yanına geç ve ders bitene kadar tek ayak üzerinde dur. Sorumsuzluğuna son verene kadar böyle yapacağım… Ayağını indirdiğini görmeyeyim...

    Öğretmen, hedefe koyduğu küçük bir kalbi tam ortasından yaralamıştı. Acımasız bir ressamın elinden çıkan hüzün tablosu sınıfın ortasında öylece duruyordu. Diğer çocukların yeniden başlayan gülüşmeleri tabloya vurulan fırçanın son darbeleri oldu.
    Alaycı bakışlardan kaçırdığı gözlerinde, yağmaya hazırlanan bulutlara direnen küçük kız, tahtanın yanına geçti. Ayağını kaldırdığında ders kaldığı yerden devam etmişti.

    Minik ayaklarında derman tükenmek üzereyken, ızdırabı ve dersi sonlandıran zil nihayet çaldı. Bir yangından kaçar gibi kapıya koşturan çocuklar geride bıraktıklarını çoktan unutmuştu. Öğretmen, masadan kitaplarını toplarken sınıfta kimse kalmamıştı. Küçük kızın yüzüne dahi bakmadan “Tamam! Çıkabilirsin.” dedikten sonra, söyleyecekleri aniden aklına gelmiş gibi, uyuşan ayaklarıyla birkaç adım atan kıza tekrar seslendi.

    - Dur biraz! Her gün derse geç kalıyorsun. Bu böyle gitmeyecek! Ya keyifle uyumaktan ya da okuldan vazgeç! İkisini de aynı anda yapmaya çalışmandan bıktım. Nasıl bir annen varmış ki, seni okula hazırlamaktan aciz, geleceğine karşı tasasız. Defalarca çağırmama rağmen bir defa bile göremedim veli toplantılarında. Senin sorumsuzluğunun diğer çocuklara örnek olmasına izin vermeyeceğim. Ya kendine çeki düzen ver ya da...

    Öğretmeninin ağzında çakan şimşekler küçük kızın gözlerinde bekleyen bulutlara düşüyordu. Yağan yağmurlar çoraklaşmış bir yüreği yumuşatmaya yetmiyor, sorular devam ediyordu.

    - Okumak istemiyor musun? Eğer öyleyse, ne sen yorul ne de biz!

    Küçük kızın başı önüne düşmüştü.

    - Hayır öğretmenim, dedi. Okumayı çok istiyorum. Hem de çok; ancak her sabah aynı rüyayı görüyorum.
    - Ne görüyorsun rüyanda?
    - Geçen sene beni yalnız bırakan annemi cennette görüyorum. Beni çok özlediğini söylüyor, pamuk elleriyle başımı okşamak istiyor, tam elini uzatıyor; uyanıyorum.

    Yanaklarına süzülen yaşları sildikten sonra derin bir iç çekip, sözlerine kaldığı yerden devam etti.

    - Onu o kadar çok özledim ki... Belki aynı rüyayı tekrar görürüm, belki rüya kaldığı yerden devam eder diye tekrar uyuyor, uyanmak istemiyorum; ancak rüya kaldığı yerden devam etmiyor...

    Daha fazlasını anlatacak gücü kalmamıştı. Titreyen sesiyle son bir cümle daha kurdu.

    - Rüyamda da olsa, bir defa başımı okşamasını, ona doya doya sarılmayı o kadar çok isterdim ki...

     
gözyaşı hikâyeleri konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. gözyaşı!!!

    gözyaşı!!!

    Az önce uyandım!... Bedenimde bildik bir yorgunluk... Yinede buradayım!.. Sen gelmeyince ben kaç kez gidiyorum hayattan. Vapur seslerini, tren seslerini, otobüs seslerini dinliyorum, adına umut denilen yanılsamamla, buğulu camlarda göz yaşlarımı siliyorum... Beklemek neden zordur? Ömrümüzün sınırlı olması mı, yoksa kaybetmek korkusu mu? Ama hayalin terketmiyorsa bedenimi, belli ki...
  2. gözyaşı!!!!

    gözyaşı!!!!

    Merhabalar degerli misafirimiz, sitemizde toplu bir temizlik yapmak zorunda kaldik. Su anda gormek istediginiz konuyu maalesef sizlere sunamiyoruz. ilgili sayfamizin google siralamalarindan dusmesi icin gerekli algoritmik degerleri sitemize verdik. Verdigimiz rahatsizlik icin sizlerden ozur dileriz. Dilerseniz yukaridan sitemizin logosuna tiklayarak anasayfamiza gidebilir, Ya da ust sag...
  3. GözyaşLarım...

    GözyaşLarım...

    Hep hıçkıra hıçkıra aqLamak istemişimdir çocukLar qibi ayakLarımı bütün qücümLe yere vurup avazım çıktıqı kadar baqırmak istemişimdir qözyaşLarımın yanakLarımdan süzüLüp DudakLarıma Aktıqı zaman O tuzLu suyu daima dilimle yalamak istemişimdir Ama Hayır ! Tam tersi olmuştur hep bir köşede sessizce aqlamış qözyaşlarımı içime akıtmışımdır Ve Ben... Hala o içimdeki qözyaşların derin...
  4. Gözyaşlarım…

    Gözyaşlarım…

    Bir rüya gördüm geçenlerde. Ama sahiplenmedim. Benim rüyam demedim hiç. Küçük bir çocuk var rüyamda. Kimsesiz bir çocuk. Sanki bütün tanıdıkları terk etmiş onu. Yalnız kalmış. Yabancı bir yerde yaşama mücadelesi vermekten yenik düşmüş hayata. Çaresizce, çaresizliğin gölgesinde bir kaldırım taşına oturmuş ağlıyor. Etrafına bakıyor. Ama ne çare, yardım eden kimse yok. Bir şefkat bekliyor, biri...
  5. Gözyaşı

    Gözyaşı

    duygulu yazılar, şiirler, annelik, anneler, çocuklar ile ilgili herşey burda meleklerim... annelerle ile ilgili okadar sözcük gelirki akla ama karşısına geçtiğinizde hiç birşey diyemeyiz.sadece sarılıp öpmek gelir içimizden benim oğlumda öyle yapıyor anne diyor sanki bişey diyecekmiş gibi başlıyor sonra sırnaşıkça bi öpücük konduruyor yanağıma sıkıca sarılıyor boynuma ben zaten anlıyorum o...

Sayfayı Paylaş