gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Modal verbs

    Konu, 'İngilizce Genel' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    modal verbs model verbs used to would farkı would used to farkı modal be ving [FONT=&quot]TANIM[/FONT] [FONT=&quot]
    [/FONT]
    [FONT=&quot]Kimi modal verb yapılar ad ya da yüklem olarak taşıdıkları anlama (can (n) = teneke kutu, have (v) = sahip olmak, May (n) = Mayıs, must (n) = gereklilik, will (n) = irade; vasiyetname) dikkat etmek gerekebilir.[/FONT]

    [FONT=&quot][/FONT]
    [FONT=&quot][/FONT]

     
  2. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    able to
    be (= am / is / are) able to

    "Bir şeyi yapabilmek" anlamını taşır.

    I am able to run a mile.
    Ben bir mil koşabilirim.

    They will be able to complete the project on time

    She was able to say a few words.

    We haven't been able to understand it.


    Bu yapı Türkçeye "yüklem + - EbIl- " ile aktarılır.
     
  3. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Can - Can't

    can

    a) bir şeyi yapabilmek
    Can you speak German ?


    b) olasılık
    He can be here any moment.


    c) izin, rica
    Can I leave early ?

    Can you turn the volume down ?


    Bu kullanımlar (a-c) Türkçeye "yüklem + - EbIl-" ile aktarılır.

    Can
    sözcüğünün farklı kullanım ve anlamları bulunmakta:

    can't stand =
    katlanamamak, hoşlanmamak
    can't help = kendini tutamamak
    can't stand / can't help + Ving

    d) Olumsuz sonuç çıkarma
    It can't be her. She is much taller.

    e) Geçmişe ait olumsuz sonuç çıkarma.
    She can't have left earlier.
     
  4. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Could

    could

    a) Geçmişte bir şeyi yapabilmek.
    I could swim across the lake then.


    Tom ..... read and write when he was only 4 years old.
    A. can
    B. must
    C. have to
    D. could
    E. should

    b) olasılık
    Perhaps she could answer all the questions.


    c) izin, rica
    Could you do me a favour ?


    d) teklif
    Could we meet at around 12 tomorrow ?


    e) Sonuç çıkarma
    He could be at home. He could be sleeping.


    f) Gerçekleşmemiş, geçmişe ait olasılık
    I could have passed the test.
     
  5. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    dare
    dare

    a) Cesaret etmek
    She daren't do it.


    b) Sadece I daresay yapısı ile, olasılık
    I daresay you are tired.
     
  6. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    had better

    had better

    Tercih, "olsa iyi olur"

    Hadn't we better start rightaway ?

    I'd better keep it in a box.


    You ..... better see a doctor; you look awful.
    A. may
    B. would
    C. had
    D. must
    E. should
     
  7. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    have to
    have (got) to

    a) Konuşmacının gerçeklere dayanarak ilettiği zorunluluk.
    She has to leave immediately. There is a phone call.


    b) Gerekmezlik (= needn't )
    You don't have to study at all.


    She won't have to go.


    We didn't have to buy anything.


    Kimi zaman have = sahip olmak yüklemi, have to ile benzer bir şekilde kullanılıyor olabilir. Tümcenin anlamını yanlış anlamamak için dikkat etmek gerekir.
    This book has a lot to say. (= This book has a lot of things to say.)

    Have to
    ile sık karıştırılan bir yapı:

    have to do with = have connection with

    The wound has healed now; you ..... wear that bandage any longer.
    A. ought to
    B. will need to
    C. don't have to
    D. could
    E. should

    Because of a diversion on the road, they ..... another road while they left the town.
    A. had to take
    B. have to take
    C. must have taken
    D. need to take
    E. should have taken
     
  8. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    May

    may

    a) Olasılık
    We may never see that comet again.


    b) İzin, rica
    You may go.


    c) Gelecekte tamamlanması olası eylem.
    Many species may have died out by then.


    d) Geçmişe ait olası eylem
    He may have missed the bus.


    e) Geçmişte gerçekleşmemiş olasılık
    They may have won the match. They played terribly.


    f) may as well = had better
    Ayrıca may well kullanımına dikkat! Bu yapıda well sözcüğü pekala, neden olmasın anlamını taşır.

    g) Dualar may ile olur. May özneden önce gelir.
    May God be with you. (Tanrı seninle olsun)

    h) Rağmen anlamı veren tümcelerde (=Concession Clause), devrik yapıda may kullanılabilir.
     
  9. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Might

    might

    a) zayıf olasılık
    This medicine might have some side effects


    b) izin isteme
    Might we suggest something ?


    c) gelecekte tamamlanması olası eylem
    By the year 2.000, you might have died.


    Olasılık söz konusu olduğunda dikkat edilmesi gereken bir özellik:


    can/may/might + have + V3
    bağlama göre past ya da future olabilir.
    d) geçmişe ait olası eylem
    He might have tried to contact you.


    e) geçmişte gerçekleşmemiş olasılık
    They might at least have apologized.


    f) might as well = had better
    Buy a ticket; you ..... the grand prize.
    A. might even win
    B. could even have won
    C. even won
    D. need even have won
    E. must even win


    Farklı anlam ve kullanımlar:


    might as well = had better
    may / can / could / might well -- pekal
    â, neden olmasın
     
  10. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    must

    must

    a) konuşmacının zorunlu gördüğü, kendi fikrine dayalı zorunluluk
    I don't want her here. She must go. / Onu burada istemiyorum. Gitmeli./Gitmesi şart.

    We ..... hurry, or we will be late!
    A. must
    B. had to
    C. should
    D. ought to
    E. can

    b) çok kuvvetli olasılık
    There must be a mistake. Check it again.


    He must be sleeping. I can hear his snore.


    Olasılık söz konusu olduğunda, must sözcüğü açısından bir özellik:

    mustn't yerine can't
    mustn't be + Ving yerine can't be + Ving
    mustn't have + V3 yerine can't have + V3

    Your umbrella is wet; it ..... raining outside.
    A. must be
    B. was
    C. can't be
    D. might be
    E. should be

    The lights have gone; a fuse ......
    A. will have blown
    B. can blow
    C. must have blown
    D. might blow
    E. should blow

    c) Yasaklama
    You must not take any pictures here.


    d) Geçmişte gerçekleşmiş olması olası eylem
    He must have missed the bus.
     
  11. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    need - needn't

    need(n't)

    a) Gerekmezlik (= don't/doesn't have to)
    You needn't worry.


    He ..... come with us if he doesn't want to.
    A. needs to
    B. needn't have
    C. didn't need to
    D. needn't
    E. needs to

    b) Gereklilik
    Need I sign it ?


    c) Geçmişte gerek olmadığı halde yapılmış eylem.
    We needn't have brought our tent; his tent is large enough.
     
  12. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ought to

    ought to

    a) Öğüt, tavsiye
    It ought to be cleaned every two months.


    b) Geçmişte gerçekleş(me)miş olasılık.
    She ought to have been more careful.
     
  13. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    shall

    shall

    a) Gelecek. Resmi kullanım.
    When shall we announce the results ?

    b) Sadece Shall I ve Shall we ile, öneri.
    Shall we go out ?


    Soru formunda shall yalnızca iki şekilde kullanılmakta:

    Shall I ......?
    Shall we ..... ?
     
  14. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    should

    should

    a) Yükümlülük
    He should work harder.


    b) Şu anda gerçekleşmesi gerekirken gerçekleşmeyen - ya da bunun tam tersi - eylem.
    You should be at home now. You should be studying.


    c) Why veya How ile, tedirginlik ve öfke ifadesinde.
    How should I know it ?


    d) Olasılık
    He worked hard. So, he should succeed.


    e) Geçmişte gerçekleşmemiş gereklilik
    She should have seen her mistake.


    The flower is dead; I ..... it twice a week, but I forgot.
    A. ought to water
    B. ought to have watered
    C. should water
    D. must water
    E. ought to be watered

    f) Bazı yüklem ve sıfatlarla
    I advise that she should resign.


    g) Second conditional yapıda, devrik tümce oluşturmak için.
    Should he come, give him my message.
     
  15. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    used to

    used to

    a) Geçmişte olan ve artık devam etmeyen durum / alışkanlık.
    I used to exercise regularly.


    When I was a child, I ..... a torch with me to bed so that I could read when everybody at home was sleeping.
    A. was taken
    B. was taking
    C. used to take
    D. must take
    E. must have taken

    b) Olumsuz yapıda, geçmişte olmayıp sonradan oluşan durum / alışkanlık.
    She didn't use to smoke.


    He never used to leave the office early.


    Her ne kadar used to ile doğrudan bir ilgisi olmasa da, karışıklığa neden olabildiği için be used to ve get used to yapılarına da değinmek yerinde olacaktır. Be used to "alışkın olmak", get used to ise "alışkanlığı kazanmak" anlamlarını taşırlar ve modal verb özellikleri yoktur.
    "Your neighbours upstairs are making a lot of noise." "I'm used to it."


    When I first moved to Ankara, life was difficult. Then I got used to living here.


    Used to ile s
    ık karıştırılan yapılar:

    be used to =
    alışkın olmak
    get used to =
    alışkanlığı kazanmak
    be/get used to + Ving
    be/get used to = be/get accustomed to
    get used to = become used to

    Are you used ..... late?
    A. having slept
    B. sleeping
    C. to have slept
    D. to sleep
    E. to sleeping

    Bazen, use eyleminin edilgen yapıda kullanımı (This is a tool [which is] used to cut glass) used to olarak algılanmakta ve hata yapılmakta:


    (be) used (in order) to
    Used to ve would
    farkı:


    Used to
    -- eylem uzunca bir süre tekrarlandı / sürdü, artık sürmüyor.
    Would è
    bilerek ya da amaçlı eylem; eylemin gerçekleştiği zaman genelde belirtilir / ima edilir.
    Would
    sözcüğünden sonra bir durum anlatan live, work gibi eylemler kullanılmaz.
     
Modal verbs konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Modal Verbs

    Modal Verbs

    modal verbs modal verbs test modallarla ilgili alıştırmalar modallar modals Sadece on iki adet “modal” yardımcı fiil olmasına rağmen bunlar çok büyük bir sıklıkla ve çok geniş bir anlam sahasında kullanılırlar. Modal ‘ların çoğu birden çok anlama sahiptir. Bunlar herhangi bir tavsiyeye ilişkin genel düşünceleri veya yargıları, zorunluluğu, ihtiyacı ve yasaklamayı; izin istemeyi ve ret etmeyi;...
  2. Phrasal Verbs in English

    Phrasal Verbs in English

    PHRASAL WORDS BRING IN - to carry inside It's raining. Bring your bike in now. BRING OUT - to reveal or expose Her colorful blouse brought out the best in her. BRING UP - to mention; to take care of John brought the subject of drugs up. She was brought up by her grandmother. BURN OUT - to become mentally exhausted. The man was burned out by his job. CALL OFF-to cancel There was a bad...
  3. Types of VERBS

    Types of VERBS

    non continuous verbs be to verb Types of Verbs Before you begin the verb tense lessons, it is extremely important to understand that NOT all English verbs are the same. English verbs are divided into three groups: Group I Continuous Verbs The first group, called "Continuous Verbs", contains most English verbs. These verbs are usually physical actions which you...
  4. Auxiliary Verbs - Short Answers Test

    Auxiliary Verbs - Short Answers Test

    Answer the following questions (a) in the affirmative (b) in the negative, in each case repeating the auxiliary and using a pronoun as subject. Do you need this? ~ Yes, I do/No, I don't. Can Tom swim? - Yes, he can/No, he can't. Note also: Is that Bill? ~ Yes, it is/No, it isn't. Will there be time? ~ Yes, there will/No, there won't. Use needn't in 7 and 15....

Sayfayı Paylaş