ah ahhhhh olunca söylerim, şimdi hayale gerek yok 🙁(( zaten 3 aydır hayal kırıklığı yaşıyorum.
Umudun Bittiği Yerde Ölüm Başlar
Her insanın umutları vardır. Geleceğe, daha güzel günlere dair umarsızca hayaller kurar; bu yüzdendir ki hayata sımsıkı bağlanması, tüm zorluklara göğüs germeye çalışması...
Amatör ligde oynayan bir futbolcu, olimpiyat stadında oynamayı,
bir bankadaki veznedar, şube müdürü olmanın,
bir fabrikadaki işçi, usta olmayı,
bir genç kız, anne olmayı,
bir asker, komutan olmanın hayallerini kurar, umuda dair..
Çünkü insan umutları olmadan yaşayamaz.
Fakat her ne kadar; hiçbir seyircinin olmadığı, çamurlu bir sahada top peşinde koşturan bir 'futbolcu'; bekleyen insan sayısının vezneden dışarıya taştığını görüp para saymaya çalışan bir 'bankacı', ellerine bulaşan makine yağına aldırış etmeden eve ekmek götürmeye çalışan bir 'işçi', mutlu bir yuvanın düşünü kuran 'genç kız', yemekhanede birliğinin akşam yemeği için patates soyan 'asker'; bu zor hayat mücadelesinde, yaşam savaşında umuda dair düşler dünyasına yolculuğa çıkıyordu.
Çünkü biliyordu ki; insan, umutları olmadan yaşayamazdı...
"Elbet bir gün keşfedilicem, antremana devam" diyen futbolcu, soğuğa aldırış etmeden mahalle arasındaki toprak sahada umudunu ayaklarına yüklemişti; nasıl ki bir işçinin umudunu o hünerli ellerine yüklediği gibi, fabrikanın ustası olabilmek için ne kadar çok çalıştığını ancak, eve gidip kafasını yastığa koyduğunda anlayabiliyordu.
Mahallenin inişli çıkışlı yokuşunda görüyorum onu, elindeki pazar filesiyle, mutfak alışverişini yapmış eve dönüyor; üniversite önünde görüyorum elinde kitaplarıyla, okula yetişmeye çalışıyor; otobüs durağında görüyorum onu, işe yetişmeye çalışıyor. Muhasebeci, sekreter, kasiyer kim bilir bir tezgahtar. Ama en önemlisi hepsi de birer genç kız. Hayat mücadelesine yoğunlaşmış, hep bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. Hepsinin yüreği umut dolu, gelecek için her saniye savaş veriyor. Kalbinde fırtınalar kopuyor; huzurlu bir yuva, onu mutlu edebilecek bir eş ve kutsal mertebe; anne olmak. Bir genç kızın belki de en mutlu anı olsa gerek doğurduğu çocuğunu ilk olarak kucağına alıp, sevmesi. Bu içgüdü ile yüreğindeki fırtınalarla, zamansız, apansız bir düş yolculuğuna çıkıyor. "Acaba"larla sorgularken hayatı; umutlarını duygularına ve yüreğine yüklüyor..
Nasıl ki bir veznedarın müdür olma hayalleri ile gecenin geç saatlerine kadar çalışıp, eve dönüş yolunda belediye otobüsünde uyuyakalıp da ancak son durakta uyandığında; gerçek yaşam mücadelesinde tekrar karşı karşıya kalması, umudunu daha da çok perçinliyordu. Olsun önemli değildi onun için, çünkü bir gün "müdür" koltuğunda kendisi oturacaktı. Kendinden emin bir şekilde eve yürüyerek gitmek zorunda kalması onu hiç üzmüyordu. Çünkü umutları vardı, umutlarını çok çalışmaya yüklemişti..
Patates soyan askerin bıçağı birden tüfeğin kasaturasına dönüştü. Her soyduğu patates, gülle gibi düşmana el bombası gibi yağıyordu. Düşmana karşı verdiği bu mücadele karşısında üstün hizmet nişanını almaya kendince hak etmişti bile. Hayallerine aldırış etmeden o kadar hızlı patatesleri soyuyordu ki, o denli de düşman birliklerini bombalıyordu. Aslına bakılacak olursa patates soyma işinden hiç de gocunmuyordu, çünkü biliyordu ki asker arkadaşlarının akşam yemeği için buna ihtiyaç vardı. Asker ocağındaki her görev gibi bu görev de bir vazife idi. Vatanı için her şeyi yapmaya hazır olan asker, umutlarını mutlak itaate yüklemişti.
İşte çevremizdeki insanlar, hepsinin umutları var kendince.. Kimi fabrikada bir usta, kimi 1.ligde bir futbolcu, kimi bir müdür, kimi bir anne, kimi de bir komutan oldu. Onları buralara getiren umutları sayesinde bunları başardılar.
Çünkü insan umutları olmadan yaşayamaz
ve umudun bittiği yerde "ölüm" başlar...
Bi yazi bir alinti ama ben okudum ve burayada koymak istedim.. Sizde usenmeyin okuyun tamammi melislerim benim..