1. armağan

    armağan Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    23 Şubat 2009
    Mesajlar:
    3
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Benim Atatürk'üm

    Konu, 'Mustafa Kemal Atatürk' kısmında armağan tarafından paylaşıldı.

    ATATÜRK diktatördü. Tartışmaya bile gerek yok. Ama öylesi bir diktatör ki halkının ilerlemesine, halkının mutluluğuna engel olan hiçbir kararın altında imzası yok.

    ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki Anadolu’daki düşman işgaline karşı yaptığı ilk iş bölgesel kongreler aracılığı ile halkıyla bütünleşmek, ardından merkezi bir otoriteyle kurtuluşu ve kuruluşu yönlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşumun sağlamak olmuştur.



    ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki, kurduğu, kurdurduğu kabinelerde görev alan bakanlar 30–35 yaşlarında idiler. Mahmut Esat, Mustafa Necati, Cemal Hüsnü, Dr. Reşit Galip gibi. Hatta genç bakanlar O’nun akşam sohbetlerine katılamadıklarından ötürü sitem edince ATATÜRK; “Ben size bu genç yaşınızda devleti teslim ettim, soframdakiler hayatlarını ömür boyu bana hasreden, öl desem ölecek insanlardır” demiştir.



    ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki kendisiyle konuşmaya gelen bir yabancı gazeteciye sorar: “Sen hem diktatör olduğu için Hitler’i eleştiriyorsun, hem de diktatör olduğumu yazıp söyleyen herkese karşı beni savunuyorsun. Bu bir çelişki değil mi?” Gazetecinin cevabı ilginçtir. “Doğrudur. Hitler, devletini yıkan diktatördü, siz devlet kuran diktatörsünüz.”



    ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatör ki Ulusal Kurtuluş Savaşına birlikte başladığı paşalar, savaşın kazanılmasından sonra O’ndan ayrıldılar, karşısına geçtiler, eleştirdiler doludizgin. Öyle ki hızlarını alamayıp siyasi parti bile kurdular, devrimi ters yüz etmek bile istediler, O’nu ortadan kaldırmak isteyenlerin girişimlerine destek oldular.



    Fakat O büyük diktatör, “Arkadaşlarımın ufku, muhayyilesi kurtuluştan sonraki Cumhuriyet Türkiye’sini, çağdaş, laik Türkiye kavramını kavrayamadı. Yolları açık olsun” diyerek omuz silkti. Nitekim yıllar sonra o muhalefet hareketinin başı “İçimizdeki en büyük kumandan O idi. O olmasaydı biz bu işi başaramazdık, fakat biz olmasaydık O işi başarır, memleketi kurtarırdı” diyecektir.



    ATATÜRK yalnız adamdı. Dahiler yaraşır, dâhiyane bir yalnızlık. Ancak “Bütün özgürler gibi yalnız, bütün yalnızlar gibi özgürdü.” Sarayından ayrılmayan, köşkünden çıkmayan bir yalnızlık değildi onun ki. Tersine sıkıldığında kapağı halkını arasına atardı. Öyle günü birlik gidip gelmelerle değil, günler, haftalar süren gezileri olurdu. Anadolu toprağı ile Anadolu insanı ile buluşmak en büyük keyfi, sevinci olurdu. Kars’a gelişindeki gezisi Ağustos ayının 20’sinde başlamış, Ekim ayının ortasında bitmiştir. Kırk günü aşkın bir süre. Bıkmaz, usanmaz, yorulmazdı o gezilerinde. Halkının içinde, halkının arasında olmak en büyük mutluluğu idi.



    ATATÜRK’ÜN yalnızlığı bir Namık Kemal yalnızlığıdır.

    Hani o büyük vatan şairi;

    “Görmeden ölürsem millette ümit ettiğim feyzi,

    Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun” demişti ya öyle.



    “Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği” ulusunun çağdaş, uygar, mutlu, yaratıcı olmasının umudu ve beklentisi içindeki bir yalnızlık.



    ATATÜRK yalnız adamdı.

    Çünkü o yıllarda 100 yıl sonraki Türkiye’nin resmini çizecek birileri yoktu çevresinde. O nedenle hem yalnız, hem tek adamdı.



    ATATÜRK rakı da içerdi.

    Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında ve önemli ülke sorunlarının tartışıldığı günlerde ağzına içki koymamıştır. Fakat İzmir’i işgal güçlerinden 9 Eylül’de kurtarmış, 10 Eylül’de Konak’ta rakısını içmiştir. Hatta lokantanın perdeleri kapatmak isteyen garsona “Çocuk! Perdeleri aç, açık tut. Milletim beni gerçek yüzümle görsün” demiştir.



    Ben o sarhoş Cumhuriyeti, böylesi mümin bir Cumhuriyete bin defa tercih ederim…


    YETTİ BE!..


    DR. BEŞİR DOSTER‏




     
Benim Atatürk'üm konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. bedir

    bedir

    Şarkışla'da çiftçilik yapan bir ailenin Bedriye isminde çok güzel kızları vardır. Bedir derler kısaca.Birde Ömer vardır yanlarında çalışan. Ömer güçlü kuvvetli yakışıklı bir delikanlıdır. Ömer'le Bedir aynı yaştadırlar. Ömer küçük yaşta başlamıştır bu ailenin yanında çalışmaya. Çocuklukları beraber geçer. Ömer'le Bedir büyüdükçe o çocuksu sevgileri aşka dönüşür. İçten içe gizli duygularla...
  2. Benin

    Benin

    Benin Coğrafi Verileri Konum: Batı Afrika'da, Kuzey Atlas Okyanusunun kıyısında, batıdan Togo, kuzeybatıdan Burkina Faso, kuzeydoğudan Nijer, doğudan da Nijerya ile çevrilidir. Coğrafi konumu: 9 30 Kuzey enlemi, 2 15 Doğu boylamı Harita konumu: Afrika Yüzölçümü: toplam: 112,620 km² kara: 110,620 km² su: 2,000 km² Sınırları: toplam: 1,989 km Sınır komşuları: Burkina Faso 306 km, Nijer 266...
  3. Bendir

    Bendir

    bendir çeşitleri bendirin özellikleri bendirin tarihçesi tarihçesi fiyatları Bendir Bendir, Klasik Türk Müziğinde kullanılan başlıca vurmalı ritim çalgılarından biridir. Zilsiz büyük tef, nakkare ve kudümle birlikte kullanılır. Derisinin iç yüzüne boydan boya gerilen kiriş sayesinde aynı anda iki değişik tını çıkarabilir. Bendir, Klasik Türk müziğinde ve özellikle Mevlevi zikr musikisinde...
  4. Bendensin....

    Bendensin....

    30 derece sıcaklıkta üşüyen bir insanım artık yazı yazamıyorum, elim kalem tutmuyor karanlıkta bile gören gözlerim artık ışıkta bile seçemiyor; diyorsa bir insan korkarım artık yaşamaktan.... Okuduğumda çok etkilendim meleklerim inşallah sizlerinde hoşuna gider... BENDENSİN 30 derece sıcaklıkta üşüyen bir insanım artık yazı yazamıyorum, elim kalem tutmuyor karanlıkta bile gören gözlerim...
  5. Atatürk'ün gizemi

    Atatürk'ün gizemi

    Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da bulunan, Hz. Muhammed ahfadından Şeyh Ahmed Sünusi, bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Derhal koşarak elini öpmek ister. Hz. Muhammed kendisine sol elini uzatınca buna şaşıran ve üzülen Şeyh: "Ya Resulallah, niçin bana sağ elinizi uzatmadınız?" diye sorar. Hz. Muhammed şu cevabı verir: "Sağ elimi Ankara'da Mustafa Kemal'e...

Sayfayı Paylaş