Büyükelçi Biyografileri

Ce: Büyükelçi Biyografileri

Kemalettin Sami Paşa - (15.04.1934) </B>
Balkan Savaşı'nda sağ kolu sakatlanan Kemallettin Sami Paşa I. Dünya Savaşı'nda bütün cephelerde en önde çarpışanlar arasında yer aldı; 13 cephede 13 yerinden yaralandı. İstanbul'un 16 Mart 1920'de işgal edilmesinden sonra Anadolu'ya geçti. Ölümünden sonra, İsmet Paşa'nın Hakimiyet-i Milliye'de yazdığı gibi, Kurtuluş Savaşı'nda da daima ön saflardaydı. 1. ve 2. İnönü Savaşları'yla 9. Kolordu'ya komuta ettiği Büyük Taarruz'da 22 yara aldı. Vücudunda kurşun ya da şarapnel değmemiş tek nokta kalmamış gibiydi. 1923'te Sinop milletvekili olarak TBMM' ye girdi. 20 Ağustos 1924'te Berlin büyükelçisi oldu. Ölünceye kadar da bu görevde kaldı. Askerlikle ilişkisi emekli olduğu 24 Eylül 1928'e kadar sürdü. Şeyh Sait İsyanı'nı bastırmak için düzenlenen harekatı gayri resmi olarak onun yürüttüğü söylenir. 30 Ağustos 1926' da ferikliğe (korgeneral) yükselmişti.

Kurtuluş Savaşı komutanlarından ve diplomat Kemalettin Sami Paşa 15 Nisan 1934'te, büyükelçi olarak bulunduğu Berlin'de geçirdiği mide ameliyatında öldü. Konvansiyel trenine eklenen özel bir vagonla 22 Nisan'da İstanbul'a getirilen cenazesi, devlet erkanı, yabancı elçilik mensupları ve büyük bir halk topluluğunun katıldığı askeri törenle Eyüp'teki 16 Mart Şehitliği'ne gömüldü.
 
Ce: Büyükelçi Biyografileri

Mehmed Emin Ali Paşa ( 1814)- (1871) </B>
Mehmed Emin Ali Paşa, 1814'de İstanbul'da Mercan'da doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, Mısır Çarşısı aktarlarındandı. 1830 yılında bir aile dostunun aracılığıyla Divan-ı Hümayun kalemine girdi ve buradaki adete uygun olarak kendisine, boyunun kısalığından veya güzel tavrı ve kabiliyetinden dolayı Ali mahlası verildi.

1833'de Tercüme Odası'na girdi. 1835'te Avusturya İmparatoru Birinci Ferdinand'ın tahta çıkışını tebrik için Viyana'ya gönderilen heyette, ikinci başkatip olarak bulundu. 1837'de Petersburg'a gönderilen Mehmet Emin Ali Paşa, dönüşünde Divan-ı Hümayun tercümanlığına tayin edildi. 1838'de Londra elçisi, Reşid Paşa'nın Paris'e geçişinden sonra da maslahatgüzarı oldu. Reşid Paşa'nın takdir ve himayesini kazanan Mehmed Emin Ali Paşa, kısa zamanda yükseldi. Devletin çeşitli kademelerinde görevler aldı. Kırım Savaşı sonunda Paris'te toplanan konferansta Osmanlı Devleti'ni temsil etti ve 30 Mart 1856 tarihli Paris Barış Antlaşmasını imzaladı. Islahat Fermanı ve Paris Antlaşmasından dolayı Reşid Paşa'nın ağır eleştirilerine maruz kaldı.

Birçok kez Hariciye Nazırlığı ve Sadrazamlık görevlerinde bulunan Mehmed Emin Ali Paşa, 7 Eylül 1871'de öldü ve Süleymaniye Camiine defnedildi. Değeri öldükten sonra anlaşılan ve yokluğu hissedilen bir devlet adamı idi.
 
Ce: Büyükelçi Biyografileri

Onur Öymen ( 1940) </B>
1940 yılında Kadıköy'de doğdu.Eğitimci bir ailenin çocuğu.Babası, Cumhuriyet döneminin önde gelen felsefe eğitimcilerinden Münir Raşit Öymen. Annesi, coğrafya öğretmeni Nezahat Hanım. Altan ve Örsan Öymen kardeşlerin amcasının oğlu.

Galatasaray Lisesi'nden sonra Ankara'da SBF'yi bitirdi. Aynı fakültede doktora yaptı. (Savunma Politikaları)
  • Dışişleri Bakanlığı'na giriş: 1964.
  • NATO Dairesi, Ikinci Katip: 1966-68.
  • Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği'nde (Strasburg) Başkatip: 1968-72.
  • Siyaset Planlama Dairesi Şube Müdürü: 1972-74.
  • Lefkoşe Büyükelçilik Müsteşarı: 1974-78.
  • Dışişleri Bakanlığı Özel Müşaviri: 1978-80.
  • Prag Büyükelçilik Müsteşarı: 1980-82.
  • Madrid Büyükellçilik Müsteşarı: 1982-84.
  • Siyaset Planlama Dairesi Başkanı: 1984-88.
  • Kopenhag Büyükelçisi: 1988-90.
  • Bonn Büyükelçisi: 1990-1995.
  • Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı: Nisan 1995.
Barış Harekatı ertesinde 4 yıl Kıbrıs'ta görev aldı.

Derdini yalnız diplomatlara değil, görev yapılan yerin halkına da anlatmak gereğini duyduğu için, önce İspanyolca sonra almanca öğrenerek yabancı dil sayısını "dörtledi".

Ve Bonn Büyükelçiliği sırasında, Türkiye'de demokrasinin birçok yönden Almanya'dan hem ileri hem de daha nitelikli olduğunu iddia etti.
26-10-95Aktüel
 
Ce: Büyükelçi Biyografileri

Naci Aşkun ( 1908)- (1982) </B>
1908 yılında doğdu.Harp Okulu mezunudur. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 1930 yılında Topçu Asteğmen olarak katılmış, Kurmay Yüzbaşı rütbesinde iken Milli Emniyet Hizmetleri'ne atanmış ve 1952 yılına kadar çeşitli üst görevlerde bulunmuştur. Bu tarihten sonra Roma Askeri Ataşeliği görevine atanmış, 27 Mayıs 1960 ihtilalini takip eden dönemde yeniden Milli Emniyet Hizmetleri bünyesinde görev almış, 17.01.1961 tarihinde ise Milli Emniyet Hizmetleri Reisliği'ne atanarak, 18.08.1962 tarihine kadar bu görevi sürdürmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden Tümgeneral rütbesiyle emekli olmuş ve 1982 yılında vefat etmiştir.
 
Ce: Büyükelçi Biyografileri

Münir Süreyya Bey ( 1871)- (10.04.1932) </B>
Münir Süreyya Bey Mabeyn Başkatibi Emin Bey-zâde Ahmed Süreyya Bey'in oğludur. 1871 yılında İstanbul'da doğmuştur. İlkokuldan sonra Mektebi Sultanî'yi bitirmiştir. Fransızca bilmektedir.

13 Eylül 1892'de 22 yaşında Mekteb-i Sultanî'de Fransızca öğretmenliğiyle devlet memuriyetine başlamış, bu görevine ilaveten 26 Eylül 1892'de Hariciye Tahrirat Kalemi'ne stajyer olarak atanmıştır. 18 Nisan 1896'da Bulgaristan Komiserliği Fransızca Kitabeti'ne tayin edilmiştir. 9 Temmuz 1896 da gösterdiği başarılardan dolayı Nişân-ı Alî-i Osmânî ile taltif edilmiş, 17 Ocak 1897'de ise rütbe-i sâlise tevcîh buyurulmuştur. 8 Kasım 1898'de rütbe-i saniye sınıf-ı sanîsi tevcih edilerek ünvanı Fransızca Başkatip Muavinliğine yükseltilmiştir. 15 Ocak 1899'da üstün başarılarından dolayı kendisine Üçüncü rütbeden Nişân-ı Âlî-i Osmanî verilmiştir. 11 Nisan 1899'da rütbe-i saniye sınıf-ı mütemâyizi tevcih buyurulmuştur.

11 Eylül 1899'da Barselona Başşehbenderliği'ne, 24 Nisan 1904'te Şira (Siroz) Başşehbenderliği'ne, 5 Nisan 1905'te de Nis Başşehbenderliği'ne atanmıştır. Nis'in iklimine uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Bern Sefareti Başkitabeti'ne naklini istemiş, 10 Haziran 1905'te bu göreve atanmıştır.

29 Kasım 1906'da Viyana Sefareti Başkitabeti'ne tayin edilmiştir. (BOA., Hariciye Sicil Dosyası, 224-260/228)

9 Kasım 1908'de Brüksel Sefareti Başkitabeti'ne, 10 Ekim 1910'da Brezilya ve SaoPaulo Başşehbenderliği'ne, 19 Şubat 1914'te Tiflis Başşehbenderliği'ne, 11 Haziran 1920'de Cenevre Başşehbenderliği'ne atanmıştır.

13 Mayıs 1921'de Hariciye Nezareti Umur-ı İdariye Müdür-i Umumisi olmuş, 1 Kasım 1922'de bu görevinden alınmıştır.

19 Mart 1923'te Makam-ı Hilafet 2. Kitabeti'ne tayin edilmiş, 5 Mart 1924'te bu görevinden de azledilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilânından sonra 30 Mayıs 1924'te Hariciye Vekaleti Umur-ı Şehbenderî ve Ticarî Müdürü olan Münir Süreyya Bey, 5 Mart 1925'te Madrit Maslahatgüzarlığı'na atanmış, 25 Mayıs 1925'te Madrit Maslahatgüzarlığı İdareye M. Müsteşarı olmuş, 3 Haziran 1925 Madrit Maslahatgüzarlığı İdareye M. Başşehbender olmuştur.

19 Ağustos 1927'de New York Başşehbenderliği'ne atanan Münir Bey, 21 Eylül 1929 Atina-Pire Başşehbenderi olmuş ve en son olarak 1 Ağustos 1931'de Hariciye Vekaleti Protokol Umum Müdürlüğü görevine getirilmiştir.

Münir Süreyya Bey 10 Nisan 1932 tarihinde vefat etmiştir. (Dışişleri Bakanlığı Arşivi)
 
Ce: Büyükelçi Biyografileri

Ömer Engin Lütem ( 1933) </B>
Emekli Büyükelçi Ömer Engin Lütem, 1933'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi ve A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1957 yılında Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Fransa, Almanya, Libya ve İtalya'da çeşitli kademelerde görev yaptı. 1975'te Köln Başkonsolosu, 1979'da Personel Genel Müdürü, 1981'de İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürü, 1983-89 yılları arasında Sofya'da Büyükelçi, 1989-92 arasında Ankara'da Müsteşar Yardımcısı, 1992-95 arasında Vatikan'da Büyükelçi, 1995-98 arasında Unesco nezdinde Büyükelçilik yaptı. Aynı yıl emekliye ayrıldı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Balkan Araştırmaları Başkanı olarak çalışırken yeni kurulan Ermeni Araştırma Merkezi Başkanlığı'na getirildi. Kendisi Bakanlıkta İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğü dairesini kurmuş. Ermeni terörü üzerinde, Türk diplomatlarının şehit edildikleri dönemde geniş çalışmalar yapmıştı.

HAKKINDA YAZILANLAR

Ömer Engin Lütem
Oyuna gelmeyelim
Ünal Bolat
Türkiye 5 Şubat 2001

B. E. Lütem ile 1980'li yıllardan itibaren gelişen Ermeni sorunu hakkında bir sohbet yaptık.

Kışlalı- 1981'de İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürlüğü'nde ne yaptınız?
Lütem- Ermeni cinayetleri bir yana o dönemde bir de muazzam Ermeni propagandası vardı. Her Türk diplomatı öldürdüklerinde "Ermeni soykırımı" vurgulanıyor, dünya basınında yer buluyordu. O zamanki askeri hükümet bu konuya çok önem verdi. Bu alanda çalışmak için kuruldu daire. Hem gelişmeleri izledik hem de dışta gereken diplomatik girişimleri koordine ediyorduk. Faydalı şeyler yaptık. Kitaplar yazıldı. Bunların başında Kamuran Gürün'ün Ermeni Dosyası kitabı gelir. Kendisi de o zaman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı idi. B.E. Bilal Şimşir de Arşivler Genel Müdürü olarak kitaplar yazdı. Bu kitaplar hâlâ ana kitap. Bunlara tabii eklemeler de yapıldı. Yurt dışında Türkiye'ye karşı suç işleyip yakalananların davalarına Türkiye'nin müdahil olarak katılmasını sağladık.

‘Kamuoyunun ilgisi azdı’

Kışlalı- Hükümetler önem vermeye devam etmediler sonra değil mi?
Lütem- Doğru. O zaman önem verildi ama 1985'ten sonra ilgi azaldı. Cinayetler durmuştu. Kamuoyu ilgisi azaldı. Bu tabii de hükümetin ilgisinin azalması garip. Daha ziyade cinayet olunca ilgi var. Bu ilgisizlik dışarda ciddi gelişmelere imkan verdi. 1987'de Avrupa Parlamentosu'nda ilk kararı çıkardılar. Çok önemli bir karardır bu. Türkiye'den pek tepki gelmedi. Sonra benzer kararlar 90'lı yılların başından itibaren gelmeye başladı. Kıbrıs, Belçika, Rus Duma'sı kararları geldi. Bunlarla hükümetler pek ilgilenmediler. Kamuoyu da tepki göstermedi. Böylece bu günlere geldik.

Kışlalı- Peki hükümetler böyle ilgisiz kaldı. Ama sizin kurduğunuz daire bunları izleyip hükümetleri uyarmadı mı?
Lütem- Gayet tabii. Arkadaşlarımın görevi bu. Bunu mutlaka yapmışlardır. Ama karar hükümetlere ait. Bizim ülkede iki önemli konuyla birden uğraşılamıyor galiba. İş işten geçtikten sonra başka konuya eğiliniyor. Bugünkü olaylar bunun açık misali. Bakanlığa yığınla bilgi geliyordu. Bunlar muhakkak değerlendirilip makamlara bildirilmiştir. Ama küçümsenmiştir.

‘Zafiyet içinde kaldık’

Kışlalı- Neler yapılabilirdi acaba?
Lütem- İşin birkaç yanı var; bunlardan biri diplomatik girişimler. Kamuoyuna yönelik faaliyetler de bilimsel kitaplar yayımlamak, gerektiğinde seminerler düzenlemek gibi. Asıl kesilen faaliyet soykırım olduğu iddialarına cevap verecek yayın ve benzer faaliyetlerin durdurulmasıdır. O sırada Ermeniler dünyanın birçok yerinde yoğun faaliyetlerine devam ediyorlardı. Diplomatik girişimler bilimsel, tarihi verilerle desteklenmeyince boşlukta kaldılar.

Kışlalı- Bugünkü durum nedir Batı dünyasında?
Lütem- 1915 olaylarının soykırım olduğuna inanmayan kimse kalmadı dışarıda. 80'li yılların ortasından itibaren tezimizi tanıtma açısından büyük zafiyet içinde kaldık. Tereddütler soykırım olduğu noktasında değil de; acaba modern Türkiye'yi rencide edecek bir şey yapalım mı yapmayalım mı noktasındadır. Yoksa 'Hayır soykırım olmamıştır' diyen çok az insan ve ülke var. 80'li yılların başında 50-60 bilim adamı ABD'de gazetelere verilen ilanda "Soykırım yoktur" diyordu. Bugün arasanız bunlardan hiçbirini bulamayabilirsiniz.

Kışlalı- Üzerlerinde Ermeni kamuoyu baskısı olduğu için çekiniyorlar herhalde?
Lütem- Tabii fikirlerini değiştirmemişlerdir ama dediğiniz gibi büyük baskı karşısında kalmışlardır. Adım adım bu noktaya gelindi. Bu olumsuz gelişmelere şaşmamak gerek. Çünkü Türkiye soykırım iddialarını çürütecek savunmayı yapamamıştır. Şimdi bizim Enstitü; Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, bunu yapmaya çalışacak.

Kışlalı- İşlevi ne olacak?
Lütem- Ermeni sorunlarıyla uğraşan yegâne sivil kuruluş bu. Devlet içinde de yok. Bir başlangıç. Dışta tek amaçları soykırım iddialarını yayma olan çok Ermeni kuruluşu var. Enstitü olarak iki görevimiz var. Biri; bilimsel yayını yapmak. Bir dergi çıkaracağız. İnternette Türkçe ve İngilizce site açacağız. İkinci faaliyetimiz eğitime yönelik olacak. Genç üniversite mensuplarını bu konularda eğiteceğiz. Doktora yapmalarını, tez yazmalarını teşvik edeceğiz. Türkiye'de Ermeni konusunu bilenlerin sayısı az olduğu gibi bunların çoğu da yaşlanmış durumda.

‘Tepki çok büyük’

Kışlalı- Sizce ülke bu sorunun ciddi bir sorun olduğu ve ciddi çaba olmadan kurtulamayacağı idraki içinde mi?
Lütem- Garip bir durum var. Herkes kendini güncele göre ayarlıyor. Şu anda herkes böyle ama sonra ne olur bilemem. Şimdiki tepki çok büyük. Bir kısmı sizin de arkadaşlarınız olan diplomat şehitlerimiz öldürüldüklerinde ortaya çıkan tepkiden daha fazla tepki var şimdi. Oysa o olaylar şimdikinden daha önemliydi.

Kışlalı- Olayların birden artmasının Ermeni Cumhuriyetinin kurulmasıyla ilgisi var mı?
Lütem- Ondan ziyade Koçaryan'ın durumuyla ilgili. İlk gelen Petrosyan soykırım iddiasını rafa kaldırmıştı. Ama 7 sene görevde kaldı Türkiye'den bekledikleri hiçbir gelişme sağlayamadılar. Türkiye'ye karşı hayal kırıklığına uğradılar. Koçaryan tutum değiştirdi. Şimdi dışarıdaki Ermenilerle, diaspora ile uyum içinde görünüyor. Soykırım konusunu sürgit edeceği belli.

Kışlalı- Dışişlerinde 'Ermeni devletiyle yakınlaşma' eğilimi var. Ama onlar bunu zafiyet işareti olarak alıyor. Bir de; bu gerçekçi mi? Azerbaycan'ı kaybetmeyi göze almadan?
Lütem- Bu, cambazlığa benziyor. Bunu yapmaya kalkarsak yıllardır izlediğimiz Karabağ politikamıza aykırı olmaz mı? Birçok açmazı var. Zamanlamasından da şüphem var. Ama Ermenistan ile diaspora arasında soykırım konusunda büyük fark var. Diasporayı ayakta tutan soykırım iddiası. Ermenistan halkının başka büyük dertleri var. Sovyet döneminde de pek bu konuda bilinçlendirilmemişler.

Kışlalı- Paris'te alınan karar sizce sadece oradaki Ermeni oylarından dolayı mı? Yoksa bazı ihaleleri alamamaları, bundan dolayı Chirac'ın Türkiye'ye gelmekten vazgeçmesi de rol oynadı mı?
Lütem- Genellikle dediğiniz gibi buna inanılıyor. İhaleleri alamamalarının verdiği büyük burukluğun etkisi olmalı. Bu arada Türkiye'yi fazla rencide etmemeye de itina ediyorlar. Kanun lafzında. Ama Türkiye bunlardan hiç etkilenmedi ve açık seçik suçlanıyormuş gibi tepki gösterdi. Fransızların bu tepkiyi beklediklerini zannetmiyorum. Hesaplarının yanlış olduğunu şimdi görecekler.

Kışlalı- Türkiye bu tür karar çıkaranları umursamasa 'Cehenneme kadar yolunuz var. Ne çıkarırsanız çıkarın' dese ilerde başına büyük dert açar mıydı?
Lütem- Hayır açmazdı. Ama Türkiye'de bunu böyle hissetmek mümkün değil. Kamuoyu bunun böyle hissedilmesine izin vermez. Çok hassas.

Kışlalı- Bundan sonra tazminat ve toprak isteği gelebilir mi?
Lütem- Bunu diasporada düşünenler olduğu anlaşılıyor. Ama soykırımı kabul etmeyene tazminat nasıl zorlanır? Toprak isteği ise hayal olur.
 
Geri
Üst