Fıratın Karşılıklı Yakalarındandık

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Fıratın Karşılıklı Yakalarındandık
aşiret kuralları şavak aşireti şafak aşireti
Derslikteki ilk günümüzdü. Hocanın talimatıyla, ilk ders tanışma faslı olarak işlenmişti. Arkalarda oturmayı sevmediğimden daha ilk günden önlerde oturmayı tercih etmiştim. Diyarbakırlılar ağırlıklı olmak üzere Erzurum, Urfa, Elazığ, Afyon, Adana derken en arka sıradan,“Şafak Karahan Adıyamanlıyım.” Diyen bir ses dikkatimi çekmişti. Ve memleketlim kim diye merak etmiş, dönüp arkama bakmıştım.

Nasıl bir bağlantı bilmiyorum; ama o an fıratı ilk görüşüm gelmişti aklıma. “ annemin söylemiyle boydan karınca kadar, huydan oldukça haşarat bir çocuktum ve annemin askeri disipline sahip şiddetli yasağına rağmen sadece ayaklarımı ıslatıp, biraz serinlemek amacıyla fıratın kıyısına inmiştim. Ama fıratın zümrüt yeşili rengi ve köpük köpük akışından korkmuş arkama bile bakmadan kaçmıştım. Daha sonrada fırata doğru bakışlarım hep memleketin üst tarafındaki yüksek kayalıklardan nehrin karşı yakasına doğru olmuştu.

Ve yıllar sonra nehrin karşı yakasından bir hemşehrimle aynı derslikteydik...

Daha sonraki günlerde de ben yerimde sebat etmiş, istikrarlı bir şekilde önlerde oturmaya devam etmiştim. İkinci haftanın başında Şafak’ ın yanımdaki sandalye de oturduğunu fark ettim. Ve onu takip eden günlerde de yerini değiştirmedi. Ama nedense, sınıftaki bir çok kişiyle iletişimimiz olduğu halde ikimiz arasında iletişim olayı sanki izolasyona uğramıştı.
Hani birde işin ucunda hemşehri oluşumuz vardı ya... bu durumu garipsiyordum; ama...

Bir gün ders arası bahçede oturmuş yalnızları oynuyordum ki, “selam” diyen bir ses bu yalnızlığı deforme etti. Başımı kaldırıp ta bu selamın sahibinin Şafak olduğunu görünce şaşırdım.

- Neden şaşırdınız?
- Günlerdir yanımda oturuyor olmanıza rağmen, kelime cimriliğinde bulunup konuşmaktan kaçındığınız için olsa gerek, doğal olarak biraz garipsedim bu selamı.
- Haklısınız, ama kabul edin ki sizde benden farklı değilsiniz. En azından ben sizin Adıyamanlı olduğunuzu öğrenince, en arkalarda oturmaktan vazgeçip, en önlere sizin yanınıza gelip oturdum.
- Ne yani, bu anti- iletişimde sizden önde olduğum anlamına mı geliyor (!)
- Değil de, başa baş gidiyoruz diyebilirim (!) Bu arada, Adıyaman merkez mi?
- Hayır, harita üzerinden baktığınız da nehrin sağ tarafı...
- Güzel, bende harita üzerinden baktığınız da nehrin sol tarafı...
- Desenize fıratın karşılıklı yakalarındanız ve farklı dillerini konuşuyoruz.
- Aynen, Adıyaman’ın en tuttuğum yönü belki de bünyesinde üç farklı dili barındırıyor olması.
- Üçlü mozaik...

Hayat bazen çok ısmarlama duruyor ve çok monoton bir modda seyrediyor.
Tıpkı bu gün olduğu gibi..
belki de Şafak’ ın bu hafta hiç derslere girmeyişinden kaynaklanıyordu bu.
Karşıt aşiret çocukları olmamıza rağmen, son iki ay içinde birbirimiz için vazgeçilmez hemşolar haline gelmiştik.
Ama, son bir haftadır da hiç habersiz derslere girmemesi çok garipsenecek bir durumdu.

- Şevval hanım, neden derste değilsin?
- Ben en azından bir dersi es geçiyorum; sen bütün bir haftayı es geçtin. Sen neden derslerde değildin?
- Memlekete gittim. Bilirsin aşiret çocuğu olmak kolay değil.
- Evet, bilirim en az aşiret kızı olmak kadar zordur (!) Senin sorumluluklarına, benim de tavırlarıma dikkat etmemiz gerekiyor; ama yine de haberim olsaydı gideceğinden daha iyi olmaz mıydı?
- Haklısın, ama... affedilme gibi bir şansım yok mu? desser aşiretinin kızı (!)
- Düşünmem lazım baz aşiretinin oğlu (!)
- Yokluğumda derslere yan çizme haricinde neler yaptın?
- Bendekiler merak edilecek şeyler değil, asıl havadisler sende... nereden çıktı bu ani memleket krizi?
- Bizimkiler desser aşiretinin kızıyla aynı sınıfta olduğumu öğrenmişler, çağırdılar.
- Desene sıra bizimkilerde, bu gün yarın onlardan da uyarı fişeğinin gelmesi yakındır.

Ailelerimizden aldığımız uyarıların üzerinden yıllar fırat misali akıp gitmişti. Sınıfı mezuniyet telaşı, Şafak’ la beni ise almış olduğumuz kararı ne şekilde ailelerimize açacağımızın ve karşılığında göreceğimiz tepkinin telaşı sarmıştı.

- Şevval, ananeleri biliyorsun. Her iki aşireti görmezden gelipte bir evlilik yaparsak, bizi bitirirler. Kararımızı bildiripte rızaları olmadığı halde evlenirsek, ikimizi de evlatlıktan men ederler.
- Biliyorum, ilk şık en az ananelerdeki kurallar kadar katı bir saygısızlık olur. İkinci şıkta şansımızı deneyelim, memlekete gidince konuyu açar tepkileri birbirimize iletiriz.

Mezuniyet ve memlekete dönüş derken...her ikimizde beklemiş olduğumuz ret cevabıyla
birlikte, almış olduğumuz karar da diretirsek evlatlıktan çıkartılacağımız mesajını
almıştık.
Biz kendi kararımızı uygulamaya alırken, onlarda kendi almış oldukları kararların arkasında durdular. Artık ne ben desser aşiretinin bir üyesi ne de Şafak baz aşiretinin bir üyesiydik. Ailelerden ziyade aşiret kuralları bizi tanımamakta son derece katıydı...

Evliliğimizin ve evlatlıktan ret edilişimizin üçüncü yılındaydık. Her iki ailede de mevcut olan ata erkil aile yapısıyla birlikte erkek evlada olan düşkünlükten olsa gerek, ilk torunlarının erkek oluşunu öğrenmeleriyle birlikte yumuşama sinyallerinin gelişi de gecikmemişti.

Ailelerin, tekrar kabul görmemiz doğrultusunda uzlaşmaları üzerine bize tekrar memleket yolu görünmüştü. Üç yıl sonra, bu kez üç kişi olarak tekrar fıratıın yeşil ve bi o kadar da azgın sularından geçecektik. Yola çıktığımızda üç yıllık bir ayrılığın vermiş olduğu heyecan en az fırat kadar coşkun çağlıyordu yüreğimizde...

Fırata kırk km. kala hatırladığım tek şey aniden karşımıza çıkan bir kamyon ve kulaklarımda kalan korkunç bir gürültüydü. Sonrasın da ise, bir hastane odası ve Şafak’sız günlere açtığım gözlerim...


mavikalemler
 

Misafir

Forum Okuru
Ce: Fıratın Karşılıklı Yakalarındandık

pek yabancı deyil bu konu :)ünlü ŞAFAK aşireti namınızla yaşayın emi :)
emeğine sağlık canım + 100 ;)
 

SadmiN

♥ Evli Mutlu Çocuklu ♥
Yönetici
Ce: Fıratın Karşılıklı Yakalarındandık

yav bu gerçekmi yaşanmışmı yaşamışsa kim yaşamış ay ne çok sordum çok etkilendim yavvvvvv:cry:
 
Üst