Gün/eşime
Güneş bir başka doğuyor artık içime rüyalarımda umutlarım... Pembe bir düşten kalma uyanıyorum kendime,
sevdiğim bir tanem hoş geldin içime.
Beyazlardan bize mutluluk yakın, en doğru yaşam benim için senin varlığın.
Sevmenin aşık olmanın, düşmenin, düşlemenin ve gülüşlere dalmanın anlamlarını bulabiliyorum.
Eşim, nedensiz doğan en tatlı gün/eşim, sevdiğim, iyi ki varsınım...
Öyle içimde saklıyorum ki seni, öyle bendesin ki çok seviyorum seni.
Kalp atışlarımın seslerinde, çektiğim nefesin hasret kokan seninde, baktığım her yerde seni görür oldum.
Biliyorum sende seviyorsun büyük içtenliğinle.
Çok şanslıyım diyorum yüreğime. Yüreğine...
Gözlerim gözlerine hasrette...
Bazen hiç ses vermiyorum hasretine, beni çağırmasın diye.
Beklenmedik bir zamandan geliyorsun kalbinde gülüşlerin ile yağmur damlaları yüreğime vuruyor
. Gecenin yarısında bir başımayken uykularıma geliyorsun, rüyalarım geliyor aklıma. "Yoksa bu da mı bir rüya?" diye anlamsız bir soruya takılıp kalıyorum.
Umulmadık sevinçlerden bahsediyor zaman, sus diyorum sadece sus...
Ben gün/eşimi, canımı çok seviyorum.
Yaşamımın tam ortasında yanlış bir saksıda yetişen anlamsız bir kaktüstüm.
Ayaklar altında kalmıştı duygularım.
"Bir kurtaran yok mu?" diye seslenirken, bu anlamsız sorudan da kurtuldum.
Sen geldin diye, sırf beni sevdin diye yürüdüm, durmadan yürüdüm...
Bir damlacık sudan yok olmuşken, bir kalp nehrinde kendime doğdum.
İçimdeki senin mutluluğundayım.
Her yanım aşk heceleri, dilimde mısralardan sen ve senden vazgeçemeyen ben.
O halde ömür dediğin üç gün ise yalnızlığıma birkaç dakika ben verebilirim.
Çünkü artık ne yalnızım, ne umutsuzum ne de düşsüzüm.
Yalnızlığım bitti, umut desen senin adın, düşlerimde eşim,
her şeyim seni canımdan çok seviyorum.
Artık kalbimdeki sözcükleri dökebiliyorum kağıda,
kalemim yazabiliyor içimdeki aşkın dalgalanmalarını, yani seni...
Oysa ben kalbimin sözcükleri arasında ne çok keşke ye takılmıştım zamanında.
Çorak toprakları çıkardım kalbimden,
serdim kalbime yeşeren seni, yani bir kaktüsten açan çiçeği.
Sen diye diye ben oldum, kendimden kaçmaya çabalarken içimden gelen haykırışları duydum, durdum, baktım...
Gün/eşim olduğunu anladım. Tüm kelimeleri yanıma aldım,
gülümseyişlerimle saatlerce dolaştım.
Varlığındaki beni sevdim, varlığımdaki seni sevdim.
Hoş geldin hayatıma.
İYİKİ VARSINIM EŞİM
Güneş bir başka doğuyor artık içime rüyalarımda umutlarım... Pembe bir düşten kalma uyanıyorum kendime,
sevdiğim bir tanem hoş geldin içime.
Beyazlardan bize mutluluk yakın, en doğru yaşam benim için senin varlığın.
Sevmenin aşık olmanın, düşmenin, düşlemenin ve gülüşlere dalmanın anlamlarını bulabiliyorum.
Eşim, nedensiz doğan en tatlı gün/eşim, sevdiğim, iyi ki varsınım...
Öyle içimde saklıyorum ki seni, öyle bendesin ki çok seviyorum seni.
Kalp atışlarımın seslerinde, çektiğim nefesin hasret kokan seninde, baktığım her yerde seni görür oldum.
Biliyorum sende seviyorsun büyük içtenliğinle.
Çok şanslıyım diyorum yüreğime. Yüreğine...
Gözlerim gözlerine hasrette...
Bazen hiç ses vermiyorum hasretine, beni çağırmasın diye.
Beklenmedik bir zamandan geliyorsun kalbinde gülüşlerin ile yağmur damlaları yüreğime vuruyor
. Gecenin yarısında bir başımayken uykularıma geliyorsun, rüyalarım geliyor aklıma. "Yoksa bu da mı bir rüya?" diye anlamsız bir soruya takılıp kalıyorum.
Umulmadık sevinçlerden bahsediyor zaman, sus diyorum sadece sus...
Ben gün/eşimi, canımı çok seviyorum.
Yaşamımın tam ortasında yanlış bir saksıda yetişen anlamsız bir kaktüstüm.
Ayaklar altında kalmıştı duygularım.
"Bir kurtaran yok mu?" diye seslenirken, bu anlamsız sorudan da kurtuldum.
Sen geldin diye, sırf beni sevdin diye yürüdüm, durmadan yürüdüm...
Bir damlacık sudan yok olmuşken, bir kalp nehrinde kendime doğdum.
İçimdeki senin mutluluğundayım.
Her yanım aşk heceleri, dilimde mısralardan sen ve senden vazgeçemeyen ben.
O halde ömür dediğin üç gün ise yalnızlığıma birkaç dakika ben verebilirim.
Çünkü artık ne yalnızım, ne umutsuzum ne de düşsüzüm.
Yalnızlığım bitti, umut desen senin adın, düşlerimde eşim,
her şeyim seni canımdan çok seviyorum.
Artık kalbimdeki sözcükleri dökebiliyorum kağıda,
kalemim yazabiliyor içimdeki aşkın dalgalanmalarını, yani seni...
Oysa ben kalbimin sözcükleri arasında ne çok keşke ye takılmıştım zamanında.
Çorak toprakları çıkardım kalbimden,
serdim kalbime yeşeren seni, yani bir kaktüsten açan çiçeği.
Sen diye diye ben oldum, kendimden kaçmaya çabalarken içimden gelen haykırışları duydum, durdum, baktım...
Gün/eşim olduğunu anladım. Tüm kelimeleri yanıma aldım,
gülümseyişlerimle saatlerce dolaştım.
Varlığındaki beni sevdim, varlığımdaki seni sevdim.
Hoş geldin hayatıma.
İYİKİ VARSINIM EŞİM
