Oğuzlar

*MeleK*

*MeleK*

♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥
Yönetici
Oğuzlar
Oguz adının manası üzerinde türlü açıklama tecrübeleri yapılmıştır. Gy. Nemeth'e
göre ise, Oğuz kelimesi Türkçede aynı zamanda "kabile" (bir siyasî kuruluşa
bağlı kabile) manasına gelen "ok" sözüne eski Türkçedeki çoğul eki z ilavesiyle
türemiş (ok + uz) olup, "kabileler" demektir. Gy. Ne-meth'in bu izah tarzının,
bazı itirazlara rağmen , doğru ve -mesele sadece "linguistique" açıdan değil de-
Türk tarihinin sosyal ve siyasî gelişmesi bütünü içinde ele alındığı takdirde
bilhassa tutarlı olduğu bellidir. Oğuz kelimesinin Çince'ye "kabileler" diye
tercüme edilmesi de bu görüçü destekler. Anlaşılıyor ki, "Oguz" adı aslında
"ethnique" bir isim olmayıp, doğrudan doğruya "Türk kabileleri" manasını ifade
eden bir kelimeden ibarettir (Oğuz tabirinin r'li söylenişi olan "Ogur" şeklinin
ayrı ad olarak Miladdan önceki Çin kaynağında geçmesi eski çağlarda Çinlilerin
Türk topluluğunu yakından tanımadıklarından ileri gelmiş olmalıdır.



6. asırdan itibaren Gök-Türk hakanlığında toplanmış olan Türk kabilelerinden bir
kısnıı, 630'da başlayan fetret devresinde, diğer birçok Türk boyları gibi, kendi
aralarında birlik kurarak, Tola-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz
"kaganlığını" meydana getirmişlerdi. 682 yılında îlteriş tarafından mağlüp
edilen Oğuzlar (İnekler gölü savaşı) bu durumda idi ve muharebede ölen Oğuz
devleti başkanı Baz Kagan'ın balbalı, sonra, îlteriş Kagan'ın mezarına
dikilmişti.




Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların davranışlarını ve isyanlarını yukarıda
görmüştük. Kitabelerdeki ilgili ifadeler, Oğuzlarla Gök-Türkler arasında bir
ayırım yapılmadığını, hatta hakanlığın temelini Oğuzların teşkil ettiğini
belirtmeye yeter. Bu sebeple Oğuzlaria Gök-Türklerin aynı olduğu zaten kabul
edilmişti. Ancak, V. Thomsen, Tonyukuk kitabesine tahsis ettiği son makalesinde
Oğuzlan "Türklerin yüksek hakimiyetinde bir kabile birliği" olarak göstermiş ve
bu tarihî gerçek sonıa, hatalı olarak, "ethnique" (soy, kavim) açıdan
değerlendirilmeğe girişilmiş , mesele yeni araştırmalarla daha da
derinleştirilmiştir. Böylece, Oğuzlan "Türk" mü, yoksa "baçka bir ethnique
teşekkül" mü saymak gibi çok mühim bir anlaşmazlık noktası ortaya çıkmıştır.
Burada, önce üzerinde durulması gereken husus, Oğuzlara mukabil, 'Türk" adını
taşıyan bir "ethnique" topluluğun var olup olmadığıdır. Buna hemen menfi cevap
vermek mümkündür. Çünkü "güç-kuvvet" manası ile "Türk" adının, Türk soylu
kütleler tarafından kurulan Gök-Türk devletini ifade etmek üzere kullaınlmış bir
siyasî ad olduğu açıklanmıştı . O halde hem Oğuzlar, hem "Gök-Türkler" aynı
kavmî zümreye mensupturlar. İkinci mesele, Gök-Türk devletinin sahibi hangi
"Türk" kolundan idi? Bilindiği üzere bu devlet, adı "Aşına" olan eski bir Türk
hükümdar ailesi tarafından, etrafındaki "Türk soylu" kütlelerin yardımı ile
kurulmuştu. Bu kütleler ise, ancak, kabileler birliği (=Oğuz) haline gelmiş
Türkler olabilirdi. W. Barthold'un "Gök-Türk hakanlarının Do-kuz-oğuzlardan
neş'et ettiği" görüşü , kadîm Aşına ailesinin tahsisen bu Oğuz bölüğü ile
ilgisini isbat etmeği gerektirir ise de, 6.-7. asır Türk (Gök-Türk) kütlesinin
doğrudan doğruya Oğuzların bu grubundan teşekkül ettiği Çin kaynaklarınca
açıklanmaktadır. T'ang devri vesikalarında (T'ang-shu ve Kiu T'ang-shu
yıllıkları ve ayrıca 5 haltercümesi), Dokuz Kabile (Kitabelerdeki
"Dokuz-oğuzlar) bazan "Türklerin (Gök-Türklerin) dokuz kabilesi" veya "Dokuz
kabilenin Türkleri (Gök-Türkleri)", bazan da "Tö-leslerin dokuz kabilesi" diye
kaydedilmiş ve haltercümelerinde bunlardan 5'inin adı da bildirilmiştir.
Pa-ye-ku (Bayırku), P'u-ku (Buku, buğu), T'ımg-lo (Tongra), Sse-kie (Sıqar),
Hun. Demek ki, Oğuz kabileleri, Gök-Türkleri meydana getiren topluluktan başkası
değildi. Çin kaynaklarında Çinlilerce artık çok iyi tanınan Gök-Türk hakanlığı
devrinde Oğuzların kendi başlarına (yani doğrudan doğruya "Oğuz" olarak)
zikredilmeyip sadece Dokuz Kabile ("kiu sing") diye, Oğuz kelimesinin
tercümesinin verilmesi, bizzat T'u-küe (Türk)'den ibaret topluluğun ayrı bir
isim altında belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığını gösterir. Kitabelerde I.
Gök-Türk hakanhğı çağında "Oğuz" adının geçmemesi de aynı sebepten ileri gelmiş
olmalıdır. Ancak fetret devrinde bazı kabileler kendi aralarında teşkilatlanarak
bir "devlet" kurmuşlardı ki, II. Gök-Türk hakanlığı zamanında hükümdar ailesine
karşı ayaklanan ve hükümetin diğer imkanları ile bastırılmasına çalışılan, bu
"teşkilatlanmış" birlik (=Oğuz)'tir. "Türk bodun" tabiri de şüphesiz umumî
olarak hakana bağlı kütlelerin (Oğuzlardan bir kısmı ile, içinde Uygurların da
yer aldığı Töles boyları ve Tarduşlar) tümünü ifade etmekte idi. Kitabelerde
hakanın "Oguz bodunu Türk bodunundan idi" demesi ile, bu Oğuzların isyan halinde
olmaları arasında bir çelişme görmek güçtür, zira, mesele, "halkın" vaktiyle
destekleyip yücelttiği hanedan ile mücadelesinden ibarettir (Türk tarihinde
bunun başka misalleri de vardır: Karlukların Kara-Hanhlara karşı direnmeleri ve
bizzat bir Oğuz olan Sultan Sencer'in asi Oğuzlarla çarpışması vb.)




Bilhassa İslam kaynaklarında Uygurlardan da "Dokuz-oğuz" olarak bahsedilmesinden
doğan karışıklık, Uygur uruglan ile Dokuz-oğuz kabilelerinin tesbitinden sonra
(bk. yk. Uygur Hakanlığı) giderilmiş olmalıdır.

Uygur hakanlığının başlangıcında henüz "tegin" olan Moyen-çor Oğuzların başına
getirilmişti. O, Dokuz-oğuz'ları topladı, fakat Sekiz-oğuz birliğini meydana
getiren öteki boylarla savaşmak zorunda kaldı. Kagan olduktan sonra da
Moyen-çor, Otuz-tatarlarla ittifak etmiş olan bu Oğuzları Bur-gu'da ve Selenga
kıyısında arka arkaya mağlüp etti. Oğuzlar Selenga'yı geçerek çekildiler.

Bundan sonra, anayurt bölgesindeki "Oğuz" topluluğu hakkında fazla bilgi yoktur
.Herhalde batı yönünde geniş ölçüde bir hareketi bahis konusudur. İbn ül-Esîr,
halîfe el-Mehdî zamanında (775-785) Oğuzların Mavaünnehir havalisine
geldiklerini bildirmekte ve et-Taberî'de zikredilen 820-821 yılında
Usrüşana(Seyhun-Semerkand arası)'ya yapılmış bir "Dokuz-Oğuz" akınının bunlarla
ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Buna dayanılarak "Oğuz birliği"
mensuplarının, hem de çok kalabalık kütleler halinde, önce Talas havalisine göç
etmiş olmaları gerektiği ve Seyhun Oğuzlarının 11. asırda konuştuklan Türkçenin
kelime ve söyleyiş itibariyle Doğu Türklerininkinden farklı olduğu dikkate
alınarak, bu göçün 9. asırdan önce vukubulmuş olması lazımgeldiği ileri
sürülmektedir. Oğuzlar Sir-Derya (Seyhun) boyunda 9. asrın 2. çeyreğinden beri
oturmakta idiler.

10. asrın ilk yarısında Oğuzlar Seyhun bozkırları ile o civardaki Karacuk
(Farab) ve Sayram (îsfîcab) şehirleri havalisinde görünüyorlardı. îslam
coğrafyacılarına (el-Belhî, İstahrî, îbn Havkal) ve Hudüd iil-Alem'e göre,
Oğuzların sahası batıda Hazar denizine (bu denizin doğusundaki yarım ada bu
sebeple Türkçe Mankışlak adını almıştır), güneyde Gürgenç şehri ile, bunun
kuzeybatısındaki Cit kasabasına ve Aral gölünün güneyindeki Baratekin
kasabasına, Maveraünnehir'de Buhara'nın kuzeyine, Karacuk dağlarmın eteğindeki
Sabran şehrine kadar yayılmıştı ve Karacuk dağlanndan Hazar uzanan yarı çöle
"Oğuz Bozkırı" (Mafazat'ul-Guzîya) denilmekte idi. Buralarda Yeni-kent, Karacuk,
Cend, Suğnak, Karnak, Süt-kent Barçınlıg-kent vb. adlı Oğuz şehirleri vardı.




Oğuzlar 10. asrın ilk yarısında, kışlık merkezi Yeni-kent olan bir devlet
kurmuşlardı 74. Başta Yabgu bulunuyor, Kül-Erkin unvanlı bir başbuğ ona naiplik
yapıyor, orduyu Sü-başı idare ediyordu. Yabgu Devleti'nin komşuları Peçenekler
ve Hazarlarla münasebetinin pek dostane olmadığını gösteren deliller vardır. İbn
Fadlan (10. asrın ilk çeyreği) ve El-Mes'üdî'ye göre, ara larında savaş eksik
değildi. Harezm'in yerli hanedanı Afrîgî'ler, Oğuz baskısı altında idiler.
Oğuzların doğudaki komşuları Karluklar ile de mücade halinde oldukları,
aralarındaki savaşlardan birinde Oğuz Yabgusunun ölmesinden anlaşılıyordu. Diğer
taraftan Kaşgarlı Mahmud, Oğuzlarla Çiğiller arasında köklü bir düşmanlıktan
bahseder. Kuzeyde Kimekler ile ise bazan dostça, bazan hasmane münasebetler
devam edip gidiyordu.Bu Oguzlar, umumî "Türk" adı yanında, yine siyasî bir
isimlendirme olarak "Türkmen" adını da taşıyorlardı ki, müslüman ülkelerine
geldiklen sonra İslam kaynaklarında bu isimle de anılmışlardı.

Oğuz Yabgu Devleti'nin tarihi hakkında başkaca açık bilgi yoktur. Son Oğuz
Yabgusu olarak Ali Han adında birini zikreden ve Selçukluların "can düşmanı"
olarak, Tuğrul ve Çağrı Beyleri hayli uğraştırdığını bildiğimiz meşhur Cend
"hakimi" Şah-melik'i de Ali Han'ın oğlu gösteren Reşîd üd-din (14. asrın ilk
çeyreği)'in bu haberi gerçekten ziyade "destanî" vasıfta görülmektedir.

Yabgu devleti zamanında Oğuzlar Üç-ok ve Boz-ok diye eski 2'li teşkilat halinde
idiler. Kolları meydana getiren kabileler hakkında biri Kaşgarlı Mahmud'un DLT '
ünde, diğeri Reşîd üd-din'in Cami'üt-levarih'inde olmak üzere iki liste
mevcuttur. DLT'de ayrı ayrı damgaları ile birlikte 22 kabile gösterilmiş; Reçîd
üd-din ise, hem kabile sayısını 24'e çıkarmış, hem Boz-ok Üç-ok tasnifi yapmış;
ayrıca, damgalara ilaveten, her kabilenin "ongon"unu belirtmiştir:

Boz-ok'lar. Kayı, Bayat, Alka-evli (Alka-bölük), Kara-evli (Kara-bölük), Yazır,
Döğer, Dodurga, Yaparlı (DLT'de yok), Afşar, Kızık (DLT'de yok), Beğdili, Karkın
(DLT'de yok. Bunun yerine Çaruklu).

Üç-ok'lar: Bayındır, Peçene, Çavuldur, Çepni, Salıır, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir,
İğdir, Buğdüz, Yıva (Iva), Kınık.

1000 yıllanna doğru Oğuz Yabgu Devleti yıkıldı. Bunun, Kimeklerden bir kol olup
9. asırda bir kuvvet olarak beliren Kıpçaklar(Kumanlar)'ın baskısına ilaveten,
Selçuklu ailesinin kendilerine bağlı kütlelerle birlikte ayrılmaları neticesi
vukubulduğu kabul edilir. Kaşgarlı'nın haritasına (DLT, II.'e ilave) göre, 11.
asır ortalannda Kıpçaklar "Oğuz Bozkırı"nı ve Seyhun nehrinin aşağı yatağı
sahasını işgal etmiş bulunuyorlardı.




Yabgu Devleti'nin çöküşü üzerine, Oğuzlardan kalabalık bir kısım Karadeniz'in
kuzeyinden batıya göçmüş , diğer bir kısım Cend bölgesine, oradan da Horasan'a
ve sonra Anadolu'ya yönelmiştir (Selçuklular). Yerlerinde kalan Oğuzların 11.
asır ortalannda Karacuk dağları bölgesinde, Mankışlak'ta ve Seyhun kıyısındaki
kasabalarda oturdukları, Moğol istilası sırasında da Cend'de ve Karakum'da
"Türkmen"lerin bulunduğu görülmektedir.

Bugün Orta Asya'daki "Türkmenistan" halkı bu Oğuzlann çocuklandır. Anadolu'da da
birçok köy yukarıda zikredilen Oğuz boylannın adlarını taşır.

Gök-Türk çağının Türk milletine yön verici, merkezî bir hüviyet taşıdığını baş
tarafta söylemiştik. Asya Hunlarından daha geniş ölçüde ve tabir caizse daha
şuurlu bir şekilde Asya Türklüğünü idaresi altında birleştirmiş olan bu
hakanlık, Orta Asya'nın batı sınırlarında Türk halkının -kesafetini kaybettiği
yerlerde- siyaseten zayıf düştüğü zamanlarda bile Türk nüfüzunun yayılmasında
büyük rol oynamıştır. Kaynaklardan anlaçılıyor ki, 8. asır ortalarında
Maveraünnehir, Taşkent, Fergane, Huttal, Şüman ve Toharistan'da görülen
"krallıklar" ya Türkler tarafından kurulmuş veya Türk siyasî ve kültürel tesiri
altında gelişmiş teşekküllerdi: Huttal kıralı "Erkin" unvanını taşıyor ve Çin'e
Tarhan ünvanlı elçiler gönderiyordu (733, 740, 750 yıllarında). Buhara "kralı"
tuğ-şad, 720'de kardeşi Arslan-han'ı Çin'e elçi göndermişti. Şüman "kralı"nın
elçileri de (743) tarhun ve şad unvanlarını taşıyorlardı. Taşkent "kral"ının adı
"Tegin" idi. Fergane'den gönderilen elçi (749) Ars-lan Tarhan adında idi.
Toharistan "kral"ının unvanı ise "yabgu" idi ve bunun Çin'e gönderdiği (738)
elçisi İnancu Tarhan idi. 729 yılında Kutlug, Toharis-tan yabgusu bulunuyor ve
bu Yabgu ailesi Aşına sülalesine bağlanıyordu.Bir görüşe göre, Abbasî halîfesi
el-Mu'tasım zamanında (833-842) ünlü Türk kumandanı Aşnas, Toharistan
yabgu'larına mensuptu.




Uygur, Türgiş, Karluk hakanlıkları Gök-Türk hakanlığının devamı idiler.
Görüleceği üzere batıda Aşına oğulları tarafından idare edilen Hazar hakanlığı
da öyle idi ve Uz, Peçenek, Kuman-Kıpçak boyları Gök-Türk hakanlığından ayrılmış
zümrelerdi Yukarı îrtiş bölgesindeki Kimekler Aral Gölü'nün kuzeyinde bir Kıpçak
grubu olan Kanglılar ; Kaşgar'ın kuzeydoğusu, Özkent, Talas ve Çu bölgelerinde
Karluklardan bir kabile olması muhtemel Yağmalar Isık gölün güney-batısında,
sonraları Ta-las civarında, Barsgan ötesinde, Kaşgar havalisinde ve
Maveraünnehir'de oturan Çiğiller; yine Karluklara bağlı bir kabile olarak, Isık
göl-Çu ırmağı arasında görülen Tohsılar; Toharistan, Gazne, Belh, Sicistan-Kuzey
Hindistan'da, Ak-Hunların torunlan olduğu bildirilen Kalaçlar;
Kaşgar-Bala-sagun-Talas-Fergane arasında: Argu, Yabaku, Çomııl, Iğrak, Çaruk,
Ezgiş, Kençek vb. toplulukları aslında hep "Doğu Türk" kolları olup
Gök-Türklerle bağlantılı bulunuyorlardı.




Ayrıca Karluk, Yağma, Çiğil karması olarak ve Aşına ailesinden inen hükümdar
sülalesi ile Kara-Hanlı hakanlıkları;

Vaktiyle aynı toplulukta yer alan çeşitli Türk grupları yolu ile: Gazneliler
devleti;

Harezmşahlar ; Hindistan Türk devletleri; ve Oğuz boylan yolu ile;

Büyük Selçuklu împaratorluğu, Selçuklu devletleri, Atabeylikler, Türkmen
beylikleri, Kara-koyunlu ve Ak-koyunlu devletleri, Kadı Burhaneddin,
Ramazan-oğullan, Dulkadırlılar, Berçem-oğulları ve Yamklular, îran'da Av-şar,
Kaçar hanedanları vb. Anadolu beylikleri, Osmanlı împaratorluğu ve Türkiye
Cumhuriyeti;

Hep Gök-Türk hakanlığının kavmî, sosyal, idarî, askerî ve kültürel varisleri
olmuşlardır. Bu durum çeşitli Türk kütleleri arasında, bilhassa 11. asırdan
itibaren 200 yıl süren göçleri ile bütün Orta-doğu sahasını tutarak yukarıdaki
siyasî teşekkülleri ve Anadolu'da ebedî bir Türk vatanı kuran Oğuz zümresinin
Türk, îslam ve dünya tarihindeki seçkin mevkiini ortaya koyar.
 

Benzer İçerikler

Üst