1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113

    Osmanlı donanması

    Konu, 'Osmanlı Tarihi' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Osmanlı Devleti’nde ilk donanma Karesi Beyliğinin alınmasıyla başlamıştır. * İlk Osmanlı tersanesi (gemi inşa ve tamir etme yeri) Yıldırım Bayezıt devrinde Gelibolu’da açılmıştır.
    * Osmanlı Devleti ilk deniz savaşını Çelebi Mehmet zamanında Venediklilerle yapmıştır.
    * Osmanlı denizciliği Fatih zamanında büyük gelişmeler göstermiştir.
    * Osmanlı denizciliği Kanuni zamanında altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde tersaneler Gelibolu< Konu Resmi..>
    Süveyş< Konu Resmi..>
    İstanbul ve Rusçuk’ta idi.

    * Osmanlı donanmasında Kalyon< Konu Resmi..>
    Kadırga ve Fırkateyn adı verilen gemiler bulunurdu.

    * Donanma komutanına Kaptan-ı Derya denirdi. Donanmadaki diğer komutanlara Reis< Konu Resmi..>
    donanma askerlerine ise Levent adı verilirdi.




    Bazı Osmanlı Gemileri
    < Konu Resmi..>


    Osmanlı donanmasında kullanılmış olan gemiler ilk devirlerde kürekli iken daha sonraki tarihlerde yani on altıncı asırdan itibaren aralarına az miktarda da olsa nakliyat için yelkenli gemiler karışmış ve on yedinci yüzyıl sonlarında yelkenliler esas olmuştur.
    Osmanlı donanmasının kürekli kısmı en başta kadırga olarak belli başlı kalite< Konu Resmi..>
    firkate< Konu Resmi..>
    kırlangıç vesaire gibi türleri vardı; bunlar tek anbarlı idi. Bu gemilerden en büyüğü olan kadırga yelken devrine kadar Osmanlı donanmasının esasını teşkil etmişti.

    Kadırgalar gayet uzun ve ensiz olup boyları kırk beş ile elli metre arasında idi. Yirmi beş oturağı olup sağ ve sol küreklerinden her birini dörder beşer kürekçi çekerdi. Osmanlı kadırgaları bilhassa on yedinci yüzyılda pek hafif ve süratli olup mahir kürekçilerle pek serî manevra yaparlardı; kadırgaların yüz doksan altı kürekçisi ile yüz cenkçisi ve üç topu vardı.
    Yine kadırga envaından olup fakat ondan daha büyük olan Baştarde nin oturağı yirmi altı ile otuzdu; kürekçisi beş ilâ yedi kat yani beş ile yedi arasında idi. Kaptan Paşa baştardesinin boyu ise yetmiş veya yetmiş iki zira yani elli iki ile elli beş metre arasında idi. Bunun her küreğini yedi kürekçi çekerdi; kürekçi adedi beş yüzdü; baştardede kürekçiden başka iki yüz on altı cenkçi< Konu Resmi..>
    topçu vardı. Bütün mürettebat mevcudu sekiz yüz kadardı; Kaptan paşa baştardesinden başka bir de baştarde-i hümayun denilen pâdişâh baştardesi vardı. Padişah< Konu Resmi..>
    baştarde ile denizde gezmeye çıkacak olursa baştardenin dümenini tersane kethüdası tutardı.

    Kürekli gemilerden olan kalite kadırgadan küçük olup on dokuz ile yirmi dört arasında oturağı vardı; boyu otuz üç zira yani vasati olarak yirmi beş metre kadardı. Takip ve karakol hizmetinde kullanılırdı ve baş tarafında topu vardı. Bundan daha küçük olarak on ilâ on yedi oturaklı hafif donanma çekdirisi vardı; her küreğini ikişer< Konu Resmi..>
    üçer kişi çekerdi. Hafif donanmadan olup büyük nehirlerde de kullanılırdı.

    Osmanlı donanmasının hafif kısmından bir de kırlangıç denilen ve firkateden küçük olan bir gemi vardı ;bunlar muharebede karakol hizmetlerinde ve sığ yerlere ihraç hareketinde< Konu Resmi..>
    muhabere işlerinde kullanılırdı; bütün mürettebatı mevcudu yüz kadardı.

    Osmanlı donanmasında mavna denilen kadırgadan yüksek ve daha geniş iki katlı bir gemi daha vardı. Yirmi altı oturaklı olup boyu kadırgadan daha kısa idi. Her küreğini yedi kürekçi çekerdi; bütün mevcudu altı yüz olup top adedi büyük küçük yirmi dört kadardı.
    Bütün bu kürekli gemilerin hepsine birden çekdiri ismi verilip bu saydıklarımızdan daha küçük olarak çok sayıda çeşitleri vardı.
    Osmanlı donanmasında yelkenli yürüyen büyük küçük anbarlı gemilerin çeşitleri ve faaliyetleri asıl on sekizinci asırda başlamakta ise de on altıncı asır başlarından itibaren tedrici surette artmış olan kalyondan da kısaca bahsetmek îcabetmektedir.
    Kalyon< Konu Resmi..>
    üç direkli büyük< Konu Resmi..>
    iki ve üç anbarlı harp gemilerindendi. İki anbarlıların altmış ilâ seksen ve üç anbarlıların seksen ile yüz on arasında topu vardı. Vasati olarak kalyonun boyu otuz üç< Konu Resmi..>
    otuz dört metre kadardı; Osmanlılar ilk defa göğe adıyla ikinci Bayezid zamanında kalyon yapmışlarsa da bunu saff-ı harpte yani muharebe gemisiKanunî Sultan Süleyman zamanında Venediklilerin karaka denilen gemileri nevinden kalyon
    olarak kullanmamışlardır; bunun boyu takriben yirmi üç metre kadardı. yaptırıldı< Konu Resmi..>
    bin beş yüz ilâ iki bin tonilato hacminde olan bu kalyonun rüzgârsız havada gitmemesi nedeniyle kadırgaya ehemmiyet verildi< Konu Resmi..>
    fakat on yedinci yüzyıl sonlarına doğru kalyon esas oldu.





     
  2. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması
    II. Bayezid Dönemi Osmanlı Donanması

    Sultan Mehmed devrinde ehemmiyet kesbetmeye başlayan Osmanlı donanmasıAkdeniz'de en kuvvetli donanması olan Venedik cumhuriyeti donanmasından fazla ise de henüz onlar kadar üstün denizcileri yoktu ; fakat on beşinci asır sonuyla on altıncı asır baştanlarında Venediklilerle başa baş gelmeğe başlamışlardı. adetçe
    II. Bayezid devrinde adedi fazla olan donanmanın yeni inşasında değişiklik yapıldı. Bilhassa Venedikliler ve onların müttefikleriyle yapılan ve uzun süren deniz savaşlarında Osmanlı donanmasının noksanları görülmüş ve bunların düzeltilmesine çalışılmıştır. Nitekim II. Bayezid zamanında Venedik gemileriçekdiri< Konu Resmi..>
    kalyon ve güğe denilen ve çekdiri ile kalyon arasındaki iki katlı iki gemi yapılmıştır. Bunların beheri o zamanın parasıyla yirmi beş bin altına çıkmıştı. 27 rebiulâhır 893 (1488 Nisan) tarihli bir gemi levazım defterinde Osmanlı donanmasıbarça< Konu Resmi..>
    ağribar< Konu Resmi..>
    kadırga< Konu Resmi..>
    kalite< Konu Resmi..>
    mavna ve top gemisi ve dört adet de kalyon bulunmaktadır. Sultan Bayezid daha sonra iki güğe yaptırıp bunların idaresini Kemal ve Burak Reis'lere vermişti. Yine Sultan Bayezid İnebahtı seferinden dönerken Preveze sancakbeyi Mustafa Bey'e Venedik gemileri tarzında kırk kadar top mavnası yaptırmasını emreylemişti. Denizcilikten alınan tecrübeler neticesinde Venedik gemileri örnek yapılıyordu.
    tarzında arasında



    XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılarda Denizilik

    Osmanlı devletinin ilk zamanlarında İzmit< Konu Resmi..>
    Gemlik taraflarının ve daha sonra Karesi ili'nin elde edilmesi bu küçük beyliği tabii olarak denizle alâkadar etmiş< Konu Resmi..>
    mükemmel bir donanmaya malik olan Karesi beyliği gemilerinden de istifade edilerek Rumeli'ye geçilmiş ve daha sonra da yani XIV. yüzyıl sonlarında (1390) Gelibolu'da< Konu Resmi..>
    ehemmiyetli bit tersane vücuda getirilmiştir.

    Bu ilk devirler Osmanlı denizciliğinin acemilik zamanı olup denizde pek kuvvetli ve yetenekli olan Venediklilerle boy ölçüşecek kudrette değildi; bununla beraber bazı başarısızlıklara rağmen günden güne tecrübeli bir Osmanlı denizciliği vücuda gelmekteydi; çünkü boğazlara ve Rumeli'ye de sahip olan Osmanlıların bu tarafa geçmek için düşmandan emin olacak bir donanmaya sahip olmaları zarurî idi; nitekim Varna muharebesine geldiği sırada Boğaz tarafının düşman donanması tarafından kapandığını duyan II. Sultan Murad< Konu Resmi..>
    yolunu değiştirerek İstanbul Boğazına gelip külliyetli bir para mukabilinde Ceneviz gemileriyle o tarafa geçmişti.

    II. Murad zamanındaki donanma Trabzon imparatorluğunu denizden tehdit edecek kadar çoğalıp deniz harekâtına alışmıştı. İstanbul muhasarasında da Osmanlı donanması manevrasında muvaffak olamamakla beraber adetçe 300 parçadan fazla idi.
    Fatih Sultan Mehmed İstaubul'u aldıktan sonra burayı Akdeniz'den gelecek bir tehlikeye karşı muhafaza için Çanakkale boğazını tahkim etmekle beraber donanmaya da ehemmiyet verdi< Konu Resmi..>
    ve bu sayede imroz< Konu Resmi..>
    Limni< Konu Resmi..>
    Taşoz< Konu Resmi..>
    Semadirek< Konu Resmi..>
    Midilli< Konu Resmi..>
    Ağrıboz adaları alındı< Konu Resmi..>
    Sakız ve Sisam vergiye bağlandı. Bu suretle Anadolu sahilleri emniyet altına girdi. Fatih devrinde Rodos muhasara edildi. Venedik ve müttefikleriyle yapılan muharebeler evvelkilere nazaran daha müsait geçti; Osmanlı hükümeti galip vaziyette anlaşmalar imzaladı.

    Akdeniz'de korsanlık eden Türk levendleri reislerinden meşhur Kemal Reis'in Osmanlı devleti hizmetine girmesi donanmada yeni bir canlılık vücuda getirdi; Akdeniz'de İspanya sahillerine kadar gidildi.
    II. Bayezid devrindeki gemicilik daha fazla gelişti; Memlûklerle yapılan muharebede Hersekzade kumandasıyla mühim bir donanma İskenderun sahillerine kadar gönderilmişti. Yavuz Sultan Selim< Konu Resmi..>
    donanmaya çok ehemmiyet verdi; o tarihe kadar Osmanlıların asıl tersanesi olan Gelibolu'dan başka Haliç'te de mükemmel bir tersanenin esasını kurdu; gemiler yaptırdı. Karadaki büyük zaferleriyle eşit olmak üzere denizcilikte de Akdeniz hâkimiyetini elde etmek istiyordu. Fakat ömrü yetmedi; oğlu Sultan Süleyman< Konu Resmi..>
    Akdeniz'de İspanyollarla daimî surette mücadele halinde bulunan ve müstakil Cezayir beyi olan Barbaros Hayreddin'i devlet hizmetine çağırdı ve gelir gelmez onu donanmaya umum kumandan yaptı; Hayreddin Paşa'ya ait Cezayir beyliğini yine ona ona verdi. Tersaneyi yeni tesisat ve ilâvelerle genişletti. Bu suretle bu büyük denizci Osmanlı devleti hizmetine girdikten ve bir takım muvaffakiyetlerden sonra İspanyolların meşhur denizcisi ve Akdeniz hâkimi Andrea Dorya'ya< Konu Resmi..>
    Preveze'de vurduğu darbe ile dehasını gösterdi; Osmanlı devleti hizmetine girdikten ve bir takım muvaffakiyetlerden sonra; Osmanlı devleti bu suretle karadaki hâkimiyetine ilâveten deniz hâkimiyetini de elde etti.

    Osmanlı hükümeti karada olduğu gibi denizde de yardım etmek suretiyle Fransa krallığını büyük bir tehlikeden kurtardı; bu yardım Fransa kralı I. Fransuva'nın düşmanı olan Alman imparatoru V. Şarl (Şarlken)'ın vefatından sonra da devam etti. Batı Akdeniz sularına giden Barbaros Nis'i aldı; Turgut Reis ve kaptan Piyale Paşa da Fransızlara yardım etmek suretiyle aradaki ittifaka uyuldu.
    Osmanlı donanması yalnız Gelibolu ve İstanbul'da yapılmayıp Karadeniz< Konu Resmi..>
    Marmara denizi ve Akdeniz'deki inşaat tezgâhlarında da yapılırdı; Karadenizde Sinop< Konu Resmi..>
    Çayağzı< Konu Resmi..>
    Kefken adası< Konu Resmi..>
    Rumeli sahilinde Varna< Konu Resmi..>
    Burgaz< Konu Resmi..>
    Ahyolu ve Tuna kenarında Rusçuk< Konu Resmi..>
    Marmara denizinde İzmit< Konu Resmi..>
    Gemlik< Konu Resmi..>
    Edincik< Konu Resmi..>
    Karabiga ve Ege denizinde bazı adalarla Edremit< Konu Resmi..>
    Ayasuluğ (Selçuk)< Konu Resmi..>
    Milas (Küllük)< Konu Resmi..>
    Akdeniz'de Bodrum< Konu Resmi..>
    Antalya< Konu Resmi..>
    Alâiye ve Rodos adası bunlardan bir kısmıdır.

    Osmanlılar gemi levazımatı olan yelken< Konu Resmi..>
    halat< Konu Resmi..>
    zift< Konu Resmi..>
    kürek< Konu Resmi..>
    tel< Konu Resmi..>
    gemi demiri vesaireyi tedarik için ocaklık olarak teşkilâta sahip olduklarından gerek gemi yapmak ve gerek bunların eşyasını tedarik hususunda asla sıkıntı çekmezlerdi.

    Başlangıçtan XVI. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlılarda donanmanın esası çekdirikadırga olup bu o devirde Osmanlıların en ileri savaş gemisi idi; bunlardan başka donanma olarak mavuna< Konu Resmi..>
    kalite< Konu Resmi..>
    perkende ve küçük olarak İşkampavye< Konu Resmi..>
    Firkete< Konu Resmi..>
    Karamürsel< Konu Resmi..>
    Kütük isimlerinde gemiler ve kayıklarla bir de Çardak ile Gelibolu arasından çalışan ve tımarlı sipahi ve atlı sınıfını nakleden at gemileri vardı. Bu asırlarda Osmanlı donanması çektiri türünden yani kürekli
    sınıfından sınıfındandı.
    Bir kadırganın boyu bodoslama arasında 55 ve 56 zırâ yani 42 metre olup 24 oturaklı idi. Her oturağında 4 kürekçisi bulunuyordu ve mevcut kürekçisi 196 idi. 100 kadar cenkçi kaptan< Konu Resmi..>
    yelkenci< Konu Resmi..>
    kalafatçı< Konu Resmi..>
    dümenci ve sairesiyle kadırga mevcudu 330 kişiyi bulurdu. 13-14 topu vardı. Mavuna kadırgadan büyük olup her küreğini yedişer kişi çekerdi; 150 cenkçisi< Konu Resmi..>
    24 topu vardı. Kalite ve perkende ve diğerleri kadırgadan küçüktü; işkampavya haberci gemisi idi.

    Kaptan paşanın bindiği daha büyük kadırgaya baştarde adı verilirdi; kaptan paşa
    denize çıktığı vakit 36 oturaklı olan bu kadırgaya binerdi; her oturağında 5 ilâ 7 kürekçisi vardı. Paşa baştardesinin mevcudu kaptan ve 500 kürekçi< Konu Resmi..>
    216 cenkçi< Konu Resmi..>
    topçu ve sair gemicileriyle birlikte 800 kadardı.

     
  3. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması
    XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanması

    Lepanto-İnebahtı muharebesi ile Osmanlı donanması hemen tamamıyla yok olmak derecesine geldi ise de devletin kuvvetli teşkilâtı ve Sokullu Mehmet Paşa'nın büyük faaliyeti neticesinde beş ay içinde yine evvelkisi gibi büyük bir donanma ile Akdeniz'e çıkılarak bu harikulade durum düşmanları şaşırtmış ve nihayet Venedik Cumhuriyeti galip iken mağlûp vaziyette bir sulh imzalamaya mecbur kalmıştır.


    Osmanlı Denizciliğinin Ehemmiyetini Kaybetmesinin Sebepleri
    < Konu Resmi..>


    Barbaros Hayrettin Paşa'dan sonra yetişen Turgut< Konu Resmi..>
    Kılıç Ali< Konu Resmi..>
    Salih Paşalarla tecrübeli gemi reisleri (miri kaptanlar) ve sancak gemicileri Venedikli Uluç Hasan Paşa'nın kaptanlığından sonra (999 H. - 1590 M.) Osmanlı donanması yavaş yavaş eski kudret ve kuvvetini kaybetmeye başlamıştır: bunda denizcilikten yetişmeyenlerin veya uzun müddet denizcilik etmeyenlerin birbiri ardından kaptan paşa olmalarının tesiri olduğu gibi asıl büyük deniz harplerinin ve donanmada tadilat yapılmaması sebebiyle Osmanlı donanmasının eski faaliyet ve manevra kabiliyetini kaybetmesi ve çekdiri denilen kürekli gemiler için iyi ve mahir denizci yetiştirilmemesi de Osmanlı donanmasının gerilemesindeki mühim âmillerdendi.

    Yukarıda gösterdiğimiz sebeplerden başka donanmanın eski ehemmiyetini kaybetmesinin bir ciheti de Akdeniz'deki hükümetlerin yaptıkları gibi denizcilikte yeniliğe doğru gidilmek istenmemesi ve denizci yetiştirilmemesi< Konu Resmi..>
    on yedinci yüzyılda görülen başarısızlıkların başında gelmektedir; bu asırda kaptan paşaların her ilk baharda kanun üzere Akdeniz'e çıkıp dolaştıktan sonra Kasım'da avdet etmeleri ya bir< Konu Resmi..>
    iki korsan gemisi yakalayıp getirmeye veya bir yeri yağmalamaya inhisar etmişti.

    İç ve dış durumların fenalığı ve bunun az fasıla ile daha sonraları da (on yedinci yüzyılda) devamı esnasında Osmanlılardaki bu ihmâl ve atalete mukabil Akdeniz hâkimiyetini Türklere bırakmağa mecbur olan Venedikliler bundan istifade ile üstünlüğü tekrar elde etmeğe muvaffak olmuşlardı; hattâ küçük cumhuriyet olan Floransa ile Korsan olan Malta şövalyeleri on yedinci yüzyıl başlarında Akdenizde hâkim rol oynuyorlardı. Bittabi bu hal Akdeniz'in dörtte üç sahillerine sahib olan Osmanlı Devleti için çok tehlikeli idi.
    Bu on yedinci yüzyıl sonlarına yakın tarihlere kadar Osmanlı donanması esas itibariyle< Konu Resmi..>
    çekdiri yani kürekli olup bundan başka donanma arasında bulunan kalyon ve burtonlar asker ve top ve mühimmat nakli için kullanılırdı. Bu suretle Osmanlı harp gemileri çekdiri yani kadırga olduğu halde Venedik ve İspanyolların harp gemileri kalyon olup çekdiri ikinci derecede bırakılmıştı. Yani Osmanlı donanmasında esas harp gemileri kürekli< Konu Resmi..>
    Venedik ve İspanyollarda da kalyon türünden yelkenli idi. Bundan dolayı çekdirilerde bütün maharet kürekçilerde ve kalyonlarda ise yelkencilerde idi; bu sebeble bilhassa rüzgârlı havalarda düşmanın muazzam kalyonlarına karşı kürekli olan kadırga< Konu Resmi..>
    kalite< Konu Resmi..>
    firkete ve saire ile muvaffak olmak çok müşkül ve çok zaman şansa bağlı idi.




    XVII. Yüzyılda Osmanlı Donanması



    Donanmanın Yelkenliye Çevrilmek İstenmesi

    < Konu Resmi..>


    Bu on yedinci yüzyıldaki deniz başarısızlıklarının sebeplerinden birinin kürekli gemilerle harp edilmesi olduğu fikrinin kabul olunması donanmada ona göre bir yenilik yapılmasına sebep oldu: Eski denizciler< Konu Resmi..>
    kalyonlar aleyhinde bulunup donanmadan ön safın bunlara bırakılmasını istemedikleri halde Garp ocakları (Cezayir< Konu Resmi..>
    Tunus< Konu Resmi..>
    Trablusgarp) denizcileri düşmanla mütemadi çarpışma îcabı olarak yelkenli gemi kullanmayı Osmanlılardan evvel tatbike başlamışlardı.

    Girit muharebesi başlayıncaya kadar Osmanlı donanması ile denizcilerinin zaafı bariz olarak bilinmiyordu; bu muharebe Girit adasına sahip olan Venediklilerin denizcilik bakımından üstün ve Osmanlı gemiciliğinin de âciz durumlarını gösterdi; Garp ocaklarının yardımları olmasa Osmanlı donanması için daha elim neticeler meydana gelebilirdi.
    1058 H.-1648 M. senesinde sadrâzam Sofu Mehmet Paşa'nın sadaretinde Venediklilerin ağır basması üzerine Osmanlı hükümeti de kalyona karşı kalyonla muharebe etmek usulünü kabul edip derhal kalyon yapılmasına başlandı ve bu suretle bir müddet için Osmanlı donanmasında kalyon ön safa geçti; fakat buna karşı yelkenci ve diğer mahir mürettebat bulunmadığı için hemen iyi bir netice almak imkânı yoktu. 1066 H.-1656 M.'da Kenan Paşa kumandasıyla Akdeniz'e çıkmak isteyen donanma da kırk kadırga< Konu Resmi..>
    otuz kalyon ve on mavna vardı; donanmanın ön kısmında kalyon< Konu Resmi..>
    arkasında mavna ve en geride de kadırgalar bulunuyordu.

    Kalyon yapma usulü Fazıl Ahmet Paşa'nın sadareti zamanına kadar devam etti; fakat Kenan Paşa'nın boğazda Venediklilere karşı pek fena mağlûp olması kalyon aleyhtarlarına cesaret verdi ve nihayet kalyonculuk ikinci dereceye indirilerek çekdiri yine ön safa alındı. Bununla beraber hal ve vaziyet yelkenli gemilerin üstünlüğünü iyice meydana koyduğu için Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadaretinde ve 1093 H. - 1682 M.'de tekrar yelkenli gemiciliğe dönüldü ve artık bundan sonra kalyon ve kalyon türünden gemiler yaptırılarak çekdiri donanma aşamalı surette terkedildi.
    Bu yenilik üzerine mahir gemiciler yetiştirilip bu asır sonlarında Amcazade ve Mezomorto Hüseyin Paşalar tarafından Venediklilere ilk darbe vurularak Sakız adası geri alındı. (1695) Ve bundan sonraki deniz ıslahatı ile Osmanlı donanması Akdeniz'de Venediklilere karşı üstünlüğü elde etti.

     
  4. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması

    Osmanlı Donanmasının Çıkışı
    < Konu Resmi..>


    Osmanlı donanması< Konu Resmi..>
    İstanbul'dan çıkan donanma ve kaptan paşa eyaletindeki sancaklarla bazı eyâlet ve adalardan çıkan bey gemileri< Konu Resmi..>
    Mısır donanması ve bir de Garp ocakları donanması olarak dört kısımda İstanbul'da kaptan paşa kumandasında olarak hazırlanan donanma haliçten çıktıktan sonra evvela Beşiktaş önüne gelip bir iki gün sonra Yedikule'ye gider ve orada askeri yerleştirir ve oradan Akdeniz'e hareket ederdi. Boğazdan çıkıldıktan sonra daha evvelden donanmaya iltihakları emrolunan bey gemileri ile Garb ocakları gemileri gelip muayyen yerde kaptan paşa ile buluşurlardı. Kaptan paşa maiyyetinde olan on dört sancak beyinden her birinin bir kadırgası vardı. On yedinci yüzyılda 1030 H.-1621 M.'de İstanbul'daki donanmadan başka Akdenizde altı donanma bölgesi şunlardı:

    1- Rodos beyi ile Kiklad adalarından Milos ve Santurin adaları gemileri< Konu Resmi..>
    Sığacık (Sakız adasının karşısında Anadolu sahilinde) ve Menteşe (Muğla) sancak beyinin kadırgaları ki toplamı yedidir. 2- Sakız sancak beyinin yedi kadırgası 3- Kıbrıs beylerbeyi kadırgası ile Magosa (Famagosta) Baf< Konu Resmi..>
    Tuzla< Konu Resmi..>
    Limasol< Konu Resmi..>
    Girine (Girinyo) beylerinin altı kadırgası 4- Mora kısmı olup Mora sancak beyinin iki gemisi ile Mizistra< Konu Resmi..>
    İnebahtı< Konu Resmi..>
    Santa Mavra (Ayamavra) ve diğer altı kadırga ki mecmuu on bir kadırgadır. 5- Mısır donanması olup beylerbeyi ve Dimyat beyinin gemileriyle diğer altı kadırga 6- Akdenizin adalar ve sahil kısımları yani Midilli sancak beyi ile Çanakkale< Konu Resmi..>
    Limni< Konu Resmi..>
    Kavala< Konu Resmi..>
    Selanik< Konu Resmi..>
    Ağrıboz< Konu Resmi..>
    Andros< Konu Resmi..>
    Şira< Konu Resmi..>
    Naksos (Nakşa) ve Parüs adaları beylerinin gemileri ki bütün bu Akdeniz filosu mevcudu -Garp ocakları hariç olarak- kırk ikiyi bulmakta idi.



    Donanmanın Akdeniz'de Harp Nizamı Üzere Hareketi
    < Konu Resmi..>


    Osmanlı donanması boğazdan çıkarken kırmızı yelkenli kaptan paşa kadırgası (baştarde) ortada bulunup diğer gemiler etrafında olarak harp nizamı üzere yürürler; bu donanmanın üç mil ilerisinde karakol kaliteleri gidip gördüklerini donanmaya haber verirlerdi. Bu donanmanın gerisinde büyük karakol olarak on kadırga ile tersane kethüdası yürür bunlar fener yakarak güçsüz düşen gemileri ve fırtınadan yelkenleri yırtılıp sereni kırılan gemileri yedeğe alarak yardım ederlerdi. Bu donanmanın hareketinden bir saat sonra kaptan paşa eyâletine bağlı iki bey gemisi hareket eder; ve askerin döküntüsü varsa onları toplardı. Kadırgaların< Konu Resmi..>
    kalyona karşı hücum etmesi tehlikeli olduğundan önce top ile kalyonun dümen ve direği kırıldıktan sonra hücum edilirdi. Muharebe esnasında derya beyleri gemileri ileride bulunup kaptan paşa gemisi geride durur ve önden iki ve geriden üç gemi ile muhafaza edilirdi. Kaptan paşa kendi baştardesinden ayrılmayarak ağalarını askeri cesaretlendirmek için gönderir< Konu Resmi..>
    muharebe esnasında kürek çekmekte istihdam edilen forsalar yani Hıristiyan esirlerin fenalık yapmaları ihtimali olduğundan bunların arasına Türk kürekçileri de konurdu.






    XVIII. Yüzyılda Osmanlı Donanması

    Karlofça antlaşmasından sonra Amcazâde ve Mezomorto Hüseyin Paşa'ların gayretleriyle ıslah edilen Osmanlı donanması< Konu Resmi..>
    Akdeniz'in en kuvvetli donanmasına sahip olan Venediklilere karşı üstün vaziyet almış olup bu sayede Akdeniz sahil ve adalarında sükûn ve emniyet oluşturmuştu; bu sükûn 1769 senesine kadar devam etmiş ve Osmanlı-Rus savaşı esnasında Baltık denizi'ndeki Rus donanmasının Akdeniz'e< Konu Resmi..>
    geçerek Çeşme limanında Osmanlı donanmasını yakması üzerine vaziyet nazikleşmiş ve Cezayirli Hasan Paşa'nın kaptan-ı derya tâyini üzerine Rusların Çanakkale boğazına taarruzları önlenmiş ise de Doğu Akdeniz ve Adaları barışa kadar Rus donanmasının nüfuzu altında kalmıştı.

    Osmanlı donanmasının Çeşme limanında batması üzerine mümkün mertebe yeniden donanma vücuda getirildi ise de bu donanma Akdeniz'de Ruslarla boy ölçüşecek vaziyette değildi; bununla beraber muharebe sonuna kadar şöyle böyle hizmet etti ve Kaynarca antlaşmasından sonra donanmaya önem verildi; fakat Kaynarca antlaşmasına kadar Karadeniz< Konu Resmi..>
    Türkiye'nin bir iç denizi halinde iken bu antlaşma ile Rusların bu denize inmeleri< Konu Resmi..>
    Azak denizi'nden başka Kırım sahillerinde Avlita (Sivastopol)'da gemi inşaat tezgâhları vücuda getirmeleri ve Gersore'da faaliyetleri< Konu Resmi..>
    Osmanlı hükümetini aynı zamanda Akdeniz'den başka Karadeniz'de de meşgul ediyordu; bundan dolayı Osmanlı donanmasının evvelki mevcuduna nazaran her iki denize ait donanmasının iki misli olması gerekiyordu.

    1787 seferinde yalnız Karadeniz'de Rus donanmasına karşı Osmanlı donanmasıKaradeniz boğazına karşı yapmaları muhtemel bir donanma hücumunu önlemek için tedbir almaya çalışmış boğazdaki bazı kaleleri tamir ve tahkim etmeğe mecbur olmuş ve bu sırada mütareke ve antlaşma imzalalandığı için muhtemel tehlike önlenmişti. 1787 seferinde Osmanlılarla ittifak yapmış olan İsveçlilerle Ruslar arasında Baltık denizi'nde iki taraf donanmaları arasında savaş olması sebebiyle Akdeniz'de Osmanlı sularına gönderilmek üzere hazırlanmış olan Rus donanması İsveç - Rus savaşından dolayı Akdeniz'e hareket edemediği için Mora ve Ege sahilleriyle bu taraflardaki adalar emniyet altında bulunmuş ve Osmanlı donanmasının Karadeniz'de meşgul olmasını fırsat bilen ve Mürted adasını kendisine üs yapan Lambros ismindeki korsan bir müddet Akdeniz'de faaliyet göstermiş ise de üzerine gönderilen filolarla buraları temizlenmiş ve asayiş iade olunmuştur. harbin ilk senelerinde denk derecede iken daha sonra Rus donanmasının baskısı artmış ve bilhassa 1790 Eylül (1205 Muharrem) ve 1791 Ağustos (1205 Zilhicce)'ta vukua gelen muharebelerde Ruslar Karadeniz'de üstün vaziyete geçmişlerdir; bundan dolayı hükümet< Konu Resmi..>
    telâşa düşüp Rusların

    XVIII. asır sonuna yakın senelerden itibaren Osmanlı hükümeti Karadeniz ve Akdeniz'de harp edecek kuvvette donanma tedarikine mecbur olup bunun için de III. Sultan Selim< Konu Resmi..>
    Kaptan paşalığa getirdiği Küçük Hüseyin Paşa ile İngiliz< Konu Resmi..>
    İsveçdonanma vücuda getirmiştir.
    uzmanlarının faaliyetleri sayesinde bu işi başarmaya kısmen muvaffak olmuş
     
  5. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması
    Ünlü Osmanlı Denizcileri

    Oruç ve Hızır Reisler


    Bu iki kardeş aslen Ocakzâde yani babası ve ceddi tımarlı sipahi olan bir TürkFatih Sultan Mehmet zamanında Cenevizli bir âilenin elinden Midilli adası alınmış ve oraya tayin edilen tımarlı sipahiler arasında Oruç ve Hızır'ın babaları Yakup adındaki sipahi de bulunmuştu. ailesinden olup Selanik ile Manastır arasındaki Yenice-i Vardar kasabasından idiler. 1462 senesinde
    Sipahi Yakup'un< Konu Resmi..>
    İshak< Konu Resmi..>
    Oruç< Konu Resmi..>
    Hızır ve İlyas isimlerinde dört oğlu vardı; bunların arasından önce denizciliğe heves edip gemi ile korsanlığa başlayan Oruç Reis olup kardeşi İlyas ile beraber faaliyete geçmişlerdi; daha sonra ayrı bir gemi ile Hızır da biraderi gibi korsanlığa başlamıştı.



    Oruç Reis'in Maceraları
    < Konu Resmi..>


    Bunlardan Oruç Reis Anadolu< Konu Resmi..>
    Suriye ve Mısır sahilleri tarafından Hızır Reis ise Ege denizi ve Selanik sahillerinde faaliyete geçmişlerdi; bunların seferlerinin birinde Şam Trablusundan dönmekte olan Oruç< Konu Resmi..>
    bir Rodos şövalyeleri gemisinin taarruzuna uğrayarak mücadele neticesinde kardeşi İlyas şehit ve kendisi yaralanarak esir olup şövalyelerin elindeki Bodrum kalesinde hapsedilmiş ve bir müddet sonra kardeşi Hızır Reis'in gayretiyle esirlikten kurtulmuştur.

    Oruç Reis bundan az sonra Memlûk devletinin hizmetine girerek bir kadırgada reislik etmiş ve onu müteakip Akdeniz'de korsanlık etmek üzere Antalya valisi bulunan Şehzade Korkud'un müsaadesini alarak on sekiz oturaklık bir gemi ile tekrar harekete geçmiş ve Rodos şövalyelerine göz açtırmamıştır.
    Akdeniz'de düşmanlara dehşet veren Oruç Reis'i elde etmek için şövalyeler onu arayıp nihayet bir sahilde yatarken bastırdılarsa da Oruç< Konu Resmi..>
    sahile çıkıp kurtulmuş ve gemisi şövalyelerin eline geçmiştir; Oruç Reis bu defa da< Konu Resmi..>
    Manisa valiliğine nakletmiş olan Şehzade Korkud'a baş vurarak onun emriyle İzmir'de yirmi dört oturaklı bir kadırga yaptırarak tekrar korsanlığa başlamış< Konu Resmi..>
    fakat Korkud'un tavsiyesiyle faaliyetini İtalya sahillerinde göstermiştir.

    Gerek İtalya sahillerinden ve gerek avdette yakaladığı düşman gemileri ile Midilli adasına gelmiş olan Oruç Reis< Konu Resmi..>
    Şehzade Korkud'un< Konu Resmi..>
    saltanatı biraderi Şehzade Ahmed'e vermek istemesinden dolayı babasına darılarak Mısır'a gittiğini öğrenince Midilli'de duramayıp Mısır sahillerine çekilip kışı orada geçirmiştir.



    Oruç ve Hızır Reislerin Afrika sahillerindeki faaliyetleri
    < Konu Resmi..>


    Oruç Reis bundan sonra Garp Trablusu ile Afrika sahilleri arasında bulunan Gabis körfezindeki Cerbe adasına gelerek kardeşi Hızır Reis ile birleşip orasını kendisine merkez yapmıştır (916 H. 1510 M.)
    Hızır Reis adalarla Rumeli sahilleri arasında korsanlık yaparken< Konu Resmi..>
    yeni hükümdar Sultan Selim< Konu Resmi..>
    biraderi Korkud'un gemilerle memleket dışına kaçmaması için bütün sahillere gemi girip çıkmasını menettiğinden Hızır Reis de bu suretle Garp Trablusu ile Preveze arasında iş yapmış ve daha sonra ise Cerbe adasına gelerek biraderi Oruç Reis ile birleşmiştir.



    Afrika Sahilindeki Üs Temini
    < Konu Resmi..>


    Bundan sonra iki kardeş beraberce deizciliğe de başlamışlar ve Oruç Reis< Konu Resmi..>
    kardeşine nisbetle daha tecrübeli olduğundan başkanlık ona verilmiş ve Türk leventlerinin Baba Oruç dedikleri bu değerli denizci bu suretle küçük bir filo kumandanı olarak daha geniş surette çalışmaya başlamıştı.

    İki kardeş< Konu Resmi..>
    Benî Hafs ailesinden Tunus sultanı Ebu Abdullah Muhammed Hâmis'e hediye takdimiyle müracaat ederek kendilerine ikametgâh olmak üzere Tunus'un iskele mevkii olan Halkulvad (Golta)'ı istediler. Tunus sultanı< Konu Resmi..>
    Oruç ve Hızır Reislerin elde ettikleri ganimet malından beşte birinin kendisine verilmesi şartiyle Halkulvad'a yerleşmelerine izin verdi.

    Bu iki kardeşin 1513'de yapmış oldukları ilk müşterek seferleri muvaffakiyetle neticelendi ve bundan sonra da aynı başarı devam etti. Bu suretle Barbaros kardeşlerin şöhreti bütün korsanları korkuttu; Türk korsanlarından meşhur yedi reis< Konu Resmi..>
    gemileriyle kendilerine iltihak ettiklerinden mükemmel bir korsan filosu meydana gelmişti. Kurdoğlu Muslihüddin ve Kemal Reis'in yeğeni Muhiddin Reis bu korsan reisleri arasında idiler.

    Baba Oruç ve kardeşi îcabında yardımlarından istifade etmek üzere Osmanlı hükümdarına hediye göndermeği ihmal etmiyorlardı; nitekim 921 H. 1515 M. de Muhiddin Reis vasıtası ile Yavuz Sultan Selim'e hediye takdim edilmiş ve Osmanlı pâdişâhı da bunlara donanmış iki kadırga vermişti.


    İki Türk denizcisinin Afrikadaki mühim rolü
    < Konu Resmi..>


    Afrika sahillerindeki İslâm devletlerinin inhitatı Afrika ile karşı karşıya olan İspanya krallığını buralarda bazı yerleri zabta sevk etmişti. Halkulvad'ı kendilerine merkez yapan Oruç ve Hızır Reislere Cezayir'den gelen bir heyet Becaya (Buci) mevkiine yerleşmiş olan İspanyolların oradan tardını teklif etmiş olduklarından iki kardeş o tarafa gitmişlerdi. Bunlar İspanyolları oradan çıkaramadılarsa da evvelâ Becaya'nın altmış mil doğusundaki Çiçel'i alıp sonra da kara yoluyla kendilerinden yardım isteyen Cezayir üzerine gidip şehri işgal ettiler (1516).


    Cezair'in işgali ve Oruç Reis'in hükümdarlığı
    < Konu Resmi..>


    Cezayir'in Oruç ve Hızır Reisler tarafından işgali mühim bir hâdise oldu; burada bulunan İspanyollar Cezayir'in karşısındaki Penon adasına iltica ederek derhal Şarlken'den yardım istediler; o tarihte henüz İspanya kralı bulunan Şarlken Cezayir'e< Konu Resmi..>
    bir donanma gönderdiyse de Oruç Reis'i buradan çıkaramadılar.

    Oruç buraya sahip olunca hükümdarlığını îlân etmiş ve içeriye doğru genişlemek için çalışmıştır. Cezayir'in doğusundaki en güzel ve mamur şehirlerden olan Telemsan ile bunun iskelesi olan Oran limanını İspanyollar elde ederek Benî Ziyad ailesinden olan Telemsan hükümdarlarını nüfuzları altına almışlardı.
    Cezayir'i harple Baba Oruç'tan alamayan İspanyollar< Konu Resmi..>
    kara yoluyla burayı elde etmek için Telemsan emirini memur ettilerse de bunu vaktinde haber almış olan Oruç Reis Telemsan'ı zaptediverdi; İspanyollara iltica etmiş olan Telemsan emiri gerek İspanyol ve gerek Müslüman halktan topladığı kuvvetlerle Telemsan ı geri almak istedi.



    Oruç Reis'in ölümü
    < Konu Resmi..>


    Oruç Reis Telemsan'da kalarak burayı müdafaa etti; fakat İspanyolların şiddetli muhasarası ve yerli ahalinin yardımı üzerine yedi ay müdafaadan sonra Cezayir'e dönmek üzere düşman muhasarasını yarıp dışarı çıktığı esnada iki yerinden vurularak şehit düştü (924 H. 1518 M.). Oruç'un Çerçel veya Şerşel kalesinde vefatı senesinde yaptırmış olduğu kale kitabesinde hükümdarlığını gösteren ibareler vardır. Vefatında kırk dört yaşında olup Cezayir hükümdarlığı kardeşi Hızır Reis'e geçmişti.


    Hızır Reis'in Cezayir sultanlığı
    < Konu Resmi..>


    Baba Oruç'un şehadetinden sonra Frenklerin bu ismin muharrefi olarak söyledikleri Barbaros adı Hızır Reis'e de verildi. Türkleri Cezayir kıt'asından çıkarmak istiyen İspanyollar ile Telemsan emîri< Konu Resmi..>
    vakit geçirmeksizin hazırlık yaptıktan sonra Cezayir üzerine geldiler. Hızır Reis kuvvetlerini toplayarak îcabeden müdafaa tertibatını aldı; İspanyolların donanma kumandanı Hogo dö Monkada isminde bir amiral olup Cezayir hem kara ve hem de denizden kuşatılacaktı. İspanyollar yirmi bin kişilik bir kuvvetle yaptıkları muhasarada muvaffak olamayarak ancak beş altı bin kişi ile dönebildiler; karadan Cezayir üzerine gelen İspanyolların müttefiki Telemsan emiri III. Ebu Hamuda mağlûp edilerek kaçtı; bununla beraber Hızır Reis vaziyetini nazik gördü; bir avuç Türkle hem Şarlken'e ve hem de yerlilere karşı koymak imkânı çok azdı; bunun için îcabında kendisine müzahir olacak olan Osmanlı devletine müracaat etti; 1519 da dört gemi ile bir çok esiri hediyelerle beraber istanbul'a yolladı.



    Hızır Reis'in Osmanlılara müracatı
    < Konu Resmi..>


    Yavuz Sultan Selim bu müracaattan memnun olarak Cezayir sultanı< Konu Resmi..>
    Hayreddin Hızır Reis'e bir hayli harp ve gemi levazımı gönderdi. Bundan başka emirlik beratı ve iki üç bin kadar da asker yollandığı gibi Anadolu'dan lüzumu kadar da asker yazmasına müsaade edildi.

    Şarlken'in Cezayir'i elde etmek için beş bin asker ve kırk parça gemi ile yaptığı hareket muvaffak olmadı ve donanması da mahvoldu; Barbaros'un Osmanlıların nüfuzu altına girmesi Telemsan ve Tunus hükümdarlarının rahatını kaçırdı; bunlar Cezayir ahalisini isyana teşvik için çalışıyorlardı.
    Telemsan hükümdarının kardeşlerinden olup Fas'a kaçmış olan Mes'ud ve Abdullah isimlerinde iki kardeşten Mes'ud bir aralık Hayreddin Hızır'ın yardımı ile Telemsan hükümdarı olduysa da bunun kendisiyle yaptığı muahede hilâfına olarak İspanyollarla anlaşması Hayreddin'i şüpheye düşürdüğünden Mes'ud'un yerine onun kardeşi Abdullah'ı hükümdar yaparak bu suretle Telemsan'ı nüfuzu altına almış ve Ebu Muhammed Abdullah-ı Sânî diye anılan bu hükümdarı müdafaa etmek üzere yanına yüz elli kadar Türk muhafızı bırakmıştır.


    Hayrettin'in Cezayirden ayrılıp tekrar burayı işgali
    < Konu Resmi..>


    Bundan sonra Tunus hükümdarlarının teşvikiyle isyan eden İbnü'l Kadı mağlup edildi.Fakat şehirde çıkan bir isyanla Barbaros'un sarayı muhasara olundu ise de kendisine birşey yapmaya muvaffak olamadılar; lakin yerlilerle Türkler ve Araplar arasına nifak girdiği gibi Cezayir'e tâbi kaleler de elden çıkarak gelir menbaı azaldı; bunun üzerine Hayreddin mecburen Cezayir'i terk ile deniz "seferlerine başlamak üzere Çiçel'e çekildi (930 H. 1524 M.)
    Bir kaç sene sonra gösterilen arzu ve ısrar üzerine Cezayir üzerine gidip Kadıoğlu'nu (İbnü'l-Kadı) mağlûp ve aleyhdarlarını bertaraf ederek üç sene sonra Cezayir'e tekrar sahip oldu.
    Hayreddin Reis< Konu Resmi..>
    Cezayir emiri olmak dolayısiyle bizzat sefere çıkmadığı zamanlar kendi maiyyeti kaptanlarından Aydın Reis kumandasıyla mükemmel filosunu denize çıkarıp İspanyollarla deniz savaşları yapardı. Aydın Reis'in İspanyollara karşı kazandığı bir galebesinde elde ettiği ganimetten bir kısmı Cezayir sultanı tarafından İstanbul'a yollanmıştı.



     
  6. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması

    Emir Hayreddin'in Andrea Dorya ile ilk mücadeleleri
    < Konu Resmi..>


    1516 senesinde ve Oruç Reis zamanında Cezayir işgal edildiği halde şehrin önünde İspanyollara ait olup elde edilemeyen Penon veya mücadeleleri Adakaleyi Barbaros< Konu Resmi..>
    936 H. 1530 M. tarihinde zabtederek Cezayirlilere geniş bir nefes aldırdı; bu Penon adasının zabtı dolayısıyla Akdeniz'in en mahir denizcisi olup İspanyolların hizmetinde bulunan Cenevizli Amiral Andrea Dorya< Konu Resmi..>
    Çerçel veya Şerşel adasına bir baskın yaptıysa da yapılan taarruz defedildi ve bunu müteakip otuz beş gemi ile denize çıkan Barbaros düşman sahillerini vurarak ganimet malıyla Cezayir'e döndü.

    Barbaros'un bu hareketinde elde ettiği esirlerden İspanyol kumandanının hazırlığı hakkında malâmat aldı; tedarikâtını arttırdı; Cerbe adasındaki Sinan Reis'ide yardıma çağırdı; bunlarla beraber filosunun adedi kırk sekizi buldu. Andrea Dorya'nın Fransa kralının vermiş olduğu yirmi kadırga ile beraber altmış gemisi vardı. İsmanya amirali bu donanma ile Çerçel adasına hücum etmiş< Konu Resmi..>
    şiddetli mukavemetle karşılaşmış ve bu sırada Barbaros'un geldiğini duyunca çekilmişti.



    Hızır Reis'in Endülüs Müslümanlarını Afrika Sahiline nakli
    < Konu Resmi..>


    Barbaros bundan sonra Telemsan hükümdarı ile uğraşırken Andrea Dorya da bir donanma ile Mora sahillerine gitmişti. Dorya'nın yokluğundan istifade eden Barbaros on beş gemi hazırlayarak İspanyol sahillerindeki Müslümanları Afrika yakasına geçirmek üzere gönderdi; banlar gerek bu gemilere ve gerek İspanyol sahillerinde elde etmiş oldukları gemilere bindirmek suretiyle yetmiş bin Endülüs Müslümanını Cezayir taraflarına taşıdılar. Bu gemiler dönüp gelirlerken on beş kadar İspanyol gemisi Koyunluca adasında Türk gemilerini vurmak istedilerse de muvaffak olamadılar ve bunlardan ondördü ele geçti. İspanya'da Müslümanlara karşı yapılan zulüm tahammülün üstünde idi. Cezayir emiri Barbaros sonradan istimdat edilmesi üzerine otuz altı kadar gemi donatıp bunlarla İspanya sahillerine kuvvet göndermiş ve Müslümanların ihtiyar< Konu Resmi..>
    kadın ve çocuklarını Afrika tarafına naklettirip kendi askerlerinden bir kısmıyla Müslüman gençlerini o tarafta müdafaa vaziyetinde bırakmıştır.







    Barbaros Hayrettin Paşa


    Barbaros'un Osmanlı Devleti Hizmetine Çağrılması
    < Konu Resmi..>


    Osmanlı ordusu Anadolu seferinde iken Andrea Dorya< Konu Resmi..>
    Mora sahillerine hücum ile Koron kalesine baskın yapıp hile ve Rumlarla Arnavutların hıyanetiyle 1532 Ağustosunda burayı işgal etmiş ve daha sonra Patras ile İnebahtı'yı da almıştı.

    Bunun üzerine seferden avdeti müteakip Koron'un geri alınması için Semendire sancakbeyi Yahya Paşazade Mehmed Bey memur edilerek bunun tedbiriyle kale muhafızları olan Frenk< Konu Resmi..>
    Rum ve Arnavutların arasına sokulan nifak neticesinde Koron geri alındı.

    Osmanlı ordusu karada mükemmel surette muvaffak olduğu halde denizde henüz bu dereceye gelmemişti; fakat sahilleri geniş olan Osmanlı devleti bu defa karşısında İspanya kralı ve Alman imparatoru Şarlken'i gördüğünden denizde de muvaffak olması lâzımdı. Bundan dolayı bir deniz kurdu olan Andrea Dorya ile karşılaşabilecek bir denizci lâzımdı ve buda Cezayir emiri Barbaros Hayrettin olabilirdi.
    Bunun için Kanuni Sultan Süleyman tarafından Barbaros'a gönderilen fermanda yerini bir ehline bırakıp hemen İstanbul'a gelmesi< Konu Resmi..>
    şayet orada yerine îtimat edilir birisi yoksa bildirmesi yazılmıştı.



    Barbaros'un İstanbul'a Nakli
    < Konu Resmi..>


    Barbaros< Konu Resmi..>
    Cezayir'de îcabeden tertibatı aldıktan sonra yerme oğulluğu olan Hadım Hasan Ağa'yı vekil ve Ramazan Çelebi ile Hacı isminde birini ona müşavir bırakarak 1532 Ağustos ortalarında (939 Muharrem) on çektiriden mürekkep bir filo ile denize çıktı; deniz yolunda rastladığı Deli Yusuf kumandasındaki on altı çektiriyi de beraberine alıp Sardunya ile Korsika adaları arasındaki Bonifaçyo boğazından geçip Sicilya adasına buğday götüren on sekiz gemiyi zabt ile yükünü ve mürettebatını aldıktan sonra gemileri ateşledi; bu muharebede Deli Yusuf şehit düşmüş ve ele geçen esirlerden Andrea Dorya'nın elli parça gemi ile Korona gittiği öğrenilmiş ve sür'atle hareket olunup Preveze'ye gelindiği zaman Andrea Dorya'nın altı gün evvel İtalya'ya kaçtığı haber alınmıştı.



    Barbaros Hayreddin'in Beylerbeylikte Kaptan-ı Derya Olması
    < Konu Resmi..>


    Barbaros< Konu Resmi..>
    Preveze'den kırk dört gemi ile yola çıkıp içlerinden yirmi beş tanesi Cezayir'e yollanıp kendisi on dokuz gemi ile Koron kalesine geldi; orada kaptan Kemankeş Ahmet Bey ile buluşarak beraberce İstanbul'a gelip Ahmed Bey'in Atmeydanı'ndaki konağına misafir oldu (1533).

    Sultan Süleyman< Konu Resmi..>
    Barbaros ile on sekiz arkadaşını huzuruna kabul ederek görüşmüş< Konu Resmi..>
    Akdeniz'deki faaliyetinden endişe ettiği Andrea Dorya'ya ait bir takım sualler sormuş< Konu Resmi..>
    Barbaros'un verdiği pervasızca cevaplar hoşuna gitmiş ve beylerbeyilik rütbesiyle bütün tersane işlerini selahiyetle yeni amirale vermiş ve aynı zamanda kendisini İran seferi münasebetiyle Halep'te kışlamakta olan vezir-i âzam İbrahim Paşa'nın yanına göndermiştir. Vezir-i âzam Halep'te Hayreddin Paşa'yı kabul edip uhdesine Gelibolu kaptanlığı ile Cezayir beylerbeyliğini tevcih ederek hil'atini giydirip İstanbul'a yollamıştır.







    Turgut Reis


    Turgut Nasıl Yetişti
    < Konu Resmi..>


    Muğla'nın Serdaloz nahiyesi köylerinden birinde Veli adında bir köylünün oğlu olan Turgutça< Konu Resmi..>
    gençliğinde ziraatle meşgul olmayarak ok atmak ve pehlivanlık etmek gibi spor hareketleriyle vakit geçirmiş ve sonra Ege mıntakasında âdet olduğu üzere gönüllü olarak bir Türk korsan (Levent) gemisine yazılmış ve orada iyice yetiştikten sonra kendi hesabına bir levent gemisi donatarak ona reis olmuştur.

    Turgut Reis Preveze deniz savaşında harbe iştirak eden gönüllü gemileri (Türk levend gemileri) kumandanlığını yapmış ve harpten sonra serbest vaziyette korsanlığa devam ederek Venedik< Konu Resmi..>
    Ceneviz< Konu Resmi..>
    İspanyol< Konu Resmi..>
    Napoli ve Sicilya denizcileriyle muvaffakiyetli surette çarpışmıştır.



    Turgut Reis'in Esir Olması
    < Konu Resmi..>


    Turgut Reis 1540'ta Korsika adasında gemilerini yağlarken İspanyolların bir baskınına uğrayıp< Konu Resmi..>
    kendisini toplamaya meydan kalmadan Türklerin Oğlan Kaptan dedikleri Janetino Dorya'nın adamları tarafından esir edilmiş ve bu kaptan tarafından hediye olarak amcası meşhur Andrea Dorya'ya verilmiştir.

    Bu suretle bir müddet gemilerde forsa (Esir kürekçi) hayatı yaşayan Turgut< Konu Resmi..>
    sonra Cenova'da hapsedilmişti; fakat 1543'te Barbaros Fransızlara yardıma gelip Tufanda kışladığı sırada onun tehdidi ve üç bin altın tazminat vermesi üzerine salıverilmişti.

    Barbaros Hayrettin< Konu Resmi..>
    "Benden yarardır" diye çok takdir ettiği Turgut'a kendisine ait yedek kadırgasını vermek suretiyle onu tekrar faaliyete sevketmişti.



    Turgut'un Tekrar Faaliyeti
    < Konu Resmi..>


    Turgut Reis< Konu Resmi..>
    Cerbe adasını kendisine hareket üssü yaptı; bütün Türk ve Arap korsanlarını etrafına topladı; yeni Tunus hükümdarı Mevlây Ahmed veya Hamid ile bir anlaşma yaparak erzak ve cephane temin etti ve buna mukabil Turgut da ganimet malından Tunus sultanına muayyen bir miktar verecekti. Yirmi beş gemiye kumanda ediyordu.

    Turgut< Konu Resmi..>
    bu anlaşmadan sonra Tunus ile Trablus arasındaki bazı yerleri zabtetti ve daha sonra da kendisi için emin bir mahal olan Mehdiye şehrini işgal eyledi (956 H. 1544 M.)



    Turgut ve Andrea Dorya
    < Konu Resmi..>


    Kuzey Afrika'nın mamur şehirlerinden olan Mehdiye'nin Turgut Reis tarafından zabtedilmesi güney Avrupa'da hayret uyandırdı ve hemen Andrea Dorya kumandasıyla o taraflara mühim bir donanma sevkedildi; İspanyol amirali evvela Turgut Reis'in eline geçen bazı kaleleri ve uzun bir tazyikten sonra da Mehdiye'yi aldı; Turgut< Konu Resmi..>
    buranın muhasarası esnasında donanmayı buradan ayırmak için İtalya sahillerini vurup Mehdiye'ye yardımcı kuvvet sokmak istemişse de muvaffak olamamıştı. Cezayir ile alâkası dolayısıyla bu taraflarda cereyan eden hadiseleri gözden uzak tutmayan Osmanlı hükümeti bu işe yabancı kalmadı; bundan sonra T u r g u d'un hareket üssü olan Cerhe adası tazyik edildi ve o da Ege denizi taraflarına gelip vaziyeti hükümete arz etti ve kendisi Ağrıboz adasında gemileriyle emir bekledi.



    Malta Adası'nın Birinci Muhasarası Ve Trablusgarp'ın Alınması
    < Konu Resmi..>


    1551 senesinin ilkbaharında doksan kadırgadan mürekkep bir donanma Ağrıboz adasındaki Turgut Reis donanmasıyla birleşti. Bunlar doğruca Akdeniz'de Hıristiyan korsanlarının merkezi olan Malta adası üzerine yürüdüler.
    Osmanlı kaptan-ı deryası< Konu Resmi..>
    Rüstem Paşa'nın biraderi Sinan Paşa idi; Malta kuşatıldı ve bir müddet sonra Sinan Paşa ile Turgut Reis arasında ihtilâf çıktı; Sinan Paşa askeri gemilere alarak ayrıldı; beraberce Trablusgarp'a gelindi. Burası da Malta şövalyelerinin elinde idi. Denizden ve karadan yapılan tazyik üzerine 958 H. 1551 M. senesi Ağustosu'nun on dördünde Trablus alındı.



    Turgut Reis'in Osmanlı Devleti Hizmetine Girmesi
    < Konu Resmi..>


    Turgut Reis'in büyük bir denizci olduğu ve yanında da Akdeniz'in en mahir denizcileri bulunduğu bu Malta ve Trablusgarp seferinde görüldüğünden Sinan Paşa'nın tavsiyesiyle Turgut Reis ve arkadaşları hizmete alınıp Turgut'a Karlıeli sancakbeyliği ve maiyetinde olan Gazi Mustafa< Konu Resmi..>
    Uluç Ali< Konu Resmi..>
    Hasan Kelle< Konu Resmi..>
    Mehmed Reis< Konu Resmi..>
    Sancaktar Reis< Konu Resmi..>
    Deli Cafer ve Kara Kadı isimlerindeki reislere de yetmiş< Konu Resmi..>
    seksen akçe ulufe ile fener taşımak hakkı yani Türk donanmasında gemi kumandanlığı (kadırga reisliği) etmek imtiyazı verilerek mirî gemilere reis tayin edilmişlerdir. Turgut Reis< Konu Resmi..>
    tayininden sonra sancak merkezi olan Preveze'ye gitti.


     
  7. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    31.467
    Beğenilen Mesajlar:
    2.303
    Ödül Puanları:
    113
    Cevap: Osmanlı donanması

    Kemal Reis ve Türk Denizciliğinin Gelişmesi


    Osmanlı donanması< Konu Resmi..>
    Kemal Reis denilen meşhur Türk korsanının devlet hizmetine alınmasıyla yeni bir devreye girmiş ve bu değerli denizcinin tecrübelerinden çok istifade edilmiştir. Yani Kemal Reis hem gemi inşasında ve hem denizci yetiştirmekte Osmanlı bahriyesi ne isabetli bir veçhe vermiştir.

    Kemal Reis< Konu Resmi..>
    XV. yüzyıl sonlarında Akdeniz'in en mahir Türk korsanı idi. Emri altındaki gemilerle İspanya ve Afrika sahillerinde< Konu Resmi..>
    Septe boğazı ve Balear adalarıHıristiyan korsanları ile muvaffakiyeti olarak çarpışmış ve Frenk sahillerini vurmuştur. Bilhassa XV. yüzyılda Batı Anadolu halkından veya Adalara iskân edilmiş Türklerden bazıları gemi donatarak Akdeniz'de korsanlıkTürk korsanlarıkorsan gemileri Anadolu sahillerine kadar gelemezlerdi.
    çevrelerinde dolaşmış< Konu Resmi..>
    ederler ve karşılarına çıkan Frenk korsanlarıyla çarpışırlardı. Bu Batı Akdeniz'e kadar gittikleri halde Frenk

    Asya ve Avrupa kıtalarında (Anadolu ve Rumeli) geniş sahillere malik olan Osmanlı devleti< Konu Resmi..>
    karşısına çıkan Venedikliler ve müttefikleriyle muvaffakiyetli surette boy ölçüşebilmek için tecrübeli gemicilere muhtaçtı; bunu temin için Sultan Bayezid çok isabetli bir görüşle Akdenizdeki Türk korsanlarından istifadeyi düşündü ve meşhur Türk korsan reisi Kemal Reis'i devlet hizmetine davet etti. Kemal ReisSultan Bayezid'in davetine icabet ederek geldi:
    900 H. 1494 M. de
    Ki bir gün lutf idüben Bayezid Han
    Bize gönderdi geldi emr ü ferman
    Buyurmuş kim Kemal gelsün kapuma
    Deniz hizmetlerin elsün tapuma
    O emrin tarihi bû idi ey can
    Dokuz yüzde gelüben tuttuk evtan


    Kemal Reis derhal donanmada tadilât ve ıslâhat yaptı ve ölümüne kadar şerefle Türk gemiciliğini müdafaa etti. Kemal Reis'i tanımış olan İbn-i Kemal< Konu Resmi..>
    bu büyük denizcinin Gelibolulu olduğunu kaydetmektedir. Babasının adı sarih olarak bilinmiyor; rivayete göre kendi adı Ahmed Kemal ve babasının adı Ali imiş. Kemal Reis'in< Konu Resmi..>
    Hacı Mehmed isminde bir kardeşi olup bu da< Konu Resmi..>
    Kitâb-ı Bahriye sahibi meşhur Pirî Reis 'in babası idi.

    Kemal Reis'in devlet hizmetine girmesi ve ıslâhatı pek hayırlı olmuştu; çünkü dört beş sene sonra Venedik cumhuriyeti ile yapılan muharebedeki başarılar< Konu Resmi..>
    Kemal Reis ile arkadaşları olan Burak Reis< Konu Resmi..>
    Kara Hasan Reis< Konu Resmi..>
    Herek reis ve Pirî Reis gibi denizcilerin gayretleriyle husule gelmişti. Memlûklerle yapılan 1491(896 H) muahedesi mucibince Adana ve Tarsus'taki Mekke ve Medine'ye ait vakıfların varidatı her sene gemilerle iskenderiye'ye nakledilir ve oradan yollanırdı; fakat Rodos şövalyelerinin taarruzları sebebiyle bu varidat Osmanlı gemileri ile daha emin bir surette götürülüyordu; bundan dolayı 903 H. 1498 M. senesindeki bu vakıf varidatını Kemal Reis'in kumandası altındaki donanma nakletmişti. Bu gidiş ve dönüşte Kemal Reis Rodos şövalyelerinin gemileriyle çarpışmış ve bunlara galebe ederek beş parça gemilerini zabt ile bir hayli esir almıştır.

    910 H. 1504 M. de Türk ve Müslüman gemilerine rahat vermiyerek hem seyr-i seferi ve hem ticareti sekteye uğratan şövalyeler üzerine Kemal Reis müthiş bir akın yapmış< Konu Resmi..>
    Rodos'a asker döküp çok yerlerini vurarak adanın zaptını ileri sürmüşse de siyasî düşüncelerden ötürü arzusuna muvaffak olamamıştı.

    Kemal Reis 19 cemaziyelevvel 913 (1507 Eylül)'de Kahire'ye gitmiştir. Mehazımız olan İbn-i Ayaş tarihi bunun ne için geldiğini beyan etmeyerek hakkında şu mütaleayı yazıyor : "< Konu Resmi..>
    . Bunun gece ve gündüz Frenklerle cihaddan usanmaz ve yılmaz olduğu ve Frenklerin bunun elinden âciz kaldıkları ve bu adamın mücahid bir reis olduğu söylendi. Bu gelince sultan buna mübalağalı ikramlarda bulundu ve bu da az bir müddet Mısır'da ikamet ile memleketine döndü< Konu Resmi..>
    Bu sırada bazı Frenk gemilerinin Kızıldeniz'de faaliyete geçip Hicaz sahillerine taarruzları ihtimaline mebni Mekke emiri< Konu Resmi..>
    Memlûk hükümdarından donanma ile yardım istemişti. Donanma levazımı Anadolu'dan tedarik edildiğinden Memlûk sultanının müracaatı üzerine Osmanlı hükümdarı bedeli mukabilinde derhal istenilen donanma levazımının verilmesini emrettiği gibi kendisi de ayrıca hediye olarak birçok levazım hazırlattırmış ve bunların Şehzâde Korkut'u Mısır'a götüren gemilerle nakli emrolunmuştu. Bu gemi levazımından bedeli mukabilinde gönderilecek olanlar yüklenip tam gidecekleri sırada Rodos şövalyeleri gemileri< Konu Resmi..>
    Alâiye taraflarında baskın yaparak alıp gitmişlerdi.

    Bu vak'a haber alınır alınmaz Rodos şövalyelerinden intikam almak üzere 916 H. 1510 M. senesinde Kemal Reis sefere memur oldu. Rivayete göre kendisinin şöhretini çekemeyen kaptan paşa tarafından verilen reis gemisi işe yaramaz bir şeydi. Denize açıldıktan sonra nihayet şiddetli bir fırtınadan Kemal Reis'in gemisi battı ve kendisi de kurtulamayarak boğuldu. Hatta 916 zilkadesinde (1511 Mart) sultan BayezidMemlûk hükümdarıdonanma levazımından bir kaç gemi yükü yollandığı beyan edilip salimen gelip gelmediği yazıldıktan sonra mücahid Kemal Reis'in gark olduğu ve hiç bir haber alınmadığı zikrolunarak o taraflarca bir haber olup olmadığı sorulmaktadır. Bu kayıtlara göre Kemal Reis 916 hicrî senesine müsadif 1511 senesi başında vefat etmiş oluyor; halbuki Pirî Reis'in Kitâb-ı bahriyesinde Kemal Reis'in 917 H. 1512 M. de boğulduğu ve Osmanlı denizciliğine on yedi sene hizmet ettiği yazılmaktadır. Bu iki kaydı telif edecek olursak bu büyük mücahidin 916 hicret yılı sonlarında boğulduğu ve vefatının 917 ihtidalarında tahakkuk ettiği anlaşılır.
    tarafından Memlûk sultanına gönderilmiş olan bir nâmede< Konu Resmi..>
    tarafından istenilen







    Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Faaliyeti


    XVIII. asır ortalarında Venedik donanmasının ehemmiyetini hemen tamamen denilecek kadar kaybetmesi sebebiyle Osmanlı donanmasına Akdeniz'de karşı koyacak bir kuvvet yoktu; bununla beraber Osmanlı donanması personel itibariyle noksan bir halde olup Akdeniz tarafından kendisini tehdit edecek bir kuvvet de mevcud değildi.
    Ruslar< Konu Resmi..>
    kalkınma devrinde olduklarından Baltık denizindeki Rus donanması İngiliz amiral ve gemicileri tarafından ıslah ve nizam edilmekte idi; nihayet Akdeniz'e gelmesi hiç bir suretle tasavvur edilmeyen Rus donanması İngilizlerin idare ve yardımlarıyla bu tarafa gelerek 1184 H./1771 M.'de Çeşme limanında Osmanlı donanmasını yakmıştı.

    Tamamen yanan Osmanlı donanması sebebiyle Akdeniz adaları< Konu Resmi..>
    bütün sahiller ve Çanakkale boğazında durum pek nazik ve tehlikeli bir şekil almıştı; işte bu sırada kaptân-ı derya olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa< Konu Resmi..>
    büyük bir azim ve gayretle aleyhtarlarının engellemek istemelerine rağmen Boğazı muhafaza etmeye muvaffak olmuş ve 1188 H./1774 M. de Küçük Kaynarca Antlaşması'nı müteakib yeni hükümdar olan I. Abdülhamid'in kendisini tutmasıyla onun saltanatı müddetince tersaneyi ıslah etmeye çalışmıştır.

    Gazi Hasan Paşa tecrübelerden almış olduğu derslerle donanmanın yeni esaslara göre hazırlanması lâzım geldiğini takdir etti ve bunun için yalnız gemi yapmak değil aynı zamanda yeni tarzda gemici yetiştirilmesini düşündü ve bu iki noksanı bir dereceye kadar telafi için eski ağır gemileri yenileriyle değiştirmek çaresini buldu. Yeni yapılacak gemilerin inşası ingiliz ve Fransız sistemine göre oldu; gemiler daha hafif< Konu Resmi..>
    topların taksimi daha oranlıydı; bu yeni inşaat ingiltere ve Fransa'dan getirilen gemi yapıcı ustalar vasıtasıyla bu iki devlet donanması biçiminde oldu. Ege< Konu Resmi..>
    Marmara< Konu Resmi..>
    Karadeniz ve bilhassa İstanbul tersanelerinde bu tarzda gemiler yapıldı.

    Gazi Hasan Paşa< Konu Resmi..>
    donanma işine o kadar ehemmiyet verdi ki İstanbul tersanelerindeki inşaat için bizzat buranın kereste ocaklığı olan İzmit'e kadar giderek sevkiyata nezaret etti. Kaptan Paşanın maksadı fırkateyn ve küçük gemilerden başka Osmanlı donanmasını kırk büyük harp gemisine yükseltmekti; bu kırk büyük savaş gemisi İstanbul'da emri altında bulunacaktı; donanma inşaatı çok paraya tevakkuf ediyordu; hazinede bunu temin edecek para olmamakla beraber inşaat ağır da olsa devam etti.

    Donanmanın ikinci mühim şıkkı olan gemi elemanı işi vardı; çünkü gemiciler daimî olarak denizci olmayıp toplama efraddan oluşuyordu; donanma kışlamaya gelir gelmez altı ay müddetle hizmete alınmış olan bunlar memleketlerine giderler ve İstanbul'a gelen kalyoncular da Kasımpaşa ve Galata'daki bekâr odalarında yatıp kalkarak türlü edebsizlik edip kadın ve genç çocuklara saldırırlardı.
    Bundan dolayı Gazi Hasan Paşa Ege denizinde Midilli veya İstanköy adalarından birinde ve Karadeniz'de Sinop limanında ve bir de İstanbul tersanesinde kışlalargemici olarak talim ve terbiye etmek istedi; fakat bu arzusunu tamamen tatbik edemeyerek aleyhtarlarının muhalefetlerine rağmen kendi kesesinden olarak 1198 H. (1784 M.)'de tersanede anbarlar yakınında bir kalyoncu kışlası yaptırmaya muvaffak oldu; 1189 H.(1775 M.)'de kurulmuş olan denizci zabit yetiştirmeye mahsus denizcilik mektebi de iyi neticeler vermeye başlamıştı
     
Osmanlı donanması konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Osmanlı

    Osmanlı

    Osmanlı Eskiden Osmanlı İmparatorluğu´nda viskon ve koton karışık üretilen kumaşta çoğu zaman çizgili desen kullanılıyor. Kumaş; ipek, yün ve koton karışımından oluşuyor. Duvar kaplaması, perde ve koltuklarda kullanılıyor.
  2. osmanlıda aşure

    osmanlıda aşure

    osmanlıda aşure Kullanılacak Malzemeler buğday Fasulye nohut bakla pirinç şeker badem Hazırlanma Şekli Dini inanışlarda her yöreye göre değişen inanışlar olsa da Aşure gününde birçok peygamberin hayatında önemli ve olumlu olaylar olduğuna inanılır. Bu günde, peygamberlerin ve onlara inananların çok büyük sıkıntılardan, zulümlerden, baskılardan kurtulduğuna inanılırAşurenin yapılış şekli...
  3. Osmanlı Hoşgörüsü

    Osmanlı Hoşgörüsü

    Çağdaş dünyamızda en ideal bir yönetim biçimi telakki edilen demokrasi, farklı anlayış, kültür ve yapılara müsamaha ve tahammül gösteren, örgütlenme hakkı veren bir sistem olarak görülmektedir. Müsamaha demokrasinin temel bir esasıdır. Zira müsamahanın olmadığı yerde demokrasilerden bahsetmek mümkün değildir. Osmanlı yönetim anlayışı çağdaş demokrasilerin temel bir esas olarak belirlediği...
  4. Osmanlı İşkenceleri

    Osmanlı İşkenceleri

    osmanlı işkenceleri Tarih okumayı çok severim ama; bu yazıdakileri okuyunca tüylerim ürperdi.Gerçekliği nedir tam olarak bilinmez ama nam salan Çin işkencesinden daha hatrı sayılır işkenceler bizim de tarihimizin tozlu sayfalarında saklıymış, Osmanlı İşkenceleri: 1- Osmanlı döneminde idam edilecek adamın yanı başında bir sac hazırlanırmış ve bu sac alttan verilen ateşle iyice...
  5. osmanlı

    osmanlı

    osmanlı zamanında neden ladevri vardı gül devri yoktu

Sayfayı Paylaş