gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Gazeteciler Biyografi

    Konu, 'Biyografi' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    mehmet korhan fırat biyografisi mehmet korhan fırat hayatı biyografi hakkında bilgi ın hayatı BÜTÜN BİYOGRAFİLER INTERNETTEN DERLEME VE ALINTIDIR
    Abdulla Latifzade ( 1891)- (1938)

    Kırım Türk Edebiyatı

    Edebi çalışmalarına 1917 inkılabından önce "Tercüman" gazetesinde başlayan Abdulla Latifzade (1891-1938), inkılabından sonra da çalışmalarına devam eder.

    Uyanık fikirli, zeki, halkına ve milletine bağlı bir şair olan Latifzade inkılabın getirdiği yenilikleri tam olarak benimsemiş; şiirlerinde halkı taassuptan kurtaracak, medeniyet ve kültürlerini geliştirecek arzu ve düşüncelerini sade bir dille anlatmıştır.

    Abdulla Latifzade'nin "Ömür", "Şaire", "Şairin Ruhu", "Közaydın", "Baar Türküsü", "Ahır Zaman Kuşu", "Hayırsız Tüş", "Mücde" gibi şiirleri Kırım edebiyatına konu ve şekil bakımından byük yenilikler getirmiştir. Sade bir dille yazdığı şiirleri okuyucuda derin bir tesir bırakır. Şair şiirlerini toplayarak 1928'de "Yeni Saz" ismindeki kitabında yayımlamıştır.
    Alfabe ve terminoloji komisyonlarında çalışan Latifzade, okullarda garp edebiyatı dersleri de vermiştir.

    Abdulla Latifzade, Kırım kültürüne dil ve edebiyat konularında yazdığı makalelerle de hizmet etmiştir. Latifzade 1927'de yazdığı "Kırım Tatar Edebiyatının Kısa Obruzı" isimli makalesinde Umer İpçi, Mahmut Nedim, Cafer Gafar, Ziyaddin Cavtöbeli,Eşref Şemizade gibi şair ve ediplerin eserlerini de inceleyerek Kırım edebiyatının gelişmesini açıklamıştır.
    Birkaç sene oynanan "Ömer Baari" adlı piyesi yazan Abdulla Latifzade, Kırım dramatoloji sanatının gelişmesinde de önemli rol oynamıştır.Kırım edebiyatı ve kültürünün gelişmesinde çok hizmetleri olan Laifzade, 1938 yılındaki toplu sürgün ve idamlar sırasında bir çok Kırımlı yazar ve şair gibi yok edilmiştir.

     
  2. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi
    Abdullah Aymaz ( 1949)

    1949'da Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nü İzmir'de okudu. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir'de öğretmenlikler yaptı. 1978'de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlandı. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır. İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretti. Halen ZAMAN gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, "sehl-i mümteni" vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz'ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.

    ESERLERİ: 1- Yaratılış ve Kader, 2- Peygamberler, 3- Kaderin ilmi isbatı, 4- Ölüm ve Diriliş, 5- Kur'an ve İlimler, 6- Zeka Tomrukları, 7- Hep taze mucize, 8- İbadetlerin Getirdikleri,
    9- Ruhlar ve Ötesi, 10- Şüpheler üzerine, 11- Sen Yusuf musun?, 12- Kelimeler Armonisi, 13- Hadislerin Işığında Hadiseler, 14- Onlar Yıldız Gibiydiler, 15- Duyduklarım, Gördüklerim, 16- Hatıralar Işığında, 17- Mercan Mağaraları, 18- Gaybın Haberleri, 19- Hikmet,20- Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2), 21- Miraç Şehsuvarı, 22- Hücre Devleti.
     
  3. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdullah Cevdet ( 09.09.1869)- (29.11.1932)


    Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar. Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan ve İttihad ve Terakki Cemiyetinin kurucularından. Babası Diyarbekir Birinci Tabur Katibi Ömer Vasfi Efendi olup, 9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 1932'de İstanbul'da öldü.
    İlk tahsilini Arapkir'de ve Hozat'ta yaptıktan sonra Mamüretü'l-Aziz (Elazığ) Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisinden de mezun olduktan sonra Mekteb-i Tıbbiyeye girdi. Biyolojik materyalist fikirlerin tesirinde kaldı. Dinin insan üzerindeki fonksiyonlarını inkar eden ve her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalist görüşlere yer veren bazı eserler yazdı.

    Talebeyken 1889'da tıbbiyeli arkadaşları ile sonradan İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani adlı gizli cemiyeti kurdu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle birçok defa tutuklandı. 1894'te Mekteb-i Tıbbiyeden mezun oldu. Haydarpaşa Hastahanesinde vazife aldı. Geçici olarak Diyarbakır'a vazifeli gönderildi. Orada İttihad-ı Osmani Cemiyetine Ziya Gökalp gibi pekçok kimseyi üye kaydetti. İstanbul'a döndükten sonra siyasi faaliyetlere devam ettiği ve devlete karşı olan faaliyetleri sebebiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 1896'da Bakanlar Kurulu kararıyla Trablusgarb'a sürüldü. Burada da siyasi faaliyetlere devam etti.

    Mizan ve Meşveret adlı dergilere imzasız ve "Bir Kürt" takma adıyla yazılar gönderdi. Fizan'a sürüldü ise de oradan Tunus'a kaçtı. Paris'e geçerek Osmanlı Devletini yıkmak için faaliyet gösteren Jön Türklere katıldı. 1897'de Cenevre'ye giderek İttihad ve Terakki Cemiyetinin merkez komitesinde yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde takma adıyla yazılar yazdı. 1899'da Viyana sefareti tabipliğine tayin edildi. 1903'te tekrar Cenevre'ye giderek bir matbaa kurdu ve İctihad Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. 1904'te Osmanlı İttihad ve İnkılap Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarda Sultan İkinci Abdülhamid Han ve diğer hükumet erkanı hakkında çirkin ifadeler kullandı. 20 Ekim 1904’te İsviçre'den sınır dışı edilince, İctihad Dergisi ve kütüphanesini Mısır'a naklederek bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine devam etti. Şura-yı Osmani Cemiyetinin idaresinde vazife aldı. Bu sırada İslam düşmanı ve müsteşrik Dozy'nin eseri Essai Sur l'histoire de l'İslamisme adlı kitabını Tarih-i İslamiyet adıyla tercüme etti. Bu kitapta Peygamberimize karşı saygısız ifadeler kullandığı için dindar insanların samimi duygularını rencide etti. Bu yüzden pekçok kimse tarafından, kendi yanlış fikirlerinden başkasını kabul etmeyen, Allah düşmanı manasında "Adüvvullah Cevdet" diye anıldı. Bozuk fikirlerine zamanın hakiki alimleri tarafından cevaplar verildi.

    İkinci Meşrutiyetin ilanından ve İkinci Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinden sonra 1910 senesi sonlarında İstanbul'a dönen Abdullah Cevdet, İttihad ve Terakki ileri gelenleriyle arası açık olduğundan Cağaloğlu'nda İctihad Evi adını verdiği binaya yerleşerek İctihad Dergisini çıkarmaya devam etti. Aynı sene içinde kurulan Osmanlı Demokrat Fırkasının ikinci başkanı oldu. Bu fırka, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birleşince de, siyasi faaliyetlerini Kürt Teali Cemiyetine girerek devam ettirdi. Çıkardığı İctihad Dergisi, din ve devlet aleyhinde yazılar yazdığı için birçok defa kapatıldı. Bir ara İsviçre'ye giderek Osmanlı Devleti aleyhinde çalışan muhaliflere katılmak istediyse de isteği İsviçre hükumeti tarafından reddedildi. Daha sonra İttihadcıların desteğiyle çıkan Hak Gazetesinin yazarlarından oldu. Birinci Dünya Harbinden sonra yeniden siyaset ve yayın faaliyetlerine başladı. 1 Kasım 1918'den itibaren İctihad Dergisini yeniden çıkardı. Tekrar İttihadcıların aleyhinde yazılar yazdı. İngiliz Muhibler Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı. İctihad Mecmuasıında dini tezyif edici yazılar neşr etmeye devam etti. Bir ara Sıhhıye Müdürü olduysa da bu vazifeden alındı. 25 Mayıs 1920'de bu vazifeye yeniden tayin edildi. Fakat yedi ay sonra tekrar alındı. Yeniden neşr etmeye başladığı İctihad Dergisinin 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Bahailiğin yeni bir din olarak kabul edilmesini tavsiye etti. İstiklal Harbinden sonra İctihad Dergisinde yeni idareyi öven yazılar yazarak nüfuz kazanmak istedi. Bu mecmuada Türkiye'nin nüfus politikasıyla ilgili olarak; "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." şeklindeki iddiasının yer aldığı bir yazıyı kendi imzasıyla yayınladı. Bu yazısı bütün yurtta büyük ve derin bir nefrete sebep oldu.
    Ömrünün sonuna doğru tamamen yalnız kalan Abdullah Cevdet 29 Kasım 1932'de öldü.
     
  4. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdullah Özkan ( 1974)

    Abdullah ÖZKAN, Gazeteci-Yazar.1974 yılında Yozgat’ ta doğdu. İlk öğrenimini Kayseri’de, Orta öğrenimini Adana’da tamamladı. Yaklaşık iki yıl süreyle haftalık Vahdet Gazetesi’nin Dış Haberler Servisi Sorumluluğu' nu yürüttü. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Amerikan gizli istihbarat örgütü CIA’yı konu alan ?Sam Amca’ nın Çocukları’ isimli eseri daha çok genç yaşta olmasına rağmen Emre yayınları tarafından yayınlandıktan sonra ismi sıkça konuşulur oldu ve bu eseri dönemin gazete ve köşe yazarları tarafından sık sık kullanılmaya başlandı. Kitabı yayınlandıktan sonra Özkan, İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Halen Milli Gazetede yazılarına devam etmektedir.

    Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri :
    1- Sam Amcanın Çocukları
    2- Cezayir
    3- Türkiye' deki Amerika
     
  5. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi
    bdulvahap Kara ( 19.11.1961)


    19.11.1961’de Istanbul’da doğan Yard. Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Zeytinburnu Gazipaşa İlkokulu, Abdülhak Hamit Ortaokulu ve Yeşilköy Ticaret Lisesini bitirdikten sonra, 1982’de Boğaziçi Üniversitesi Elektronik Yüksek Teknisyenliği bölümünden mezun oldu. 1982-1985 Yeşilköy Atatürk Havalimanı Elektronik bölümünde görev yapan Kara, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. 1987-1988 arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde görev yaptıktan sonra, Almanya’nın Münih şehrinde bulunan Hürriyet Radyosu’na giderek, burada 1988-1995 yıllarında Kazak Türkçesi yayınlarda editör olarak çalıştı.

    1995 yılında yurda dönerek Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlayan Kara, 1997’de Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Kazakistan’da 1986 Almatı Olaylarının İçyüzü ve Etkileri” adlı teziyle Yüksek Lisans eğitimini ve 2002’de “Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlığı Yolundaki Mücadelesi” adlı teziyle Doktora eğitimini tamamladı.

    Doktora tezi “Türkistan Ateşi Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi” adıyla kitap olarak basıldı ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2002 Biyografi dalında birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye’de ve Kazakistan’da yayınlanmış bir çok makalesi bulunan Kara, İngilizce, Almanca, Rusça ve Fransızca gibi batı dillerinin yanı sıra Kazakça, Özbekçe, Kırgızca gibi Orta Asya Türk lehçelerini de bilmekted
     
  6. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdurrahman Pala

    1953 Manisa Saruhanlı ilçesi Adiloba köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu İzmir'de okudu. Kartaltepe gece lisesi'ne kaydolduğunda Yeni İstanbul gazetesinde "Musahhih" olarak çalışmaya başladı. Yüksek okulu İzmir Yüksek İslam Enstitüsü’nde bitirdi. Sırasıyla Babıali'de Sabah, Hakimiyet, Politika, Yeni İstanbul, Aktüel, Ortadoğu, Tercüman ve Türkiye gazetelerinde çalıştı. 1983 yılında kendi adına Safa Tanıtım Hizmetleri LTD. Şti.'ni kurdu. Reklamcılık, dergi yayıncılığı ve matbaacılık yaptı. 64'ler Bilgisayar dergisini, MSX Bilgisayar dergisini çıkardı. 1993 yılında yeniden mesleğe dönerek HBB TV'nin kuruluşunda görev aldı. Haber Koordinatörü olarak çalıştığı HBB'den Kanal 6'ya transfer gitti ama orada barınamadı ve bir bucuk ay sonra Nokta dergisine yazmaya başladı. Nokta dergisine yazarken TGRT'den teklif aldı. Haber Programları Koordinatörü olarak çalıştığı TGRT'den Türkiye gazetesi TV Magazin müdürlüğüne geçti. 2001 yılında ekonomik nedenlerle gazeteden ayrıldı. Medical Channell'in kuruluşunda yayın danışmanı olarak görev aldı. Bu kanalda "Platform" adlı canlı yayın hazırlayıp sundu. TRT İstanbul Televizyonunda "Gece Kahvesi" "Gün Ortasında" ve "Fetih ve Fatih Belgeseli" programlarında danışman olarak çalıştı. Şimdi Önce Vatan gazetesinde haftada dört gün "Mevsim Salatası" başlığıyla köşe yazıyor.

    Yeni Şafak gazetesi internet editörü. Yazmaya uygun gördüğü konuları Nokta dergisine de yazıyor. T.G.C. üyesi Abdurrahman Pala Evli ve iki çocuk babası.
     
  7. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi
    Abdurrahman Kadrizade ( 1894)- (1939)

    Kırım Türk Edebiyatı

    Kırım şairlerinden Abdurrahman Kadrizade (1894-1939) medrese tahsilini tamamladıktan sonra Arap, Fars ve Rus dillerini öğrenmiştir. "Yanı Dünya" gazetesinde çalışırken siyasi kitapları, ders kitaplarını ve edebi eserleri Kırım Türkçesi'ne tercüme eder. Diğer Türk boylarının folklorunu ve Kırım sözlü edebiyatını çok iyi bilir. Kadrizade, halk arasında anlatılan masalları, tekerlemeleri, yırları çınları ve atasözlerini derleyerek gazetelerde yayınlar. Kadrizade, masallardan fıkralardan faydalanarak "Molla Nefsi", "Aksak Temir ve Nasreddin", "Çırk Mırk mı, Mırk Çırk mı?", "Nasreddin Oca ve Karısı" gibi satirik eserler de yazmıştır.

    Abdurrahman Kadrizade 1927 senesinde "Kızma Be Yau!", "Birkaç Öğütler" veya "Öğütlerim" gibi şiirlerinde insan hayatındaki eksikleri, çirkinlikleri tenkit ederek kendi düşüncelerini, öğütlerini anlatır.
     
  8. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdurrahman Şen

    Sivas’ın Hafik kazasında 01.08.1955’te doğdu. 1958’de ailesinin göç ettiği İstanbul’da Fatih İlk Okulu’nu bitirdi. Daha sonra sırasıyla; Düzce İmam Hatip Okulu, İstanbul İmam Hatip Okulu ve Zeytinburnu Akşam Lisesi’nde okudu… Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Gazeteciliğe profesyonel olarak 1978’de Yenidevir Gazetesi’nde başladı. “Cemre” ve “ Beyazsanat” isimli dergileri yayınladı. Hâlen “SARMAŞIK Kültür” isimli kültür sanat dergisinin yayınını yönetiyor. Bulvar Gazetesi’nde 3 yıl kadar çalıştı. Zaman Gazetesi’nde; Haber Müdürü, Kültür Sanat Sayfası Sorumlusu, Spor Sayfası Şefi olarak çalıştı, köşe yazarlığı yaptı. Ortadoğu Gazetesi’nde kısa bir süre çalıştıktan sonra 23 Aralık 1993/ 23 Aralık 2003 tarihleri arasında tam 10 yıl Yeniasya Gazetesi’nde “Cemre” başlığı altında kültür sanat ağırlıklı olarak günlük köşe yazarlığı yaptı. Şimdilerde aynı gazetede haftada bir gün yazılarını sürdürüyor. Beyoğlu Belediyesi’nde 1995 Haziran ayından, 2004 Aralık sonuna kadar kültür sanat konularında başkan danışmanlığı yaptı. Bu süre zarfında, birçoğu “ilk” olma özelliği taşıyan çeşitli etkinliklere imza attı. “Cemre- (1990)”, “Hilal’i Beklerken-(1992)” ve “Renk Renk Sinema-(1996)/ genişletilmiş 2. baskı- (2001)” ve “Son Sultanü’ş Şuara Necip Fazıl” (2005) ile “İstiklâl Marşı Ve Mehmet Âkif Ersoy” (2006-derleme) isimli yayınlanmış 5 kitabı bulunuyor. TC Kültür Bakanlığı’nın, “ Türk Kültürü’ne Hizmet Özel Ödülü”nü aldı (1995). Evli ve bir çocuk babasıdır. Çeşitli kültür kuruluşlarında; kurucu başkanlık, başkanlık ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. Ağustos 2004’de, doğduğu ilçe olan Hafik’te bir kütüphane oluşturulması için 3500 kitabını bağışladı. Yıl içerisinde yapılan kültür merkezi ve içindeki kitaplık, 5 Eylül 2005 tarihinde yapılan bir törenle hizmete sokuldu.
     
  9. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdülhamit Avşar ( 1964)

    Ailesi 1961 yılında Doğu Türkistan'dan Afganistan'a göç etti. 1964 yılında Afganistan'da dünyaya geldi. Ailesi 1965 yılında Türkiye'ye gelerek Kayseri'ye yerleşti. İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladı. 1986 yılında Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu (İletişim Fakültesi) Radyo-Televizyon Bölümünden birincilikle mezun oldu. Okul sırasında Yeşilçam'da bir süre çalıştı. 1987 yılında TRT'ye prodüktör olarak girdi. Çeşitli drama, belgesel ve kuşak programların yapım ve yönetimini üstlendi. Kimi yurt dışı toplantılarda TRT'yi temsil etti. Halen TRT'de prodüktörlük görevini sürdürüyor. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi SBF Siyaset Bilimi ana bilim dalında master yaptı. Şu anda da aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler bölümünde Orta Asya üzerine doktora yapmaktadır. Türkiye'de basın siyaset ilişkilerini ele alan "Serbest Cumhuriyet Fırkası" adlı yayınlanmış bir eseri olan Abdulhamit Avşar'ın çeşitli dergilerde de zaman zaman makaleleri yayınlanmaktadır. İngilizce'nin yanı sıra Uygurca ve Özbekçe başta olmak üzere çeşitli Türk lehçelerini okuyup konuşabilen A. Avşar evli ve iki çocuk babasıdır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Birsad üyesi ve Basın Birliği Derneğinin yönetim kurulu üyesidir.
     
  10. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Abdüllatif Benderoğlu ( 1937)

    1937’de Tuzhurmatu’da doğdu. Bir demircinin oğlu-dur. İlk ve orta öğrenimini Tuzhurmatu ve Kerkük’te yapmıştır. Kerkük’teki Irak petrol şirketinin teknisyen okulunda üç yıl okuduktan sonra 1956’da siyasi sebeplerden ötürü okuldan atılmıştır. Okuldan atıldıktan sonra kimi şirketlerde teknik ressam olarak çalışmıştır. 1964’te siyasi faaliyetlerinden dolayı Irak’tan ayrılmak zorunda kalan Benderoğlu, önce Lübnan, sonra Yunanistan, daha sonra da Bulgaristan’a gitmiş, Sofya’da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerde yazdığı şiirler-le hayatını sürdürmüştür. 1965’te yurduna dönen Benderoğlu, 24 ocak 1970’te Irak Türklerine kültürel hakların tanınması üzerine Kerkük ve Kuzey Bölgesi İrşad Müdürlüğüne atandı. Üç ay bu görevde kaldıktan sonra Irak Tanıtma Bakanlığına bağlı Türkmen Kültür Müdürlüğü ve haftalık Yurt gazetesinin genel yayın yönetmeni oldu. Şair Türklerin yaşadığı bir çok ülkede, bu meyanda Yunanistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Türkiye, Azerbaycan ve Kazakistan’da bulunmuştur. Benderoğlu yaptığı hizmetler dikkate alınarak Bakü Memmed Emin Resulzade Üniversitesi tarafından 1992’de fahri doktorlukla ödüllendirilmiştir. Benderoğlu 2000 yılına kadar Yurt gazetesinin redaktörlüğünü yürütmüştür.
     
  11. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Adel Mıhamceriy Hasoko ( 1933)- (1984)

    1933 yılında Ürdün'ün başkenti Amman'da doğdu. Ürdün'deki Kafkas göçmenlerinin kültürel kuruluşlarının çalışmalarında rol oynadı. 1950-1957 yılları arasında Ürdün'de bulunan İkinci Dünya Savaşı mültecilerinden yazar, besteci ve halkbilimci Kube Şaban ile birlikte Adige halkbilimi ve edebiyatı üzerinde çalıştı. Onun "Qebertayeme Yaçecstyeu" (Kabartay'ların Baskını) ve "Psiyıçvij” (Göç) adlı piyeslerinin Amman'da sahnelenmesine yardım etti ve bunlarda oynadı. Kube Şaban'ın Fransa'ya gitmesinden sonra da Amman'daki Gençlik Derneği'nde Adige dili ve alfabesi üzerine kurslar düzenledi. 1958 yılında "Dy Anebze" (Anadilimiz), 1959 da "Adighe Alfibe" (Adige Alfabesi), 1960 yılında ise "Xexiqheu Adighe Uered Zaul" (Seçme Adige Halk Şarkıları) ve "Mefepç" (Takvim) adlı yapıtları yayımlandı. Bu arada Şurdum Memduh ve Balkız Mahmud ile birlikte doldurmuş oldukları Kafkas halk müziği bantları Amman Radyosunda yıllarca çalınmıştır.

    1960 yılında Ürdün'ü terk edip işçi olarak Batı Almanya'ya gitti. Bir süre sonra Almanca'yı öğrenip bir kompüter enstitüsünü bitirdi ve işini değiştirdi. Bu arada Schwelm adlı küçük bir kasabada kurduğu "Tscherkessischer Kulturverein" kısa sürede Almanya'da çalışan Kafkas kökenli işçiler ve Avrupa üniversitelerinde Kafkasoloji üzerinde çalışan öğrenciler için küçük bir enformasyon merkezi haline geldi. Almanya’da iken de çoğu bu derneğin yayını olmak üzere "Adighe Alfibem Yiqhuaz" (Adıge Alfabesi İçin Rehber), "Nart Txidezh I." (Nart Efsaneleri I.), "Zi Mafe Guerem" (Günün Birinde - Fabl'ler) gibi kitapları yayınlandı. "Nıbjeqhu" (Arkadaş) ve "Cible" (Yıldırım) adlı bültenlerin yayımlanmasında emeği geçti.
     
  12. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Adnan Öksüz ( 1964)

    1964, Erzincan doğumlu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul ve Erzincan'da tamamladı. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan 1991'de mezun oldu. Gazeteciliğe 1987 yılında Zaman'da başladı. Yaklaşık 10 yıl parlamento muhabirliği yaptı. 5
    yıl Aksiyon Dergisi'nin Ankara Temsilciliğini üstlendi. Halen Zaman'da çalışmalarını sürdürüyor. 'Seçim Sistemleri' konulu araştırması Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin 'Araştırma Ödülü'ne layık görüldü. Evli, iki çocuk babası.

    ESERLERİ

    Siyasette Arka Oda Manzaraları; TIK SESİ

    Siyasette Arka Oda Manzaraları; TIK SESİ isimli kitapta yakın siyasi tarihimize ilişkin ilginç olayların perde arkası anlatılıyor. Ankara'da 15 yıl siyaseti izleyen ve olayların perde arkasını araştıran Gazeteci Adnan Öksüz bu deneyimlerinin bir bölümünü kitaplaştırdı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'le ilgili
    birbirinden ilginç anekdotlar kitapta yeralıyor. Eski siyasiler de kitapta ağırlıklı bir yer tutuyor.
     
  13. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Ahmed Arvasi ( 15.02.1932)

    1932 yılında dünyaya geldi.Ailece Van'ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas (Doğanyayla) köyündendir. Mühitlerinde bu köyün adına izafeten 'Arvasiler' olarak tanınırlar. Soyadı kanunu çıktıktan sonra köylerinin adı soyadları oldu. Babası Anadolu'da yetişen büyük velilerden Seyyid Abdülhakim Arvasi'dir.

    Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı yazarı Hüseyin Hilmi Işık ile büyük şairlerimizden Necip Fazıl'ın hocaları Abdülhakim Arvasi hazretleri ise bir başkasıdır.

    1952'de Erzurum Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra bir süre ilkokul öğretmenliği yaptı. 1958'de Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirdi. Sırayla Balıkesir, Bursa ve İstanbul'daki eğitim enstitülerinde hocalık yapan Arvasi, 1979 yılında emekli oldu. Aynı yıl Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel İdare Kurulu'na seçilerek bu partideki görevine 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar devam etti. MHP'den İstanbul Senatör Adayı da olmuştur. Arvasi Hoca, o zamanlar Türk milliyetçiliğinin sesi olan Hergün Gazetesi'nde, ' Türk-İslam Ülküsü ' başlığıyla günlük makale yazdı. 12 Eylül darbesinden sonra Türk İslam ülkücüleriyle birlikte MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'ndan yargılandı. Mamak Cezaevi'nde işkence gördü. Tahliye olduktan sonra ülkücü gazete ve dergilerde yazı yazarak gençliğe yol göstermeye devam etti. Türkiye Gazetesi'nde Hasbihal başlığı ile makaleleri neşredildi.

    56 senelik ömrünün bir bölümünde hep konuşan, anlatan ve hitabet sanatını en güzel şekilde icra eden Arvasi Hoca vardı. İkinci ve son bölümde ise hep yazı yazan. 31 Aralık 1988'de Erenköy'deki evinde saat 11.00'de ruhunu teslim ederken çok sevdiği daktilosunun başındaydı. Ölümünü Yeni Düşünce Gazetesi, 'Bir Güzel Adam Hakk'a Yürüdü", Türkiye Gazetesi ise 'S. Ahmet Arvasi'yi Kaybettik' manşetiyle verdi. Arvasi'nin cenaze namazı için yurdun çeşitli yerlerinden gelen binlerce kişi Fatih Camii'ni ve bahçesini doldurmuştu.

    Merhumun akrabası Van eski Müftüsü Seyyid Kasım Arvasi cenaze namazını kıldırdı. Arvasi Hoca, Edirnekapı'da damadı Reşat Yamankaradeniz'in yanına defnedildi. Kabrinin biraz aşağısında meşhur Osmanlı şeyhülislamlarından İbn-i Kemal hazretlerinin kabri bulunuyor.

    ESERLERİ

    Türk-İslam Ülküsü (3 cilt), Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Şiirlerim, Eğitim Sosyolojisi, Doğu Anadolu Gerçeği, İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri, Hasbihal (6 cilt) Hasbihal, daha sonra konularına göre şu isimlerde yayımlandı: Emperyalizmin Oyunları, Devletin Dini Olur mu, Kadın Erkek Üzerine, İnsanın Yalnızlığı,

    HAKKINDA YAZILANLAR

    1.Asrın Yesevisi Ahmet Arvasi, Hüdavendigar Onur, Biyografi Net Yayınları, İstanbul 2003
    Türk İslam ülküsünün abide şahsiyetlerinden Seyyit Ahmet Arvasi'nin ailesi, akrabaları ve hayatı hakkında yazılan Asrın Yesevisi isimli eserde, İlme Önem Veren Bir Millet, Arvas Mektebi, Arvasi'ye Göre İnsan Tahlilleri, Kültür ve Medeniyet Üzerine, Milliyetçilik, Arvasi'nin Milliyetçilik Anlayışı, Arvasi'de Türk Sevgisi, Arvasi'ye Göre Zararlı Cereyanlar, Arvasi'nin Eserleri gibi bölümlerde bulunuyor.

    2.Ahmet Arvasi'nin Hayatı Tefekkürü Eserleri, Burak Yayınevi, İstanbul
    3.Ahmet Arvasi Hoca hakkında Bizim Ocak, Nizam-ı Alem Ocakları, Hisar, Ufuk Çizgisi gibi dergiler özel sayı çıkardılar.
     
  14. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Ahmed Cavid Paşa

    1840 yılında Kafkasya'da Vubıh (Soçi) yöresinde doğdu. Büyük Çerkes sürgününde (1864), yüz binlerce soydaşı gibi o da ailesi ile birlikte Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Bandırma'nın Çinge köyüne yerleşti. Aile adı Therkhet'dir.

    Yurdunu kaybetmenin ve feci sürgünün getirdiği tüm acılara karşın, bir yandan Türkçe öğrenmeye çalışırken İstanbul'dan getirttiği kitaplarla kendi kendini yetiştirerek yeni ülkeye ve yaşama uyum sağladı. Daha sonra İstanbul'a giderek memurluk yaptı. Çeşitli devlet memurluklarında bulunduktan sonra, Suriye'de Suveyde, sonradan Bandırma, Yenipazar, İstanköy, Humus ilçelerinde Kaymakam olarak görev yaptı. İstanbul'da Zabtiye Nezareti'nde çeşitli görevlerde bulundu. Mirmiran rütbesiyle sivil Paşa rütbesi verilerek Pizren, Ergiri ve Şarkikarahisar'da da mutasarrıflık yaptıktan sonra emekli oldu. İstanbul'a dönerek Üsküdar'da yerleşti.

    Kaybettiği yurdunun özlemini çeken ve soykırıma uğratılan halkının acılarını dindirmek için yaşamı boyu elinden gelen herşeyi yapan Therkhet Ahmed Cavid Paşa, 1897 yılında, hazırladığı Arap harfli Adige alfabesini litograf (taşbasması) ile gizlice bastırarak Çerkes folklor ve edebiyatından derlemeler yapmaya girişti. Bu bakımdan Türkiye'de Adige dilinin alfabesini ilk kez düzenleme onuru ona aittir.

    Namık Kemal'in kişisel dostu olan Ahmed Cavid Paşa, Zabtiye Nezareti'nde şube müdürü olarak bulunurken onun Avrupa'ya kaçmasına da yardımcı olmuştu. Osmanlı Devleti'nde 1908'de ikinci kez Meşrutiyet yönetiminin yürürlüğe girmesi üzerine, merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulan "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti"nin kurucuları arasında yer aldı ve ölünceye kadar bu cemiyette başkanlık görevlerinde bulundu. Evvelce litografla ve gizlice bastırmış olduğu Çerkes (Adige) Alfabesi'ni 1909 ve 1910 yıllarında iki kez daha bastırdı. "Adige Yani Çerkes Lisanının Söylenişi Yazılışı" (İstanbul 1911) ve "Arab Cerf" (Arap Sarfı-Grameri) adlı Adigece-Türkçe iki de broşür yayınladı. Osmanlı basınında, Çerkes sürgünlerinin durumunu belirtip onların yerleştirilme şeklindeki aksaklıklardan yakınan, onlara daha uygun toprak ve otlaklar verilmesi için Dahiliye Nezaretinin (İçişleri Bakanlığı) dikkatini çeken yazıları da yayınlanmıştır. "Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti'nin organı olan "Qhuaze" (Rehber) gazetesinde Çerkes halk edebiyatından derlemelerini yayımlamış,Mehmet Ali Pçıhaluk ile birlikte hazırladığı Çerkesce-Türkçe Sözlük de bu gazetede kısmen yayımlanmıştır.

    30 Ekim 1916'da İstanbul'da ölmüş olup mezarı Selimiye Camii haziresindedir.
     
  15. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.023
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Ce: Gazeteciler Biyografi

    Ahmet Altan ( 1950)

    1950 yılında doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda dolaşarak tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesine devam etti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987 yılında köşe yazarı oldu. 1990'da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı.Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkûm edildi.

    ESERLERİ: * Dört Mevsim Sonbahar (roman) 1982 yılında yayınlandı. * Sudaki İz (roman) 1985 yılında yayınlandı, toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla toplatıldı. * Yalnızlığın Özel Tarihi (roman) 1991'de basıldı. * Tehlikeli Masallar (roman) 1996 Ekim'inde yayımlandı ve rekor sayılacak baskı sayısına ulaştı. * Karanlıkta Sabah Kuşları (deneme) Kasım 1997'de yayınlandı.

    HAKKINDA YAZILANLAR

    Kriz günlerinde aşk!
    Handan AKDEMİR
    Aktüel 14 Mayıs 2001

    AHMET ALTAN, "İSYAN GÜNLERİNDE AŞK"TA 31 MART VAKASI ORTAMINDA GELİŞEN AŞKLARI, KORKULARI, İSYANLARI VE O GÜNÜN TARİHİNİ ANLATIYOR.. "ASKERLER İKTİDARA GELDİĞİ İÇİN İTTİHATÇILAR'LA BERABER KENDİLERİNE RAKİP OLARAK GÖRDÜKLERİ DİNDARLARI HEMEN YOBAZLIĞA VE GERİCİLİĞE İNDİRGEDİ. DİNİN BİR RAKİP OLARAK KENDİ KARŞILARINA ÇIKMASINI ENGELLEDİLER.."


    Ahmet Altan, "Kılıç Yarası Gibi"yle akmaya başlayan "nehir"in ikinci kitabında, "İsyan Günlerinde Aşk"ta 31 Mart Vakası ortamında gelişen aşkları, korkuları, isyanları ölülerin öykülerinden kurgulanmış olarak anlatıyor. Kadınların gizemli, korkutucu sırları, aşkları ve "sık sık yırtılıp yeniden yazılan bir tarih."
    * İktidar askerlikten daha heyecan verici olabilir mi? Romanınızda 31 Mart vakasını anlatırken Mustafa Kemal ve arkadaşları "Asker askerlik yapmalı siyaset yapmamalı" diyerek geliyor ama bir başka kahraman "Asker iktidarın tadını bir kez aldı mı bırakamaz" diyor.
    - Doğrusu ben subayların bu kitabı okumasını çok isterim. Burada değişik asker ve subay tipleri var. O dönemde askerliği çok seven subaylar da vardı, siyaseti çok seven subaylar da. Tabii aralarında da ciddi bir mücadele. Bugün bu mücadele çok eksik Türkiye'de. Askerliği sadece askerlik için seven de vardır ama biz onları çok görmüyoruz. Daha çok siyaseti seven asker tipi toplumun önüne çıkıyor. İsmet İnönü "Asker derhal siyaseti bırakıp kendi mesleğine dönmeli" diye bildiri bile yayınlamıştı ama askerler dinlememişti. Bugün meselâ böyle bir tartışma yok. Askerliğe birçok açıdan bakılabileceğini görmek için subayların bu kitabı okumasını isterim gerçekten. Gerçek askerin subaylığı ve askerliği nasıl algıladığını görmek için.

    * Osmanlı'nın birleştirici faktörü padişah mıydı? "Doktor başka bir yere gitse de doktordur ama bir padişah başka bir yere gittiğinde padişah değildir" diyorsunuz ama padişah gider gitmez askerler, İttihatçılar ve mollalar arasında savaş başlıyor...
    - Çünkü iktidara talip olan birçok kurum padişahın varlığı nedeniyle kendi aralarında bir iktidar kavgası sürdüremiyor; en azından açıktan açığa. Padişah çekildiğinde ortada teslim alınacak bir iktidar kalıyor ve her grup bu iktidarı almak istiyor ve bunun için de kavga başlıyor. Türkiye problemlerinin hiçbirini halledemediği için yüzyıl önceki iktidar kavgası aynen devam ediyor. Yine askerler ve dinciler kavga ediyor.

    * 23 Nisan marşlarının "Padişah kovuldu, düzen kuruldu" söylemi doğru olamaz herhalde?
    - Kavga bitmedi ama. Türkiye'de iktidar aslında hiç kimse tarafından tam olarak sahiplenilemedi. Çünkü burada halka ait bir şey değil iktidar. Onun için halkın dışındaki güçler dövüşüp duruyor. İktidarı halka yayamadık; halk iktidarın bir parçası, sahibi olamadı. Ortada sadece iktidarın sahibi olmak isteyen gruplar kaldı. Bu grupların en güçlüsü de askerler ve dinciler.

    * Aşk ve kölelik, tabiyet ve teslimiyet, inanç ve kulluk... Kitapta hem aşk hem de isyanda tekrarlanan temalar bunlar. Teba olmak neden huzur veren bir şey olmasın?
    - Padişah huzurdan ziyade alışkanlık sağlıyordu. Teba oldukları zaman o kadar rahatsız olmuyorlardı çünkü tanrısal bir rolü vardı; ayrıca adam halife yani dini bir sıfatı da var. Onun için ona biat etmek, boyun eğmek onlara zor gelmiyor. Ama ortada padişah olmadığında birilerine boyun eğmek zor geldi. Bir kul bir kula nasıl boyun eğecek. Kaos bu yüzden çıkıyor. Teslimiyette bir huzur tabii ki var ama huzursuzluk da var. Ayrıca dönemin padişahı Abdülhamid çok kuvvetli bir karakterdi. Çok kuşkucu, vesveseli, hafiye teşkilatları kuran, insanların hayatını mahveden, bencil, paranoyaktı belki ama, yanısıra romana, müziğe, tıbba, nişancılığa, hayvanlara, hisse senetlerine meraklıydı. Kimse Pasteur'ü tanımazken onu davet etmişti. Herkes için kanlı bir adamdı, doğru ama, bu gerçek tek başına söylendiğinde artık gerçek değildir. Çünkü gerçek, birçok minik parçadan oluşmuş bir tablodur. Bu parçaların sadece bir tanesini gösterdiğinde yalan söylemiş olursun.

    * Tarihi roman yazmak günümüzde geçen bir roman yazmaktan daha mı kolay? Romantik atmosferi garantileyen bir şey sağlamıyor mu?
    - Hayır tam tersi, kıyaslanamayacak kadar zor. Bugünde geçen bir romanda bir şeyleri araştırmak zorunda değilsin; kahramanları kafanda yaratır, ilişkilerini biçimlendirir ve oturup yazmaya başlarsın. Ama tarihi romanda birçok araştırma yapmak, kitaplar okumak ,en zoru o karşına çıkan malzemeden en doğru kısımları seçmek zorundasın. Bir romanın kendi özel dünyasını kurarken tarihten aldığın gerçekliği onun içine yerleştirmek gerekir. Ama doğru, romantik olabilir çünkü dekor etkileyici bir sahne, bir isyan, bir ayaklanma.

    * Kadınlar kendilerini anlamak, görmek için isyan bölümlerinin bitmesini beklemek zorunda. Bu bekletme istedikleri şeyi vermeden önce onları heyecanlandırmak gibi erotik bir işlev görmüyor mu?
    - Hiç böyle düşünmemiştim. Kitabımı okuyan birkaç kadın normalde bu bölümleri atlayacağını, ama zevkle okuduğunu söyledi. Ama benim yazarken böyle bir düşüncem olmadı.

    * "Tarihin sık sık yırtılıp yeniden yazıldığı bir diyar" tanımı sadece bizim coğrafyamıza özgü bir şey mi?
    - Tüm coğrafyalarda tarih biraz yalandır. Ama bizdeki yalan ölçüsü neredeyse bütününü kapsar hale geldiği için tuhaflaşıyor. 31 Mart olayının gerçeği ile bize anlatılan hali arasında büyük fark var. Sokaktaki insanları çevirin; kaç kişi bunun askeri bir ayaklanma olduğunu, o zamanki din alimlerden çoğunun bu ayaklanmaya karşı çıktığını bilir. Bize bir yalan olarak öğretildi. Biz sanıyoruz ki toplumdaki dincilerin hepsi bir anda 31 Mart'ta ayaklandı. Hayır öyle değil. Sadece İstanbul'da birkaç tabur asker ayaklandı, bunları kışkırtan mollalar vardı ama onların kim olduğu hâlâ bilinmiyor. Ayrıca askerin kendi içinde de bir ayaklanma ve çözülme yaşanıyordu. Subaylar "alaylılar" ve "mektepliler" olarak ikiye bölünmüştü ve birbirlerinden nefret ediyorlardı. Bütün bir yüzyıl boyunca, cumhuriyet tarihi boyunca din tehlikesine referans olarak gösterilen 31 Mart ayaklanmasının aslında ne olduğunu günümüzün okumuş yazmışları bile bilmiyorsa o zaman biraz bu tarihin yalan olduğundan söz etme hakkına sahip olmuyor muyuz? Ve şunu sorma hakkına: Niye bize bunun doğrusunu anlatmadınız? Bu yüzden biz tarihe her baktığımızda dehşete uğruyoruz. Çünkü baştan aşağı yalan. Zucker isimli bir Hollandalı tarihçi "Mustafa Kemal hakkında Mustafa Kemal'den başka hiçbir kaynak yok" diyor. Her meydana heykelini diktiğimiz bir kişi ve hakkındaki tek bilgi kaynağı kendisi. Tarihi bütün çıplaklığıyla gördüğümüzde bugünkü iktidarı da bütün çıplaklığıyla görürsünüz, çünkü bugünkü ilişkiler tarihteki ilişkilerin aynı.Onun içindir ki tarih bu ülkede başka herhangi bir ülkede olduğundan çok daha tehlikeli bir iştir.

    * Kimin işine yaradı bu yalan tarih?
    - Askerler iktidara geldiği için İttihatçılar'la beraber kendilerine rakip olarak gördükleri dindarları hemen yobazlığa ve gericiliğe indirgedi. Dinin bir rakip olarak kendi karşılarına çıkmasını engellediler. Dini sadece yobazlıkla özdeşleştirip aydınları biraz yarım aydın, biraz hacivat, biraz züppe gibi göstermeyi halkın gözünden düşürmek için kullandılar. Türkiye'de sadece bir tek tip dindar varmış gibi çizildi hep. 31 Mart ayaklanmasına karşı çıkan gerçek dindarlar vardı. Günah işlemekten korkarlardı ama cezalandırılma değil, tanrının sevgisini kaybetme korkusuyla.
    ......

    28 Şubat'ın atası 31 Mart

    Böyle olmadığını söyleyen tarihçi varsa çıksın

    GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

    Doğan HIZLAN
    Hürriyet 10 Haziran 2001

    Göztepe'deki Hasan Paşa Apartmanı'nın 13. katına çıkınca, gördüm ki, Ahmet Altan çok satan bir romancının edebî rehavetini yaşıyor. Gazetelerde, dergilerde röportajları yayınlanmış, bilboard'larda yüzünü göstermişti. Bir çok kimsenin hayal edemediği bir rakama ulaşmıştı kitabın satışı; 50.000'e. Sorularımla biraz da bunun sırrını öğrenmek istiyordum. Bir bölümünü öğrendim, diğer bölümünü bulmak da eleştirmenlere kaldı. Benim gibi zor ağırlanır bir misafir için harekete geçti, çünkü beni tanıyordu, beş çayında ikram beklediğimi biliyordu. İsyan Günlerinde Aşk, şimdi her edebiyat severin okuma gündeminde. Onunla dostluğumuzun tarihi eskidir. Hürriyet dış haberlerdeki çalışmalarından, Bir Günün Hikáyesi’ne kadar uzayan bir iş arkadaşlığının pekiştirdiği dostluk. Önce anılar sohbeti başladı, arkasından sorular sökün etti. Elbette biraz birbirimize iğneli göndermeler yaptık. İnce alayın lezzetini birlikte çıkardık. 31 Mart İsyanı gibi herkesin bildiği ya da bildiğini sandığı bir konuyu romanlaştırdı. Aşklarıyla, siyasal ortamıyla, gerçek ve roman kişileriyle. Yeni romanında tarihten söz etmeyecekmiş. Öyledir yazarlar, başka konuları yazarak dinlenirler. Kitaplar, CD'ler, DVD'ler arasında gerçekleştirdik bu konuşmayı. Sanırım bu konuşmadan sonra, okuyanlar bazı sayfalara yeniden dönecekler, okumayanlar da epey ipucu bulacaklar.


    Romanınızda 31 Mart vakasını dönem olarak anlatıyor ve hep söylenenin, okullarda öğretilenin aksine bunun bir gerici ayaklanması değil, asker ayaklanması olduğunu söylüyorsunuz. Çok daha yakın bir tarihte 28 Şubat'ı yaşadık. Bu ikisi bazı yanlardan benzerlik gösteriyor mu?


    -Bizim yakın tarihimiz ne yazık ki karanlık bir tarih. Özellikle karanlık tutulmuş bir tarih. Tüm önemli noktaları saklanmış. Bütün devletlerde kan ve yalan vardır. Ama bizim tarihimizdeki yalan oranının çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence bugünü biz geçmişteki bir yalanın üzerine inşa ediyoruz. Türkiye'deki iktidar yapısı geçmişteki yalanların üzerine inşa edildiği için bizde tarih çok ciddi bir tabudur. Ve onun için tarihçiler burda gerçekleri açıklamaktan korkarlar. Gerçekleri söyleyen bir tarihçinin başı büyük ihtimalle derde girer ve bunun çok örnekleri vardır.


    FARK ENTELEKTÜELLERDEDİR


    Resmi ve gayrı resmi tarih ayrımı nasıl olur?


    -Resmi tarih, bir ülkede okullarda okutulan tarih demektir. Bütün devletlerin çocuklarına okuttukları tarihlerinde çarpıtmalar, kendilerini yüceltmeye yönelik yaklaşımlar vardır. Bir de gerçek tarih vardır. Ülkeleri birbirinden farklı kılan entelektüelleridir. Devletler kendi geçmişleri ile ilgili yalan söyleyebilirler. Ama o devletlerin entelektüelleri bu yalanları açığa çıkartır.


    TARİH BİZDEN SAKLANIYOR


    Bizde eksik olan bu mu?


    -Bence maalesef fevkalade eksik. Mesela 31 Mart'ı ele alalım. Biz 31 Mart'ı bir irtica ayaklanması olarak biliyoruz. Bize öyle bir öğretildi ki, bir mürteci takımı silahlandı ve sokağa döküldü. Ama gerçek bu değil. 31 Mart bir askeri ayaklanma. Evet, dini motiflerle ayaklanmışlar, ama ayaklananlar asker. Ama tarih bunu bizden saklıyor. Çünkü, Türkiye'nin siyasi yapısına bakarsanız, ordu siyasetin içindedir. Ve bir ülkede ordunun siyasetin içinde olabilmesi için meşru bir nedene ihtiyacı vardır. Meşru bir neden de, bir iç düşman olmasıdır. 31 Mart, orduyu siyasetin içinde tutacak bir neden olarak günümüze kadar yaşadı.


    Bu çizgiyi 28 Şubat'a kadar çekebilir misiniz?


    - 28 Şubat da bence aynı şey. Mürteci ayaklanması olacak diye asker hoş bir deyimle postmodern darbe yaptı ve iktidardaki gücünü daha da pekiştirdi. Ama bence Türkiye'de hiçbir zaman bir mürteci ayaklanması ihtimali yoktu, 28 Şubat'ta da yoktu. Ülkenin istihbarat şefi de bir açıklama yaptı, bu ülkede bir irtica ayaklanması tehdidi yoktur diye.


    28 Şubat'ta 31 Mart'tan farklı olarak kamuoyu desteği var mıydı? Yoksa bu destek oluşturuldu mu?


    -Bence ikisi de doğru. Şunu yapabilirim. Bana iki televizyonla iki gazete verin, Türkiye'de katiller ordusunun her gün insanları sokaklarda öldürdüğüne bütün bu halkı inandırayım. Bir gün içinde adi cinayetleri arka arkaya haberlerde vereyim, o gün on tane adam öldürüldüyse bir katliam gibi çıkar. Ve onları bastırmak için bir askeri harekatın gerekli olduğuna halkı inandırırım. 31 Mart'ta bir din motifi vardı. Bu gerçek. Ama mürteciler ayaklanmadı, bu gerçeğin saptırılmış biçimde yansıtılmasıdır. 28 Şubat'ta evet, şekil olarak hükümette mürteci görüntüsü veren bir parti vardı. Ama bir mürteci ayaklanma ihtimali yoktu. Gerçek bir başkasının işine yarayacak biçimde sunuldu.


    31MART’IN KORKU BİRİKİMİ


    Bütün bunların ardında toplumsal ve siyasal nedenler mi yatıyor?


    - 31 Mart'la başlayan bir korku birikimi var toplumun içinde. Mürteciler gelecek ve bizi kesecek diye. Onun için 31 Mart'ta söylenmiş yalan çok önemli. 31 Mart askeri bir ayaklanma olarak bilinirse, bunun ordu içindeki bir disiplin sorunu olduğu da anlaşılır. Benim sorunum şu, neden biz çocuklarımıza bunu öğretmedik. Tarihçiler bu konuda kitaplar yazdı. Tek tek kitaplardan söz etmiyorum. Tarihçilikde bir müessessedir. Neden bu gerçeği toplumun ruhuna nüfuz edecek biçimde tarihçi müessesesi bize gerçeği anlatmadı.


    31 Mart Vakası'nı anlatırken belli bir tarih tezinden yararlandın mı?


    -Ben tarihi en iyi anılardan öğrenebileceğimize inanıyorum. En azından edebiyat için iyi malzemenin anılarda ve tarih kitaplarının dip notlarında saklı olduğunu düşünüyorum. 31 Mart'ı yazarken o günleri yaşamış insanların gün be gün tutukları notlardan, anılardan, haberlerden yararlandım. Ben bir tarihçi değilim, böyle bir tezle ortaya çıkamam. Zaten romanın bir teze sahip olmasını yadırgarım. Sadece 31 Mart'ı anlatırken bir yalanla karşılaştım, bize okullarda öğretilenle gerçek arasında çok büyük fark var. Ve bu farkı tarihçiler biliyor. Bunu bilmeyen biziz. Resmi ideoloji, resmi tarih dediğimiz şey bir tür rutubet gibi bu yalanın içimize sızmasına yol açmış. Bunu bir tez olarak değil bilgi olarak söylüyorum. Askerler ayaklanmış. Bunun böyle olmadığını söyleyen bir tarihçi varsa çıkıp söylesin. O zaman şu soru geliyor. Bunu bütün tarihçiler biliyor da biz neden bu kadar geç öğrendik?


    HİÇBİR ŞEY DEMEDİLER


    Tarihçileri gerçekleri söylememekle suçluyorsunuz. Hiç tepki almadınız mı?


    - Hayır almadım. Normalde bir şey söylemeleri gerekiyordu ama hala söylemediler. Ya bu adam uyduruyor diyecekler ya da biz evet biraz gerçekleri anlatmakta geride kaldık diyecekler.


    İYİ BİR EDEBİ MALZEMEDİR KADIN


    Kadını anlatmanın bir yazar için ciddi bir meydan okuma olduğuna inanıyorum. Ayrıca iyi bir edebi malzemedir kadın. Çok karmaşık, çok değişken ve derinliğine doğru ardı ardına duygu birikimleri saklayabilen bir yapısı var. Ve ben şuna inanırım, kadını iyi anlatan yazar iyi bir yazardır.



    Mesela sokulmak kelimesi erkeksi bir kelime değildir. Kadın sokulur. Halbuki erkek aşık. olduğu zaman sokulmak ister. Bence bu kadınsı yan, erkek aşık olduğunda ortaya çıkar ve ancak kadınsı yanlar ortaya çıktığında da aşık olabilir. Aşık olduğu zaman dilimleri dışında erkekte sevilme isteği çok yoğun değildir.



    Türkiye kadınsız bir toplum. Türkiye'nin aslında tartıştığı bütün sorunlar kadın sorunudur. Türkiye'de din sorunu yoktur, kadın sorunu vardır. Yapılan bütün tartışmaları dinleyin, o tartışma beşinci dakikadan sonra bir kadın tartışmasına döner. Kadın kapanacak mı açılacak mı?



    ORHAN PAMUK'LA YARIŞMIYORUZ


    Satış bakımından Orhan Pamuk'la yarıştığınız görüşü egemen. Böyle bir yarış var mı gerçekten?


    - Edebiyat bir satış yarışması değildir. Ayrıca Orhan benim edebiyat dünyasındaki en iyi dostum diyebileceğim bir adam. Bence yazarlığın kendisine çok yakıştığı birisi. Bir yazarı tarif etmek istesem Orhan gibi birisini tarif ederim. Ama edebiyat anlayışlarımız tamamen farklı. O anlamda birbirimize rakip olduğumuzu düşünmüyorum. Sadece ikimiz aynı işi yapıyoruz, bunun dışında bir ortaklığımız yok. Çok farklı kanallardan çok birbirine benzemez biçimlerde yazıyoruz. Böyle bir yarışma bende yok, Orhan'da da yoktur.



    PARMAK İZİ GİBİ BABA OĞUL İMZASI


    Bir parmak izi gibi baba oğul imzası olduğuna inanırım. Babamla çok benzemezliğimize rağmen çok da ortak noktalarımız olduğuna inanırım. Bir kere mesleklerimiz aynı. Yani sadece babam değil, aynı zamanda ustam. Ki bu ilişkiyi çok daha yoğun bir hale getiriyor.



    BEŞERİ ZAAFIM OKUNMAYI İSTEMEK



    Ben edebiyata, yazıya sığınıyorum. Herkesin hayatla temasta çektiği sıkıntılardan sığınacağı bir yer vardır. Tanrı ve tarih, tabii ki ikisi de çok görkemli ve insana önemsizliğini göstererek çektiği acının da aslında çok önemli olmadığını hatırlatır ve bir tür teselli sağlar. Edebiyat bana güçsüzlüğümü değil, gücümü göstererek beni kurtarıyor.



    Edebiyatın iki parçası vardır. Bir, yazarın yazısını yazdığı yer. Orda yazar hiç bir beşeri zaafa sahip değildir. Gerçekten bir Tanrı gibidir. Ama yazı, kitap bittikten sonra da edebiyatın ikinci yeri çıkar ortaya. Orası edebiyatın saflığının bozulmuş bölümüdür. Evet çok okunmak isterim. Bu benim beşeri zaaflarımın ortaya çıktığı yerdir. Bütün yazarlarda da olduğu kanaatindeyim.

    Ben yazı yazarken yeryüzünde benden başka birisinin yaşadığını bile unuturum. Eğer aklıma gelirse korkarım. Ancak başka insanları unutursan yazı yazabilirsin. Başka insanlar aklındaysa çok zorlanırsın çünkü onlara göre yazı yazmaya çalışırsın. Bu da edebiyatı bozar. Mekanikleştirir.
    Xxxxxxx


    Ahmet Altan'a sürpriz tanık!
    03 Ekim 2002

    Ahmet Altan'ın Almanya'nın Offenbach kentinde yaptığı konuşmayı Fransız Ahmet başlığıyla duyuran Milliyet gazetesinin haberiyle ilgili tartışmalar sürüyor.

    "Konuşmayı yalnızca biz izledik" diyen Milliyet'in bu haberine karşın, Hessen Radyosu Muhabiri Muharrem Özsöz "Ben de oradaydım ve Ahmet Altan konuşmasının hiçbir yerinde 'Türk erkekleri ağızları kebap, üzerleri yağ kokuyor, Türk erkekleri her şeye maydonoz oluyor, Türk erkekleri ahmak' gibi cümleler kullanmadı" diye konuştu. Özsöz, bandın çözümünü de "bianet.org" ve "gazetem.net" sitelerine gönderdi.

    Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun da, Milliyet'in Altan hakkında yaptığı yayında kendisini ahlak ve yasadışı yollarla kaynak gösterdiğini söyledi. Hukuki yollara başvuracağını belirten Ceyhun "Hiç alışık olmadığım bir sahtekârlıkla karşılaştım. Ve bunu çok sevip saydığım Milliyet gazetesiyle yaşadığım için üzgünüm" dedi..

    Ahmet Altan da yaptığı açıklamada "Bu cümlelerin bana ait olmadığını, konuşmamda böyle sözler söylemediğimi açıkladım ve Milliyet yönetiminden konuşmanın bandının yayınlamasını istedim" dedi.

    Altan, bizzat Milliyet Genel Yayın Müdürü'ne gönderdiği açıklamanın yayınlanmadığını da belirterek, şöyle konuştu:

    "Mehmet Yılmaz bu açıklamayı yayınlamadı. Bunun yerine, Almanya'daki toplantıya katılanlara 'tuzak sorular' sordurarak 'yalancı şahit' yaratmayı seçti.

    Almanya'da Hessen Radyosu'ndan Muharrem Özsöz, elindeki bandı telefondan Milliyet yöneticilerine dinletti.

    Mehmet Yılmaz, bandı dinlemesine ve konuşmama ekledikleri cümlelerin bana ait olmadığını görmesine rağmen, dürüstlüğe ve ahlaka asla uymayan bir biçimde, 'benim sözlerimi inkar ettiğimi' yazdı.

    Bana iftira atarken, Milliyet gazetesine de ihanet etti. Kendi koltuğunu kurtarmak için gazetesinin güvenilirliğini tehlikeye attı.

    Almanya'daki konuşmamın tam metni, 'gazetem.net' sitesinde yayınlandı ve bütün gazete yöneticileriyle, köşe yazarlarına gönderildi.

    Konuşmamı ve Milliyet gazetesinin yazdıklarını yanyana okuyan herkes, nasıl ısrarlı bir şekilde iftira atılabildiğine şahit olacak.

    Şimdi sormak istiyorum, 'istifa' müessesi sadece politikacılar için mi geçerlidir? Gazeteciler istifa etmeyi bilmez mi? Gazetesini kendi yalanlarına alet eden, grubunun yayın ilkelerini hayasızca çiğneyen bir genel yayın yönetmeni görevinde kalabilir mi? Yalan söylediği, iftira attığı açıkça kanıtlanan birini genel yayın müdürlüğünde tutanlar, onun suç ortağı olmayı kabullenmiş olmaz mı?

    Eğer Türk medyasının bazı üyelerinin iftira atması bu kadar kolaysa, iftira böylesine doğal karşılanıyorsa, iftira atanlar kendi meslektaşları tarafından cezalandırılmıyorsa, bu ülkenin halkını bu ülkenin medyasından kim koruyacak?

    İsmet Paşa'nın sözünü değiştirerek sorarsak, Türk halkını Türk medyasından korumak için dışardan medya mı getirelim?".
     
Gazeteciler Biyografi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Bazı gazeteciler tasviye mi edilecek?

    Bazı gazeteciler tasviye mi edilecek?

    'Ergenekon soruşturmasıyla birlikte medya da kendine çekidüzen verecek.' diyen Prof. Ayhan Aktar, Güler Kömürcü ve Akşam'n düştüğü durumu örnek gösterdi. Hürriyet'te Ergenekon 'dalga'sı mı?Bazı gazeteciler tasviye mi edilecek? Murat Togay'ın röportajı “Ergenekon soruşturmasıyla birlikte medya da kendine çekidüzen verecek. Nasıl ki Akşam Gazetesi, Güler Kömürcü’yle yollarını ayırmak...
  2. Grevdeki gazetecilere destek yürüyüşü

    Grevdeki gazetecilere destek yürüyüşü

    Turkuvaz Medya Grubu çalışanlarının sürdürdüğü greve destek amacıyla Beyoğlu'nda meşaleli yürüyüş yapıldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından düzenlenen yürüyüş, Taksim Tramvay Durağı'ndan başladı. Grup, ellerinde meşale ve ''Grev'' yazılı dövizlerle İstiklal Caddesi üzerinden Galatasaray Meydanı'na kadar çeşitli sloganlar atarak yürüdü. Yürüyüş sırasında gruptakiler...
  3. Rus gazeteciye ilginç yanıt

    Rus gazeteciye ilginç yanıt

    Orhan Pamuk bir Rus gazetecinin "Niçin Nazım Hikmet gibi Rusya'da yaşamıyorsunuz" sorusuna ilginç bir yanıt verdi. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, yeni kitabının tanıtımı için gittiği Moskova’da kendisi için önemli olanın Türk devletinin diplomasisi ya da uluslararası ilişkileri değil, Türkiye’deki düşünce özgürlüğü olduğunu söyledi. Pamuk, Moskova’da yaptığı...
  4. Deniz Seki gazetecileri görünce...

    Deniz Seki gazetecileri görünce...

    deniz seki, deniz seki son albüm, deniz seki son albüm 2011, deniz seki 2011, deniz seki söz yaşlarım, deniz seki haberleri, deniz seki haberler, 2011'e imzasını atacak olan "Söz Yaşlarım" adlı son albümüyle beğeni toplayan Deniz Seki, gazetecileri görünce bakın ne yapmış Melek'lerim:D:D Bence iyi yapmış, milyonların önüne bayat makyajla çıkacak değildi ya :D:D Deniz Seki,...
  5. Çalışan gazeteciler günü 2012

    Çalışan gazeteciler günü 2012

    Çalışan gazeteciler günü 2012 10 Ocak çalışan gazeteciler günü Sevgili Melek'lerim bu gün 10 Ocak çalışan gazeteciler günü ve bizde bu günün anlamı önemi hakkında merak edilen tüm bilgileri, sizlerle paylaşıyoruz :) Bugün çalışan gazeteciler günü, 10 Ocak Çalışan gazeteciler günü 2012 Çalışan gazeteciler günü 1961 Anayasasında gazeteciler lehine yeralan hükümlerden sonra Çalışan...

Sayfayı Paylaş