gebe
  1. 19bjk03

    19bjk03 Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    11 Ekim 2010
    Mesajlar:
    474
    Beğenilen Mesajlar:
    101
    Ödül Puanları:
    0

    Her şeyden önce çok güzel bir kızdı

    Konu, 'Hayatın İçinden & Hayata Dair Herşey' kısmında 19bjk03 tarafından paylaşıldı.

    MÜSAİT BİR ZAMANININDA OKUYUN, AMA SONUNA KADAR ..
    Yazan: Doğan Cüceloğlu


    Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım:


    Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu.
    İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı.


    Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, 'Armudun iyisini ayılar yer' düşüncesi oldu.
    Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
    Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka birüniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.
    Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
    'Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
    'Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini

    'Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
    Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.' Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, 'O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim' dedi. O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, 'Sen benim kahramanımsın' duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım.
    Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
    Nasıl yani?' dedim.


    'Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.'
    Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu 'ayı' olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım.


    Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.
    Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum.
    'Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,' dedi ve iki gün sonra, 'Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,'dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
    Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, 'O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,' dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'tensabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık.
    Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
    Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'u torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. 'Evet' yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. 'Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
    Biz böyle biliyoruz', dedi. Tüylerim diken diken oldu.
    Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George'a 'Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!' dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, 'Tabii, onlar küçük insanlar!' yanıtını verdi.
    Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

    O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

    Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu.
    Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş.
    Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, biz durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var.
    Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

    Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi.
    Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir 'keşke'
    olmayacak.Sally'e sordum: 'Baban seninle randevulaşır mıydı?'

    'Evet', dedi, 'yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, 'Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!'. Gülümseyerek, 'Nereden biliyorsun?' diye sordum.

    'Biz Frank'le konuştuk' diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

    Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

    Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim?'
    sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.
    Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.

    Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur.

    Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.

    ALINTI

     
  2. @Kendi@

    @Kendi@ Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    24 Eylül 2009
    Mesajlar:
    604
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    melekler şehri..
    okudum canım gerçekten çok hoş bi ders veriyor.....emegine saglık
     
  3. tuğba88

    tuğba88 Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    7 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    364
    Beğenilen Mesajlar:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    gerçekten çok güzel bi yazı bizimle de paylaştığın için tşkler canım
     
  4. HaYaL

    HaYaL Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    1 Şubat 2009
    Mesajlar:
    11.262
    Beğenilen Mesajlar:
    229
    Ödül Puanları:
    83
    Şehir:
    Şehr-i HaYaL
    Harika bir yazıydı bu güzel yazıyı bizimle paylaştığın için çok teşekkürler.İnan ilerde bir çocuğum olursa ben de böyle davranacağım ve eşimden de böyle davranmasını isteyeceğim.
     
  5. üni-melek

    üni-melek Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    3 Ekim 2010
    Mesajlar:
    700
    Beğenilen Mesajlar:
    8
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Ş€HR~!~ÜN!
    gercekten cok güzeldi paylasimin için sağol arkadasim
     
  6. *şiker*

    *şiker* Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2008
    Mesajlar:
    4.088
    Beğenilen Mesajlar:
    148
    Ödül Puanları:
    0
    eline..emeğine sağlık canım çook güzeldi..teşekkürler
     
  7. juju

    juju Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    30 Nisan 2009
    Mesajlar:
    4.779
    Beğenilen Mesajlar:
    223
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    istanbul
    gerçekten çok güzeldi tşkler
     
Her şeyden önce çok güzel bir kızdı konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Nilüfer - Her Şeyden Çok

    Nilüfer - Her Şeyden Çok

    tarot nilüfer nilüfer tarot tarotcu Bugün uyandığımda yoktun yanımda Canım bugün ilaçlarımı almadım Canım bugün ilk defa sensiz kaldım Canım canımın yaprakları gözlerin yok Çok canımı yakıyor özlemin Çok çok çok her şeyden çok Sönmeyen ateşlerde günahlarım yanıyor Bıraktığın bu yerde Hayallerim ağlıyor Ah canım Mahvediyor karanlıklar Sönmeyen ateşlerde Günahlarım yanıyor Yüreğim kan...
  2. Her şey öyle degiştiki

    Her şey öyle degiştiki

    Günler gördüm gün içinde Geceler gündüz içinde Seni gördüm görmeseydim Düşerken kanlar içinde Özlemin dili olsaydı Yüregimiz söz olurdu En amansız fırtınalar Gelir bizi bulurdu Kimi zamanlar külhandık Kimi zamanlar şakacı Her şey öyle degiştiki Yitirdik biz bu havayı Özlemin dili olsaydı Yüregimiz söz olurdu En amansız fırtınalar Gelir bizi bulurdu Güzel günler düşlemiştik Sevmiştik...
  3. "Her şey güzel olacak" diyor içimden bir ses.

    "Her şey güzel olacak" diyor içimden bir ses.

    herşey geçecek "Her şey güzel olacak" diyor içimden bir ses. "Her şey güzel olacak"... İnanmak istiyorum. Her şey güzel olsun istiyorum. Her şey bitiyor. Canımı yakanın ne olduğunu bilsem, uzaklaşsam ondan, ulaşamasa bana, yanmasa canım bu kadar. Çeksem gitsem, çok uzaklara gitsem, kendimden gitsem,kafamdakilerden gitsem, zorunluluklardan gitsem, sorumluluklardan gitsem,...

Sayfayı Paylaş