gebe
  1. Monera

    Monera Forum Okuru

    Peygamber Efendimize Şiirler

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında Monera tarafından paylaşıldı.

    necati babaarslan
    Şefaat senindir ya Resul Allah.


    Ehli imanlar saf saf durmuşlar
    Mahkameyi kibriyada hesap sormuşlar
    Günahı olanlar af dilemişler
    Şefaat senindir ya Resul Allah..

    Onların yardımcısı cümle enbiya
    Onların serdarı habibi Kibriya
    Onlar için rica ediyor hatımel enbiya
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Günahı olmıyan ağlayıp geziyor
    Günahkar dostunun afını istiyor
    Kelimeyi tevhit bülbül gibi okuyor
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Aşıklar feryadı arşı titretti
    Cabrail onların aşkından gürledi
    Yer gök onların azameti dinledi
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Rica ediyorlar ehli imanı
    Onların boynunda berat fermanı
    Muhammed Mustafa’dır onların din imanı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Ehli aşk orda ediyor niyazı
    Feryadı fiğanı türlü avazı
    Hakk huzüründe ediyorlar nazı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Saf saf durmuşlar ne güzel canlar
    Yüzünde parlıyor nurun imanlar
    Hakk’ından bekliyor büyük fermanlar
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Diyer yarab çaresiz derdimin dermanı
    Senin lütfündür emru fermanı
    Nuri Ahmed aşkına yürüt bu aşkın kervanı
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Ehli imanın nuru parlıyor
    Fatma anam hüngür hüngür ağlıyor
    Ehli imanı rica ediyor
    Şefaat senindir ya Resul Allah.

    Bir yanında Muhammed bir yanında o şahi Haydar
    Hatice anamız elinde ferman
    Günahkar ümetimin derdine derman
    Şefaat senindir ya Resul Allah.




    Yüce Rabb’in Rahmeti.


    Bir gece ki aleme Miraç yadigâr oldu,
    Yüce Rabb’in rahmeti insanlığa ödüldür.
    Rabb’im kutsal şerefe Resulü layık gördü,
    Yüce Rabb’im rahmetin gönüllere ödüldür.

    Bir mucize ki gökler kapılarını açtı,
    Yol oldu Muhammed’e yıldızlar ışık saçtı,
    Gece an oldu Nebi bilinmez sırla kaçtı,
    Yüce Rabb’im gücüyle rahmetleri ödüldür.

    Muamma bir yerlere Nebi misafir yetti,
    Miraç, ruh ve cesetle Resul teşerrüf etti,
    Cennet, Cehennem nedir bizzat gördüğü netti
    Yüce Rabb’in gerçeği Muhammed’e ödüldür.

    Gecenin bir anında Muhammed arşa vardı,
    Kürsî, arş ve ruh arzı tarifsiz sırlar vardı,
    Açıldı tüm kapılar hakikat alem vardı,
    Yüce Rabb’in hikmeti Peygambere ödüldür.

    Nebi şaşkın ve mutlu o ne güzel onurdu,
    Mekansız ve zamansız gördüğü sima nurdu,
    Yücelerden yücesi tek Rabb’im okunurdu,
    Yüce Rabb’in sevgisi Resûlullah’a ödüldür.

    Her kula nasip olmaz, Rab ile sohbete erdi,
    O Nebiler Nebisi Resul kutsi bir serdi,
    O Nebinin şanından aleme ödül verdi,
    Yüce Rabb’in onuru mahlukata ödüldür.

    Beş vakit namaz farzı miraç kabul edildi,
    Şirk koşmayan kullara Cennet ikram edildi,
    Bu geceye erene, günahlar af edildi,
    Yüce Rabb’in birliği gönüllere ödüldür.

    Böyle bir gece gören Cennet kapısı açar,
    Tertemiz vücut bulur tüm günahlardan kaçar
    Saf bir irade ile İrem de nurlar saçar,
    Yüce Rabb’in Cenneti has ruhlara ödüldür




    [​IMG]
    Alemler nura gark oldu, Seninle övündü,
    Kisralar çılgına döndü,tabiat alevleri söndü
    Nübüvvet mabedinde,hakikat sabahı göründü.
    Kokusu güzel,nuru ışık,canım peygamberim.

    Ötelerin ötesinde,nurlu yaratılışın temsilcisi.
    Bitmeyen merhametin, parlayan güneşi.
    Allah’ın habibi Resûllerin efendisi,
    Yol göstericimiz,canım peygamberim.

    Sevgisiyle,Resûle ağlayıp inleyen kütükler.
    Selam verip,dağlar taşlar nasıl feryat ettiler.
    Bulut ağlamadıkça,yeşillikler nasıl güler.
    Gönüller sultanı canım peygamberim.

    Etrafını kuşatan ikram,Medine semalarına yayılır.
    Yüce elçi,ifadeye sığmayan bir sevinç bir hal alır.
    Onun cömertliğini anlatmaya diller aciz kalır.
    Cihana ışık saçan,Hatemül enbiyasın.

    Resûlü Ekrem oturdular,Kubadaki kuyu başına
    Müyesser oldu Cennetül âla birkaç arkadaşına.
    Çağrıldılar huzuru Resûle isim isim tek başına.
    Nübüvvet mabedinin,Havzu kevserin sahibisin.

    Severlerdi Resûlü sıkaleyni,bitmez tükenmez hazla
    Taat itaat timsali,meleklerin gaslettiği Hanzala.
    Verdikleri andaki sevinç,nail oldukları sevinçten fazla
    Allah’ın davasını yükseltin, düşmanlarını susturdun.

    Söyliyeyimde gönlümde ki,gam dağılsın gitsin.
    Bütün övgülerin sevgilerin üstündesin.
    Kıyamete kadar övsem, Sen bitmezsin
    İki cihan serveri, hatemül enbiyasın.
    ............................

    'Ey Allahım! Resûlüne hakaret edenlerin yüzleri kara olsun,Kalplerine korku sal, Ayaklarına titreme ver...'
    Bizleri dünyadan milyonlarca büyük ve geniş olan Cennete çağıran, Müminlere çok şevkat ve merhametli olan, yüce peygamberime,salat ve selam olsun.




    Aydınlattın dünyayı nur yüzünle,
    Yüzünden hiç düşmeyen bir gülüşünle,
    Bazen yüzündeki bir hüzünle,
    Örnektin sen hep, tüm alemlere.

    Seni anlatmak ne mümkün bizlere,
    Dağlar taşlar dile gelse nafile!
    Göremedik seni, belki seneye,
    Çağır bizide Ya Rasul Medine'ye!

    Sahabilerle yaptın en güzel sohbet,
    Daim dilinden düşmezdi "sabret!",
    hep güzeldi, hoştu niyet,
    O meclise n'olur bizi de kabul et!

    Ali'n Ebubekr'in değiliz biz,
    Ama ümmetini seversin biliriz.
    Allah'tan daim seni isteriz,
    Gül cemalini bizde görmek isteriz!

    Gönderdik sana salat ve selam,
    Senin için yaptığım her duam.
    Sahebe deyilim ama bende diyorum;
    Fedadır sana canım,

    Fedadır anam, babam!..




    [​IMG]
    Ben Sana Yüreğimi Sunuyorum Ey YAR...
    Nabzimda..Adını Soluyan Nefeslerimle..
    Dermansız..Bahtıma Ağlarken..Her Bahar..
    Sana Sevdamı Sunuyorum...Hüzünlerimle...

    Ben Sana Yetimliğimi Sunuyorum..En Sevgili...
    Yetim Bırakmayacağını Beni...Bile Bile...
    Alevler Kuşatmış Bak!! Hasret Kokan Gurbetimi..
    Sana Ömrümü Sunuyorum..Efendim..Seve Seve...

    Ben Sana Selamımı Sunuyorum...Can Nebi...
    Sana Çarpan Yüreğimden..Senin Yüreğine..
    Kırık Gönlümde Büyüyen Sevdanla Ayaktayım Şimdi...
    Sana Aşkı Sunuyorum..Can Efendim..Tüm Hücrelerimle...

    Ben Sana Selamımı Sunuyorum CaN Sevgili...
    Çağlar Sonrasından..BinDörtyüzyıl Evveline..
    Kırık Gönlümde Büyüyen Sevdanla Kıyamdayım Şimdi..
    Ben Sana Aşkımı Sunuyorum..EFENDİM..Tüm Yüreğimle...

    Ben Sana İçimdeki Seni Sunuyorum..Yıpranmamış Bir Sevgi ile...
    Kabul Buyururmusun EFENDİM....???



    Sevgili’yi Sevenler Özler

    duy beni, gör beni ey Yâr
    dünya artık daha kalabalık ve daha karanlık
    bu şehrin duvarları sağır
    bu şehir Sen’den sonra darmadağın, harâp
    bak, kayıp gidiyor yıldızlar avuçlarımdan
    sana yabancı bu çağlarda
    artık her insan bir başına, yapayalnız ve çâresiz
    beni bu sahte kalabalıklarda Sen’siz bırakma

    saâdet çağının uzağında kaldı adımlarım
    mevsim boran
    mevsim kaç asırdır yalancı bahâr
    yeminlerin, biâtlerin ırağında
    zakkum ağacının kökünü saldılar
    kızılca kıyâmet hangi yana baksam
    renkler ölümüne ağlıyor peşinden
    güneşin uyanışını bekleyen perdeleri
    Sen’siz bomboş kalan ellerimi doldururmuşçasına
    indiriyor ama kaldıramıyorum

    gözlerim akıyor yollara
    dokunsun diye sana
    duâlarla kuşattım acılar mahzenimi
    Senin gurbet ikliminde
    çâresiz firaklar baskınında
    uzaklara bırakma beni
    anlatır Sen’i bir çift güvercin
    bir örümcek ve Kusvâ
    yakından görmeliydim ellerini
    ellerini kaldırdığında ikiye yarılışını ayın
    Bedir’de ellerini görmeliydim
    Sen duâ olup
    yağmur yağmur yağarken yeryüzüne
    görmeliydim gülistân ellerini

    kalbim sökülüyor yuvasından
    rengini yitiren zamânlarda
    kalan mı benim, giden mi
    yokluğunda gidenler mi yoksa kalanlar mı gurbetçi
    bırakma beni sensizliğin bitimsiz kuytuluğuna
    sıcak bir aşkın en müntehâ kapısında
    sana kavuşmadan unutmam beklemeyi
    Sen’i unutmam, unutmam çağların çağını
    biliyorum bir gün ansızın geleceksin
    Sen’in yağmurunda ıslanacak dünyâ
    yaşanmamış bahârları getirmek için
    yeniden yazmak için aynaların sırrını
    rahvan atlarla geleceksin biliyorum

    en çok, tanımamalar kanatır beni
    tanıyan sever, sevenler özler Sen’i
    buralar gayrı şaşkınlığın son halkası
    gayrı buralar acem mülkü
    sevdâlar acem, karlar, yağmurlar acem
    martılar bu denizi terk edeli beri
    rüyalarıma da uğramıyorsun artık
    özlemler rüyada başlar, sevdâlar rüyada dâim
    Sen’den başka sığınacak divan yok
    güneşe renk veren renkler ülkesinde
    “huzur” ver içimdeki yalnızlığa sesinle
    utanmıyorum gözyaşlarımdan anarken Sen’i

    sana geç kalmışlığımdan
    bu şehre depremler iniyor bir bir
    Sen’siz her şeyde yarım kalmışlığın izi
    Sen’i unuttuğumdan
    kuşlar da terk ediyor beni
    şehirler gibi şiirler de kirlendi ardından
    perdeler kalkmadı, filizlenmedi tanyeri
    pişmanlıklar kalbimde tutam tutam gül
    bu karda kışta, bu ışıksız duldalıkta
    beni, sevenlerini, özleyenlerini
    korku tûfanında hiçlik karanlığına bırakma

    yokluğunda, anne bağrı da gurbet, vatan da
    kuru bir hurma kütüğü kadar olmasa da
    yokluğunu yoksulluk sayan bütün kalbimle
    özledim diyorum, özledim Sen’i
    süvâriler vuruldu, Sen gelmedin, bahâr gelmedi
    belli ki Sen’i özlemeyi bile beceremiyorum



    Ümmetin seni özler içten içe…
    Ah efendim;


    ümmet seni özler aslında içten içe -farkına varmaz-


    bir gelsen de hayatımızı hay’a doğru çizsen..sevdalarımızı, yüreğimizin fırtınalı bir deniz gibi olduğu şu dönemde aşk’a erdirsen..yelkenleri kontrolüne alsan..




    Ah efendim


    sensiz bu alem bize yabancı kalıyor; yalancısı oluyoruz inandıklarımızın…yalancısı oluyoruz yüreğimizin..avunamıyoruz ki avutalım sol yanımızı.bir gelsen ağrımayacak o tarafımız; ağır gelmeyecek hayat bize. biz yükle(n)meye talip olacağız sevdayı heybemize.bir gelsen, pervanesi olacağız aşk’ın; razı olacağız yanmaya..




    Ah efendim


    şimdilerde her halimiz bir garîb! sevdalarımız anlamsız; sevgimiz -kuş kadar hafif- her rüzgarda savruluyor bilmediğimiz sokaklara; toparlayamıyoruz hallerimizi bir’de! toparlanıp gidemiyoruz bir’e..


    şimdilerde sevdiklerimiz de bir garîb; bize değer vermez, vefamızı bilmez…




    Ah efendim


    bir gelsen şu gönül evimize; müsrifliğimizle duygularımızın bereketini boşluğa savurur bulursun bizi. bir yerleri doldurabilmek için, daha büyük boşluklara razı olur halde bulursun bizi; bizi boşluğa düştüğü halde içinin huzuru aradığını fark edememiş halde bulursun…




    Ah efendim


    aradığının “sen” olduğunu bilmeyen bir ümmet mi olduk biz yoksa aramanın mahiyetini mi bilemez olduk? bulma ümidimiz mi bitti yoksa; bulanları gören gözümüz mü köreldi? yüreğimizin üzerindeki perdeler kalınlaşır da kalınlaşır; hikmeti setreyler yüreğe karşı...




    Ah efendim


    ümmet garîb kaldı doğup büyüdüğü kentte; içinde. ümmetin içi vasfını değiştirdiğinden olsa gerek, tanıyamaz oldu kimse kendini..tanıyamaz olduk birbirimizi; kendimizi…bundandır ki efendim, uzak kaldık bizim vasfımızla değerli kılan’a; uzaklaştık bilgisizliğimizin dehlizinde…efendim, bize bir nefes eyle; ümmetine düşkün bir peygamber duası; içimiz özler inşirahı…


    efendim, artık iftidah zamanımızdır; bize dua eyle..bizi huzuruna çağır!bu garîblik bize dokundu…




    Ah efendim


    bu garîblik bize dokundu…


    gel de bize “yâr” olmayı anlat, sevmeyi, sevilmeyi,


    vermeyi, verdiğinin ardından bakmamayı,


    / ummadan vermeyi /


    bize hayatımızın efendisi olmayı öğret,


    bize irademizi elimizde tutmayı öğret,


    bize yüreğimizle konuşmayı öğret,


    murakabemiz, seni yüreğimize murakıp bilişimizi getirsin….




    gel de hallerden hale geçiş yapalım artık,


    bitsin şu oyalanma faslımız,


    dizinin dibinde oturup sevban misali yok olalım gözlerinde,


    sevelim aşkla vuslat eyleyen hıçkırıkları....




    gel de şikayet etmeyelim artık acı’dan,


    dilimiz hep şükre dokunsun…




    [​IMG]
    Hasretimin Medine’si

    Ne zaman bir çocuğun gönlünde, sevginden bir gül açsa, aklımın akabe kayalıklarından Seni davet ederim hasretimin medinesine. Acılarımın pencerelerinde, rüyalarımın damlarından damla damla sevinç gözyaşları içinde seni karşılayan çocuklar gelir aklıma. Şiir şiir, ezgi ezgi küçük gönüllerden büyük aşk gösterileri siner yorgun çöllere. Çöl tarifsiz bir mutluluk duyar. Bilmem, beklide bir yağmur düşse yanık bağrına, ancak bu kadar anlaşılır olurdu tebessümü.

    Aklımdan hiç çıkmayan, çıkamayan, çıkmasını da hiç istemediğim sevdan kaynar yüreğimde, hasret damıtır, gözyaşı akıtır… Dualarına dualar ekler seninle olmak, aşkınla dolmak adına. “Aşk ne zor işmiş” bunu öğrendim sevginin aşka varan, sensizliğin hasrete salan yollarında…

    Bir çocuğu büyütmek gibiydi seni sevmek ey Sevgili. Bugün Aşk-ı Nebi isimli evladımın yirmi dördüncü yaş günü. Ne de çabuk, ne de zor geçti yıllar. Rabbimin emanetiydi, doğduğum gün fıtratıma oya gibi işleyip, aşka busesini kondurtmuştu. Şimdi bir çığ gibi büyüdü aşkın…


    Bak Sevgili, avucumda ne var?

    Utancımdan başım yerde,

    Bakamam yüzüne ısrar etme,

    Bir avuç aşkla gelebildim sana, geri çevirme…

    Dur gitme,

    Yetim bırakma sevdamı,

    Öksüz bırakma umutlarımı,

    Hasretimi sunsam sana,
    Yanına birkaç damla da gözyaşı,

    Bir de gül dersem ve gel desem,

    Hasretimin Medinesi’ne…

    Yok ki elimde avucumda kalan bir şeyim

    Ne şehadetim, ne de şahitliğim

    Kalmadı da sana yaraşır bir imanım,

    Sanadır bu imdadım, desem,

    Gelir misin hasretimin Medine’sine…

    Gün gün, ay ay, yıl yıl büyüdü yüreğimde,

    Aşkın sınırı yoktu o da tanımadı,

    Gözyaşlarından nehirler altlarında aktı,

    Bu sevda gönlüme hasretten bir şehir bıraktı.


    Sana gelmekti gayem ama yollar uzaktı,

    Bu günahlarla yüzüne bakmak zaten bana yasaktı

    Bu sevda gönlüme hasretten bir şehir bıraktı.

    Bu hasret bu şehirde beni yıllarca yalnız yaşattı.

    Kayboldum çoğu zaman karanlık yollarda,

    Kendimi aradım pervasızca ve yıllarca,

    Ama hep gönlümde kaldı sevdan,

    Bir anne şefkatiyle sakladım, sakındım…

    Artık sensizlikten sıkıldım,

    Hasretinle yıkıldım,

    Aşkınla oddan oda yakıldım,

    Mecnun gibi adını haykırdım…

    Dediler, aşığın vuslatı o

    Aşkın kemali o,

    Aşıkların otağı o,

    Yalnızların yânı o…

    Geldim kapına sermayem bu,

    İsteğim gönlümdeki yangına bir su,

    İstersem başka bir şey geri çevir bu avucu,


    Ne olur sevgili, ey gönlümün nuru…





    Bir temizlik başlatır içimde adını anmak


    [​IMG]

    …Tufan günü düşen yağmur gibi düştün gönlüme

    Hani Rabbin yeryüzünü günahkarlardan temizlemek için
    gönderdiği suyun kabaran inişi vardı ya..
    İşte öyle günahlarıma karşı bir temizlik başlatır içimde adını anmak!
    Her sâlat-u selâm ile biraz daha arınır,



    biraz daha senin tevhid geminde bulurum kendinimi.

    Ey Sultan-ı Rûsul, Ey ashabının bağlılığını;
    -"Anam babam sana fedâ olsun" diyerek ifade ettiği Server-i Enbiya!
    Davan uğruna ölen şehitler adedince selam olsun sana!
    Her yağmurda semadan inen melekler adedince selam olsun sana!



    Aşkın ile yanan aşıklar adedince selam olsun sana..!


    ve Hazret-i Yunus aşkıyla yanar söz;

    Aşkın ile aşıklar
    Yansın Ya Resulallah
    İçib aşkın şerabın
    Kansın Ya Resulallah…



    ~ ~ ~


    Vakt-i şerif,Cuma, ahir ve akibet hayrola


    Şefaat-ı Nebi Hakkola efendim…







     
  2. Monera

    Monera Forum Okuru

    O kutlu diyarlardan gönlümüze estikçe Kokun gelecek diye yelde aradım seni.
    Sabahın seher vakti, bâd-ı sabâ aşkıyla
    Raks ederken yapraklar dalda aradım seni.

    Unuttuk sünnetinin hem tadını, tuzunu
    Sevgi güneşi ile; erit gönül buzunu
    İsrâ, mîraç dönüşü ayağının tozunu
    Yüzüme sürmek için yolda aradım seni.

    Ne çileler çektiler her devirde her nebî
    Yusuf’a mekân oldu karanlık kuyu dibi
    Yeniden ufkuma doğ, n’olur; dolunay gibi
    Dolaştım kalpten kalbe dilde aradım seni.

    Eğer sen gelmeseydin dünya dönerdi ine
    Dünden de çok muhtacız getirdiğin o dine
    En güzel örnek oldun Habîb’im; sekaleyne
    Zaman selâma durdu yılda aradım seni.

    Yoldayken yol aradım akıl için yol birken
    Nasıl oldu şaşırdım önde rehberim varken
    Yitiği yitik yerde aramam gerekirken
    Yeşili şaşı gördüm alda aradım seni.

    İnsanlığın burcunda en zirvesin, kemâlsin
    Ördün vahiy peteğin kutsal yüke hamalsın
    Sen misin O, O mu sen, Kur’an ile hem hâlsin?
    Öyle farklı ki reyhan balda aradım seni.

    Dermek üz’re gülünü girsem İrem bağına
    Vahyi koklamak için çıksam Hıra dağına
    Belki dokunur diye ayağım ayağına
    İzine basmak için çölde aradım seni.

    “Rûz-i elest”ten beri koku saçan bir gülsün
    “Refik-i âlâ” diye Hakk’a uçan bir gülsün
    Onca dikene rağmen çölde açan bir gülsün
    Kokun mu gül, ten mi gül; gülde aradım seni?

    Ey sevgili Sultan’ım gözüm, gönlüm hep sende!
    “Şefaat-ı kübrâ”nla kurtar bizi dar günde
    Ruhları mest eyleyen o güzelim nağmende
    Beste, güfte sır olmuş telde aradım seni.

    Yok ki başka bir kapı in/cin sana kul Rabb’im
    Yolların en doğrusu gösterdiğin yol Rabb’im
    Yakmadın Halil’ini yakma bizi ol Rabb’im
    Cennette cemâlini kulda aradım seni! ..









    {{{ Sevgililerin En Güzeline }}}

    [​IMG]

    Kimse unutamaz seni!
    Mümkün mü seni unutmak
    Mümkün mü adını anmadan bir an yaşamak
    Ruhum sende bulur yeniden dirilişi,
    Ve sende kavuşur sevdaların en güzeline.
    Her an sana doğru bir hicret başlar yüreğimden.
    Gizler beni örümcek ağı;gizler hicretin güvercini,
    Büyürüm hicretinle her an yeniden çoğalırım.
    Seninle doğarım ben her dakika,
    Ve her dakika bir yaşıma daha girerim seninle.
    Seni bulurum mevsimlerde,
    Dakikalarda seni yaşarım.
    Yere düşen her yağmur tanesinde bir kez daha seninle ıslanırım;
    Her yağmur tanesinde bir nur inermiş yeryüzüne,
    İşte sen bize inen nursun,rahmetsin üzerimize,
    Yağ üstümüze nurunla;yine,yeniden sırılsıklam ıslat bizi ya nebi,
    Sana o kadar ihtiyacımız var ki:
    Sensiz yaşamayı öğrenemedik
    Sensiz ayakta kalamadık.
    Mümin'in mü'mine gülümsemesi sadakadır derdin;
    Gülümsemek şöyle dursun;birbirimize bakmayı bile unuttuk,
    Unuttuk öğrettiğin şarkıyı,
    Ve unuttuk biz olmayı;
    Hadi söyle şarkını yine yeniden öğret bize;
    Öğret ki yeniden dirilsin,yeniden huzura kavuşsun şu ümmetin.
    Şu anda durabiliyorsak yeryüzünde,
    Paylaşabiliyorsak acıları,sevgileri hepsi senin varlığındandır.
    Sen en canlı resimsin zamanın yüzünde,
    Yeryüzüne gelmenin anlamı,en yüce sevilensin
    Güneşimiz,kurtarıcımız,rehberimiz,önderimizsin;
    Neşesi yağmalanmış hayatlarımıza en büyük tesellisin sen.
    ..Asırlar geçti;dünya yine o bildik dünya,
    Mevsimler bıraktığın gibi;yine birbirini kovalıyor.
    Ama değişen bir şeyler var: Sevgiler uzun yaşamıyor artık,büyümeden ölüyorlar.
    Kavgalarsa;hani dokuz canlı derler ya tıpkı öyle;
    Asıldıkça asılıyorlar hayata,düşmek bilmiyorlar yakamızdan.
    Tükendi miras bıraktığın ümitler,yitirdik renklerin en neşelisini,
    Unuttuk severek yaşamayı;
    Ve unuttuk ;Kötülüğü terk edip iyiliği emretmeyi;.
    İşte gökyüzü;bir bir kaybediyor yağmura gebe bulutlarını,
    İşte yeryüzü;özlüyor üzerinde gezdiğin her anı;
    Ve özlüyoruz o kutlu yürüyüşünü,
    Öyle ki,yürüyüşünün ritminden ıslanırdı Mekke,
    Kopmak istemezdi torak bıraktığın ayak izinden.
    Ve onu da kaybettik,kaybettik ayak izini; Kalakaldık çölün ortasında.
    Şimdiyse; hüznün gölgesi vurmuş yüzümüzle,
    Göğsümüze bastırdığımız güllerle,
    Dudaklarımızda dualarla gömülüyoruz şehre.
    Hüzün hiç yakışmamıştı bize bu kadar;
    Niçin yakışmasın?
    Mahzun bir peygamberin ümmeti değimliyiz?
    Ümmetin olmak bunu gerektiriyorsa;
    Bitmesin hiç hüznümüz,susmasın hiç sevda türküleri,
    Hiç dinmesin aksın gözyaşımız.
    Bırakma bizi efendim,bakışlarını hiç ayırma üstümüzden; Sımsıkıca tut ellerimizden,aşkınla sars yüreğimizi;
    Ve sen bizi yürüyenlerin en güzeline yoldaş eyle Allah'ım;
    (AMİN..)



    YASİR BABAARSLAN




    Bu Çağrı Sanadır
    Bir damla SU gönder bana
    Eğer gönderebilirsen
    Ana sütü gibi tertemiz olsun
    Bir damlası Karadeniz
    Bir damlası Akdeniz olsun

    Bir avuç TOPRAK gönder bana
    Edirne koksun, Ağrı koksun
    Her zerresi burcu burcu
    Türkiye koksun
    Anadolu’dan çağrı koksun

    Bir dilim EKMEK gönder bana
    Yiyince lezzetini hissedeyim
    Bereketini hissedeyim
    Köy köy, tarla tarla
    Memleketimi hissedeyim

    Bir demet ÇİÇEK gönder bana
    Renkleri;
    Sarı, kırmızı, beyaz ve mavi olsun
    Râyihâsı, estetiği
    semâvi olsun

    Bir tutam SEVDA gönder bana
    Veysel Garani’nin, Yunus Emre’nin
    Sevdasından olsun
    Mevlâna’nın Mevlâ’sından olsun
    Sevdâların hasından olsun

    Bir RÜYA gönder bana
    Yürürken, otururken
    Güneşi, Ayı seyredeyim
    Aradan kalksın tüm duvarlar
    Mâverâyı seyredeyim

    Bir damla ALINTERİ gönder bana
    Yazdığın ŞİİRLERİ gönder bana
    Okumaya ihtiyacım var...

    Şair: Abdurrahim Karakoç








    Affet ey Nebiler Nebisi, canım sultanım,
    Bu cürümlerle mi huzuruna varacaktım,
    Bunca hata, isyan ve günahla mı,
    Huzurunda boynum bükük, gözüm yaşlı,
    Utanıyorum bu günahkarlığımla sana seslenmeye…

    Sana hakkıyla ümmet olamadım,
    Seni layıkıyla anlatamadım,
    Bir Bilal olamadım, Sümeyye gibi ölemedim,
    Haykıramadım cihana adını,
    Utanıyorum bu vefasızlığımla sana seslenmeye…

    Savunamadım seni dinsizlere karşı,
    Ebu Cehillere baş kaldıramadım,
    Sensiz bir başıma kaldım, yetişemedim Efendim,
    Gönül güllerini solmaktan kurtaramadım,
    Utanıyorum bu biçare halimle sana seslenmeye…

    Gül Ravza’na varamadım Gülerin Şahı,
    Anlatamadım cihan-ı beşere senin güzelliğini,
    Nebilerin Nebisi,Timsali rahmet olduğunu anlatamadım,
    Oysa sen ümmetim ümmetim diye nelere göğüs gerdin,
    Utanıyorum bu nisyanımla sana seslenmeye…

    Rabbimin en sevgili kulusun sen Sultanım,
    Var mıydı senden çok ibadet eden, var mıydı ey Nebi,
    Anlatamadım kulluğunun yüceliğini, anlatamadım,
    Dünyaya saltanat kurmuş biçare nefislere anlatamadım,
    Utanıyorum bu gafletimle sana seslenmeye…

    Yetimlerin babası oldun, şefkat Peygamberim,
    Karanlık dünyamda güneş gibi açtın ey Nebi,
    Affet beni Sultanım, anlatamadım karanlık gönüllere seni,
    Anlatamadım bu karanlık çağda, yansıtamadım güneşini affet,
    Utanıyorum bu çaresizliğimle sana seslenmeye…

    “Kişi sevdiği ile beraberdir” demişsin Sultanım,
    Beni de seni sevenler kervanına kabul edecek misin,
    Utanıyorum, hakkım yok şefaatını istemeye,
    Ama sen ümitsizlerin ümidisin, bana da şefaat edecek misin?
    Sen Hidayet Güneşi, sen Resul-ü Kibriya, sen Eşref-ül İnsan,
    Ne olur, ne olur geri çevirme, utanarak huzuruna geldim,
    Bana da şefaat edecek misin?







    "Seyrimde bir şehre vardım
    Gördüm sarayı güldür gül
    Sultanının tacı tahtı
    Bağrı duvarı güldür gül
    Gül alırlar gül satarlar
    Gülü gül ile tartarlar
    Çarşı pazarı güldür gül..."


    Hani bir gün Alemlerin Efendisi Aişe validemızden bir bardak su ister.Validemiz suyu getirince "Önce sen iç ya Aişe" der.Hz. Aişe suyu içer.Efendimiz bardağı alır ve suyu bardağın validemizin ıçtiği kenarından içer.SU GÜLDÜR O AN, BARDAK GÜLDÜR, DUDAK GÜL..


    Hani validemiz sorar bir gün:
    " Ya Resulallah beni nasıl seviyorsunuz?"
    "Kördüğüm gibi ya Aişe."

    Seneler sonra bir kez daha sorulur aynı soru.Cevap aynıdır:
    "Kördüğüm gibi."

    Peygamber Efendimiz'in dünyada ki son günleridir.Soru tekrarlanır." Beni nasıl seviyorsunuz ya Resulallah?" " Hala ilk günkü gibi ya Aişe..." SORU GÜLDÜR O AN, CEVAP GÜL, GÖNÜL GÜL...


    Muhabbetin Rengi GÜLDÜR,gönüllerin nakşı GÜL
    Aşkın l-kokusu GÜLDÜR,Dostun bakışı GÜL
    o zaman birgüzellikten söz açırsa ilk söz gül olur,
    son söz GÜL
    GÜL alınıp gül satılan pazarlar,GÜLÜN GÜL ile tartırdığı diyarlar vardır.
    Gönüllerde o diyardan bir neşe taşınacaksa söze gülle başlamalı.
    GÜL KOKULARI YAYILMALI HANELERE







    efendim,canlar paresi,habibi kibriya bilsen özlemin içimi yakar oldu.Adını duyuşumda içimi bir hüzün kaplar.
    Ne olurdu da o nur cemalini görsem.
    Kimbilir bir gün rüyalarıma teşrif buyurursun.
    Belki özlemim sona erer.
    Efendim nur cemalini görmek isterdim ki bakın bakın diye haykırırdım.bakında görün.
    benim peygamberim her daim güleryüzlü,kimseyi geri çevirmeyen darda kalanlara
    yardımcı olandı,derdim.
    Derdim ki zalimler! hala mı inanmazsınız
    hakikat apacık gözler önünüze serilmiş.
    nasıl olurda inkar edersiniz.
    O bir nebi o bir şefkat,merhamet sahibi
    o öyle bir efendi ki kendinden sonraki
    ümmetini düşünen onlar için üzülen vefatında
    bile defnedilirken hikmetli sözlerin döküldüğü dudakların arasından ümmetim,ümmetim sözleri cıkmıştır.
    nasıl ki dünyaya dünyaya
    teşriflerinde ümmetim,ümmetim
    dediyse vefatı da bunun üzerine olmuştur.
    Efendim utanıyorum bu kadar sevilecek ne yaptık.
    bu sevgiyi hak ettiği ölcüde
    sana riayet ediyormuyuz????
    Efendim beşeriyet bambaşka bir alemde
    bunu hak etmiyorsun efendim
    yaptığın hizmetlerin karşılıksız mı kalacakk???
    Efendim vefa borcumuzu nasıl ödeyeceğiz.
    Bizler senin sayende doğru yolu bulduk.
    YA habibi kibriya! Bil ki seni
    hala seven ve islam için
    savaşan ümmetlerin de var.
    Zihniyet ne kadar kötü olsada direneceğiz,
    yılmayacağız seni örnek alacağız inşallah
    Cihat farziyetini yerine getirmeye
    calışacağız biiznillah
    bunun için okuyoruz ki zalimleri
    kendi silahlarıyla vurmak için
    İslam kuran için savaşacağız
    Allah'ım ayaklarımızı sabit kıl.
    Şeytanın tuzaklarından
    bizleri muaf eyle.



    alıntı








    Yokluğunda seni özledik.Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik.
    Özlemeyi özlenilmeyi, sevmeyi sevilmeyi, sevindirmeyi sevindirilmeyi özledik efendim.


    Askı, gözyaşını, müsamahayı, ahlaki, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı,
    feraseti, basireti, secaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik.
    Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz,
    Atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu..


    Efendim..
    Sen kendini Abduhu ve resuluhu (O'nun kulu ve resulü) olarak takdim etmiştin.
    Sana iman eden bazıları, sana hürmet adı altında seni kulluktan "kurtarıp" melekleştirerek, hayattan dışladılar. Bu ifrat'a karşı bazıları da tefrit'e sapıp, seni bir güzel örnek olmaktan çıkarıp, Bir "postacı" bir "ara kablo" seviyesinde görerek seni hayattan dışladılar.


    Bunların hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bize.
    Bu işi göğe çekerek yada yere sokarak yapmaları hiç bir şeyi değiştirmedi sonuçta.
    Allah seni güzel örnek olarak gösterdi.
    Sen, Kur'anın konuşanı, yürüyeni, hareket edeniydin.
    Tıpkı bir ağaçta suyun meyve ye, bir çiçek tozunun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, Ayetlerde sende hayata dönüşüyordu.


    Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla "kitabı" kitabları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu. Çünkü cansız bir nesne ile canlı bir insani örnek edinmek hiç bir olurmuydu.


    Efendim...
    Biz kitabsızlıktan değil, Peygambersizlikten kırıldık. Yokluğumuz Peygamber yokluğu.
    Seni andıran seni hatırlatan insanların yokluğunu çekiyoruz. Çocuklarımız Peygamberi sorunca, "evladım onun ahlakı tıpkı falancanın ahlaki gibiydi" diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.
    İnsanlık destanıyla birlikte bir çok kitap gönderilmeyen Peygamber gelmişti de, bir tek bile olsun "Peygambersiz kitap gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya ona da şahit oldu.


    Efendim...
    Bu dünya Peygambersiz kitaba, Muhammed (s.a.v) siz İslam’a da şahit oldu. Şimdi Kur'an mahzun Efendim. Kur'an öksüz. Seninle Kur'anın arasını ayırdık. Etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla evladın arasını ayırır gibi.


    Gel de bir bak Efendim, bu mazlum milletin haline. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi, bıraktığın sitenin harabelerinde simdi baykuşlar tünedi.
    Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın.
    Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu.
    Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık efendim.


    Efendim...
    Nebevi, mirasın irfanı ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikri boyutuna bir başka hizip, siyasi ve hareki boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler, ellerindeki parçanın bütününün kendisi olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu. Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup hak benim dedik.
    Oysa ki efendim, bazen parçalanan hakikat, hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu fark edemedik efendim.


    Efendim...
    İsrailoğulları peygamberlerini katlediyorlardı.
    Bizde senin güzel hatıranı, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik efendim.


    Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, O ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.
    Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar. Derya içteydiler, deryayı bilmediler.
    Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler, yokluğunun ızdırabını nasıl duysunlar efendim?
    Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz...


    Bize kırgın mısın sevgili Efendim?

    Bize kırgın mısın Sevgili Efendim?

    MUSTAFA İSLAMOĞLU





    Seni görmekten, Seni duymaktan aciz!
    Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ RasûlALLAH?

    Bu dava mahzun, bu dava garip, bu dava öksüz büyüdü.
    Bir Veysel, Seni tâ Yemenden görürdü.
    Görürdü de, Senin dişini kıran o taşa üzülürdü,
    Üzülürdü de, sıkıntıdan kendi dişleri dökülürdü.
    Yâ RasûlALLAH, Sen buyurmuştun ya hani, Yemen tarafına bakarak
    Bu taraftan iman kokusu geliyor diye!
    Bu yüzden o iman kokulu yâre, o göz nuru hırkanı bırakmıştın.
    Kimdir bu yâ RasûlALLAH? diyenlere ise,
    O beni görür ben de onu görürüm
    O Veyseldir. buyurmuştun

    Sen kâinatın yaradılış sebebi
    Sen Ademin affedilme nedeni
    Sen Rabbin biricik sevgilisi
    Hal böyle iken yâ RasûlALLAH,
    Sen açlıktan karnına taşlar bağlıyordun
    Bizler, daha Senin gibi, bir gün olsun karnımıza taş bağlamadık!
    Bırak taş bağlamayı
    Sıcak döşeklerimizi terk edip bir gece olsun,
    Gönülden teheccüde kalkamadık
    Vazgeçtik nafilelerden
    Umut kestik ya
    Ümmetin içinde farzları ihmal edenleri görüyor musun yâ RasûlALLAH?
    Görüyorsun da içinde kırıklıklar mı oluşuyor?
    Neredesin ey Rasûl, neredesin yâ RasûlALLAH?






    Eskilerde sana sevdalı. Sana âşık… Sana meftun…
    Gül adına pazarlar kurulmuş, gül alınıp gül satılmış,
    Ölçü birimi gül olmuş gülden terazi yapılmış.
    Bende seviyorum, Gül’üm sebebini bilmiyorum
    Belki gül oluşun için, belki herkes sevdiği için,
    Belki de âşık olunacak en güzel canlı sen olduğun için.
    Ne bülbüller senin etrafında döndüler…
    Senin güzelliğin uğruna canlarını verdiler…
    Tüm hücrelerim sana sevdalı… Üstüne gül koklamam
    Senin üstüne bir canlı tanımadım, tanımam
    Seni yüreğimde hapsediyorum
    Bende senin hücrene giriyorum
    Seni sevmek eğer bir cezaysa
    Hücrende cezamı çekmek istiyorum.
    Yaşama dair tek umudumsun,
    Tutunacak dalım sığınacak yurdumsun,
    Kâinat benim olur eğer beni seversen
    Kaybeden ben olurum. Eğer beni sevmezsen
    Bilinmez diyarlara kendimi atarım.
    Ölen aşkımın ebediyen yasını tutarım.
    Zaman hırsızı beni benden çalmadan
    Artık gel! Yoruldum Vuslat çetelesi tutmaktan
    Ey sevgili söyle neredesin, hangi bahardasın,
    Kimlerin sohbetini taçlandırmakta
    Hangi gönülleri güzelliğinle doyurmaktasın
    Bir gün ama bir gün can’la canan kavuşacak
    O an belki kalbim heyecandan çatlayacak
    Azamdaki her düğüm Belki de sökülecek
    Perdeler çekilecek biricik gül görünecek
    Fani sevgiler gidin sizleri tepiyorum
    Ben gül’üme aşığım, tek onu seviyorum
    Mehmet Orhan Durdu




    Gel!! Ne Olur...Don EFENDIM...ihtiyacim Var Sana...
    Gozyaslarimin Kuytusunda Can Cekisir Simdi Bakislarim...
    Solsun Su Omrum...Sana Hasrette...Sana Gurbetteyim...
    Yuregim Cole Dondu Yar! Kurakliginda Kavrulur Ruhum...
    Yoklugunla Esir Dustu Umutlarim Zaman a...Yoruldum EFENDIM...
    Sensizligin Siyahi Bakislari Bulasti...Kan Canagi Gozlerime...
    Ruhumun Isigi Kirildi,Yikiliverdim Oylece Acinin Ellerine...

    Efendim...

    Her Adin Andigimda Sana Salat ve Selam Gonderiyorum...
    Anmazsam Adini Daglanir Dudaklari Yuregimin...Biliyorum...
    Cok Seviyorum Seni Ey Sevgili...Ben Artik Gulemiyorum...
    Gel!! Yuregimin Bahari...
    Kurtar Beni Hasret Sizisindan Artik Dayanamiyorum...
    Acilar Suzulur Benligime, Catlar Huzun Damarim iCime,iCim Kanar...
    Surgunum Senin Yoluna..Sana Surgunum..Sensizlikte Yorgunum...

    Don!!Ne Olur...CAN EFENDIM...Tut Ellerimden,iHtiyacim Var Sana...
    Gulmeyi Unuttu Gozlerim..Unuttu Sevgili...Cekildi Damarlari Yuregimin..
    iFlah Olmayan Su Alev Terk Etmedi..
    Ugruna Can Veren nefeslerimi Gomerken Karanliga Her Gecenin...
    Ssukunlugumun Golgesinde,Sessiz Cigligi Var Binlerce Hecenin...

    Ozumde Buyur Siyahi Huzunler,Dilimde Donmen iCin Yakarisim...
    Gelmezsen!! Vuslata Dek Solgun Kalacak Yuregim Solgun Kalacak Bakisim...
    Aciya Donusmus Soluklarim,Gittikce Soluksuz Kalacak...
    Bir Lahzada...Bin Dortyuzyillik Hasretin Atesi iCimde Yanacak...

    Gurbetimi Silaya Cevir Efendim!! Ya Sen Gel Yada Beni Al Yanina...
    Birakma Beni Bu Karanlik Aginda...
    Ne Olur SULTANIM...Cunku;..
    iHTIYACIM VAR SANA...





    SENİ KOYDUM YÜREĞİME..

    Artık ne sıradan bir aşk ,
    Ne de geçici sevgi alamaz yerini.

    Veremem sana olan sevgimi hiç kimseye
    Ben yıllardır yanarken hasretinle;
    Olurda bir gün, bir gün değer verdiklerimin
    En başında yer almanı hayal ederken
    Şimdi; değerlerin en değerlisi ve sevgilerin en yücesindesin, Sevgili.
    Nasıl sunabilirim sana açtığım bu aşk kapısını bir başkasına.
    Sen ki huzur veriyorsun her ağlayışımda bana,
    Sen ki rahatlatıyorsun benliğimi her anışımda seni.
    Dertlerim sevinç oldu bana, senin çektiğin çile yanında
    Derdimi unutuyorum ey Sevgili! Her anışımda seni.
    Seni sevmek bu kadar tatlı, bu kadar güzelken
    Başka aşklarda işim ne...

    Dostum sensin, yarim sensin şimdi bana.
    Ne sahte dostlar gibi sırtımdan vuruyorsun
    Ne sahte aşklar gibi vefasız çıkıyorsun
    Sen beni büyük bir rahmetle kucaklıyorsun.
    Geceler boyunca sana ağlıyorum;
    Göz yaşlarım aktıkça seviniyorum, çünkü ben başkasına değil
    Sana ağlıyorum!!!
    Hiç ağlarken bu kadar sevinmemiştim, ey Sevgili!
    Sevinç göz yaşları, hasret göz yaşları bunlar, hasretim sana şimdi,
    Nasıl toprak susarsa suya, bende toprak gibi susadım sana.
    Sen ki ümmetine feda ediyorsun sevdiklerini!
    Fatıma, Zehra, Hatice, Kübra, Hasan ve Hüseyin’im
    Feda olsun ümmetime diyorsun...
    Ne cenneti, ne Burak’ı ne de Mahmut makamını
    İstemem ümmetim olmayınca diyorsun...

    Ey Sevgili! Senin ümmetin bunlara layık değil ki,
    Sevdiklerini feda ettiğin bu ümmet; nasıl şefaatini bekleyebilir ki?
    Bizler! Acizane kullarız, şefkatine muhtacız.
    Gün değişti,mevsimler değişti,insanlar değişti
    Artık çağdaş yaşantı varmış bu zamanda
    Ümmeti için onca çile çeken, göz yaşı döken Habib’i
    Örnek almak yok şimdi,
    Körpecik yürekler perişan, gençler neyin mutsuzluğunu yaşıyor
    Onu bile bilmiyorlar; seni sevmek ayıp geliyor şimdi ki çağa
    Senin hayatını yaşamak, hem de hiç eksiksiz yaşamak var şimdi,
    Bunu yaşatmak; gelecek nesillerde bu yaşantıyı görmek var.

    Seni yürekten sevmek var şimdi.
    Ben sana aşığım ya Rasulallah!
    Başka aşk istemem gönlümde; göz yaşlarım sana aksın,
    Sözlerim seni söylesin, ahlakım senin ahlakın olsun!
    Şimdi güllerde solgun, senin hasretinden susamışlar suya!
    Sana kavuşmayı günbegün arzuluyorum ey Sevgili!
    Bitsin artık benim dünya sürgünüm...

    Seni sevmek var şimdi;
    Körpecik yüreklerde seni sevmek,
    Gelecek nesillerde seni sevmek,
    Bu zamanda seni sevmek, var şimdi...







    Sendin, ya dost! Sendin!
    Seni sevdiğimi anladığım günden beri,
    Senin gibi olanları hep sevdim!
    Çünkü sen yetimdin, sonra sen öksüz!
    “kişi sevdiğiyle beraber” derdin ya hani!
    Ben bu umutla sevdim seni inan ki!
    Birde yılmamacasına, bıkmamacasına sevdim!
    Senin uğruna bir zerrede ben olayım diye sevdim!
    Ve azmimi kamçıladım hep, durmadan.
    Gönlümde hüzün vardı, hem gülen yüzün, hem de güller.
    Gül: gülümseyen yüzüne aşık olduğundan, hep gül açtı.
    Gül rayihalarının sırrınca, tenindeki gül kokusunu...
    Ter olarak hediye eyledikleri zaman,
    O kokuyu sürenlerin çocukları da...
    hep gül can ve gül ten oldular.
    Gül; seninle muhabbetini özdeştirirken,
    Gül Muhammed’i oldular sayende, ya ResulALLAH!
    Şefaat, gözlerinden yansırken sıcaklık oluşurdu.
    Oysa çölde sıcaklık artarken, senle olanlar serinlerdi hep.
    Sevdim seni, merhametinin o sonsuz iştiyakıyla!
    Cömertliğinin en eli açıkları bile şaşırtmasıyla sevdim!
    Varlığının yokluğu simgelemesiydi her hal.
    Balı bulan kovanı neyler? Misali gibiydin!
    İşte bu yüzden sevdim!
    “Tok gönüllü bir abid” senin vasfındı bu sanırım.
    Ebu kubeys’in altınları kandıramamıştı hiçbir zaman seni!
    Kıyamete kadar ümmetinin arasında...
    Hep en güzel, hep en Resul kalabilmek bahşedildiydi de;
    “Rabbime kavuşmayı dilerim” demiştin!
    “selam ile gel Habibim” dediğinde ise,
    şefkatin, şefaatını engelleyememişti!
    Büyüklere, büyük işler yaraşırdı ya, o misali;
    Büyük günahlara da şefaat sunmuştun!
    Senin himayende öksüzler, yetimler en öndeydi!
    Kucak açmıştın onlara, her dem itirazsızca!
    Ve son vedan da bile, onlardı tek derdin!
    İşte ya ResulALLAH! Ben seni sevdim!
    Ya ResulALLAH! Ben seni bu yüzden sevdim






    Efendim... olanca ihtişamınla gel,
    Ahşap kulübeme sazlık üstünde,
    Lütüf buyur kalksın engel,
    Söylemem geldiğini, sırrını tutarım.
    Ey daldıkça derinleşen deniz gözlerine,
    Uyandıkça dalınan rüyada,
    Anladıkça anlaşılmayan ey!
    Kucakladıkça kaçan ışıklı ceylan,
    Tutarım sırrını söylemem gel.
    Aydınlık ankalara taşır seni bakışlarımla,
    üst üste binen dalgalarla gel.
    Uyuşmuş yaprakta bir ömür sakla,
    şimşeği gönder ümitlerle gel.
    ümit ki yaşamdır nâm-ı diğer,
    Benliğime gömülmüş şu dünyayı zorla,
    Kanatları yorulmuş kuşlarla gel.
    çağlayanları sakla yüreğimin tâ dibine,
    Uykulara gömülmüş düşlerle gel.
    Tenin kavrulsun ne çıkar ateşine,
    Ağlamaya dursun, taşlarla gel.
    Bir bekleyenin var aczinin kapısında
    Ruhu uçuran kıyamet sularına
    Her an karışan yaşlarla gel.

    Efendim...!






    Ey Resul! Ey Rahim! ve Ey Kerim!.

    Ey, gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

    Ey, Yaradan´ın en güzel eseri!. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!." dediği!. Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!.

    Ey, insanoğlunun ufku en güzel insan. ALLAH´ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!.

    Ey, rahmeten li´l-alemin!.

    Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.
    şefaat edermisin?

    Ey, kupkuru çölleri cennete çeviren gül!.

    Ey, gönlünden gül dökülen resul!.

    Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
    başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.
    Benim de gözümün yaşını siler misin?.

    Küçük kız çocuğunun tuttugu gibi tutsam elinden, yureğimden binlerce
    kuş uçtu, bin´i de öldü desem.
    Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?.

    Ey, Islam´ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli...

    Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe bir defa bile, kahkahayla
    gülmemiş. Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!.

    Gözlerimi yumsam ve, hülyana dalsam. o gül kokulu gülüşün ile,
    benimde gözlerimin içine güler misin?.

    Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,
    tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana, işte onun işte onun hatrına!.

    Ey, gözünü sevdiğim özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!.

    Ey, gönlümün sultanı efendim!. ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim...

    Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim?. desem..
    Bulunduğun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?.

    Seni sevsem!. çok, çok sevsem!. öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm,
    yüreğim. Sen koksa nazım, edam. Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!.

    Ali´n, Fatıma´n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam.
    Sende beni, onları sevdiğin gibi sever misin?.

    Ey, bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
    "Ummetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!.

    Ey, en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz!. Bizi, Hak´tan dileyenimiz!.

    Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin rahmetini dilesem.

    Ey, alemlere rahmet olsun diye gönderilen.
    Bana da rahmet eder misin?.

    Ey, Rahim! ve Ey, Kerim!.

    Asr-ı saadet´ten değilim!. Kokladıgın gül, soluduğun hava, yediğin
    hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladığın kum dahi
    değilim!. Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

    Lakin ben senin "Kardeşlerim!." dediğindenim! ve sana ve, sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!. Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani´nin
    tırnağının ucu misali bile değilim, desem.
    Bana da hırkandan gönderir misin?.

    Doğduğun günün, gecenin hürmetine.
    Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin?.

    Sevgili Peygamberim!. Rabbim sana ve, senin al ve ashabına.
    ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları
    sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.

    Amin







    [B]YA RASULALLAH!

    SEN YARALI SERÇEMDİN BENİM.YÜREĞİME KONDUN FAKAT SÖZ EYLEYİP DİLİMDEN UÇURAMADIM SENİ YA RASULALLAH!
    KALBİM SENİNLE TANIDI SEVDAYI,BEN KIRMIZI BİR GÜL VERİP CANANA,TANITAMADIM SENİ YA RASULALLAH!


    RUHUM SENSİZ KÖRDÜ,KARANLIKTI.SEN GÖREN GÖZÜ İDİN RUHUMUN.BEN NEFS GÖZLÜĞÜMÜ ÇIKARIP,GÖZÜMÜN TA İÇİNE BAKANLARA GÖSTEREMEDİM SENİ YA RASULALLAH!


    SEN ISLAH ETTİN YÜREĞİMİ,HUZURU OLDUN KALBİMİN.BENSE NİCE SIKINTILI DOSTLARIMA,YÜREĞİMDEKİ SENDEN BİR BUKET SUNUP HUZUR VEREMEDİM YA RASULALLAH!


    SEN SOLMASINI İSTEMEDİĞİM ÇİÇEĞİYDİN RUHUMUN,BENSE SÜNNETULLAH DERYASINDAN BİR BARDAK SU DÖKEMEDİM YA RASULALLAH!


    SEN ZİYAFET VERDİN GÖNLÜME,BENSE HADİS SOFRASINA OTURUP YİYEMEDİM YA RASULALLAH!


    SEN DERTLERİME İLAÇTIN,DERMANDIN YARALARIMA.BENSE GÖZYAŞLARIMI SU EYLEYİP,İÇEMEDİM SENİ YA RASULALLAH!


    SEN Kİ AHLAK MERDİVENİNİN ZİRVESİNDEYDİN.BENSE TERBİYE ÇARIĞINI GİYİP,HUZURUNA ÇIKAMADIM YA RASULALLAH!


    SEN Kİ BİR HOŞGÖRÜ PINARI,İÇERİNE GİRİP,GÜNAH KİRLERİMİ YUYAMADIM YA RASULALLAH!


    SEN Kİ YANIK SEVDAMDIN BENİM.SENİ GÖREMEYİŞİN,GÖREMEYECEK OLUŞUN ÜMİTSİZLİĞİ ATEŞ OLUP YAKTI BENİ.BENSE RAHMANDAN BİR DAMLA RAHMET DİLENİP,BU ATEŞİ SÖNDÜREMEDİM YA RASULALLAH!


    SEN OLMASAN YOKTU YÜREĞİM.SEN Kİ HER ŞEYDİN BENİM İÇİN .BENSE HİÇBİRŞEYLİĞİMİ BİLİP,HER DAİM BOYNUMU BÜKEMEDİM YA RASULALLAH!


    YAŞANILMAYA EN LAYIK AŞK SENDE İDİ,GÖRÜLESİ GÖZ,DUYULASI SÖZ SENDE.BENSE ASRI SAADETE BENZEMEYEN ŞU ÖMRÜMDE,SENİ BULAMADIM YA RASULALLAH!AŞKINLA YANAMADIM YA HABİBALLAH!...[/B]




    [COLOR=darkorchid][B]Gülün kalbidir Senin yüreğin. Gülün kendisidir her dem açılan.
    Gül kokar Senin nefesin. Sesin fısıltısı, sözün gülün ruhudur.
    Gül yağıdır Senin terin. Gül toprağıdır Senin yerin, Ey Gül!..
    İçimde tarifi imkansız duygular var

    Gönlümün Sultanı, Gül Yüzlü Sevgilinin hatırına dökmek istiyorum içimi. Dert ortağım kelimeler, en tatlı sığınağım benim

    Alem uykudayken, uyanıkken yıldızlar, daha bir başka işliyor hayallerim. Utangaç hasretlere kundaklanan yüreğimi yepyeni umutlarla açıyorum. Gök yırtılır gibi yırtılsın istiyorum yüreğim. Parça parça olsun, her parçasında hasretlerim duyulsun.

    Düşlerim, Sevgilinin hayaline değiyor

    Kâinatın Efendisinin asırlara meydan okuyan görüntüsünde en tatlı tesellilerimi arıyorum. Yalnızlıklarımı, Onun ruhuma işleyen bakışlarında dindirmek istiyorum.

    Geceye yakışan sessiz direnişlerim var. Vuslat kokan direnişler yazıyorum inadına.

    Dışarıdan, akşamdan beri hiç dinmeyen yağmurun sesi geliyor. Pencerelerin camlarında yeni bir yağmur musikisi yazılıyor. Sevgiliye dair ümitlerim artıyor. Her bir yağmur damlasının sesinde vuslata çağıran nağmeler duyuyorum.

    Yağmur toprağa vuslat için inerken. Kainatın Efendisine vuslatı düşünüyorum. Medineli kadınların, çocukların bekledikleri gibi beklemek istiyorum Alemin Efendisini. Ben de bir beste yapmalıyım hicranla büyüyen yüreğimde. Dolunaylı bir gecede bir yeni Taleal-Bedru okumalıyım. Yıllanmış hasretlerle tütsülenmiş şiirler okumalıyım, dolunayla aydınlanan yüreğimle birlikte.

    Yıllar var ki, rüyalarım bir yalancı şafak edasıyla beni teselli etti. Güle adamayı istediğim yüreğime nicedir misafir olmadı Gül Yüzlü Sevgili.

    Demek ki, bir şeyler eksik kalmış benliğimde. Aşk nakışını işleyememişim yaprağının üstüne, yüreğimin üstüne. Oysa lâl kesilen bülbüller bile kan verirken, can vermiş olur tomurcuğuna . Ya ben?..

    Ya Resulullah (S.A.V.) ! Senin Gül Cemalindir, vuslat şiirlerinin kafiyesi.. Varlığındır gönül ateşini söndürecek olan iksir..

    Bu yalvarışları, kalbimin sesi say.. Ya Resulullah (S.A.V.)!

    Bi-Çaredir ümmetlerin isyanına bakma.. Ya Resulullah (S.A.V.)!

    En tatlı dualarla süslenmiş şiirler, yüreğime serinlikler bahşediyor.

    Keşke ben de Peygamberimin sevgisiyle yanan bir gönle sahip olsaydım da, onu yollasaydım bir zarf içinde, gecenin en mahrem saatlerinde.

    Keşke

    Bari gönlümün yanıklığı yoksa da, yollayabileceğim bir mektubum olsa Hıçkırıklarımla beslediğim şiirler gibi olsa mektuplarım& Her okunan gönülde yeniden yazılsa.. Ve hıçkırıklar duâya dönüşse.. Semada buluşsa duâlaşan hıçkırıklar

    Gül kokulu sayfalara, kızıllığına bürünmüş bir şafak vaktinde, güle adanmış yüreğimi kanatırcasına döksem içimi

    Umuda sarınsam sonra..

    Sermayem umudum olsa!! [/B][/COLOR]

    [COLOR=darkorchid][/COLOR]
    [COLOR=darkorchid][B]alıntı[/B][/COLOR]

    [IMG]http://www.kaliteliresimler.com/data/media/78/Kirmizi_gul_3.jpg[/IMG]


    Yâ Muhammed (sav),
    Senin aşkın vardı bir zamanlar uğrunda bir değil bin canın feda olduğu. Hiç eskimeyen ve hiç solmayan. Her ezanda, her namazda hatta her nefeste açan. Sana sevdalılar vardı... Cihada koşan. Seni görmek için vatandan, anadan, yardan vazgeçen ve sana koşan. Sana sevdalıların aşkı vardı daim olan...
    Yâ Muhammed (sav),
    Medetres ümmetin vardı bir zamanlar mehlika kâlp-leri pak olan, günaha yaklaşmayan ve hatta kaçan... Her Kuran’da kendini unutan, Rabbine teslim olan. Sahabe-i kiramın vardı, güçlüklere rağmen asla melâlden pay kopar-mayan. Dostların vardı sana tabi olan...
    Yâ Muhammed (sav),
    Gözyaşları vardı Allah için akan. Yağmur damlası değil, berfpâre gibi. Maneviyatın berklerini dağıttığı sema vardı bir zamanlar kuzgunîden kurtulup elmasların ışığında ince ve narin bir renk alan. Gözlerinin yakutları vardı hiç kaybolmayan.
    Yâ Muhammed (sav),
    Bulutlar vardı her şeye meydan okuyan. Peşindeki gölgenden de yakın sana. Tek derdi tasası sen olan, sana güneş gelmemesi için var olan. Yıldızlar vardı karanlığı yırtıp gözlerinin içini parlatan, binlerce de olsa tek vücut, tek yürek... Bir de güneş vardı, bembeyaz bir nur gibi. Yü-rekleri ısıtan, sineyi yakan, vicdanı kavuran, bir kristal gibi gönülleri ışıtan... Bulutlar vardı emrine amade olan...
    Yâ Muhammed (sav),
    Öyle günler vardı ki eskiden diller leb-i sükûttaydı, öyle sineler vardı ki leb-i imandaydı ve öyle gözler vardı ki eskiden onlar bambaşkaydı. Onlar kâlpteydi ve senin ya-nındaydı. Öyle günler vardı ki eskiden yüce Rabbe müptela olunurdu.
    Yâ Muhammed (sav),
    Sen vardın eskiden yüreklere taht kuran. Âleme sığmayıp da bir gözyaşına sığan. Sen vardın eskiden, ger-çekte olan ve sen varsın artık rüyalarda olan.


    Zeliha Betül Bıyık




    [SIZE=3][COLOR=navy][B]Ey Nebi..

    Benim Seni övmede aczim vardır EY NEBİ,
    Çünkü Sensin âlemin, Cennetlerin sebebi!

    Ay'ların güneş'lerin nuru nurundur Senin,
    Fazlına erişmeye imkânı yok kimsenin!..

    Peri gibi güzeller zülfünün teli olmaz,
    Kadrin öyle yüce ki, dengi, bedeli olmaz!..

    Nebiler ve Velîler gıpta eder hep Sana,
    Salât okur gece gün her gonca-i leb Sana!..

    Nûrun öyle nurdur ki, her şeyin bir payı var,
    Rab o sebepten etti, güneşi var, ay'ı var!

    Süreyyalar, zühreler, nurunun pervanesi,
    Yâ ResûlALLAH, Sensin varlığın bir tanesi!

    Şânını vasfedecek ne dil, ne bir kelâm var,
    Yetişmez mi bu devlet, hep Rabbinden selâm var!

    Sensin zaman boyunca gönül yakan tek güzel,
    Yüce ALLAH zâtını yaratmıştır pek güzel!..

    Adına kaç bin güzel, ey Nebi, kurban Senin,
    İki âlem bağında devlet Senin, şan Senin!

    Ayak bastığın yere yıldız yağdırır semâ,
    Sen Rabbinin lütfuna müstahaksın dâima!

    Bütün âleme yeter o kadar çok şefkatin,
    Seni bilmeyen kişi zanneder yok şefkatin!

    Derdini döktü kütük, döktü ceylan, kuş Sana,
    Yerde gökte ne varsa hep hayran olmuş Sana!

    Elin ipekten narin, gözlerin gökten derin,
    Hiçe yaktın gönlünü Selman'ın, Ebû Zer'in!

    Fazlının karşısında akıl topal serçedir,
    Kimseye nasib değil, künhüne ermek nedir!

    İlmin diyeceği söz: O bir beşerdir ama,
    Nur olmuş, can olmuştur, Melâke-i Kirama!'

    Fazilette ona denk bir varlık bulmak muhal,
    Öyle mübarektir ki hayâle sığmaz bu hâl!..

    Dünya ve âhiretin en yüce rahmeti O,
    İstemez hiç kimseye derdi ve zahmeti O!..

    Cennetin kapısını ilk açacak el O'nun,
    Hayranıdır her Nebi, her şah, her güzel O'nun!..

    Mahşerin Seyyidi O, denk değiliz biz O'na,
    Enbiyâ diyecektir: 'Haydi gidin, siz O'na!..

    Bugün derdimiz büyük, ah, bugün başımız dar,
    Cenâb-ı Muhammed'dir âlem halkına Medar!..

    Bu mahşer meclisinde değse nazarı kime.
    Artık o kişi gider çiçekten bir iklime!..

    Çünkü âleme RAHMET, çünkü Hûr-i Huda O,
    Şan verdi, şeref verdi, Bedir'e, Uhud'a O!..

    Mecnun ve Leylâ gibi kim çekse de çok aşkı,
    Hiçbir kulun ALLAH'a O'nun kadar yok aşkı!..

    Şefaati Hak O'nun, ümmetine var bağış.
    Bu yüzden mücrimleri edecektir Yâr bağış!..

    Ey nebî! Yüzüm kara, kimseye geçmez nazım.
    Hesabım görülürken bana ihsanın lâzım!..

    Vasfından âcizdir söz, âcizdir kelâm Senin,
    Hep üzerine olsun salât ve selâm senin!

    [COLOR=red]Mustafa Necati BUSRSALI[/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE]









     
  3. ρємвє_мєℓєк

    ρємвє_мєℓєк Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    23 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.987
    Beğenilen Mesajlar:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    bursa
    Cevap: Peygamber Efendimize Şiirler

    çok teşekkürler Allah razı olsun
     
  4. PaSikA

    PaSikA Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    28 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21.234
    Beğenilen Mesajlar:
    598
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    Cevap: Peygamber Efendimize Şiirler

    ellerine sağlık canım :)
     
  5. sevgi10

    sevgi10 Üye Üye

    Kayıt:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    385
    Beğenilen Mesajlar:
    7
    Ödül Puanları:
    18
    Şehir:
    Balıkesir
  6. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.424
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: Peygamber Efendimize Şiirler

    allah razı olsun emeğine sağlık
     
  7. Misafir

    Misafir Forum Okuru

    Çok güzel bir paylaşım olmuş. Duygulanmamak ne mümkün... Paylaşımın için tşkler canım.
     
Peygamber Efendimize Şiirler konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Peygamber efendimiz

    Peygamber efendimiz

    peygamber efendimizin islama çağrısı peygamber efendimizin islama çağrısı nasıl olmuştur peygamberimizin cağrısı nasıl ve ne şekilde olmuştur peygamberimizin mekkenin üzerindeki melek Muhammed (ayrıca: Mohammed, Mahomet, Muhamit) (570-632) Müslümanlar tarafından en son peygamber olduğuna ve kendisine Allah tarafından Kuran'ın vahyedildiğine inanılır. Babasına yapılan gönderme ile, dönemin...
  2. Peygamber Efendimizin Mektubu!!!

    Peygamber Efendimizin Mektubu!!!

    peygamber efendimizin mektupları peygamber efendimize mektup efendimize mektup örnekleri mektuplar efendimizin mektubu Mektubun orijinali Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Dogu Roma (Bizans) imparatorlugu olmak üzere dünyanin en büyük devletlerine teblig mektuplari göndermis ve kendilerini islâmiyete dâvet etmisti. Efendimizin tesebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar,...
  3. Peygamber efendimizin şefaati

    Peygamber efendimizin şefaati

    peygamber efendimizin melekleri peygamber efendimizin şefaati Kabirden önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer yerine gidecek, peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce peygamberlerden Hazret-i Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i...
  4. Peygamber Efendimizin konuşma şekli

    Peygamber Efendimizin konuşma şekli

    rüyada peygamberle konuşmak rüyada peygamber efendimizle konuşmak melek sekli meleklerin şekli meleklerin şekli nasıldır Peygamber Efendimizin konuşma şekli.... Peygamber Efendimiz etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli...
  5. Peygamber Efendimizin Vefatı

    Peygamber Efendimizin Vefatı

    Peygamberimizin vefatı Peygamber Efendimiz ne zaman vefat etmiştir Uğruna alemlerin yaratıldığı Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V.)'in vefatıyla ilgili olarak bilgilerimizi kısaca tazeleyelim istedik melekler :) Rasulullah (s.a.), 13 Rebiülevvel h. 11 (8 Haziran 632) pazartesi günü ruhunu teslim etti. Risaleti tebliği etmiş, kendisine verilen emaneti en mükemmel bir şekilde yerine...

Sayfayı Paylaş