gebe
  1. MaWiM

    MaWiM ♥Ben Aşık Olduğum Adamın Aşık Olduğu Kadınım♥ Yetkili Kişi

    Kayıt:
    25 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    34.184
    Beğenilen Mesajlar:
    2.224
    Ödül Puanları:
    113

    Şekerci Hanının Şeker İnsanları

    Konu, 'Osmanlı Tarihi' kısmında MaWiM tarafından paylaşıldı.

    Dünyanın en güzel en şirin şehirlerinden biri olan “Aziz İstanbul” aynı zamanda mektepler, medreseler, camiler, çeşmeler, hanlar, hamam¬lar kentidir. İşte bu hanlardan biri de Fatih Malta Çarşısı'nda arz-ı endam eden meşhur Şekerci Hanı'dır. Adına efsaneler uyduru¬lan, fakat kim tarafından ne zaman yaptırıldığı bil¬inmeyen yüz odalı Şekerci Hanı, bir zamanlar kültür dünyamızın seçkin şahsiyetlerine ev sahipliği yapmıştır Geçen gün önünden geçerken tarihi duvarlarında yankılanan maziye ait sesleri kulak¬larım duyar gibi oldu, gözlerim yaşla doldu; aman Allah'ım, görmesini bilenler için dünyada ibret tabloları ne kadar boldu. Asım Sönmez’in 6 Nisan 1972 tarihli Hayat dergisinin 15. sayısında yayımlanan hatıralarından öğrendiğimize göre, Şekerci Hanı’nın müdavimlerinden biri de Osman Kemali Efendi idi. Âmâlar şeyhi olan bu zatın, maddî gözleri doğuştan kapalı, iç gözü ise sonuna kadar açıktı. Necip Fazıl, Cemil Meriç’ten bahsederken “Allah'ın, iç gözü daha iyi görsün diye dış gözünü kapadığı gerçek ve sahici münevver” diyor. İşte, Osman Kemali Efendi de gerçek ve sahici münevverdi. Üstelik bu münevverliği kendine münhasır kalmıyor, etrafındakileri de tenvir ediyordu. Ne mutlu o kimselere ki hem aydınlanırlar, hem aydınlatırlar.

    Ali Kemali Efendi'nin en belir¬gin özelliği Hanedan-ı Ehl-i Beyte duyduğu büyük, çok büyük sevgi ve muhabbetti. O, ehl-i beyt halkının mücessem bir temsil¬cisiydi. Başta “Aşk Sızıntıları” ve “İrfan Sızıntıları” olmak üzere diğer bürün kitapları; Hazreti Ali Efendimize O’nun pak ve nezih duygu ve muhabbetin çarpıcı tablolarıyla doludur. Ali Kemali merhum 1901 yılında İstanbul 'a geldi. Bir süre Rami’de bostan bekçiliği ve Bâyezid Cami¬i'nin avlusunda arzuhalcilik yaptıktan sonra kendisi¬ni Erzurum’dan tanıyan Fatih müderrislerinden Hacı Hazmı Efendi’nin ısrarıyla Fatih Camii’nde mesnevî dersleri vermeye başladı. İsmail Hakkı gibi büyük bir âlimin rahle-i tedrisinde bulundu. Ondan da icazet aldı.

    Mecelle şârihliğinden mesnevî hocalığına kadar her sahada yoğun bir faaliyet gösteren, ziyaretine gelenleri mutlaka güler yüzle Karşılayan ve onlara Ehl-i Beyt sevgisini aşılayan Ali Kemali Efendi, 10 Ocak 1954’te Hakk'a yürüdü. Eyüp Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra, Edirnekapı mezarlığında Rahmet-i Rahman’a tevdi edildi. Kabir taşındaki kitabe şöyledir:


    Cismim ruha döndü elhamdülillah
    Her şey fena bulur, Bakidir Allah
    Hak’dır, Muhammed'dir, hem Resûlüllah
    Ben Al-i Aba’nın Kıtmiyr’i idim.



    Eskiden Şehzade Camii’nin bitişiğinde “Âmâlar Medresesi” vardı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında vakfedilen bu medresede âmâlar ikamet ediyor¬lar, yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını gideriyorlar, yatıp kalkıyorlardı. Daha sonraki yıllarda, vakıf şart¬larına riayet edilmediği için zavallılar oldukça zor durumda kalmışlardı. Ali Kemali Efendi, Sultan Abdülhamid Han'a müra¬caat etmiş, âmâların içinde bulun¬duğu perişan hali dile getirmişti. Padişah bir fermanla vakfı yeniden ihya etmiş, Efendi’yi de âmâlar şeyhi olarak görevlendirmişti. Ne yazık ki Talat Paşa’nın içişleri bakanlığı, Mustafa Efendi’nin şeyhülislamlığı zamanında Âmâlar Medresesi lağvedildi.

    Ali Kemali Efendi diyor ki: “İstanbul'da kendi kendime dolaştığım günlerdi. Rahmi köyünde Ahmet Efendi isminde birisiyle tanıştım. Bu adamın köye yakın bir tarlası vardı. Kendisi oldukça hayırsever bir kimseydi. Yerim yurdum olmadığını öğren¬ince beni tarlasındaki kulübesinde misafireten yatırdı. Ben de onun bu iyiliğine karşı boş durmadım. Yirmi dönüme yakın tarlayı baştanbaşa kirişme ettim. (Toprağı der¬ince kazarak altını üstüne getirdim.) İlk zamanlar gündüz¬leri çalışıyordum. Fakat oradan gelip geçen halkın; “âmâ adama bakın, tarlada nasıl çalışıyor” diye birbirlerine göstermelerinden ve başıma toplanmalarından usandığımdan geceleri çalışmaya başladım. Gündüzleri de kulübede istirahat ediyordum.

    Nihayet felek onu da çok gördü. Oradan da ayrıldım.

    Şehzade başı’nda âmâlara mahsus imaret vardı, oraya gittim. Orada padişahın iradesi gereği, yüz âmâ bulunuyor, bunlara her gün fodla ve çorba veriliyordu. Bu yüz kişiden geriye kalanlar da mülâzım[1] kaydediliyordu.

    Yüz kişiden biri vefat edince mülâzımlardan biri onun yerine alınıyordu. Ben de evvelâ mülâzım olarak yazıldım. Fakat müess¬esedeki yolsuzlukları gördükçe duramıyordum. Bir selâmlık resminde padişaha arz ettiğim istida (dilekçe) üzerine “Mâbeyn” vasıtasıyla saraya davet edildim. Ve Sultan Abdülhamit’in huzu¬runa çıktım. Âmâların senelerdir nasıl haksızlığa uğradığını ve cedd-i âlileri cennetmekân Sultan Süleyman Han hazretlerinin âmâlara duyduğu şefkatten ve merhametten dolayı kurdurduğu bu büyük tesisin ve vakfın zaman¬la ihmale uğrayarak perişan olduğunu ve acınacak bir hale geldiğini anlattım. Verdiğim bu izahtan dolayı memnun olan ve vakfın bu hale gelişinden üzülen padişah, imaretin tamir ve ihyâ edilmesini, benim de âmâlar şeyhliğine tayinimi irade buyurdu.

    Şam'da ceza reisi olarak bulun¬duğu sıralarda tanıdığım Hayri Bey, ve Selânik'te bulunduğum sıralarda kâtip diye tanıdığım Talat Bey (paşa) Meşrûtiyet'ten sonra biri Şeyhülislâm, diğeri de dahiliye nazırı olmuşlardı. Her ikisiyle de çok sevişirdik. O kadar ki Talat Bey bana “Baba” diye hitap ederdi. Bunların içinde bulundukları hükümet, âmâlara mahsus bir müesseseyi lağvetmeye karar verir. Fakat her ikisi de beni çok sevdiklerinden, bu işi ben burada olmadığım bir sırada yapılmasının uygun olacağı hususunda mutabakata vardıklarından bir bahaneyle beni Erzurum’a gönderdiler. Ve ben oradayken bu büyük ve önemli vakfı lağvettiler.”[2]

    İşte bu Osman Kemali Efendi o devrin bir nevi kültür akademisi olan Şekerci Han'ına gelir, elinde¬ki asa ile esnafı selâmlardı. Ayrıca hanın tam karşısında bulunan Darüşşafakalı musiki üstadı Sakallı Kazım Bey'in topluluğuna katılırdı.


    Kandilli Rasathanesi’nin kuru¬cusu ve müdürü Fatih Hoca da Şekerci Hanı’nın müdavimleri arasında bulunuyordu. Yıllarca medrese tahsili gören; sarığıyla, cübbesiyle dârülfünuna (üniversit¬eye) devam eden Fatih Hoca son derece sempatik bir insandı. Ve o zamanlar büyük bir şöhret kazanmıştı. Hava durumundan, yağmurdan kardan hep o sorumlu tutuluyordu.

    Ünlü karikatürist Cemal Nadir bir karikatür çizmişti. Yağmurdan sırılsıklam olan bir vatandaş, yumruğunu Kandilli Rasathane¬sine doğru sallıyor: “İlahi Fatih Hoca! Allah'ından bul e mi? Hani hava güllük güneşlik olacaktı?'' diye bağırıyordu.

    Yine Asım Sönmez'in hatıralarında okuduğumuza göre Fatih Hoca Şekerci Hanı’na devam ettiği sırada bir gün “Bir feza hadisesi olacak” der, aradan bir kaç hafta geçtikten sonra Yıldız Camii’nden çıkarken Sultan Abdülhamit’e bomba atılır. Tabii ki Hoca hemen yakalanır, aylarca tutuklu bırakılır. Neden sonra Malta Çarşısı esnafının şahitliği ve kefaleti sayesinde kurtulur.

    Şekerci Hanı'nın mecburi mis¬afirlerinden biri de Neyzen Tev¬fik.'tir. Neyzen'in içkiyi iyice kaçırdığı bir sırada Mehmet Akif bir tedbir düşünür; -belki ıslah olur diye-¬ kendisini adı geçen hanın bir odasına yerleştirir. Neyzen bir ara içkiye tövbe eder, ama aradan çok geçmeden tövbesi¬ni bozar, “huylu huyundan vazgeçmez” sözüne uygun olarak tekrar işrete başlar. Akif bu olaya Safahat'ında yer verir ve şu mısraları söyler:



    Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu der
    Derviş Ahmet bu celâletle hemen tövbe eder
    Böyle bir tövbe ki, binlikleri çarpar duvara
    Tas, çanak, testi perişan ser¬ilir tahtalara...



    1907 yılının bir kış mevsiminde Van'dan İstanbul'a gelen Bediüzzaman Said Nursî hazretleri de Şekerci Hanı'nın bir odasına yerleşir. Ve kapısına şöyle bir levha asar: “Burada her soruya cevap verilir, her müşkül halledilir, fakat soru sorulmaz!” Bu ilan o zamanlar Şekerci Hanı'na devam eden herkesin dikkatini çeker. İlim adamlarını, medrese mensuplarını büyük bir hayrete düşürür. Bediüzzaman'ı merak edenlerin sayısı gittikçe çoğalmaya başlar. İşte bunlardan biri de, daha sonra¬ki yıl1arda Diyanet İşleri Müşavere Kurulu üyeliği yapan Hasan Fehmi Baş oğlu’dur. Adı geçen zat olayı şöyle anlatır:

    “Ben Meşrutiyet devrinde Fatih medresesinde okurken Bediüzzaman adında bir gencin İstanbul'a gelip bir handa yerleştiğini, hatta odasının kapısına 'Burada her müşkül hal1edilir. Her meseleye cevap ver¬ilir. Fakat sual sorulmaz' diye levha astığını işittim. Böyle bir iddia sahibinin ancak mecnun ola¬bileceğini düşündüm. Bediüzza¬man hazretleri hakkında tevaî edile gelen sitayişkâr tavsiyeler, cemaatlerle ulema ve talebe gru¬plarının kendisini ziyaretlerini ve hayranlıklarını işittikçe, bende de bir ziyaret arzusu uyandı. Ve kat'î karar verdim ki, en güç ve ince meselelerden sual1er tertip edip sorayım. Ben de o zamanlar medresenin ileri gelenlerinden sayılıyordum. Nihayet bir gece ilahiyat ilimlerinden bahseden gayet derin ve birkaç kitapta ifade edilebilen bazı mevzular seçerek sual halinde hazırladım. Ertesi gün kendisini ziyarete gittim. Sualleri¬mi tevcih ettim. Aldığım cevaplar çok acayip ve harika olmuştu. Sanki o akşam beraber imişiz ve kitaba beraber bakıyormuşuz gibi suallerimin cevaplarını tam olarak verdi. Ben tamamen mutmain oldum ve yakînen anladım ki, onun ilmi bizim gibi kesbî değil, vehmidir.

    Sonra bir harita çıkararak Şark'ta darülfünun açılması icabet¬tiğini ve bunun ehemmiyetini izah etti. O zaman Şark'ta Hamid iye Alayları vardı. O suretle idare ediliyordu. Şarkın bu şekilde idare tarzının noksaniyetlerini ifade ile maarif, sanat ve fen noktasından Şark'ın uyandırılması lazım geldiğini muknî olarak bize izah ile bu gayesinin tahakkuku için İstanbul’a geldiğini anlattı. Diyor¬du ki: “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir.


     
Şekerci Hanının Şeker İnsanları konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Şekerci

    Şekerci

    Hoş ve güzel insana, söz ve münasebetleri yumuşak ve iyi olan kimseye delalet eder.Rüyada görülen sekerci, iyi huylu ve tatli sözlü bir kimsedir. Ondan seker almak, çocuklari sevindirir. Bu rüya, mutluluga, memnuniyete ve sagliga isarettir. Rüyada sekerci, hos ve güzel bir kimsedir
  2. Şeker

    Şeker

    İlme, Kurdan okumaya, güzel sanatlara ve geçerli mesleklere, üzüntü ve sıkıntıdan kurtulmaya, ferahlık ve sevince ve mala, tatlı söze, Nöbet şekeri ferahlığa, yağmur yağmasına, söz ve davranışta samimiyete ve ıhlasa, Şeker satmak üzüntü ve kedere, almakssa sevince ve hayırlı işlere, Şeker bazen zorluk ve sıkıntı ile elde edilen mala delalet eder. ( Ayrıca Bakınız; Şekerci, Tatlılar.)Rüyada...
  3. Ceren Şekerci -Kelebek çıkmazı

    Ceren Şekerci -Kelebek çıkmazı

    ceren sekerci ceren şekerci şekerci kelebek çıkmazı ayak bacak Avatarlar:
  4. Selin Şekerci twitter'ı salladı

    Selin Şekerci twitter'ı salladı

    Star TV Ekranlarının yeni dizisi Kaçak Gelinler’in ünlü oyuncusu dizide canlandırdığı karekterle izleyenleri kendine hayran bıraktı. Dizi yayına girer girmez sosyal medyayı salladı. Kaçak Gelinler dizinin başrol oyuncusu Selin Şekerci, dakika bir gol bir hesabı dizi yayına girer girmez Twitter’ı salladı. Selin Şekerci, dizinin yayına başladığı ilk dakikada Dünya Trend Topic listesinde 3...

Sayfayı Paylaş