gebe
  1. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113

    Sewgiliye Mektuplar!

    Konu, 'Melekler Cafe' kısmında ßeLeN tarafından paylaşıldı.

    askerime mektubum askerime mektup tatlı aşkım Gittin...( Şizofren bir aşk-a mektup)

    Dudagima, çocuksu susuzlugumla asla doyamadigim öpücüklerinden birini kondurup gittin. "N'olur öyle bakma bana" dedin en son... Daha birkaç dakika önce, gözlerimde varliginla alevlenen yasam sevincinin yerine, boyun egmis, donuk ve daha simdiden hasretinle kavrulmus bir karanligi birakip gittin...


    Dolmustu zamanin...


    Yüregimdeki kum saatini, o göz açip kapayincaya kadar geçen "sen"den, sanki asirlarca tükenmek bilmeyen "sensizlige" tersyüz ederek gittin.


    Içimde, günlerdir yoklugunla zayiflamis, kalbi kupkuru kalmis ask çocugunu sevginle emzirme sarhosluguyla delirdigim su "üç saatin" içindeki yüzlerce "an"i "ani"ya dönüstürerek...


    Önce gözlerim öksüz kaldi yoklugunda. Sonra, nefesinin o bugulu sicakligindan mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarlari...


    Gittin...


    Iki askin arasinda saskin, ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi evin,. "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin...


    O eski ev... Oturup, zamanin o yagmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, günesin bütün gün sadece yalayip geçtigi los pencerelerinde dalginligimizi biriktirdigimiz o ev...


    Susardik bazen... Ansizin, hesapsizca, belki de yorgun düserek... Akildisi bir hizla devinen imgelerin ortasinda, bir çig gibi ömrümüze yigilan anilardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ritüel gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafimizda, umurumuzda olmadan...


    Elin çaya uzanirdi...


    Tenim dudaklarini özlerdi...


    Bir sözüm siirin olurdu... Demlenirdik.


    Gömüldükçe düslerin o büyülü uykusuna, askimin kalbimdeki ilahi melodisi çalinirdi kulaklarina birden. Nasil da ürkerdin. Karanliktan korkan bir çocugun teselli isligi gibi bölerdi sesin suskunlugumuzu...


    Ruhlarimizin biryerlerde bulustuguna, düslerimizin biryerde kesistigine inanmak istedigim bu hayattan çalinti anlari, beni bunun aksine inandirmaya çalisan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.


    Iste böyle anlarda yüzü daha da netlesirdi dünyaya gözlerinden bakan o yarali çocuklugunun...


    Iste ben en çok seni içimden dogru sevdigim böyle anlari severdim...


    Hayatin içinde seni barindirdigi her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o siradan ayrintilarini alabildigince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanin içinde, varligina yillardir asina oldugun bir esya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve basinin üzerinden sonsuzluga akip giden düs bulutlarinda sekillenen her sözü, yüregimde senin için büyüttügüm siire misra yapip eklemekti seni sevmek...


    Sevmek hayatina taniklik etmekti benim için...


    Sabahlari evden çikmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere bogarken "gitme" diye sayiklayan sesine kiyamayip, patrona binbir yalanlar uydurarak sik sik ise gitmemekti seni sevmek...


    Sana kahvalti hazirlamakti. Özenle hazirlidigim sofraya istahla oturup, "Sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben... Senden daha iyisini mi bulacagim" diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmakti... Ince ince kiyilmis, tabaga motif gibi islenerek dizilmis ve hep sevdigin gibi üzerinde zeytinyagi ve limon gezdirilmis domateslere, yaptigim mezelere duydugun minnete sasirmakti...


    Hayatina eklemekten çilginca zevk aldigim o sefkatli inceliklere duydugun minnete...


    Seni sevmek, bundan yillar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranligimin yavas yavas aska dönüsünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldigim mektuplarima, ayni incelikle, ayni özlemle, ayni hayranlikla verdigin cevaplarina inanmamakti... Tüm israrlarina ragmen, bu essiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamakti. Sonra ansizin yollara düsüp, çocuklugumda kalbimde filizlenen sevdasi senin askinla yeseren bu kentin sokaklarinda izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceligin ve bu derin anlayisin yüzünü", yani o merak ettigin yüzümü, gözlerine tasimakti... Bulustugumuz cafede, aylarin günlerin telasi ve susuzluguyla, anlattigin seylerin hiçbirini algilamadan, sadece hayranlikla seni, o hepimiz gibiligini seyrederken, masanin altindan bir türlü çikartamadigin o telasli, o çocuk ellerinde kendini eleveren heyecanina inanamamakti...


    Seni sevmek, o gece raki içtigimiz köhne meyhaneden çikip yürüdügümüz sokaklarda, Nisan ayinda bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanri'nin bu ask için gönderdigi bir isaret olduguna inanmakti...


    Seni sevmek kadinligimi, bedenimi ve hazzi ilk defa seninle kesfetmekti. 17 yildir sanki sadece senin için sakladigim bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoslukla sana sunmakti... Her dokunusunda kutsal bir ayinin o sicak ve tatli sarabini yudum yudum içer gibi...


    Seni sevmek, askin ugruna, ama senden izinsiz, baska bir kentteki hayatimi sifirlayip, yasadigin kente, yasadigin gögün altina, islandigin yagmurlarin altina gelip yerlesmekti. Senden baska, bu koca kentte bir basinalik ve kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanidik simaya rastlamamaya alismakti güçlükle... Hücrelerimle beraber çogalan askini özgürce ve sinirsizca yasamak için ailemin sefkatli ve anlayisli kollarindan siyrilip kanatlanmak, yillanmis can dostlarin sevgisini çok uzaklarda birakmakti...


    Seni sevmek, yalnizligin soguk kollarindan biraz olsun siyrilip, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek basima Beyoglu'nun karanlik sokaklarinda kalabaligin soluguyla isinmaya çalismakti. Hiç tanimadigim insanlarin yüzünde senin yüzünü aramak, onlarin kaybetmis, umutsuz hayatlarinda yarali geçmisinin ve çocuksu düslerinin izlerini sürmekti...


    Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk isiklari ruhumu isirirken, ayni gecenin yildizlari altinda seni deliler gibi özlemekti... O geceyi de kollarinda geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolasip, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüsünü beklemekti... Bazen bu bekleyislerin sonu, yorgun düsmüs bedenimi sürükledigim evimde, o gece bir baska kadinin yaninda uyumana aglamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir sizofren gibi, hiçbir sey olmamis gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum...sasirirdin.


    Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olani acimasizca yokeden bu kentin hoyratligina ve senin için artik inanmaktan çoktan vazgeçtigin, yasadigin hayalkirikliklariyla çok uzun zamandir kaybettigin o ask duygusunun gerçekliginin canli ispati olmaya direnmekti... Kalbine inançla ask tohumlari ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdigin ask sarkisi adina sana umut vermekti...


    Seni sevmek, ait oldugun gökyüzünde seni özgür birakmakti... Koparmamakti kanatlarini... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynagindan, baska sevgilerin siirine ekledigi misralardan kiskançlikla seni mahrum etmeye yeltenmemekti...


    Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razi olmakti... Çocuksu bir saflikla tek vazgeçemeyeceginin ben olduguma kendimi inandirarak, hayatina boyun egmekti...


    Seni sevmek, bir babayi, bir canyoldasini hayatinin sonuna kadar yaninda oldugunu bildigin güvenilir bir dostu, ilgiye ve sefkate doymayan çaresiz bir küçük çocugu, ama en çok da tutkulu, kiskanç ve yüregi sonsuz maviliklere akan bir deli asigi sevmek gibiydi... Birgün ansizin, telefonda duydugun bir sese, ya da yeni tanistigin bir kadina asik oldugunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasil kiskandigimi görmek isteyen abartili bir heyecanla söylediginde, telasa kapilmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduguna ve asla benden vazgeçemeyecegine inanmakti... Yine de içimdeki o kaçinilmaz endise ister istemez sarardi yüzümü... Sesim solugum kesilirdi birden... Iste, öyle anlarda beni simsiki sarip, tutkulu bir sevismenin ilk öpücüklerini dudagima kondururken, "Sen küçücük bir kizsin, biliyor musun" diyen sefkatli sesini severdim en çok... Ve aslinda ben dahil, hiç kimseye asik olamayacagini düsünür, hüzünlenirdim...


    Rüyalarimin gül kokusu...


    Sonra birgün aska açildi yüreginin sürgüleri...


    Sonra birgün siirlerin baska bir askin kokusuna büründü...


    Yikildi tabularin... Kirildi zincirlerin... Uzagima düstün..


    Bu defa farkliydi, hissetmistim. Yalniz bedenini degil, ruhunu da paylasmaya baslamistin bir baska kadinla...


    Sonra sevmek yavas yavas kayisini izlemek oldu avuçlarimdan... Seni sevmek, sen sabaha karsi uyudugumu sanarak yanimdan kalkip bir baska yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan firtinalari susturmaya çalismak oldu sessizce...


    Habersizce kapini çaldigim o gün, kapinda kalip, içeri girememek oldu...


    O güne kadar hiç olmazsa bana karsi dürüst olmanla, yasadiklarini benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir baskasini incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizledigini, yalanlarla da olsa onu korudugunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarini bile kiskanir oldum.


    Neden dürüst olmak için beni seçmistin sanki... Gerçegin acimasiz zindanlarinda neden beni kilitli birakmistin...


    Ne çok düsündüm bu sorularin cevaplarini... Ne çok sorguladim kendimi, nerde hata yaptigimi, neyi eksik biraktigimi...


    Kadinca oyunlardan haberim olmadi hiçbir zaman. Seçtigin yasam biçiminden koparmak, seni soluksuz birakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istedigin bu muydu? Seni yanlis mi tanimistim?.. Bana hep, ne kadar asil bir yüregim oldugunu söyler dururdun... Isyanim, kalbimin ezilmis parçalarinin üstünü örtüp, sessizce çekip kapini çikmak olurdu en fazla...


    Yalniz kalmak istedigini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çikip giderdim... Özür diler gibi bir sesle, onun gelecegini söylediginde, sessizce çikip giderdim... Karsinda ben otururken, onunla saatlerce telefonda konustugunda çikip giderdim... Hep giderdim...


    Bu onurlu tavrimdi belki de ezen yüregini... Vazgeçemedigin tek yanim buydu belki...


    Sonra, sevmek yarali kadinligimi baska yüreklerle avutma yanilgisina kapilmak oldu... Buna hakkim oldugunu söyleyip dursan da, biliyorum, aslinda içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmistin zaten... Benim de yüregimi böldügümü düsünmek sana bile agir geldi... Oysa ben, seni degil, kendimi cezalandiriyordum baska bedenlerde... Ruhumu kemiren bu deli aski cezalandiriyordum... Bunu anlamadin mi sevgili?


    Sevmek seni degil çocuklugumu, düslerimi, kendimi aldatmak olmustu artik... Bana baglanan masum asklari seninle aldatmak olmustu... Kimseye veremedim yüregimi. Ne zaman baksalar içime, yüregimin kirik aynasinda kendilerinin degil, senin yüzünün aksini gördüler hep. Sessizce çekip gittiler. Farketmedim bile gittiklerini...


    Gittin...


    Seni sevmek, bensiz akip giden hayatina bir yabanci gibi uzaktan bakmak oldu çoktandir... O çocuk ellerinin, bir baskasinin saçlarinda gezindigini, aniden özlemle sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina "gitme" diye sayikladigini düsünmek oldu, seni sevmek... Geceleri, kokuna hasret yatagimda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemedigi bir bencillikle, kalbindeki tek askin benimki olmasi için gözyaslari içinde Tanri'ya yalvarmak oldu..


    Seni yasak bir ask gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasinda yasamak oldu, sevmek... Beni hayatindan disladigin için öfke nöbetlerine kapilip, bana bile yabanci gelen, hiç tanimadigim bir sesle sana bagirmak, haykirmak, aglamak, sonra pismanlikla affedip tutkuyla sana tekrar sarilmak oldu...


    Yabani bir ot gibi ruhumu sarip sarmalayan öfke ve kiskançlik duygulariyla benligimden uzaklasmayi kendime yakistirmamak, sikisip kaldigim bu karanlik dehlizde, kendi kalbimde, yalnizligimda, sensizligimde, kendi askimla delirmek oldu artik seni sevmek...


    Simdi, bu aciya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluga birakip gitmesi için birbirine yalvaran iki yüregiz artik... "Ayazda Iki Yürek" gibiyiz...


    Sen benim sizofren askimsin... Bense senin kanayan vicdaninim...


    Affet beni sevgilim... Verdigim sözleri tutamadim...

    Cezmi ERSÖZ

     
    büşra.shid bunu beğendi.
  2. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Ahh sewgilim! seninle başlayalı nekadar çok oldu ne bir mektup geldi senden.. nede bir mektup gitti benden... Belen
     
  3. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
    kıyamam sana elifimm köşen hayırlı olsun canım arkadaşımm sende en az benim kadar şair olmuşsun :kiss:
     
  4. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
  5. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
  6. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
    Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk
    ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl i taşa benzer.
    Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk
    kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz
    kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend
    olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini
    yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen
    odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk...

    aşığımm aşıkk :deli:
     
  7. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Canım sudem tşk edrim balım...
     
  8. HaYaL

    HaYaL Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    1 Şubat 2009
    Mesajlar:
    11.262
    Beğenilen Mesajlar:
    229
    Ödül Puanları:
    83
    Şehir:
    Şehr-i HaYaL
    Kocaman bir mektuptu olmayan bir sevgiliye yazılmış.

    Paylaştığın için saol tatlım.:kiss:
     
  9. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.



    Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?


    Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.


    Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.


    Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.


    Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.


    Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.


    "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.


    Neler yazmışım diye merakımdan.

    Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın.

    Öyleyse mektup sende.
     
  10. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
    BÖYLE SEVDİM İŞTE

    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni
    gören.
    Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka
    yerde
    olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
    orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu
    kadar
    kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden
    ne
    ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
    seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
    renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
    pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın
    bir
    ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
    tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar
    gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En
    kızgın,
    en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
    İçimdeki
    sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi
    ve
    ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
    olduğunu anladım seninle...

    Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
    yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
    tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
    Menzil
    sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok
    edebilirdim.
    Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
    ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
    girebilirdin.

    Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
    gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
    olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
    Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni
    ve o
    doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu
    zaman.
    Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
    yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

    Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün
    yenilendim.
    Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
    Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

    Sevdim işte ötesi yok...
     
  11. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113

    Ewet hayatım çok güseldi ve kalpleri tıpkı bu şiir gibi güsel olan meleklerimizinde okumasını istedim..
     
  12. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
    Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

    Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?


    Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.


    Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.


    Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.


    Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.


    Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.


    "Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.


    Neler yazmışım diye merakımdan.

    Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın.



    Öyleyse mektup sende.
     
    bayırgülü bunu beğendi.
  13. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Neler yazmışım diye merakımdan.

    Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın.




    Öyleyse mektup sende.




    özellikle burasına bayıldım... aşkk bu olmalı...

     
    bayırgülü bunu beğendi.
  14. ßeLeN

    ßeLeN Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    5.973
    Beğenilen Mesajlar:
    1.316
    Ödül Puanları:
    113
    Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.


    "Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.

    "Zamanın var mı?" diye sordum.

    Gülümsedi ve ‘’Benim sonsuza kadar zamanım var.’’dedi.

    Ne sorular var yüreğinde?İnsanlarla ilgili en çok neye şaşırıyorsun?diye sordum.

    Hayat basladı anlatmaya:

    "Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmaekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."

    Hayat elimi tuttu sıkı sıkı.. Bir süre sessiz kaldık,birşey konuşmadık.Sonra derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.

    Hayat yanıtladı:

    "Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."

    "Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim.Hayata pozitif bakmanın yaşama sevincini bir kat daha artırdığını öğrenmelerini isterdim..’’
    Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.

    "Söylediklerimi yüreğine kaydet.’’dedi.söylediği cümleyi yüreğime kaydetmiştim..

    "Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".

    Yüreğim kuş gibi hafiflemişti. son olarak bir soru daha sordum’’Hayat benden ne istiyorsun?’’dedim usulca..

    Bütün odayı beyaz bir ışık kaplamıştı ve Hayat yanıtladı.

    "Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil."


    Hayat elimi sakın bırakma seni sewiyorum ve seninle olmak istiyorum...
     
  15. sudembeyaz

    sudembeyaz Daimi Üye Üye

    Kayıt:
    6 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    3.596
    Beğenilen Mesajlar:
    118
    Ödül Puanları:
    63
    ASKER EŞOMA :18:

    Sevgilim bugün yine hergünki gibi
    karanlik ve sessiz. Sensizligin 301. günü
    geçen günler geçtide beni korkutan
    gelecek geçmemesinden korktugum
    senden ayri günler.. Bir $iir okudum
    $iirde: "Daha eL Sallarken özLedim Seni" diyordu..
    Ben seni yanindayken özlüyordum bitanem
    el sallarken hasrtein yakmi$ti beni..
    Yaninda gözlerine bakarken içimi
    isitan o sicakligi yaz günü bile vermiyor,
    sensizken ü$üdügüm gibi ki$in en soguk
    günü bile ü$ütmüyor..
    Baktigim her yerde sen varsin a$kim canımm eşommmm
    aynada göz bebeklerimde baktigim bulutlarda..
    $u siralar yeni bir oyun buldum kendimce
    onu oynuyorum, bulutlarda bazen senin
    ba$ harfini bazende kendi ismimin ba$ harfini
    bulmaya çali$iyorum kendi isimim de bile
    seni hatirliyorum tipki aldigim her nefesteki gibi,
    bazende ikimize özel tarihler, bazende bulutlara
    resmimizi çiziyorum bütün gökyüzünü kapliyoruz..
    Sonra çizdigim o resimde sana uzanmaya çali$iyorum
    ula$amiyorum, üzülüyorum, kiriliyorum.. Ve yine Yoksun..
    Gelecegin günün umudu olmasa,
    bu sensizligi ya$ayamam askerim..
    Umudumsun hiç Tükenmeyen..
    Nefesimsin Hayatta kalmami saglayan..
    En önemlisi Benimsin bende senin Biricik AskerimM Eşrefimmm herşeyim :18:
     
Sewgiliye Mektuplar! konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Mektup

    Mektup

    Kişinin kendisine gelen mektup yüksek mevkiye, önemli ve kaydadeğer söze, Müjde ihtiva eden mektup korktuğu şeyden emin olmaya, çocuk ve eşle rızıklanmaya, Muhtevası güzel bir mektubu birine göndermek ihtiyaçların giderilmesine, itibar ve saygınlığa, Mekktup getiren kimseyi dövmek üzücü bir duruma yahut dinden uzaklaşmaya, Her türlü mektup habere yahut müjdeye, Yazıları silinmiş mektup,...
  2. mektup

    mektup

    gidiyorum mektubu gidiyorum mektup seni seviyorum mektupları mektupları Okuyormusun. Önce uzunluğuna baktın dimi yazının. ‘Ne anlamlar çıkarmam lazım acaba!’ diye düşünürken, şimdi oku baştasın. Çıkarma hiçbir anlam. Olanı, olduğu gibi gör. Görebildiğin kadar çünkü HERŞEY. Çıkarma hiçbir anlam. Nasılsa geri dönüşüm kutusuna yollamadık mı biz tüm anlamlarımızı. Şimdiden yazayım bunları....
  3. Mektup...

    Mektup...

    Bir annenin ogluna yazdigi bir mektubu okuyacaksiniz simdi meleklerim :) Komik oldugu kadarda cok Saf bir mektup buyrun =) Sevgili Oğlum! Hızlı okumadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum. Bir gazetede, "insanların başına, genellikle evlerinin 2 km. civarında kaza gelmektedir." yazısını okuyunca evimizden taşındık.Taşındığımız evde bizden önce oturanlar adresleri...
  4. ßi mekTup;(

    ßi mekTup;(

    Ölüyorum sevgilii Hiç hazır değilim üstelik. Gerçi zaman verseler bile ne denli hazırlayabilirim ki kendimi ölüme. Her şey anlamsız geliyor artık, hiçbir bebek sevimli gelmiyor mesela. Sevgili ölüyorum… Hazır değilim üstelik… Zemheri bir ormanda kaybolmak gibi. Hiç insansız ve yeterince korkutucu. Neden korktuğumu bile bilmiyorum üstelik. Soluksuzca, durmaksızın koşuyorum aynı doğrultuda bu...
  5. bebeğime mektup

    bebeğime mektup

    Melekler bugünki konum hamiş melklere olsun hamiş meleklerimiz sizlerden bebeklerinize mektup yazmanızı istiyorum.

Sayfayı Paylaş