Meçhuleye Mektuplar

Meçhuleye Mektuplar
Meçhuleye Mektuplar




Selam!
Selam olsun hüzne ve kedere,
iyiliğe ve kötülüğe,
güzele ve çirkine,
hayata ve ölüme.

Son zamanlarda dualarımı kaybettim.
Belki yanlış bu. Belki değil, düpedüz öyle işte.
Kaybolan benim. Kaybettim yönümü, yöremi.
Hatırlatıcılarım küskün, onlar benden beter.
Kimdim ben?
Hangi savaşın naralayıcılığında kısıldı sesim?
Neydi çektiğim dert, neydi tasam?
Gözaltlarıma çöken morluk hangi kederin tortusu?
Dilimdeki bu acı tat, tuz mu desem…
Bilmiyorum.
Bildiğim,
bir yanlışlık, bir dalgınlık belki, kasıt yoktur eminim,
ama kanayan bir yaram vardı benim,
sanırım,
mutlak ve ağır bir yanlışlıkla
-kasıt yoktur eminim- alıp götürmüşsün onu da.
Bana ait tek şeydi, kanayan yaramdı o benim.
Kimsenin sahiplenmediği, hani derler ya
yolda bulunsa alınmaz,
benden başkasınca katlanılmaz,









hele hele bunca yıl saklanılmaz bir yaraydı o.
Bana yaşamayı öğreten, hayatı anlatandı.
Bunca yıllık migrenim, sinüzitim, iflah olmaz romatizmam,
derde deva kalp krizim, her şeyimdi.
Yaramı lütfen, geri istiyorum.
Korkuyorum bilemeden merhemlersin diye.
Korkuyorum korkarsın diye.
Korkuyorum bir hal olur yaramı yaralarsın diye.
Yaramı lütfen, kanayan yaramı, geri istiyorum.
Aklımdayken bir de, unutmadan hani, şey diyecektim.
Camda asılı kalan bir yağmur damlası gibi,
bir gülün yaprağındaki ter gibi
bir damla gözyaşı buldum, birkaç gün önceydi.
Anahtarı almak için paspasa eğildiğimde gördüm
eşiğin bir kenarında duruyordu.
Al işte dedim, oldum olası dağınıktı zaten.
Ulan adam gözyaşını unutur mu be dedim.
Alıp onu kaldırdım. Sonra kendi kendime
bir çift olmalıydı bu dedim.
Varıp ikincisini aradım,
bulamadım.
Endişelenmene gerek yok.
Bulursam onu da saklarım.

Kâğıt ve kalemden nefret edersin biliyorum,
yazarsın kim bilir, yine de mektubunu bekliyorum.
Bir de lütfen, kanayan yaramı geri istiyorum.
ezberim
 
Üst