gebe
  1. renesme

    renesme Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    22 Nisan 2010
    Mesajlar:
    414
    Beğenilen Mesajlar:
    77
    Ödül Puanları:
    28
    Şehir:
    hatay iskenderun

    Beni ve birçok kişiyi ağlatan hikaye duygu yüklü.. :(

    Konu, 'Duygu Yüklü Yazılar' kısmında renesme tarafından paylaşıldı.

    Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?...
    biraz
    uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş
    olacaksınız.......

    Bir otobüs durağında
    karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk
    karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek
    için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler,
    çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı
    ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte
    oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
    binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek
    için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o
    durağa,
    onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

    Okullarını bitirince hemen
    evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız
    kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir
    şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir
    doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına
    uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için
    ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna
    bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar
    yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri
    çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi
    olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur"
    diyerek devam ettiler
    hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
    "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben
    senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

    Bazen eve geldiğinde,
    aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci
    rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not
    olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın
    unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya
    okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi
    zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
    karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

    Hayat ne kadar hızlı akarsa
    aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman
    buluyorlardı bulmasına ama kırklı
    yaşların ortalarına geldiklerinde, daha
    az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde
    hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece
    özel projelerde görev aldı.

    Artık daha fazla beraber
    olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü
    kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım
    mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi
    kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet
    edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır
    diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden
    döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir
    artık...."

    Sadece bir hafta ayrı
    kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
    Amerika'ya
    giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.

    Gözyaşları içinde kucaklaştılar
    havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark
    etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
    neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi
    kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi
    aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

    Mutsuzluk, mutluluğun tadına
    alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi
    bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin
    için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere...
    Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti
    sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her
    çarpmada daha fazla kanıyordu
    yüreği...

    Bir gün, çocukluğunun,
    gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,
    "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti
    arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç
    bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar
    arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye
    bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı....
    Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi
    sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının
    eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
    evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

    Akşam kocası eve gelir gelmez,
    bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen
    de
    yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla
    duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık
    aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.
    Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama
    kadın, "defol" dedi nefretle...

    İlk celsede boşandılar... Modern
    bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına

    kimse inanamadı. Arkadaşlarının
    desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.

    Adamın, sevgilisiyle birlikte
    Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala
    sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun
    kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.

    Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen
    zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah,
    ısrarla çalan
    zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen,
    buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
    "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç
    kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir
    şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
    Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık
    bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
    onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak
    için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.
    Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız
    otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve
    kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece
    fenalaşmış, bakıcısı beni aradı,
    son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi
    istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
    kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı
    neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu
    kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
    diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç
    vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim."
    "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz
    vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son
    kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son
    kağıtta şunlar yazılıydı:

    "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.
    Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor
    olacağım...."


    Bu kadar sewebilir misin?

     
Beni ve birçok kişiyi ağlatan hikaye duygu yüklü.. :( konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Duygu yüklü yazilar...

    Duygu yüklü yazilar...

    duygu yüklü yazılar Seni Özlüyorum... Seni özlüyorum. Gecenin en zifiri anında bile odamı aydınlatan bu aşkı özlüyorum en çok da her gün duyabilmek için çırpındığım sesini. Seni özlüyorum işte... Her kavgamızın sonunda çekdiğim sancıları, seni kaybetmek korkusu yüreğimi bir bıçak gibi kestiği anları bile. Seni özlüyorum kabul ettim artık bunu... Gözbebeklerimin içine yerleşmişsin ve dünyada...
  2. Duygu yüklü mektuplar

    Duygu yüklü mektuplar

    duygu yüklü mektuplar sevgi yüklü mektuplar Platonik aşk üzerine mektup Sana uzaktan bakıyorum. Sana bakmak inanılmaz mutlu ediyor beni. Sen gidince aklım da senin peşinden sürüklenip gidiyor, yüreğim de.. Yanında biri mi var, ona bir şey mi söylüyorsun, onunla gülüyor musun.. içim yanıyor. Ama senden sonra gördüğüm o insan birden senden biri oluyor. Senin baktığın her yer artık güzel, senin...
  3. Aşk ve Duygu Yüklü Videolar  bölümü hakkında genel duyurudur.

    Aşk ve Duygu Yüklü Videolar bölümü hakkında genel duyurudur.

    duygu yüklü videolar aşk yüklü videolar aşk içeren Sevgili arkadaşlarım, açıldığımız günden bu yana kaliteli paylaşım ve telif haklı olmayan içerikle konu açılmasını kendine ilke edinmiş sitemizden Aşk ve Duygu Yüklü Videolar Bölümü, sanatçıların ses kliplerini barındıran flash paylaşımlar nedeni ile silinmiştir. Dolayısı ile bu bölümden konuş açan arkadaş/arkadaşlarımızın konu...
  4. birçok kişiyi ağlatan hikaye duygu yüklü.. :(

    birçok kişiyi ağlatan hikaye duygu yüklü.. :(

    Bu Kadar Sevebilirmisiniz ?... biraz uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş olacaksınız....... Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle...

Sayfayı Paylaş