gebe
  1. Monera

    Monera Forum Okuru

    Nil Nehrinin Taşınması

    Konu, 'Dini Hikayeler ve Şiirler' kısmında Monera tarafından paylaşıldı.

    Mısır, Hz. Ömer r.a.'ın halifeliği zamanında fethedilmişti. Mısır'ı fetheden komutan ise Hz. Amr b. As r.a. idi. Fetihten sonra Mısırlılar, Amr b. As r.a.'a gelerek bir adetlerini anlattılar: - Ey komutan, adetlerimize göre Haziran ayını oniki gece geçince, bakire bir kızı güzelce süsleyip giyindiririz. Sonra Nil nehrine atarız. Böyle yaptığımız zaman Nil nehri taşıp, çevresini suluyor. Amr b. As r.a. Mısırlılara dedi ki:
    - Böyle bir işin İslâm'da yeri yoktur. İslâm geçmişteki kötü adetleri kaldırmıştır.
    O yılın Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında Nil nehrinde hiç kabarma ve taşma görülmedi. Nil nehri mevsiminde taşmayınca, kuraklık başladı. Halk göç etmeye hazırlandı.
    Amr b. As r.a. durumu bir mektupla halifeye bildirdi. Hz. Ömer r.a., Hz. Amr'a gönderdiği cevabında şunları yazdı:
    - Şüphesiz ki sen doğrusunu yapmışsın. Elbette İslâm, geçmiş kötü adetleri kaldırmıştır. Sana mektubun arasında ayrıca bir pusula gönderiyorum. Bu pusulayı Nil nehrine at.
    Hz. Amr b. As r.a., pusulayı okudu. Şöyle yazıyordu:
    'Allah'ın kulu ve müminlerin emiri Ömer'den Mısır Nil'ine. Eğer sen kendiliğinden akmakta idiysen, şimdi de akmayıver! Fakat bir ve kudret sahibi Allah'ın emriyle akıyor idiysen, Allahu Tealâ'dan dileriz ki, seni akıtıp taşırsın.'
    Hz. Amr r.a. pusulayı Nil nehrine attı. Bir sabah nehrin yedi-sekiz metre kadar yükselerek taştığını gördüler.
    O günden sonra Nil'in bu hareketi, günümüze dek sürüp gelmiştir.

    Nuşirevan'ın Adaleti

    Hazreti Ömer ve Sa'd İbni Vakkas Hazretleri, İran'a at satmaya gitmişlerdi. İran'a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre daldılar. Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip "Bedeviler" gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla aldılar.
    Hazreti Ömer ve Sa'd ibni Ebi Vakkas Hazretleri ticaret maksadıyla geldikleri şehre meyüs ve mükedder vaziyette girdiler. Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi paraları da kalmamıştı. Aç susuz akşam olmasını beklediler. Akşam olunca da bir hana vardılar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirlerin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anladı. Neden üzüntülü olduklarını sordu. Hazreti Ömer daha üzüntülü görünüyordu. O hiç konuşmadı. İbni Vakkas Hazretleri ise başından geçenleri hancıya dert yanarak anlattı. Hancı misafirlerini dinledikten sonra:
    - Siz kederlenmeyin, bizim hükümdarımız son derece âdildir. Ya atlarınızı buldurur, yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra:
    -Her sabah hükümdarımız pazar yerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dileklerini bildirirler. O da ne icab ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyin hemen pazar yerine gidin vaziyeti anlatın dedi.
    Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazar yerine çıkıp hükümdarı beklemeye başladılar. Biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde geldi. Herkes nesi varsa açık açık söylüyor o da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyordu. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas'a geldi. Onlarda başlarından geçenleri anlattılar., atlarının bulunup geri veilmesini dilediler.
    Hükümdar bunları dinleyince yüzü çok asıldı ve üzüntülü olduğu her halinden belli idi. Bir kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi. Hükümdar tercüman vasıtası ile konuşuyordu, tercüman ise atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememişti. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri yine akşam kaldıkları hana geldiler. Bu sefer yanlarında paraları da vardı, karınları da toktu. Hancının parasını verdiler, o gece de orada kalıp sabahleyin yola çıkmayı düşünüyorlardı. Hancı ne olduğunu sordu. Onlar hükümdarla görüştüklerini ve atları bulacağını söylediler, dedi.
    Hancı birden öfkelendi ve :
    -Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, dedi.
    Sabah oldu bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp:
    -Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? dedi.
    Nuşirevan bunu duyunca rengi değişti ve çok sinirli olduğu besbelli idi:
    -At sahipleri yarın şehir terketsinler... Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın dedi.
    Sabah oldu ve atların değerinden fazla para verdi. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri şehri terkediyorlardı. Bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile...
    Fakat ne yazıktır ki, adaletiyle meşhur bu hükümdara iman nasip olmamış ve Efendimiz (s.a.v.) imansız gittiklerine teessüf ettiği isimler arasında bunu da symıştır.
    Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Halife-i İslâm , Sa'd ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu. Mısır'i İslamlaştırma ameliyesinde bir de cami yapılacaktı. Bu camiye en müsait yer ise bir yahudinin yeri idi. Mısır valisi yahudinin yerine cami yapımına başladı. Yahudi çaresiz bir şekilde düşünürken müslümanlardan bir zat:
    -Nedir senin bu halin? diye sordu.
    O:
    -Bir evim vardı, başka bir şeyim yoktu. Vali şimdi oraya cami yapıyor. Ben ne yapabilirim? Şimdi açıkta kaldım, dedi.
    Müslüman ona:
    -Sen git Medine'ye... Orada Halife Ömer vardır. Derdinei ona anlat. Senin derdine mutlaka çare bulur, dedi.
    Yahudi daha islamiyetin nasıl bir din olduğunu bilmiyordu. Medine'ye vardı. Halife'yi sordu, bahçede olduğunu söylediler. Gitti Bahçeyi buldu. Baktı ki, oarad bir adam çalışıyorYanına yaklaşıp:
    -Ben Halife Ömer'le görüşmek istiyorum, dedi.
    Ona göre hükümdarın tarlada ne işi vardı. Karşısındaki:
    -Derdini anlat! Ömer benim, dedi.
    Yahudi derdini anlatıp, bir çare bulunmasını söyleyince Hazreti Ömer, öfkelibir şekilde , bir kemiğin üzerine bir şeyler yazıp adamın eline verdi:
    -Götür bunu valiye ver, dedi.
    Yahudi bu yazışmadan pek bir şey anlamamıştı. Bundan bir şey çıkmaz, diyordu kendi kendine...
    Mısır'a gelip kemiği Sa'd ibni Ebi Vakkas'a verince, vali çok korkmuştu. Hemen evi eskisinden daha güzel bir şekilde tamir etti ve yahudiye verdi. Hemde memnun etmek için bir miktar yardımda bulundu. Hazreti Ömer'in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu iki kelime yazılı idi:
    -Ben Nuşirevan'dan daha adilim!...


     
  2. Ayışık

    Ayışık Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    2.425
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    adana
    Cevap: Nil Nehrinin Taşınması
    emeğine sağlık
     
Nil Nehrinin Taşınması konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Nil

    Nil

    Nil nehrinden su içtiğini görmek içtiği nisbette altına, bu ırmağı sadece görmek güç ve kuvvete, devlet ve saltanata delalet eder
  2. Nil nehri

    Nil nehri

    Rüyasinda Nil nehrini görmek, seyahate çikacagina ve bu Beyanattan kazançli dönecegine isarettir. Nil nehrinin suyundan içtigini görmek, hasta ise iyilesecegine, borçlu ise borcundan kurtulacagina, tutuklu ise tahliye edilecegine isarettir. Bir baska rivayete görede: Rüyada Nil nehrinden su içtigim gören kimse, içtigi su kadar altin elde eder. Rüyada Nil nehrini gören kimse, devlet ve kuvvete...
  3. Ceyhun nehri

    Ceyhun nehri

    Bu ırmakta yıkanmak büyük bir mülke yahut böyle bir mülkten istifadeye, korku ve üzüntüden kurtulmaya delalet eder.Ceyhun nehrinde yikandigini gören kimseye Allahu Teala Hazretleri büyük bir mülk verir. Üzüntülü ise üzüntüsü gider, borçlu ise borcunu verir. Esir ise serbest birakilir, fakir ise Allahu Teala zengin eder, alim ise ilmi artar. Ceyhun nehrinden içtigini gören kimseye o taraftan...
  4. Ceyhan nehri

    Ceyhan nehri

    Rüyada Ceyhan nehrini görmek güzel yorumlanır. Zenginliğe, berekete kavuşmaya, üzüntülerden ve dertlerden kurtulmaya işarettir.
  5. Dicle nehri

    Dicle nehri

    Rüyada Dicle nehrini görmek, islerde gayret ve ihtimam götermeye isarettir.

Sayfayı Paylaş