gebe
  1. AYTASI

    AYTASI Aktif Üye Üye

    Kayıt:
    3 Aralık 2008
    Mesajlar:
    579
    Beğenilen Mesajlar:
    32
    Ödül Puanları:
    28

    Susuz Dudaklarıma Anlattır Seni

    Konu, 'Duygu Yüklü Yazılar' kısmında AYTASI tarafından paylaşıldı.

    Susuz Dudaklarıma Anlattır Seni

    Susuz bir ölüm aldı aklımı
    Kimsesiz hüznüm, yüzün…
    İster sus, ister konuş
    Hırçın, divane, yorgun bir güz'üm…
    Ömrümü sebil etmişken zamana
    Akreple yelkovan saplandı bağrıma
    Düşlerin kara topraklarına sarıldım
    Dünyadan usandım da
    Mahşerde bile seni kuşandım
    Yarım bir sözcüktü dilindeki adım
    Sukut ile türkülerde kanadım
    Ay düş/tü satırlarıma…
    Ve ben yazdıkça tükendim kendimde
    Sana çoğalarak
    Kendimde azaldım…

    Bilsen gözlerim ne zamandır boş… Ve ben hala yazıyorum, seni senden uzakta arayarak…

    Her gün yeni baştan seni yazmaya çalışmaktır hayatımın anlamı. Her sabah birbirine aşık harfleri güneşli bir sen'e hazırlamaktır umudu giydirerek. Nice sevdaları kaybetmiş yüreğimle yazdıkça sevmek seni ve sevdikçe yazmak bitimsizce. Ayak izlerinde sürüklenen yaprak misali hayaline çarpıp kendine geri dönen bir alın yazgısına darılmak, an'a sarılmak; sevda yankısı ve belki de bir yürek yangısı gibi hislerine bağlanmak…

    Alçak gönüllü yapraklarımla savrularak, her akşam sarmaş dolaş karşılamak mümkün olsaydı seni, bil ki gözlerim hep gülerdi. Senli düşleri döktükçe yanaklarıma, ıslanırdı üşümüşlüğüm… Saçlarımda filizlenen neşeli ve gülümseyen çiçeklerin gölgesinde bana yetecek kadar sen'im olmadı ki hiç benim. Yalnızlığımın cesaretinde iki dudağımın arasında sessiz öpüşlerimi büyütürken, ateşle dolaşırdın bedenimi. Neşeli kelebekler gibi gezerdin çiçekli ovalarımı, meltem kokulu yollarımı ve bereket yüzlü dağlarımı. Göklerin kubbesi gibi hep üzerimdeydi bakışların… Eylül'ü çiçeklere boyadığında meçhul bir şarkıyı giyinip, tenha dudaklarımdan öpüyordun… Biliyordum… Düş/tün… Sadece bir düş…

    Ey ömrümün son bahar sevinci,

    Gel… Dünyadan uzak bir sevda semtinde mis kokulu güller yetiştirelim yatağımızda. Kan revan olsa da tenimiz, sokul bana ve toprağa. Yaşama başlarken yanımda olamasan da üzülme, bak ölüme doğru giderken yanımdasın işte. Yazdığın ilk cümle olamasam da satırlarında, ne olur son şiirin olmama izin ver.

    Anlatmak istiyorum seni, unutulmuş eski bir koy'a, gözyaşlarımla ıslanan kara toprağa ve en çok da sana… Harflerin anlamlarını ulu orta soyup üzerlerinden yalın ve çırılçıplak anlatmak seni. Çekinmeden her cümleye yüklerken sarhoş, orman kokulu anlamları, fazla kaçırmak sevgiyi ve her halükarda sana dönmek tatlı bir baş dönmesiyle. Hayıflanmak, sevginle sevgili olamayışıma ve inadına sevgimle ölümsüzleştirmek seni. Bu sarhoşluğu çok görüp kendime seni yasakladıkça aklımdan çıkaramamak, her sabah yoluma güller seren gözlerini.

    Basmakalıp sözcüklerden uzaklaşıp ezberlemek ayak seslerini, belleğime kazımak inadına. Yüreğime emanet ettiğin her şeyi saklamak yosun kokulu kıyılarına. Usanmadan düşünmek seni. Gök kubbeye yakın bir düşte buluşmak aynı ateşten geçerek. Çatısı yıldızlardan penceresi güneşten; bahçesi hatıralarla dolu bir dünya evinde gökleri ayaklarının altına sermek… Uykusuz bir gecenin arifesinde elin elime değerken dudaklarımla karşılamak dudaklarını ve çıplak bir ayazda yorgun yüreğini yüreğime yaslamak… Dinlemek öylece yüreğine hayat olan ayak seslerimdeki tıkırtıları…

    Masallarda büyüyen toprağına sadık bir göl gibi imkânsızım denize kavuşan nehirlerine. Yine de saçlarımda büyüyen buğday başaklarının yalnızlığını okşa yaralı ellerinin bereketiyle. Yahut ellerimi al ne olur tenine, benim gözlerimle bak bir kez olsun kendine… Sevdalı duruşlarının penceresinden el salla her sabah sesime. Giyin seven yüreğinin gömleğini, ilikle düğmelerini ellerimle. Sürgülü bekleyişlerimin mandallarını aç, koş gel bahar gibi seni beklediğim şehirlerine…

    Ah yar, yorgun ve bezgin yılların rüzgârına kapıldım sürüklenip gidiyorum eksikliğini duyarak... Sensiz yarım kalmışlığımı alıp götürecek ölüm an'ımı bekliyorum. Yalnızlığı hecelerken kolum kanadım kırık… Yokluğunla yaman bir hüzün abanıyor kuru dallarıma –ki adı gurbet. Kimsenin bana el uzatamayacağı kadar uzak bir köşede bekliyorum gelişlerinin gölgesini. Gamlı kirpiklerimin arasında seni görüyor gelip geçen herkes ve yüreğimi okuyup bitimsiz bir sevdayı tanıyorlar. Simsiyah bir gece inerken gözlerime yıldızların arasında boyun eğiyorum kederlere… Uzadıkça uzuyor kara günüm…

    Bilmiyorlar…
    Yer, gök neden siyah…

    Ve sen en sevgili,
    Bakma öyle gözlerini süzerek
    Üzerek sözlerini uzak durma ellerime
    Islak saçlarımın hüznünü çözerek
    Düş/e kalka susma küserek
    Karanlık sulara bak göremedikçe beni
    Mavileştirme sakın duyamadıkça ak
    Kaybettiklerim/iz…
    Yüreğimde saklı "biz"
    Dilinde cümle alemin
    Dokunduğumda kanarsa kalemin
    Yoksa…
    Yoksa sende mi beni suçlayacaksın?
    Uyan sevdalı uykulardan, uyan
    Uyan da son kez gözlerime bak…


    alıntı​


     
  2. Krizantem

    Krizantem Forum Okuru

Susuz Dudaklarıma Anlattır Seni konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Gözlerde ''yas'', Dudaklarda ''sus''

    Gözlerde ''yas'', Dudaklarda ''sus''

    Biliyordum... Suskunluğuna öyle alışmış ki zemheri yüreğim, Sen söylemesen de,getirmesen de dile ve anlam getiremesem de;buralara ait olmadığını kabullenebiliyorum... Kimlere uzanıyordu ellerin? Benimkilere dokunmama nedenine nasıl da uzaktı gözlerim... Oysa tenim bir nefes uzağındaydı, Sense sadece soluksuzluğunu verirdin bana... Cayır cayır sana yanan ve bir o kadar susuz, Bir o kadar...
  2. Kes Sesini Yüreğim..Sus Sus işte

    Kes Sesini Yüreğim..Sus Sus işte

    Karanlıklar,öksüzlükler duyamaz seni...Onlara hitap edemez artık cümlelerin...kes sesini!... Matemlere,yaslara,onulmaz acılara gömülü bu omuzlar taşıyamaz senin tek bir heceni!...kes sesini!... "Anı"denilen geçmiş vakitlerine mahkum şimdi,kendi kendini yiyip bitiren biri şimdi,sahiplenen bu omuzları... Kendi kendine "sus"demekten usanan bir canlı "cansız"...
  3. Kes sesini yüreğim,sus,sus işte

    Kes sesini yüreğim,sus,sus işte

    Kes sesini yüreğim,sus,sus işte Karanlıklar,öksüzlükler duyamaz seni Onlara hitap edemez artık cümlelerin kes sesini! Matemlere,yaslara,onulmaz acılara gömülü bu omuzlar taşıyamaz senin tek bir heceni! kes sesini! "Anı"denilen geçmiş vakitlerine mahkum şimdi,kendi kendini yiyip bitiren biri şimdi,sahiplenen bu omuzları Kendi kendine "sus"demekten usanan bir canlı...
  4. Bir Sus Gelir Dudaklarıma..

    Bir Sus Gelir Dudaklarıma..

    Bir sus gelir dudaklarıma Bir cinnet gelir düşüncelerimin ortasına Bir uğultu gelip yerleşir Beynimin en hassas noktasına Bir cinnet gelir yerleşir düşüncelerimin ortasına İnce bir çizginin üzerinde rakseder aklım Bir adım ötesi Sabaha beş kala diyorum Gecenin bu saatlerine Sabaha geç, Sevdaya geç, Bana geç... Ne ilginç şey kendine geç kalmak Her kışın sonu bahardı hani Hani nerde...

Sayfayı Paylaş