gebe
  1. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0

    Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    Konu, 'Eğitim ve Kadın' kısmında Bilge Gökçen tarafından paylaşıldı.

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ Prof. Dr. Günay KARAAĞAÇ Öğrenme ve öğretmeler sürecinin bir sonucu olan bu
    diller arası alışverişler, o dillerin konuşurlarının
    türlü düzlemlerdeki karşılıklı ilişkilerinden ortaya
    çıkar. Dillerin dünya üzerinde kapladığı coğrafya ile
    bu coğrafyada yaşayanların ilişkiler süreci, yani
    tarih, bu konunun ana eksenleridir; çünkü her kişi ya
    da topluluk, kendisininkinden farklı coğrafyalarda
    yaşayan ve farklı bilgilendirme yollarından geçmiş
    başka kişi ya da topluluklardan yeni şeyler öğrenir ve
    öğrendiklerinin adını da kendi diline taşır.
    Bilgilenme, bir toplumun kendi yapıp etmeleri kadar
    başka toplumlardan öğrendikleri veya
    öğrenebildiklerine de bağlıdır. Günümüz insanının
    bilgilerinin büyük kısmı, içinde yaşadığı toplumdan
    çok, başka toplumlara aittir. Çağımız insanının birden
    fazla yabancı dile gerek duyması da bu yüzdendir. Eski
    devirlerde göçler, savaşlar, ticaret kervanları ve din
    yayıcılarıyla taşınabilen bilgiler, bugün, çok kısa
    bir sürede dünyanın her yerine ulaşabilmektedir.
    Küreselleşmeyi bu anlamda, tekniğin dünyayı küçültmesi
    anlamında anlamak gerekmektedir. Eski devirlerde
    yalnızca yöneticilerini eğiten halklar, tek tanrılı
    dinlerle birlikte eğitim-öğretim hizmetinin
    demokratikleşmesiyle, cami avlularındaki medreseler
    ile kilise avlularındaki manastırların bu
    demokratikleşmenin başlangıç noktalarını
    oluşturmasıyla hız kazanan bilgi birikimi, daha bu
    çağlarda ulusal sınırlara sığmaz olmuştu. Dillerin
    yazı ve ses kayıt cihazlarıyla kolayca başka yer ve
    zamanlara taşınabilmesi, dünyayı, ‘çok gezenin çok
    bildiği bir dünya’ olmaktan çıkarıp, ‘çok okuyan veya
    çok dinleyenin çok bildiği bir dünya’ haline
    getirmesi, bilgi birikiminin ve ulaşılan yeni
    bilgilerin çok kısa bir sürede dünyayı kuşatabilmesi,
    küreselleşmenin anlamı olmuştur.
    Topluluklar arasındaki tarih ve coğrafya farklılığına
    doğru orantılı olarak bağlı olan bu almalar, binlerce
    yıl önce başladığı kabul edilen, henüz tamamlanmamış
    ve hiç bir zaman da sona ermeyecek olan bir süreci,
    “dil ailelerinin oluşma süreci”ni temsil ederler. Arka
    planında, yakın zamana kadar bir hanedanlar tarihi
    olan dünya tarihinin kavim bölünme ve birleşmelerinin
    yattığı bu toplumlar arası ilişkiler süreci, yerli
    yersiz, gönüllü gönülsüz, haklı haksız dil bölünme ve
    birleşmeleri yaratır; her dil, bir başka dilden şu
    veya bu ölçüde etkilenerek, tarih dediğimiz bu süreç,
    böylece sürüp gider. Tarihçilerin en güvenilir
    kaynakları olarak dil verileri, bize, tarihin bir
    savaşlar tarihinden ibaret olmadığını, savaşların
    birkaç saatlik, birkaç günlük işler olduğunu, asıl
    tarihin, savaşlar da dahil, bir ilişkiler tarihi, bir
    öğrenmeler ve öğretmeler süreci olduğunu
    göstermektedir.
    Türkçe, bugün yaşayan dillerin en yaşlılarından
    biridir ve bu tarih derinliği yanında mekanca da geniş
    bir coğrafyaya sahiptir. Türkçenin konuşucuları, bu
    geniş tarih ve coğrafya diliminde birçok devlet
    kurmuşlar, komşuluklarında yer alan kavimlerden birçok
    bilgi öğrenmişler ve komşularına da birçok bilgi
    öğretmişlerdir. Dolayısıyla, Türklerin komşularına
    öğrettikleri ile komşularından öğrendikleri bilgilerin
    adları, Türkçe ile ona komşu olarak yaşayan başka
    diller arasında, oldukça zengin bir söz alış verişine
    yol açmıştır.
    Öğrenme ve öğretmeler sürecinin bir sonucu olan bu
    diller arası alışverişler, Türkçe kadar komşusu
    ulusların dillerini de ilgilendiren bir konudur.
    Türkçe ve komşu diller konusunda, bugüne kadar yüzün
    üzerinde kitap ve on binin üzerinde makalenin
    yazılması, Türkçenin tarihçe derinliği ve coğrafyaca
    genişliğinin bir sonucudur. Sayıları böylesine kabarık
    olan bu kitap ve makaleler içinde, türkologlara ait
    olanlar, pek sınırlı sayıdadır; çünkü dediğimiz gibi,
    bu konu, türkologlar kadar sinolog, hungarolog,
    islavist, arabist, vb. araştırmacıları da
    ilgilendirmektedir.
    “İlk çağlardan beri, gerek Avrupa gerekse Asya’daki
    tarım kuşağında yaşayan ülkelerin tarih kayıtlarında
    geçen ve hep kuzeyden geldiği söylenen kavimler
    arasında değişik adlarla da olsa yer alan Türkler,
    tarihin bildiği kadarıyla, sadece bozkır kuşağının tek
    hakimi olmakla kalmamışlar, aynı zamanda, Çin, Kuzey
    Hindistan ve Ortadoğu’yu içine alan tarım kuşağını da
    yurt edinmişlerdi. Bu sebeple de bugün, nüfus
    yoğunluğu Türkistan, Hazar çevresi ve Anadolu
    ekseninde olmak üzere yaklaşık 6-7 milyon
    kilometrekareyi kaplayan Türk dili, tarih içinde,
    Sibirya’dan Doğu Avrupa’ya, Orta Asya’dan Orta
    Akdeniz’e kadar yaklaşık 11 milyon kilometrekarelik
    bir coğrafyaya yayılmıştır” .
    Bu yazımızda, Türklerin ve dolayısıyla Türkçenin bu
    geniş coğrafyasında yaşanmış ve yaşanmakta olan
    komşuluk ilişkilerine bağlı olarak, Çince, Farsça,
    Urduca, Arapça, Rusça, Ukranca, Ermenice, Macarca,
    Fince, Romence, Bulgarca, Sırp-Hırvatça, Çekçe,
    İtalyanca, Arnavutça, Yunanca, Lehçe, Fransızca,
    Almanca, İngilizce vs. gibi dillerle Türkçenin
    ilişkilerinden söz edeceğiz”
    Türkçe ile komşu diller arasındaki alış verişler,
    Türkler ile komşu uluslar arasındaki bilgi
    alışverişini gösterir. Komşulardan birinin diğerinden
    öğrendiği her bilgi, genellikle, komşunun dilindeki
    adıyla tanındı. Kısacası, Türkçe ile Türkçeye komşu
    olarak yaşamış ve yaşamakta olan diller arası
    ilişkilerin tespiti demek, bir ölçüde, Türklerle
    komşuları arasındaki ilişkilerin tespiti, Türklerin
    komşularına öğrettikleri ile komşularının Türklere
    öğrettiklerinin belirlenmesi demektir.
    Şimdi Türkçenin komşularıyla ilişkilerini ve bu
    ilişkiler konusunda yapılan çalışmaları kısaca gözden
    geçirelim. Bilindiği gibi özel adların her türü, tarih
    ve coğrafyanın, yani ansiklopedilerin malı olan dil
    birimleridir ve anlam boşalmasına uğradıkları için dil
    ve düşünce dünyasının üyeleri olmaktan uzaktırlar.
    Biz, burada, Türkçenin derin tarih ve geniş
    coğrafyasından miras kalan her türlü özel adı bir
    kıyıya bırakarak, Türkçe ile komşu diller arasında,
    birinden diğerine bilgi taşımış, gittiği dilin anlam
    örgüsünde kendisine yer bulmuş sözlük birimlerinden
    söz edeceğiz. ve Türkçenin bu dillerle olan gramer
    ilişkilerinden, bu konularda yapılmış çalışmalardan
    söz edeceğiz.
    1. Türkçe-Çince İlişkileri
    Bugünden binlerce yıl öncelere uzanan Türk-Çin
    ilişkilerinin ilk devirleri tamamen karanlıktır. Çin
    kaynaklarında “sien-pi, tu-yü hun, hiung-nu, ti, tik,
    tinglin, t'ie-le” gibi adlarla zikredilen kuzey
    kavimlerinin Türklüklerini tarihçiler
    tartışadursunlar, Türkçede, “Türk” adının ilk defa
    kullanıldığı Kök Türkler devrinden günümüze kadar
    süren Türk-Çin ilişkilerinin bile hayli derin olduğu
    bilinmektedir. Ticaretten savaşa, aynı devletin
    vatandaşlığından dindaşlığa kadar her türlü komşuluk
    ilişkilerini yaşamış olan bu iki ulus, günümüz
    dünyasının en eski komşularıdır. Çağlar boyu süren bu
    komşuluk, bu iç içelik, mutlaka, bu ulusların
    dillerine de yansımıştır.
    Türkçe ve diğer Altay dilleri ile Çince üzerindeki
    çalışmalar, bugün için çok yetersizdir. Henüz Altay
    dillerinin ve Çincenin tarihî sözlükleri hazırlanmamış
    ve bütün bu dillerdeki kelime kök ve aileleri tespit
    edilmemiştir. Dolayısıyla, bugün, ancak Çin
    kaynaklarında geçen "Çin transkripsiyonlu Türkçe
    kelimeler"den bahsedebiliyoruz veya Türkçede ailesini
    yahut Altay dillerindeki paralellerini tespit
    edemediğimiz herhangi bir kelimeyi Çince (veya Farsça,
    Tohorca, Sanskritçe, Tibetçe, vs.) kabul etmekten daha
    ileri bir çalışma yapamıyoruz.
    Çinliler, şu anki bilgilerimize göre, Türklerden çok
    daha önce yazıyı kullanmağa başlamışlardır. Onların
    bilhassa Türkçenin yazıya geçirilmiş en eski
    örneklerinin bulunduğu 8. yüzyıldan daha önceki yazılı
    eserleri, Türkçeye ve diğer Altay dillerine ait
    değerli bir malzeme yığınını barındırırlar. Şimdiye
    kadar değerlendirilemeyen bu malzeme, 8. yüzyıl öncesi
    Türk tarihi ve Türk dili tarihi açısından çok
    önemlidir; fakat bu malzeme yığınının
    değerlendirilmesi güçlüklerle doludur. Bu güçlükler,
    1941'de, L. Ligeti'nin “Çin Transkripsiyonlu Barbar
    Glosarları Meselesi” adlı yazısında ele alınmıştır.
    Ligeti, bu yazısında, sinologların Altay dillerinin
    meseleleriyle ilgilenmediklerinden, Altay dillerini
    bilenlerin ve bu yolda araştırma yapanların da
    Çincenin bilmeceleri karşısında kılavuzsuz
    çırpındıklarından şikayet eder. Bunlara ek olarak,
    Çincenin tarihinde (bilhassa kelime sonu seslerinde)
    hem ses hem imlâ bakımından büyük değişiklikler
    olduğunu vurgulayıp Türkçe-Çince ilişkisini
    araştırmada yardımlarına muhtaç olduğumuz Çin
    transkripsiyonlu metinlerin çözümü ile uğraşacakların
    Çin ve Altay dillerinin tarihlerini bilmeleri
    gerektiğini belirtir.
    Ligeti, adı geçen yazısında, Türkçedeki Çince veya
    Çincedeki Türkçe unsurlar yerine, ancak "Çin
    Transkripsiyonlu Türkçe kelimeler" üzerinde durmuştur.
    Bu konuyla Ligeti'den önce birkaç bilgin daha
    uğraşmış; fakat Altay dillerini de bilen ve bu yolda
    en çok çalışan o olmuştur. Tekrar edelim: Bu
    çalışmalarda söz konusu edilen şey, bu dillerin
    birbirlerinden aldıkları unsurlardan çok, Çin
    yazısıyla yazılmış Türkçe kelime ve metinler olmuştur.
    Ne yazık ki bu konuda da fazla bir yol alınmış
    değildir. Bu çalışmalar, daha, Çin transkripsiyonlu
    Türkçe kelimelerin aslî şekillerinin tespitini
    sağlayacak seviyeye ulaşmamıştır. Nitekim Çincenin ve
    Türkçenin tarihî gelişmelerini çok iyi bilen ve
    Karlgren'in sözlüğünü kullanan bazı türkologlar
    tarafından bu konuda yapılan yanlışları düzeltmeğe
    çalışan Ligeti bile Hunların meşhur hükümdarının adını
    Bagator yerine hep Çin transkripsiyonuna bağlı
    kalarak Mao-tun şeklinde kaydetmiştir. Aslında,
    Ligeti'den önce başlayan bu yanlış değerlendirme,
    "bagator < Moğ. baga 'küçük,~Tü. baga 'genç'
    Moğ.~ufak ; az' + Tü. tor 'kale; kale beyi'
    kur-a 'kale, şehir'" adı yerine Mao-tun şeklinde aslî
    olmayan bir şahıs adının literatüre girmesine, bizde
    de Mete gibi bir hayalet sözün doğmasına yol
    ~açmıştır. Yapısı son derece açık olan ve tor
    or (~çor-a, > kurgan~Mac. úr “bey”)
    gibi dal kökleri bulunan bu kelimeyi G. Clauson'un
    alıntı kelime olarak değerlendirmesini ise anlamak
    mümkün değildir.

    1.1. Türkçedeki Çince Unsurlar:
    Türkçedeki Çince unsurlar üzerinde henüz monografik
    bir çalışma yapılmamıştır. Bu yolda şimdiye kadar
    yapılan tek şey, Çin yazısıyla yazılı Türkçe kelime ve
    cümleler, şahıs ve yer adları, kısacası Çin
    harfleriyle transkripsiyonlanmış Türkçe ile ilgilenmek
    olmuştur. Türkçeye geçmiş, herhangi bir bölgede,
    herhangi bir devirde Türkçenin malı olmuş, Türk
    düşüncesinin yapı taşlarından biri haline gelmiş Çince
    unsurlar, bilimin ölçüleri içinde araştırılmamıştır.
    Bu konuda elimizde bulunan, ancak, çeşitli sözlük
    yazarlarının Türkçedeki varlığını açıklayamadıkları
    bazı kelimeleri özel bir çaba harcamaksızın Çinceye
    yakıştırmalarından ibarettir. Meselâ, M. Räsänen,
    sözlüğünde 147 kelimeyi Çince kaynaklı göstermiştir;
    fakat ne bu sözlükte Çince asıllı gösterilen
    kelimelerin hepsinin Çince oldukları, ne de bu 147
    sayısı kesindir. Ahmet Caferoğlu’nun Eski Uygur
    Sözlüğü’nde ise Çince kaynaklı gösterilen 70 söz
    vardır . Çinlilerin, Türklerin en az iki bin yıllık
    komşuları olduklarını düşünürsek, bu sayının daha da
    arttırılma imkanı kendiliğinden doğar. Hatta söz
    almanın ötesinde, söz dizimi düzleminde gerçekleşmiş
    etkileşmelerden bile şüphelenmemiz gerekmektedir.
    Türkçe ile Farsça, Rusça, Bulgarca ve bütün Balkan
    dilleri arasındaki ilişkiye benzer veya ondan da güçlü
    ve köklü bir ilişki gerçekleşmiş olmalıdır. Bilindiği
    gibi, Türkçeyi gözardı ederek, bu dillerin ne
    sözlükleri ne de gramerleri yazılabilir. Çince için
    de durum pek farklı olmasa gerektir; nitekim Çince,
    bugün çok heceli dillere oldukça yaklaşmıştır.
    Yeni devirlerin Çincesinden Türkçeye geçmiş unsurları
    işleyen bir çalışma, 1970 yılında, Moskova'da
    yayımlandı. Tabiî ki diller arasındaki alıntıların
    tespiti, yazının yaygınlık kazandığı yeni devirler söz
    konusu olduğunda, eski devirlerle kıyaslanamayacak
    kadar kolaydır. Nitekim daha ilk çalışma olmasına
    rağmen, bugünkü Uygur Türklerinin dilinde 1873 Çince
    kelime ve şekil tespit edilmiştir. Bu çalışma,
    dediğimiz gibi Moskova'da, 1970 yılında Rahimoviç
    tarafından “Çağdaş Uygur Dilinin Çince Unsurları”
    adıyla yayımlandı.

    1.2. Çincedeki Türkçe Unsurlar:
    ‘Çincedeki Türkçe unsurlar’ sözü bile, zor
    söylenebilecek bir sözdür. Böyle bir şeyden söz etmek
    bile, açıklayamadıkları her sözü Çinceden alınmış bir
    söz gibi sunmağa çalışan ve Çince bilmedikleri halde,
    bu işten büyük bir zevk alan meslektaşlarımızı çileden
    çıkaracaktır . Bu meslektaşlarımızın Çince kaynaklı
    ilan ettikleri sözleri, “Çağdaş Çincenin Sözlüğü” ile
    Liu Zhengyan, Gao Mingkai, Mai Yongqian, Shi Youwei
    gibi Çinli dilciler tarafından hazırlanan ve
    varyantlarıyla birlikte, çeşitli dillerden Çinceye
    giren 10,000 kelimelik "Çincedeki Alıntılar Sözlüğü"
    adlı eserlerin Türkçe kaynaklı göstermeleri, oldukça
    düşündürücüdür. Bunun, tabii ki bazı sebepleri vardır.
    Bu sebeplerin en önemlisi, elimizdeki yazılı en eski
    Türkçe belge ile Çinçenin ilk yazıya geçirildiği devir
    arasında bin yıllık bir sürenin bulunuşudur. Bir başka
    sebep, yazının dilden daha elle tutulur bir yapı
    olarak dilin yerini almasıdır.
    Eski dilleri bugün için ancak yazı ile izleyebiliyor
    olsak da, etimoloji çalışmaları yapanların elinde,
    köklerin dal biçimleri, eski bilgi-yeni bilgi
    ilişkisine dayalı anlam örgüsü, vb. başka belgeler de
    vardır . Bu belgeler, en az yazılı belgeler kadar
    güvenilir kaynaklardır. Burada iki konu bilhassa çok
    önemlidir. Birinci konu, dillerin ses yapıları ve
    bugünkü türetme mekanizmalarını geliştirmeden önceki
    yeni bilgileri adlandırma yoludur. Diller, kendilerini
    sınıflandırmada bir ölçek olarak kullandığımız bugünkü
    türetme mekanizmalarını geliştirmeden önce, yeni
    bilgileri, değişik ses farlılıklarıyla oluşmuş dal
    köklerle adlandırmışlardır ve bu kök dallanması,
    dillerin yazı ile buluşmasından çok önce
    gerçekleşmiştir . İkinci konu ise, dillerin anlam
    yapılarıdır. Burada mutlaka önceki ve sonraki bilgi
    ilişkisi aranmalıdır. İnsan zihninde bir önceki bilgi
    ile ilişkilendirilmemiş hiçbir yeni bilgi olamaz; her
    yeni bilgi, önceki bilgilerimizden birinin komşusudur.
    Bir dilin belli bir zaman ve mekan diliminde kurulan
    bu ilişki, bir başka yer ve zaman diliminde kurulmamış
    veya unutulmuş olabileceği için, tarihi boyunca
    dillerdeki ses ve anlam değişmelerini incelemeyi ana
    görevi edinmiş olan dilcilik, eş zamanlı ve eş mekanlı
    çalışmalara gerek duymaktadır. Bilindiği gibi diller
    biçim ve anlam yapılarından oluşmaktadır ve her iki
    yapı da değişkendir. Bireysel olan ses yapıları, anlam
    yapılarına göre çok hızlı bir değişkenlik içindedir.
    Gerek dal köklerin yaşama alanı bulabilmeleri, gerek
    bütün dillerde ortak olan düzensiz ses değiştirme
    yollarıyla ortaya çıkan biçimler ve gerekse türetme
    mekanizmalarının çalıştırılmasıyla, yani düzenli ses
    değiştirme yollarıyla elde edilen yeni biçimler, anlam
    dallanmalarının bir sonucudur. Bütünüyle sosyal olan
    dillerin anlam yapıları, yani önceki ve sonraki
    bilgilerden oluşan anlam örgüleri veya ‘dil içi dünya
    görüşleri’, etimoloji çalışmalarının en sağlam
    belgeleridir ve etimoloji çalışmalarının ana amacı da,
    dillerde ortak olan düzenli ve düzensiz türetmeleri
    izlemek değil, dillerdeki eski-yeni bilgi ilişkilerini
    araştırmak, bu ilişkilere dayanarak o dilleri
    konuşanların bilgilenme yollarını birleştirebilmek,
    zihin haritasını çizebilmektir.
    Yukarıda, ses değişmelerinin ve ses olaylarının,
    genellikle, bütün dillerde ortak olduğunu, anlam
    değişmelerinde, birinci-ikinci anlam, yani önceki ve
    sonraki bilgi ilişkilerinde büyük farklılıkların
    yaşandığını söylemiştik. Bu farklılıklara rağmen,
    çeşitli dillerdeki birinci anlam-ikinci anlam, yani
    önceki ve sonraki bilgi ilişkisinin zaman zaman
    çakıştığını hayretle görürüz. Bu durum, dillerin
    ortaya çıkışları konusunda veya bilhassa onların
    yazının birleştirici ve tutucu işlevinden
    yararlanamadıkları sözlü devirlerinde olup bitenleri,
    bu yazı öncesi devir insanlarının dil ve düşünce
    dünyasını yakalamakta, etimoloji çalışmalarına büyük
    ip uçları sunar .
    Böyle yapmazsak, dil ile yazının buluşmasının insan
    dilinin oluşum süreci içinde oldukça yeni bir olay
    olduğu ve diller yazı ile buluştuklarında, kök dal
    biçimlerinin çoktan oluşup komşu bilgileri
    adlandırmada kullanıldıklarını göremezsek, yubu-n-
    ~ çim- ~ çubuk ~ çub ~
    suvar-, vb. sözlere rağmen ‘su (~çimgen <sub)
    sözü Çincedir’ diye veya Türkçe konuşan insanların,
    yazı yazma bilgisini “yontmak, kazmak, kazımak”
    bilgisine dayanarak adlandırdıklarını gözardı edersek,
    yani Türkçe konuşanların eski bilgi-yeni bilgi
    yar-~ilişkisini görmezlikten gelirsek, yaz-
    ~ yır ~ kaz- ~ çız- ~
    ~yır(t)- yara, vb. ilişkisini ihmal edersek,
    biti- ilişkisini görmezsek, ‘biti-~bıç-/biç-
    fiili Çince piet’ten gelir’ diye yüz yıldır süren ve
    bestesiyle güftesi birbirini tutmayan şarkıları söyler
    dururuz

     
  2. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi
    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ Orkon âbidelerindeki gelişmiş alfabeye, sistemli ve
    pek ekonomik imlâya bakarak, Türkçenin çok eski bir
    yazı geleneğine sahip olduğunu, 8. yüzyıldan en az bin
    yıl önceden beri yazılmakta olduğunu düşünebilir veya
    Aurel Stein'in ifadesiyle 'kumlara gömülü şehirler'de
    eski Türk kültürünü araştırmak için bir türlü
    başlatılmayan kazılara ümit bağlayabiliriz; fakat
    eldeki dil malzemesini dikkatlice değerlendirerek bu
    yorumların veya yeni yapılacak keşiflerin sonuçlarını
    beklemeden de bazı hükümlere ulaşabiliriz: Biz,
    Orkon'da, bir kavim diliyle, yani bir 'kök dil' bir
    'kök Türkçe' ile değil, şiveler ve akraba diller arası
    iç alıntılar ile beslenmiş, az da olsa, yabancı
    komşularından aldıklarıyla zenginleşmiş bir
    imparatorluk diliyle, bir kültür diliyle karşılaşırız.
    Kök Türk İmparatorluğunun dilinin bir imparatorluk
    dili olarak Osmanlıcadan veya İngilizceden farkı,
    birliğe iştirak eden kavimlerin, aynı dilin, yani Eski
    Türkçenin değişik şivelerini konuşanlardan veya bu
    dilin akrabası olan dilleri konuşanlardan oluşmasıdır.
    Kısacası, Çincedeki Türkçe unsurlar sözü, kolayca
    söylenebilen bir söz değildir. Yukarıda da söylendiği
    gibi Çincede Türkçe unsurların bulunabileceği bir çok
    araştırmacı tarafından düşünülmemiştir. Bir taraftan
    da yakın zamana kadar, hem Çinceyi hem Türkçeyi bilen
    Çince veya Türkçe bilginlerinin yetişmemiş olması, bu
    konudaki araştırmaların Paul Peliot ve öğrencisi
    Lajos Ligeti’nin ulaştıkları noktada kalmasına yol
    açmıştır.
    Son yıllarda yayımlanan Çağdaş Çincenin Sözlüğünün ve
    Çincedeki Yabancı Sözler Sözlüğünün taranması bile,
    oldukça ilgi çekici sonuçlar doğurmuştur. Bir Uygur
    Türkü olan Alimcan İnayet, sağlam bir Çince ve Türkçe
    bilgisine sahip olmanın verdiği ehliyetle, bu
    sözlükleri taradığında ilgi çekici sonuçlara ulaşmış
    ve Çincede 307 Türkçe söz olduğunu tespit etmiştir .
    2. Türkçe-Farsça İlişkileri
    Asya ve Avrasya'nın bilinen en eski kavimleri olan ve
    İranî olup olmadıkları halâ tartışılan Kimmerler (M.Ö.
    12.-8. yy.) ve İskitler (M.Ö. 8.-3. yy.) istisna
    tutulursa, bildiğimiz ilk Türk-İranî kavim ilişkisi,
    Hunlar ile Alanlar arasında M.S. 370'lerde olmuştur.
    Bu tarihlerde doğu-batı yönündeki bir Hun akını, Orta
    Asya steplerindeki İranî kavimlerin hakimiyetine
    günümüze kadar son verdi. Daha sonra tarih sahnesine
    çıkan ne Partuşlar, ne Soğdlar, ne de Sâsânîler, Asya
    steplerinde söz sahibi olabildiler.
    Çinlilerden sonra en eski komşuluğumuz İranlılarla
    olmuştur. Sâsânîlerden yirminci yüzyılın ikinci
    çeyreğine kadar İran'ın dâimâ bir Türk devleti
    tarafından yönetildiğini ve bugünkü devletin sınırları
    içinde yaşayan halkın yarıdan çoğunun Türk olduğunu
    düşünürsek, bu ilişkinin sadece çok uzun değil, aynı
    zamanda çok derin bir ilişki olduğunu anlarız. Hele
    son bin yılda Türklük dünyasının ortasında kalan
    İranlılar ile Türkler, bu uzun komşuluk ilişkisi
    sırasında birbirlerinden pek çok şey öğrenmişlerdir.
    Ankara’da, 1995 yılında yapılan bir yayın, bu
    ortaklaşalığın bugün bile sürdüğünü göstermektedir. A.
    Dilberipur’un “Türkçe-Farsça Ortak Kelimeler Sözlüğü”,
    bize, bugünkü Fars ve Türk dilleri sözlüklerinin 7.000
    sözünün ortak olduğunu göstermektedir

    2.1. Türkçedeki Farsça Unsurlar:
    Sâsânîlerin sonuna kadar sürdüğü kabul edilen Eski ve
    Orta Farsça ile Sanskritçe, Tohorca, Soğdca gibi diğer
    Hint-Avrupa dillerinden Türkçeye geçen unsurlar
    konusu, hemen hemen, Türkçe-Çince ilişkileri kadar zor
    ve çetin bir konudur.
    Türkçe ve Altayca çalışmalarının yetersizliği
    yüzünden, bugün, bu dillerde ailesi ilk anda göze
    çarpmayan kelimeleri, bu Hint-Avrupa dillerinden
    birine mal etmek moda haline gelmiştir. Bu moda,
    tabii olarak, zaman zaman tenkitlere uğramaktadır.
    Hattâ bu modaya çok uyanlardan bile zaman zaman bu tür
    tenkitler yükselmektedir. .
    Farsçadan Türkçeye geçmiş unsurlar konusunda bugüne
    kadar epeyce çalışma yapılmıştır. Türk ve Fars
    toplumları arasında sanıldığından daha kuvvetli bir iç
    içelik, dolayısıyla da bu diller arasında daha geniş
    çaplı bir alış-veriş söz konusu olmalıdır. Bu konuda
    sözlük yazarlarının çok kısa sürede koydukları
    teşhisleri, sözlüklerinin madde başlarında
    işaretlemeleri dışında, komşu dillerdeki Türkçe
    alıntılar üzerine yapılan çalışmalarda, Türkçe
    aracılığıyla bu dillere geçmiş Farsça sözler
    gösterilmiş, yani Türkçeden alınan bu sözlerin ilk
    kaynaklarının Farsça olduğu işaretlenmiştir.
    Türkçedeki Farsça unsurları başlı başına bir konu
    olarak ele alan incelemeleri ise, geçtiğimiz günlerde
    kaybettiğimiz türkolog Andreas Tietze başlatmıştır .
    Bu çalışmada, Farsçadan Türkçeye geçmiş 136 söz
    incelenmiştir. Bu konudaki son çalışmaları Stanislaw
    Stachowski yapmış, 1972-1979 yıllarında yedi bölüm
    halinde yayımladığı çalışmalarını, daha sonra kitaba
    dönüştürmüştür . Bu çalışmada Farsçadan Türkçeye
    geçmiş 686 söz incelenmiştir.

    2.2. Farsçadaki Türkçe Unsurlar:
    M. Fuad Köprülü, 1938'deki Şarkiyatçılar kongresine
    sunduğu bildiride bu konunun önemini vurgulamış ve 280
    sözü liste halinde örnek olarak vermiştir. Bundan
    çeyrek yüz yıl sonra da bu konu geniş ve ayrıntılı bir
    şekilde Gerhard Doerfer tarafından incelenmiş ve "Yeni
    Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar" adıyla
    yayımlanmıştır. Bu eserde Türkçeden Farsçaya geçtiği
    müzakere edilen 2545 Türkçe ve Moğolca söz yer
    almaktadır.
    Bu kabarık sayıya bakarak Farsçadaki Türkçe unsurların
    belirlenmesinin sona erdiği düşünülmemelidir. Bugün
    Farsçada kullanılan ve Türkçe oldukları açık olan pek
    çok söz, bu eserde yer almamaktadır. G. Doerfer'in
    emek mahsulü bu eseri hakkında iki hususu belirtmek
    gerekir. Birincisi, araştırmacının Türkçe oldukları
    son derece açık olan bazı kelimeleri tereddütle
    karşılamış olması, hattâ bu kelimeleri başka dillere
    ait göstermesidir. Meselâ o, birçok tarih yazarının
    Türkçeliğini kabul etmedikleri, al ~ yal değişmesinin
    henüz inandırıcı şekilde açıklanmadığı ve kelimenin
    bilhassa İran’la sınırı olan Türk illerinde yaşadığı
    gibi hafif gerekçelerle Farsçada da kullanılmakta olan
    alev kelimesinin Türkçe olmadığını ileri sürer.
    Aslında, Fars. alav <Tü. alev 'alev' kelimesi, sadece
    Türkçenin bir kelimesi değil, diğer Altay dillerinde,
    hattâ Ural dillerinde de ortak olan bir kelime
    alış-~ailesinin üyesidir: Tü. alap 'alev'
    ~ yalap 'alev' ~'tutuşmak; alışmak'
    ~ yalın 'alev' ~yalabı- 'alevlenmek'
    yalaz 'yalaz,~yal- 'yalınmak, alevlenmek'
    yıldırım~ yıldız 'yıldız' ~alev'
    yaldrı-/ yaldra- 'ışımak,~'yıldırım'
    ışık 'ışık'~ yaşu- 'ışımak' ~parlamak'
    ~ yaşna- 'parlamak, şimşek çakmak' ~
    ~yaşın 'ışık, parıltı, yıldırım' (EDPT, VEWT)
    çaş(ı)->çeş(i)- > çeşmek 'şimşek' (DS) > çemşek >
    şemşek 'şimşek' (DS) > ~şimşek 'şimşek' , vb.
    ulabur~Moğ. ulal- 'kızarmak, kırmızı olmak'
    ulabtur “kırmızımsı, pembe”~'kırmızılık'
    ulagan/ulaan~ ulabalza- 'kızarmak' ~
    ulayma 'kızgın, kızıl'~'kırmızı, kızıl'
    gilab~ gilay- ‘ışıldamak, parlamak’ ~
    gilalza- “ışıldamak”~“ışıklı, alevli”
    gilas~ gilbay- ‘ışımak, ışıldamak’ ~
    gilaski- ‘ışıldamak”~‘ışıklı; ışıkla’
    ayungga “şimşek, yıldırım, nayzagay, çakın,~
    Kor. pul/bul 'ateş'~çakılgan” vb. (Lessing)
    Jap. foshi/hoshi~ pyel 'yıldız' ~
    'yıldız' // Mac.vil- kökünden: villámlik 'ışıldamak'
    villamós~ villán 'parıltı' ~
    villámlás 'yıldırım',~'elektrikli, tramvay'
    ~ világ 'dünya' ~villány 'elektrik'
    ~ Fin. valo 'ışık' ~csillág 'yıldız'
    valoisuus~valoisa 'ışıklı, aydın'
    ~ valaistus 'parlatma' ~'aydınlık'
    valaiseva 'parlatıcı, ışık'.
    G. Doerfer'in adı geçen eseri hakkında belirtilmesi
    gereken ikinci husus, bugün Farsçada kullanılan pek
    çok Türkçe kelimenin eserde yer almamasıdır. Öyle
    görünüyor ki bu yolda bilhassa konuşma dilini kaynak
    alarak yapılacak daha ileri çalışmalar, Farsçadaki
    Türkçe unsurların sayısını daha da arttıracaktır.
    Meselâ G. Doerfer'in eserinde yer almayan ve Redhouse
    dışında bütün sözlüklerde Farsça olarak işaretlenen
    atiş 'ateş' kelimesi Türkçeden alınmıştır: Tü. ot> od
    ota- 'ısınmak, odun yakmak' (EDPT,~'ateş'
    otaş/öteş~VEWT) > ataş ‘ateş' (kelime
    Farsçaya muhtemelen bu şekliyle geçmiş ve Farsçada
    atiş telâffuzunu alarak daha sonra bu Farsça telâffuzu
    otlan-~ile tekrar Türkçeye alınmıştır)
    otlug 'ateşli,~'ateşlenmek, öfkelenmek'
    ~ oçak ‘ocak’ ~öfkeli', otung 'odun'
    kotar-~ uçkun ‘kıvılcım” ~otag ‘otağ’
    “pişirmek” Moğ. odu(n) 'yıldız'~(EDPT)
    ~ oçı(n) 'kıvılcım' ~ modun ‘ağaç’
    koço/hoço ‘şehir’ (Lessing).~
    Bu konudaki çalışmalar sürdürülmektedir. Al-Sayyid
    ‘Addi Shir, “Arap Dillerindeki Farsça Alıntılar
    Sözlüğü” adlı araştırmasını 1980 yılında yayımlar . Bu
    sözlüğün üçte birini Türkçe sözler oluşturur.
    Araştırmacı, bu sözlerin Türkçe olduklarını belirtmiş
    ve bunların Arapçaya Farsça yoluyla geçtiğini ileri
    sürmüştür.
    Yine son yıllarda da, A. Ershadi Fard, “Fars Dil ve
    Edebiyatında Türkçe Alıntılar Sözlüğü” adlı
    çalışmasını yayımlamıştır .
    3. Türkçe-Urduca İlişkileri
    Bir Ural-Altay dili olan Türk dili ile Hint-Avrupa dil
    ailesinin Hindî dilleri arasındaki ilişkiler çok eski
    dönemlere kadar uzanır. Hindistan, Türklerin
    benimsediği dinlerden biri olarak, budacılığın merkezi
    olması yanında, çeşitli Türk boylarının da göç yeri
    olmuştur. Hint kavimleri, tarihin her döneminde, bir
    veya birkaç Türk kavmiyle komşuluk yaşamıştır. Son
    olarak da, islam dindaşlığının Gazneli Mahmud ile
    komşuluk ilişkisine ve nihayet Kutbettin Aybek’in
    1192’de Delhi Sultanlığı’nı kurmasıyla da
    yöneten-yönetilen ilişkisine dönüşmesi, 665 yıl süren
    bir birliktelik yaratmış ve bu ilişkiler, İngilizlerin
    1857’de Hindistan’ı işgaliyle sona ermiştir.
    3.1. Türkçedeki Urduca Unsurlar
    Böyle bir çalışmaya rastlayamadık. Türkçede Urduca
    unsurların bulunabileceği düşünülmediği gibi, Türkçeye
    Hint dillerinden girmiş her sözü Farsça kaynaklı
    göstermek gibi bir yanlışlık da sürekli
    tekrarlanmaktadır.
     
  3. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ Eski devirler söz konusu olduğunda, Budacılığı
    benimseyen eski Uygurların dilindeki Sanskritçe sözler
    üzerinde epeyce durulmuştur. Eski Uygur metinlerinin
    her yayınında, hatta ilk Türkçe islami metinlerin ve
    Kuran çevirilerinin yayınında Sanskritçe sözler
    gündeme gelmiştir. Aracı dil sözlükleriyle de olsa,
    Eski Uygurcadaki Sanskritçe sözler çözülmeğe
    çalışılmıştır. Bu sözlerin büyük kısmı, Budacılık
    terimleri oldukları için, Uygurların yeni bir din
    olarak müslümanlığı benimsemeleriyle canlılıklarını
    yitirmişler ve tarihsel sölükteki yerlerini
    almışlardır. Tabii ki budacılık dininde kalan
    Moğolların sözlüğünde önemli bir yer işgal ederler.
    3.2. Urducadaki Türkçe Unsurlar
    Günümüzde Pakistan devletinin resmi dili olan ve
    Hindistan'ın da resmi dilleri arasında yer alan
    Urduca, günümüzde başta Pakistan ve Hindistan olmak
    üzere dünyanın değişik ülkelerinde yüz milyonlarca
    kişi tarafından konuşulmaktadır. Urduca ile Türkçenin
    ilişkisi üzerine bazı çalışmalar vardır .
    Türk dilinin etkilediği sahalardan Hindistan
    yarımadasında, Hindî dillerle Türk dili ilişkileri
    konusundaki ilk çalışma, Otto Spies’in yayımladığı
    Hindî dillerdeki Türkçe kökenli sözlerle Türkçe
    üzerinden bu dillere geçen sözlerin yer aldığı 135
    sözden oluşan bir listedir.
    Bu konuda Abidin İtil tarafından yayımlanan makalede
    ise Türkçe-Sanskritçe ilişkileri değerlendirilerek,
    Sanskritçeden Türkçeye ve Türkçeden Sanskritçeye geçen
    birtakım sözlerin üzerinde bu iki dil arasındaki
    linguistik paralellikler gösterilmiştir.
    Türkçe-Sanskritçe ilişkilerinin çok eskilere
    dayandığını vurgulayan bu yazıda, Türk hanedanların
    kuzey Hindistan’da kurdukları uzun süreli yönetimlerde
    resmî dil olarak Farsçayı kullanmalarına rağmen günlük
    dil olarak Türkçeyi kullandıklarını, bunun sonucu
    olarak da gerek Farsçaya gerek Hindistan’daki değişik
    lehçelere, hatta modern Sanskritçeye çok sayıda Türkçe
    kelimenin yerleştiği ve Hindûstânî dilinde 80, Bengal
    dilinde de 40 kadar Türkçe kökenli sözün bulunduğu
    belirtilmiştir.
    Türkçe- Hintçe ve Urduca arasındaki ilişkilerle ilgili
    olarak, “eski ve büyük sözlükleri taramanın uzun zaman
    alacağını” söyleyen Erkan Türkmen, başlıca iki pratik
    sözlüğü tarayarak hazırladığı 118 kelimelik bir
    listeyi, iki yazı olarak yayımlar .
    Bu konuda son çalışmayı yapan Münevver Tekcan ise
    şunları söylemektedir: “Yukarıdaki araştırmacılar
    tarafından daha önce tespit edilen Hindî dillerdeki ve
    Urducadaki Türkçe sözlere ek olarak 77 söz daha tespit
    ettik. Daha önce yapılan çalışmalarda taranan
    eserlerin dışında, Urduca-Urduca , Türkçe-Urduca
    olarak hazırlanmış üç sözlük ile Delhi Sultanlığı’nın
    saray hayatını konusunda yazılan Bezm-i Âhir adlı
    eseri taradık. Bu sözlerin etimolojik ve morfolojik
    özelliklerini başka bir çalışmanın konusu olarak
    bıratık. Elde edilen yeni sözler ile daha önce
    yayımlanan sözler, yapı özelliklerine göre ve tematik
    olarak değerlendirildi. Tespit edilen sözlerin sayısı
    227’dir. Sosyal hayatla ilgili 140, yönetimle ilgili
    61, beslenme ile ilgili olanlar 17; giyimle ilgili
    olanlar ise 9’dur .
    4. Türkçe-Arapça İlişkileri
    Sâsânîleri aşıp geçerek Kafkaslardan Şiraz dolaylarına
    kadar uzanan Avar Hunlarını veya hanedanlarının adıyla
    Heftalitleri ayrı tutarsak, ilk Türk-Arap ilişkisi,
    M.S. 630'larda, bugünkü İran topraklarında
    başlamıştır. Bu ilişki, coğrafî sebepler yüzünden,
    Selçuklular devrine kadar Farslar kanalıyla olmuştur.
    Ayrıca Ruslardan satın aldıkları Türk köleler
    vasıtasıyla Kafkaslar üzerinden gerçekleşmiş sınırlı
    bir Türk-Arap ilişkisi de söz konusudur.
    Arapça, Türkler için sadece bir komşu dili olmaktan
    daha fazla şeyler ifade etmiştir. Bu dil, Türklerin
    yeni dinlerinin ve Farslardan öğrendikleri Arap edebî
    geleneğinin taşıyıcısıydı. Dolayısıyla komşuluğun
    ötesinde, yöneten ve yönetilenin dili ilişkisi,
    Farsça-Türkçe arasında olduğu kadar Arapça-Türkçe
    arasında da mevcuttur.
    Bu yoğun ilişkilere rağmen, gerek Türkçedeki Arapça
    unsurlar, gerekse Arapçadaki Türkçe unsurlar
    konularında yapılmış monografik çalışmalar olsa da, bu
    çalışmalar, her iki konunun da geniş ve hacimli
    olmasından ötürü, yapılacak yeni çalışmalarla
    tamamlanmaya muhtaçtırlar.
    Türkçeye Farsçadan geçmiş bir çok söz gibi, Arapçadan
    geçmiş sözler de Türk dil ve düşünce dünyasının birer
    üyesi olmuşlardır. Bu sebeple, yukarıda söylenen ve
    komşu dillerdeki Türkçe unsurları araştıran yüzün
    üzerindeki kitap ve on binlerce makalenin malzemesi
    arasına, Türkçeden alınmış Türkçe kaynaklı sözler
    yanında, Türklerden öğrenilmiş bilgilerin adları oarak
    Farsça veya Arapça kaynaklı sözler de dahil
    edilmiştir.
    Her ikisi de geniş coğrafyalara yayılmış bulunan
    Türkçe ve Arapça ilişkileri, din, sanat, bilim ve
    kültür, yöneten-yönetilen ilişkisi gibi oldukça etkili
    temellere dayanmaktadır. Türkçe ile Arapçanın
    ilişkilerini ele alan monografik bir kitap
    bulunmamakla birlikte, çeşitli araştırmacıların bu
    konuda epeyce makalesi vardır. Bu iki dil arasında söz
    alışverişinin ötesinde işler de olmuştur. Türkler yeni
    ulaştıkları bilgileri Arapça köklerden türettikleri
    sözlerle karşılarken, Araplar, sokağı, çarşı pazarı,
    esnaflığı, sosyal ve askeri kurumlarıyla bütün sosyal
    hayatı Türklere ve Türkçeye bırakmış gibidirler. Bu
    yüzden, Türkçenin kavram eki ve sıfat eki yanında,
    meslek eki de Arap konuşma dilinde büyük bir yer
    tutmuştur.
    4.1. Türkçedeki Arapça Unsurlar:
    Gerek Türkçedeki Arapça unsurlar, gerekse Arapçadaki
    Türkçe unsurlar konularında ayrıntılı ve konuyu
    bütünüyle kucaklayacak bir çalışma bulmak mümkün
    değildir. Belki bunun sebebi, her iki konunun da geniş
    ve hacimli olmasıdır.
    Karl H. Menges'in 'Altaycada Eski Mezopotamca Alıntı
    Kelimeler' ve N. Poppe'nin 'Altay Dilinde Eski Kültür
    Kelimeleri' adlı yazılarıyla aynı yıllarda temas
    ettikleri Türkçe ile diğer Altay dillerindeki Arapça
    unsurlar konusu yanında, Türkçedeki Arapça unsurlar
    hakkında ilk ayrıntılı çalışma, A. Tietze tarafından
    'Anadolu Türkçesine Doğrudan Doğruya Arapçadan Alınmış
    Kelimeler' adıyla 1958'de yayımlanmıştır. Bu
    çalışmada Türkçedeki Arapça unsurlar gibi oldukça
    hacimli bir konunun yalnızca bir alanı incelenmiş ve
    216 söze yer verilmiştir. Oysa Arapça köklerden
    Türkçede türetilmiş yeni sözlerin veya Türkçede yeni
    anlamlar kazanmış Arapça sözlerin de var olduğunu
    düşünürsek, bu sayının eksikliğini, dolayısıyla bu
    konuda daha çok iş yapılması gerektiğini ve Türkçe
    sözlüklerdeki işaretlemelerin de yeterli olmadığını
    görürüz.
    Bu çalışma ise, adından da anlaşılacağı üzere,
    Türkçedeki Arapça unsurlar gibi oldukça hacimli bir
    konunun bir dalından ibarettir.

    4.2. Arapçadaki Türkçe Unsurlar:
    Arapçadaki Türkçe unsurlar konusu ise, Türkçedeki
    Arapça unsurlardan daha fazla işlenmiştir. Özellikle
    İstanbul başkent yapıldıktan bugüne kadar müslümanlık
    için bir din Türkçesi yaratamayan veya kilise
    İslavcası, kilise İspanyolcası, kilise Macarcası, vb.
    gibi bir cami Türkçesi yaratamayan ve Avrupa’nın 15.
    yüzyılda bitirdiği tartışmaları bugün bile sürdüren
    Türkler, Araplara, askerlik, beslenme ve giyim-kuşam
    gibi pek çok alt kültür bilgisi öğretmişler ve
    dolayısıyla Türkçeden Arapçaya bu alanlarla ilgili pek
    çok söz alınmıştır. Arapçadaki Türkçe unsurlar konusu,
    sözlük yazarlarının o kadar yoğun işin arasında
    verdikleri kısa işaretlemeler dışında da birçok kitap
    ve makalenin konusu olmuştur. Bu kitap ve makaleler,
    genellikle, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan
    Arapçanın her hangi bir bölgesindeki Türkçe unsurları
    konu edinmektedirler.
    İslam Ansiklopedisi’ne bu ansiklopedinin kuruluş
    amaçlarına uygun yazılarından tanıdığımız din bilgini
    Muhammad Bin Cheneb, Türkoloji ile ilgili ilk ve tek
    eserini bu konuda vermiştir. 1922 yılında Cezayir’de
    Fransızca olarak basılan M. bin Cheneb’in eseri, 1967
    yılında Ahmed Ateş tarafından Türkçeye çevrilerek
    yayımlanmıştır. Eserde Cezayir Arapçasında yaşayan
    634 Türkçe sözü incelemiştir. Cezayirdeki konuşma
    dilinde yer alan bu kadar çok Türkçe söze rağmen, bu
    din bilgininin önsözdeki son değerlendirme cümlesini
    sizlerle paylaşmak isterim: “Eksikleri de olan bu 634
    kelimelik liste, Türklerin Cezayir konuşma diline bir
    miktar kelime soktuklarını göstermektedir. Bununla
    beraber “dona kedi sokmak” ve “bereket versin”
    deyimleri de bir yana bırakılırsa, Türkler galiba
    Cezayir konuşma diline hiçbir etki yapmamıştır”. Bu
    iki halkın geçmişteki birlikteliklerine haksızlık eden
    bu sözlere, “Günlük konuşma dilinizde 634 Türkçe söz
    varsa, bir parça Türk gibi yaşıyorsunuz demektir”
    diyerek, gecikmiş bir cevap verelim.
    Bu konudaki çalışmalar, V.A. Gordlevskiy'in 1961'de
    yayımlanan 'Türk Dilinin Arapça Üzerine Tesiri
    Meselesi Hakkında' adlı çalışmasıyla devam eder.
    Ahmet Ateş'in konuyla ilgili çalışması ise, kendisinin
    de ifade ettiği gibi V. A. Gordlevskiy'in makalesi ile
    J. B. Belot'un ve H. Wehr'in sözlüklerinden derlenmiş
    kelime listeleridir.
    Diller arasındaki alış verişlerde, bazen, alıcı dil,
    aldığı unsur üzerinde öylesine derin ses ve anlam
    değişiklikleri yapar ve aslî şekil ve anlam ile
    verildiği dilde aldığı şekil ve anlam birbirinden o
    kadar uzaklaşır ki herhangi bir sözlük yazarının o
    kadar işin içinde verdiği kararlara güvenmek, bizi sık
    sık yanlışlıklara sürükler.
    Bütün bu çalışmalar, 1984 yılında Şamil Fahri Yahya
    tarafından değerlendirilmiştir . Şamil Fahri Yahya’nın
    hazırladığı doktora çalışmasında 1981 Türkçe söz,
    Arapçanın çeşitli coğrafyalarındaki biçim ve
    anlamlarıyla verilmektedir. Araştırmacı, ayrıca,
    Arapçada sık kullanılan Türkçenin bazı isim yapım
    eklerini ve bu eklerin geçtiği sözleri de
    listelemektedir.
     
  4. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ 1990 yılında, Mahammad Ahmad Duhman, “Memlükler
    Devrindeki Tarihsel Sözler Sözlüğü” adlı çalışmasını
    Şam’da yayımlar. Bu çalışmada o devrin Arapça
    metinlerinde geçen 891 söz ve ifade yer almaktadır.
    Arapçadaki Türkçe unsurlar konusunu en çok çalışan
    bilgin, Erich Prokosch olmuştur . Prokosch’un Sudan
    Arapçasındaki Türkçe sözlerle ilgili eseri,
    Türkçe-Arapça ilişkileri konusunda, alıntıların ses
    bilgisi konusunda ve Türkçe meslek ekinin Arapçada
    kullanımıyla ilgili bilgiler verdikten sonra 202
    Türkçe sözü inceler.
    Yakın zamanlarda da Bedrettin Aytaç tarafından “Arap
    Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler” adlı bir eser
    yayımlanır . Türkçe sözlerin Arap Lehçelerindeki
    biçimlerinin de gösterildiği bu eserde 941 söz yer
    almaktadır.

    5.Türkçe-Rusça İlişkileri
    Türklerin Çinliler, Farslar ve Araplardan sonra en
    eski komşuları önce Ruslar sonra da bütün Slavlardır.
    M.S. 4. yüzyıllarda İndo-Germen topluluğundan ayrılan
    Kuzey ve Güney Slavları, M.S. 6. yüzyıldan itibaren,
    önce Avarların, sonra da Bulgar Türklerinin ziraatçı
    tebaları olarak daha doğuya çekilmişler ve nihayet
    M.S. 8. yüzyıllarda bugünkü vatanlarına ulaşmışlardır.
    Bu sebeple gerek Kuzey Slavları, gerekse Güney
    Slavları, bu bin beş yüz yıla yakın süre içinde daima
    bir Türk kavminin komşusu oldular.
    M.S. 4. yüzyıllarda İndo-Germen topluluğundan ayrılan
    Kuzey ve Güney İslavları, M.S. 6. yüzyıldan itibaren,
    önce Avarların, sonra Bulgar Türklerinin ziraatçı
    tebaları olarak daha doğuya (belki zorla) çekilmişler
    ve nihayet M.S. 8. yüzyıllarda bugünkü vatanlarına
    ulaşmışlardı.
    Ruslar ile Türklerin ilişkilerini bir kaç döneme
    ayırmak mümkündür. En eski zamanlara ait devre, Kiev
    Rusyası oluşmadan önceki 6.-7. yüzyıllardaki Slovenler
    ile Avarların ilişkileri ve daha sonra Hazarlar, Volga
    Bulgarları ve diğer Türk boyları arasındaki ilişkiler.
    Tarihe baktığımız zaman, Rus ve Türk toplumlarının
    ticaret, ekonomi ve yerleşim bakımdan birbirleri ile
    yakın temas içerisinde idiler. Bundan dolayı, bu
    halkların günlük kullanılan dili öğrenmeleri
    gerekirdi. Bunun sonucunda birçok Türkçe söz Rusçaya
    geçmiştir. Türkçe kelimelerin Rusçaya geçişleri Kazan,
    Astrahan ve Kırım Hanlıkları döneminde daha da
    artmıştır. Daha sonra da Sovyetler Birliği’nin
    içerisinde Türk toplulukların olması, Rusça-Türkçe
    ilişkisinde çok önemli ve etkin bir faktör olmuştur.
    Araştırmalara göre Rus dilinde Yunanca, Latince,
    Fin-Ogur, Moğolca, İran dillerinden sözler yer
    almaktadır. Bu dillerin arasında Türkçenin ise önemli
    bir rolü vardır.
    Türk dillerinden gelmiş ve günlük konuşmalarda
    kullanılan sözler dil araştırmacıları için büyük bir
    ilgi alanıdır.
    Yapılacak yeni çalışmalarla Rusçadaki Türkçe sözlerin
    sayısı artacaktır; çünkü Ruslarla Türklerin son
    yıllarda ilişkileri eskiye göre daha da
    hareketlenmiştir. Yani birlikte yaşamalar artmıştır,
    dolayısıyla da karşılıklı öğrenmeler çoğalmış
    olmalıdır. Buna bir örnek vererek sözümüzü tamamlamak
    istiyoruz. İncelediğimiz kaynaklardaki Türkçe sözler
    listesinde tek başına tamam sözü yoktur; ancak bugün
    Rusçada tamam sözü sıkça kullanılmaktadır.
    5.1. Türkçedeki Rusça Unsurlar:
    Bu konuda ilk çalışma, H.F. Miklosich tarafından
    'Türkçedeki İslavca, Macarca ve Romence Unsurlar'
    adıyla 1889'da yapılmıştır. Bu tarih, İslavcadaki
    Türkçe unsurların araştırılmağa başlandığı tarihlere
    rastlamasına rağmen, bu yoldaki çalışmalar o kadar
    heyecan verici bulunmamış olmalı ki İslavcadaki Türkçe
    unsurlar konusu etrafında cereyan eden meşhur
    tartışmaları, bu konu etrafında görmüyoruz.
    Bunun sebebi, H. F. Miklosich ve Snjezana Valjacic'in
    de ifade ettikleri gibi Türkçe’deki İslavca unsurların
    pek az oluşudur. Malzemesi oldukça sınırlı olan bu
    konu, son olarak 1957'de 'Türk Halk Dilinde İslavca
    Alıntılar' adıyla Andreas Tietze tarafından
    incelenmiştir. Türkçedeki İslavca alıntıların ses
    bilgisi açısından da değerlendirildiği bu çalışmada
    233 İslavca söz yer almaktadır.
    5.2. Rusçadaki Türkçe Unsurlar:
    İslav dillerindeki Türkçe unsurlarla ilgili ilk
    çalışmalar, 1850'lerde başlamıştır ve günümüzde de
    sürmektedir. Bu konudaki çalışmalar, burada
    sayamayacağımız kadar çoktur. Önce Rusların, daha
    sonra da Güney İslavlarının dilleri üzerinde başlayan
    bu çalışmaların meyvelerini derli toplu birer sözlük
    halinde Elizaveta Nikolaevna Şipova'nın ve Abdullah
    Skaljic'in eserlerinde bulabiliriz.
    E. N. Şipova'nın “Rus Dilindeki Türkçe Unsurlar
    Sözlüğü” adını taşıyan eseri, Alma-Ata'da, 1976
    yılında yayımlanmıştır. Bu çalışmada, Rusçaya
    Türkçeden geçtiği kabul edilen 1507 kelime üzerinde
    durulmaktadır. Bu sayı, Şipova'dan önce Rus etimoloji
    sözlüğünü yazmış olan M. Vasmer'in eserindeki Türkçe
    unsur sayısından epeyce azdır.
    N. Poppe Jr.'a göre M. Vasmer'in eserinde Türkçe
    asıllı olarak belirlenen 1700 kelime yer almaktadır.
    Vasmer'in eseri diyalekt kelimelerine yer verdiği
    iddiasıyla tenkit edilmiştir. Her halukârda, Rusların
    bugünkü yeni vatanlarına geldikleri tarihlerden beri
    süren Türk-Rus ilişkilerine bakarak, yüzün üzerinde
    makale ve kitabın yayımlandığı bu konuda, daha yeni,
    daha geniş ve daha ayrıntılı çalışmalar
    bekleyebiliriz.
    Alma-Ata’da 1994 yılında yayımladığı “Rus Edebiyatında
    Türkizm” adlı eserinde, R.T. Mendekinova,
    Kazakistan’da yaşayan Rus yazar İ. P. Şuhov’un iki
    romanında 2500’e yakın Türkçe söz bulunduğunu
    belirtir. Bu eserde, Türk-Rus ilişkileri de
    değerlendirilmiş ve 456 Türkçe söz listelenmiştir.
    Moskova’da, A.G. Spirkin, İ.A. Akçurin, R.S.
    Karpinskaya tarafından 1980’de yayımlanan “Yabancı
    Kelimeler Sözlüğü” , Türkçe unsurlar bakımından 1955
    yılında yapılan ilk baskısından çok farklı hale
    getirilmiştir. Sözlüğün bu ikinci baskısında,
    Rusçadaki Türkçe kelime sayısı gülünç bir rakama
    düşürülmüştür: 304. Türklüğü ve Türkçeyi, yalnız
    Türklerin kendileri değil, galiba komşuları da
    terkediyor!
    6.Türkçe-Ukranca İlişkileri
    Rus, Sırp-Hırvat, Çek, Slovak ve Leh dilleri gibi, bir
    İslav dili olarak, Ukrancadaki Türkçe unsurlarla
    ilgili ilk çalışmalar, 1850'lerde başlamıştır ve
    günümüzde de sürmektedir. Bu konudaki çalışmalar,
    burada sayamayacağımız kadar çoktur .
    6.1.Türkçedeki Ukranca Unsurlar
    Türkçedeki Ukranca unsurların monografik bir çalışması
    yoktur. Türkçedeki İslavca unsurları konu edinen
    çalışmalarda, zaman zaman sözlerin Ukranca biçilerine
    de değinilmiştir.
    6.2.Ukrancadaki Türkçe Unsurlar
    Çeşitli İslav dillerindeki Türkçe unsurları konu
    edinen çalışmalarda, sözlerin Ukranca biçimlerine de
    temas edilir. Bilhassa Fasmer, sözlerin Rusça
    biçimlerinden önce Ukrancadaki biçimlerini verir.
    Ukrancadaki Türkçe unsurları konu edinen son
    monografik yayın da, bu iki İslav dilindeki Türkçe
    sözleri, iki ayrı bölüm halinde inceler. Günlük
    gazete ve dergilerin, okul kitaplarının taranmasıyla
    oluşturulmuştur R. R. Devletov tarafından yayımlanan
    ve günlük dile dayalı bu çalışmanın Ukranca bölümünde
    747, Rusça bölümünde 594 Türkçe söz yer almaktadır.

    7. Türkçe-Ermenice İlişkileri
    Tarihin bildiği kadarıyla Türklerin Çinliler, Farslar
    ve Bizanslılardan sonra en eski komşusu Ermenilerdir.
    Uzun bir zaman dilimi içinde komşuluk ilişkisi yaşamış
    olan bu iki halk, birbirinden pek çok şey öğrenmiş;
    öğrenilen bilginin adı olan söz, komşunun dilinde de
    yaşama alanı bulmuştur.
    Kafkasya’nın başka halklarının yazılı kaynakları, Orta
    Çağ başları Azerbaycan tarihi ve yazılı dönemden
    önceki Türk dili tarihi araştırmalarında, büyük önem
    taşımaktadır. Bu yazılı kaynaklar, kapsadıkları
    Türkçe sözlük ve gramerlik unsurlarla, yazılı devir
    öncesindeki Türkçe’yi kurmakta, Türk dili tarihinin;
    yine kapsadıkları Türkçe kavim adları, kişi adları ve
    yer adlarıyla Türk tarihi çalışmalarının önemli
    belgeleridir. Bilindiği gibi, Türk tarihi ve dili
    araştırmalarında, buna benzer bir rolü, Çin, Fars ve
    Bizans kaynakları oynamaktadır.
    Kafkasya’nın başka halklarının tarih kaynaklarındaki
    ve dillerindeki Türkçe etkisini, ilk olarak,
    Mordtmann incelemiştir. Bu konuda birçok çalışma
    yapan Mordtmann, bu yazılarından birinde şunları
    söylemektedir: “Ermeniler Hint-Avrupa grubuna
    bağlıdır; ama dilleri açıkça Turan etkisinin izlerini
    taşımaktadır. Bu ifade altında, ben, Osmanlılarla
    yüzyıllar boyu süren ilişkiler sonucu olarak
    Ermenice’ye giren Türkçe sözleri değil, Selçuklular,
    Osmanlılar vb. Türk devletleri doğmadan, M.S. IV.,
    V., VI., VII. yüzyılların yazılı Ermenicesindeki Turan
    unsurlarını kastediyorum.” Mordtmann, burada 23
    Türkçe söz sunarak, bu sözlerin yazılı Türkçe’den
    önceki devirlerde, M.S. IV.-V. yüzyıllarda Ermenice’ye
    alındığını belirtmektedir.
    VII. yy.dan başlayarak Kafkas kaynaklarındaki Türkçe
    kelimelerin sayısının hızla arttığı
    görülmektedir.VII.-VIII. yüzyıllar ve daha sonraki
    Ermeni kaynaklarında, Alp Arslan, Kılıç Arslan, Gazan,
    Atabeği, vb. birçok kişi, ata, oğlan, kızlar, vb.
    akrabalık, avçı, temirçi, vb. meslek, Hun, Hazar,
    Türk, Kenger, Akatzir, Barsil, vb. kavim ve yer adı
    yanında, beslenme ve giyinme gibi temel kültürler
    veya sosyal yapı ve üst kavramlarla ilgili çok sayıda
    Türkçe sözle karşılaşırız.
    Dillerin ses bilgisi ve söz dizimi düzlemlerinin
    temsil ettiği kullanım yapılarında, sözlüklerin temsil
    ettiği edinim yapılarına oranla, oldukça zengin bir
    çeşitlilik ve hızlı değişiklikler yaşanmaktadır.
    Sözler, seslere ve cümlelere oranla daha kalıcı
    yapılardır. Bu yüzden, dil alışverişleri söz konusu
    edildiğinde, ilk akla gelen sözlük alıntıları
    olmaktadır. Geniş bir coğrafyada, uzun bir süre
    yaşamış ve yaşamakta olan Türkçe’nin Çince, Farsça,
    Ermenice, Bulgarca, Arnavutça, Rusça, Macarca ve
    Romence gibi eski komşularıyla ilişkileri, yalnız
    sözlükte kalmamış, ses ve söz yapımı ile söz dizimi
    düzlemlerine de sıçramıştır. Bu yüzden, Türkçenin bu
    eski komşularıyla ilişkileri söz konusu olduğunda,
    sözlüklerde görülen söz alışverişlerinin ötesinde,
    gramerlik alıntılar da gündeme gelmektedir.
    Türkçe-Ermenice ilişkileri söz konusu edildiğinde,
    Türkçenin Ermeniceden epeyce söz aldığını ve bunların
    20 kadarının yazı diline de geçtiğini görüyoruz.
    Türkçenin Ermeniceden herhangi bir gramerlik unsur
    alması ise söz konusu değildir.
    Türkçenin Ermenice üzerine etkisine gelince, bu
    etkinin Ermenicenin hem sözlük hem de gramer
    alanlarına yayıldığını görüyoruz. Tarihte olduğu gibi,
    bugün de, Ermenistan dışında küçük topluluklar halinde
    yaşayan Ermeniler arasında, bir yazı dilinin
    birleştiriciliğine dayanan standart bir dil yoktur.
    Ermenicenin etimoloji sözlüğünü yazmış olan R.
    Açaryan, bu konuda, 1926’da Baku’da toplanan I.
    Türkoloji Kurultayında şunları söylemektedir: “Küçük
    Asya’nın Batı bölgelerinde, Kıbrıs’ta, Bulgaristan’da,
    Doğu Rumeli’de, Romanya’da ve Basarabya’da, İran’nın
    ve Kafkasya’nın bazı köylerinde, Türkçe’nin Ermenice
    üzerindeki etkisi o kadar yaygınlaşmıştır ki,
    Ermeniler kendi ana dillerini bile kaybetmişlerdir. Bu
    olay, birkaç yüz yıl önce gerçekleşmiştir. Polonya
    Ermenileri, 1530 yılından itibaren Ermeniceyi unutup
    Tatarcayı kabul etmiş ve Ermeni alfabesiyle büyük bir
    Tatar edebiyatı yaratmışlardır. Kilise kitapları bile
    Tatarcaya (Kıpçakçaya) tercüme edilmiştir. Ermeniler,
    Küçük Asya’da olduğu gibi, İstanbul’da da Türkçe
    yazdıkları zengin edebiyatı, Ermeni yazısıyla daha da
    ilerletmişlerdir. Türk alfabeleri hiçbir zaman yeterli
    olmamış ve halk dilindeki bütün sesleri işaret etme
    niteliği taşımamıştır. Ermeni alfabesi ise, bu
    olgunluğa sahiptir. Tabiî ki bu sebeple, Ermeni
    alfabesiyle yazılmış bu edebiyat, Türk-Tatar dilinin
    tarihini öğrenmek bakımından son derece önemlidir.
    Türkçe’den alınma sözler, Türkçe’nin fonetik
    kurallarını kronolojik olarak belirleyebilme imkânını
    sağlar. Bu konuda, Ermeni yazarlarının eserlerinde yer
    alan geniş malzeme kullanılırsa, erken asırlardaki
    Türk-Tatarların yaşantıları ve tarihi de öğrenilmiş
    olur.”
     
  5. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi
    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ Bugün Ermeni yazı dilinin komşuluğunda yer alan
    Azerbaycan Türkçesi, Ermenistan Ermenicesindeki Türkçe
    sözlerin geçiş yolu olmuştur. Bu yüzden, Ermenicedeki
    Türkçe alıntılar, büyük ölçüde, Eski Anadolu Türkçesi
    ile Türkiye Türkçesine oranla Eski Anadolu Türkçesine
    daha yakın olan Azerbaycan Türkçesinin ses
    özelliklerini taşımaktadırlar.
    7.1. Türkçedeki Ermenice Unsurlar:
    Ermeniceden Türkçeye Geçen Sözler: Bu konu ilk olarak
    26 Şubat-5 Mart 1926 tarihlerinde Baku’da toplanan I.
    Türkoloji Kurultayında dile getirilmiştir. Türklüğün
    alfabe değişikliği temel konusu için toplanan, bu
    arada Türklük Bilgisinin başka konularının da
    görüşülüp tartışıldığı bu kurultaya Ermenicenin
    Etimolojik Sözlüğünün ve Ermenicedeki Türkçe Unsurlar
    Sözlüğünün yazarı H. R. Açaryan da katılmış ve
    bildirisini Türkçe sunmuştur. Bu kurultaya sunulan
    bildiriler, yine 1926 yılında Rusça yayımlanmış ve
    Açaryan’ın söz konusu bildirisi Rusçaya özet halinde
    çevrilmiştir. Türk-Ermeni dil ilişkileri konusunda bir
    fikir verebilecek düzeyde olan Ermeni bilginin bu
    bildirisinde, Ermeniceden Türkçeye geçmiş 200 kadar
    söz açıklanmıştır. Açaryan, Türkçe sunduğu bildirisini
    şöyle sürdürmektedir: “Türkçe’nin Ermenice üzerindeki
    etkisi çok büyüktür. Ben, daha 1902’de, bu meseleyi
    geniş ve özel bir çalışmada ele almıştım... Bu
    kelimelerin sayısı 4000’e ulaşmaktadır... Genellikle,
    bir dilden başka bir dile isimler, bazen sadece
    sıfatlar, çok nadir hallerde ise fiiller geçer. Sayı
    sıfatları, bağlaçlar ve zarflar ise, başka bir dil
    tarafından benimsenmezler; fakat Ermenicede bu tür
    unsurların hepsi aynı ölçüde yaygındır. Birçok
    vilayette 70, 80 ve 90 rakamları Türkçe adlarıyla
    kullanılmaktadır. Rodos’ta da 69-99 arasındaki bütün
    sayı adları Türkçedir... Şimdi ise, konunun ikinci
    kısmı olan Ermenice’nin Türk-Tatar dili üzerindeki
    etkileri kısmına geçiyorum. Kopenhaglı bilginlerden
    Prof. Olger Peterson ve Viyanalı
    Kraelitz-Grainfenhorst, Türk-Tatarların bir grup
    kelimeyi Ermenilerden çok eski çağlarda aldıkları
    tahminini yürütürler. Ben, burada bu meseleye
    değinmeyeceğim. Sizin dikkatinizi daha eski dönemlere
    ait çeşitli Türk-Tatar, özellikle Anadolu ağızlarında
    karşılaşılan dil hadiselerine çekmek istiyorum. Bu
    kelimelerden bir kısmı edebî dile de geçmiş; bir
    kısmı ise, sadece halk dilinde yaşamaktadır.
    Ermeniceden Türkçeye geçen bu kelimelerin toplam
    sayısı 200’dür.”
    Son olarak, yakın zamanlarda, bu konuyu Robert Dankoff
    ele almış, Ermeniceden Türkçeye geçen sözleri bir
    sözlük halinde yayımlamıştır. Bu yayında 806 söz yer
    almaktadır. Dankoff’un bu çalışmasında, Açaryan’ın
    “toplam 200” dediği bu sayının, hangi amaçla olduğu
    bilinmez, Ermenicede de yaşamakta olan pek çok Türkçe
    sözün veya Türkçenin başta Rumca olmak üzere başka
    dillerden aldıklarının Ermenice gösterilerek dört
    katına çıkarılmış olduğunu görmekteyiz. Dankoff, bu
    yayınına, Türkçe mi Ermenice mi olduklarının
    tartışılması gerektiğine inandığı 309 söz daha ekler
    ve böylece Türkçedeki Ermenice sözlerin sayısı 1115’e
    yükselir. Bu sayı, Ermenicenin etimoloji sözlüğünü ve
    R. Dankoff’un da başlıca kaynağı olan Ermenicedeki
    Türkçe unsurlar sözlüğünü yazmış bulunan Açaryan’ın
    verdiği sayının altı katıdır. Dolayısıyla bu çalışma,
    bizi, Türkçedeki Ermenice sözler konusunda sağlam bir
    düşünceye götürmekten uzaktır.
    Biz tekrar Açaryan’ın çalışmasına dönersek, Türkçedeki
    Ermenice sözlerin sayısını “toplam 200” olarak kabul
    edebiliriz. Çoğu ağızlarda yaşamakta olan bu sözlerden
    20 kadarı Türk yazı diline de geçmiştir.
    7.2. Ermenicedeki Türkçe Unsurlar:
    7.2.1. Sözlük Alıntıları: Bilebildiğimiz kadarıyla,
    Ermenice, M.S. IV. Yüzyılda, Türkçeden en az 23 söz
    almış bulunuyordu. XI. asrın sonlarına doğru,
    Türkçeden Ermeniceye geçen sözlük ve gramerlik
    alıntıların sayısı önemli derecede artmıştır. Bu
    devirden sonra Türkçe, yalnız Türklerin değil, aynı
    zamanda Ermeni yazarları ve aydınlarının da kullandığı
    yazı dili haline gelmiştir. Böylece, bu iki dilin
    ilişkisi, konuşma dilinin dışına taşarak edebî
    seviyeye genişlemiştir. V. L. Gukasyan, Türkçenin
    etimoloji sözlüklerinden birini de yazmış olan E.V.
    Sevortyan’ın, bu dönemi anlatırken şunları yazdığını
    ifade etmektedir: “Ermeniler, XII. asır Moğol
    işgaline kadar Selçuklular ve Türkmenler, daha sonra
    da Osmanlılar ve şimdiki Azerbaycan Türklerinin
    atalarıyla bir arada yaşayarak, onlarla devamlı ve çok
    yönlü ilişkilerde bulunmuşlardı. Orta Çağ Ermeni
    edebiyatında Güney Türk kökenli kelimelerin bulunma
    nedenini Oğuz kavimleri ve halkıyla olan günlük
    ilişkilerle açıklayabiliriz. O dönemin birçok Ermeni
    yazar, yurttaşları Türkler gibi Türkçe konuşabiliyor,
    bazen iki dilli olabiliyordu.”
    XV.-XX. yüzyıl Ermeni yazılı kaynaklarına dayanarak
    Ermenicede Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesine
    ait kelimelerin her geçen yüzyıl daha da arttığını
    söyleyebiliriz. Yukarda bahsettiğimiz R. A. Açaryan’ın
    “Ermenice’deki Türkçe Alıntılar” kitabında 4262 tane
    Türkçeden alınmış söz yer almaktadır.
    Muhtemelen II. Dünya Savaşının kargaşası yüzünden on
    yıl ara ile yayımlanmış iki yazısında, Eugeniusz
    Sluszkiewicz, Ermeniceye geçmiş Türkçe sözleri,
    dilciliğin en dağınık konularından biri olan alıntı
    sözlerin ses bilgisi açısından değerlendirmiş,
    Ermenicedeki 276 Türkçe sözü kullanarak, Türkçenin
    seslerinin Ermenicede nasıl temsil edildiklerini
    göstermeğe çalışmıştır .
    7.2.2. Deyim Alıntıları: Bu iki dil arasında, söz
    alıntıları yanında, deyimlik alıntılar da söz
    konusudur.
    1. Türkçeden Ermeniceye Değiştirilmeden Alınanlar:
    Ay balam, ay canım, ay sağ ol>Ay balam, ay canım, ay
    sağol (ALŞ 1, 316)
    Aslan balası>Aslan balası (HA 1, 57)
    Begafil eşge düşdüm, dağıtdım dünya pulu>Begafl
    eşga düşdım dagıtdum dünya puli (Erm. Aş. 88)
    Bilene bir, bilmeyene min>Bilana bir, bilmiyana bin
    (HA. I, 36)
    Dedi eynindeki olan, paltarı sat ver cahıra>Dedi
    aynindakı olmiş, partali sat, ver cahıra (Erm. Aş. 48)
    Düşmenin gözi kor olsun>Dyuşmanı gyozi gyor olsun
    (ALŞ. I, 354)
    Keçi can hayında, gessab piy ahtarır>Keçi can
    harayında, gesab piya man galis (ALŞ. I, 218)
    Keçen güne gün çatmaz, calasan günü güne>Geçan
    gyuna-gyun çatmaz, calason gyun gyuna (ALŞ. I, 366)
    Keşiş bele iş>Keşiş bele iş (EA. I, 96)
    Kor üçün hamısı bir, ya burda, ya Bagdat’da>Kor içün
    hamsi bir, ya burda, ya Bagdat’da (ALŞ. I, 236).
    Gorun çatlasın der – der can, gorun>Gyorn çatlası
    derder can, gyorn (HA. I, 46)
    Pah, namerd köpek oğlu>Pah, namard gyopoğli (ALŞ. 1,
    269)
    Seni doğanın boynu sınsın, bele boynu sınsın, Seyran
    oğlan>Sani doğanın boyni snsun, bele boyni snsun,
    Seyran oğlan (ALŞ. I, 308)
    Bilene bir, bilmeyene min>bilana bir, bilmiyana bin
    (HA. I, 36)
    Olacağa çare yoh>Olacağa çara yoh (GA. II., 171)
    2. Türkçeden Ermeniceye Çevrilerek veya
    Melezleştirilerek Alınanlar:
    Gel gel demek> Gjal-gjal anel
    Giç damar> Giž damar
    Tike tike etmek> Tikä tikä anel
    Gadasını almak> Gadan arnel
    Aslan kesilmek>Aslan ktrel
    Eh, yaradan Allah>Eh, yaradan asdvaç (ALŞ. I, 361)
    Düz danışanın papağı deşik olar>Drusd hosogi papağı
    çag gıli (HA. I, 37)
    İt hürer, kervan keçer>Şunı ghaça, karvanı gkoça
    (PP. I, 185)
    Harada aş, orada baş>Bordeğ aş, endeğ baş (PP. I,
    36)
    Ahır atadan, babadan bele bilmişik>Ahr atadan, babadan
    esbes eng imaçel (HA. I, 98)
    Oho, baş üste, canım çıhsın>Oho, baş yusda, cans
    dursga (ALŞ. I, 325).
    Saggız kimi yapışır>Sahgzi besa gıpçım (ALŞ. I, 321)
    Maral kimi gözeldir>Marali bes gyozale (ALŞ. I, 314)
    Gülüm, gülüm, gül çiçek>Gyulım, gyulım, gyul çiçag
    (GA. II, 211)
    Ay arvad, ne karvan keçmeli kecedir>Ay gnig, inç
    karvan gdrelu gişere (HT. I, 495)
    Bir atım barıt kimi şeydir>Mi atum baruti bes bana
    (PP. I, 79)
    Bir neçe tazı-tula meni gerek gorhutsun?>Mi kani tazi
    tula inc batke nahaç nen? (GA. II, 1939)
    Deyirmanı sınıb çah-çah olub>Cağaçi godraç çahçahen
    darel (PP. I, 70)
    Ne var, haneharabın arvadı?>Do inca hani harabi gnig?
    (PP. I, 68)
    Bu deyim alışverişleri yanında geri dönen alıntı
    deyimler de vardır; yani Türkçe>Ermenice>Türkçe
    şeklinde geri dönen alıntı deyimler:

    Kordu, şildi, gebulumdur> Kores, şiles, gebules (İH.
    II, 316)
    Her şey yavaş yavaş> Her şey gamas gamas (MP. I, 21)
    İravan aşından da oldug, Giravan daşından da (İH. II,
    322)
    7.2.3. Gramerlik Alıntılar: En azından 1600 yıl
    süren, Ermenicenin tarihteki ve bugünkü çeşitli Türk
    şiveleriyle ilişkileri sonucu, Yeni Ermenicede bazı
    yapı değişiklileri de olmuştur. Ermeni edebi dilinin
    kurucusu Hacatur Abovyan ile ünlü Ermeni dilcileri
    M. H. Abeğyan ve R. Açaryan, yaptıkları çalışmalar
    sonunda, bu 1600 yıl süresince Ermenicede görülen
    büyük değişiklikleri ortaya koymuşlardır. H. Abovyan,
    M. H. Abeğyan ve R. Açaryan, değişik tarihlerde,
    benzer ifadelerle şunları yazmışlardır: “Azerbaycan
    ve Türkiye Türkçelerinin etkisi sonucunda Ermeni
    dilinin söz dizimi epeyce değişerek, Hint-Avrupa
    dillerinin söz diziminden uzaklaşmış, Ermenice,
    eklemeli bir dil haline gelmiştir.” Buna karşılık,
    şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, Türkçede
    Ermeniceden alınmış herhangi bir gramerlik unsura
    rastlanmamıştır.
     
  6. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ 7.2.3.1. Ses Bilgisi Düzleminde: Bilindiği gibi, başka
    bir dilden yapılan alıntılar iki dillilik çizgisine
    yaklaşacak kadar çoksa, alındıkları dilin ses, şekil
    ve söz dizimi yapısını zorlayarak, orada kendilerine
    hayat alanı bulabilmektedirler: “Eğer başka dilden söz
    alan halk etkilendiği dille az veya çok derecede
    tanışıyorsa, yada alıntı sözler yeteri kadar çoksa, bu
    durumda, ses yapısı olarak etkilenen dile uymayan
    yabancı sesler, geçtikleri dilin ses yapısını bozsalar
    bile genelde korunur.”
    Türkçe alıntı sözler, bazı ünlü ve ünsüzleri de
    Ermeniceye taşımıştır. Bu konuda, e, ö, ü ünlüleri
    ile eski Ermenicede bulunup da orta Ermenicede yer
    almayan b, d, g kapanma ünsüzlerinin yeni Ermenicede
    tekrar ortaya çıkışı, Türkçenin ve bilhassa da söz
    başındaki kapanma seslerinin yumuşak varyantlarını
    tercih eden Azerbaycan Türkçesinin, yeni Ermenicenin
    ses yapısına etkisi olarak değerlendirilmektedir.
    7.2.3.2. Şekil Bilgisi Düzleminde: Türk şivelerinin,
    özellikle de Azerbaycan Türkçesinin Ermenicede yapım
    ekleri vasıtasıyla yeni kelime oluşturulmasına da
    etkisi olmuştur. Türkçeden Ermeniceye geçen
    –lık/-lik/-luk/-lük kavram eki, -lı/-li/-lu/-lü sıfat
    eki, -çı/-çi/-çu/-çü meslek ve –nçı/-nçi>-mži
    sıra sayı eki gibi yapım ekleri ve mış/-miš fiil çekim
    eki, Ermenicenin kendi ekleri kadar işlektirler. Yeni
    kelime yapan bu ekler, giderek ana dildeki kelimelere
    de eklenerek girdikleri dile uyum sağlarlar. Türkçeden
    Ermeniceye geçmiş ekli ve eksiz bazı söz çiftleri,
    Ermenilerin dil ve düşünce dünyasında oluşturdukları
    kategorilerle, Ermenicenin morfolojik yapısında
    parçalanmaya yol açmışlardır:
    av: “av” // avçi: “avcı”
    ayna: "ayna, şişe" // aynaçi: “aynacı, camcı”
    balta: “balta // baltaçi: "baltacı"
    bitikçi: "yazar"
    bostan: "bostan" // bostançi: “bostancı”
    çöp: “çöp, ot” // çöpçi: "otaçı, ot ile sağaltan”"
    el: "halk, ülke" // elçi: “elçi, sefir”
    ez-: "ez-" // ezilmiş: “ezilmiş”
    yapunçi: "kepenek"
    ayrı: "ayrı" // ayrılmış: “ayrılmış”
    azar: "hastalık" // azarli: “hasta” // azarlamiş:
    “hastalanmış”
    tamga: “damga” // tamgaci: "damgacı"
    toz: "toz" // tozlug: “tozlu yer”
    meku: “bir” // mekumçi: “birinci”
    yerku: “iki” // yerkumçi: “ikinci”
    tasu: “üç” // tasumçi: “üçüncü”
    7.2.3.3. Söz Dizimi Düzleminde:
    M. H. Abeğyan, daha bu yüzyılın başlarında bu konuya
    dikkat çekmiştir. O, “Yeni Ermenice’nin Sentaksı
    (Ermenice), Erivan 1912” adlı monografisinde, “Türk
    şivelerinin (Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi)
    etkisi yüzünden, yeni Ermenicenin (Aşharabar) söz
    dizimi, eski Ermeniceden (Grabar) keskin
    farklılıklarla ayrılmaktadır” diye yazmaktadır. M. H.
    Abegyan'ın bu fikri, R. A. Açaryan'ın "Ermeni Dilinin
    Tarihi (Ermenice), II. cilt, Erivan 1951, s. 287-291”
    adlı eserinde kesinlik kazanmıştır. R. A. Açaryan,
    Ermenicenin söz dizimini genetik olarak bağlı
    bulunduğu Hint-Avrupa dillerinin söz dizimi ile
    karşılaştırırken şunları tespit etmiştir:
    1. Eski Ermenicede yüklem cümlenin başında (özneden
    önce) gelirdi. Yeni Ermenicede ise, bunun tam tersi
    olarak cümle unsurlarının sırası aynen Türk
    şivelerinde olduğu gibidir:
    tesi zthrčunn or jerger i vraj carin “gördüm kuşu
    öten ağaçta" > cari vra jergoy thrčuny tesa
    “ağaçta öten kuşu gördüm".
    zinč araric vasn ordvoj imoj "ne etmek kendi
    oğlum için" > tyis hamar inč anem "kendi oğluma
    (ben) ne yapayım?".
    2. Eski Ermenicede asıl unsur, yardımcı unsurun önüne
    geçer, yeni Ermenicede ise, bunun tam tersi yapılır:
    ztunn Petrosi "ev Petro'nun" > Petrosi tuny "Petro'nun
    evi".
    3. Eski Ermenicede diğer Hint-Avrupa dillerinde olduğu
    gibi zamir isimden sonra, yeni Ermenicede ise,
    isimden önce gelir:
    ajr ajs "adam bu" > ajs (es) mardy "bu adam"; tun im
    "ev benim" > im tuny “benim evim”; hor imun "babam
    benim" > im hory "benim babam" vb.
    4. Eski Ermenicede sayılardan sonra gelen isimler
    çokluk, yeni Ermenicede ise, teklik halinde
    kullanılır:
    hing tner "beş evler" > hing tun "beş ev."
    5. Eski Ermenicede zarflar isimden önce, yeni
    Ermenicede ise, isimden sonra gelir:
    arači hor imaj “önünde babamın benim” > im hor
    arač "benim babamın önünde").
    İki dil arasındaki bu sözlük ve gramer alıntıları
    dışında, Türkiye ve Azerbaycan’daki bazı yer adlarının
    Ermenice olduğunu biliyoruz. Diğer taraftan, başta
    kişi ve yer adları olmak üzere, Ermenicede pek çok
    Türkçe unsurun da özel ad olarak kullanıldığını
    görmekteyiz.

    8. Türkçe - Macarca İlişkileri
    M.S. 463'lerde Karadeniz kıyılarına inen Ogur
    kavimlerinden biri olan ve Bizans kaynaklarında
    yanlışlıkla 'Türk' olarak adlandırılan Macarların dili
    ile Türk dilinin ilişkilerinin başlangıcı, Türk-Macar
    ilişkileri gibi tarihin derinliklerinde
    kaybolmaktadır. Bu devirden, yani M.S. 5. yüzyıldan
    önceki Türkçe-Macarca ilişkisi üzerinde konuşmak,
    bugün için hemen hemen imkânsızdır. Bu konuda
    söylenebilecek şeyler şimdilik sayılıdır: Birkaç
    zarfın yıpranarak ön ek halini almış şekilleri dışında
    Macarca, Türkçe gibi sondan eklemeli bir dildir. Diğer
    taraftan, vokal ve konsonant sisteminde, Türkçe’deki
    kadar kuvvetli olmasa bile hakim bir benzeşmenin
    bulunduğu bir dildir. Bugün Macarcanın, hattâ diğer
    Ural dillerinin sözlüklerinde, kelime kök ve aileleri
    tesbite çalışılırken, Türkçeden ve diğer Altay
    dillerinden örnekler verilmekte, sık sık, "Türkçedeki
    ve diğer Altay dillerindeki paralelleriyle daha ileri
    bir incelemeyi gerektirmektedir." gibi ifadeler
    kullanılmaktadır. Bu ifadelerdeki bilgiyi iki şekilde
    yorumlamak mümkündür: 1. Bugün başlıca; Fince,
    Macarca, Samoyedce, Ostyakça, Çeremisçe, Votyokça,
    Vogulca ve Lapça’nın temsil ettikleri Ural dilleri ile
    Türkçe, Moğolca, Mançurca, Tunguzca, Korece ve
    Japoncanın temsil ettikleri Altay dilleri aynı kökten
    çıkmışlardır, bu diller eski bir geçmişte aynı ve tek
    bir dil imişler veya; 2. Sözü edilen bütün bu dilleri
    konuşan halklar, yani Ural ve Altay halkları, çok eski
    zamanlarda, çok uzun devirler boyunca yan yana veya
    birlikte yaşamışlar ve dolayısıyla dilleri birbirinin
    dillerine benzeşmiştir. Bu husus ise, konumuzun
    sınırları dışındadır.
    8.1. Türkçedeki Macarca Unsurlar:
    Tarihte birçok Türk kavmini içinde eriterek Türklükten
    can ve kan alan Macarlık ve Türkçe’den pek çok kelime
    alan Macarca, Türklere birşey vermekte oldukça cimri
    davranmış gibidirler. Galibâ, Macarlardan
    öğrendiklerimiz, Mac. varos "şehir">Tü. varoş
    "şehirlerin sur dışı mahallesi", Mac. katona
    "asker">Tü. katana/kadana "asker atı; iri bir at
    cinsi", Mac. kapocs "kopça, çengel">Tü. kopça "kopça",
    Mac. szoba "oda">Tü. soba "soba", Mac. soronpo
    "şarampol">Tü. şarampol "şarampol" kelimelerinin
    anlamıyla sınırlı kalmıştır.
    8.2. Macarcadaki Türkçe Unsurlar:
    Karanlık devirlerden sonraki Türkçe-Macarca
    ilişkilerini iki döneme ayırıyoruz:
    8.2.1. Yurt Tutuş Öncesi ve Arpad Devrinde Macarcaya
    Giren Türkçe Unsurlar:
    Yurt tutuş öncesinin kelimeleri, ilk Batı Türkçesi
    veya Bulgar / Çuvaş tipli Türk dilleri kaynaklıdır.
    Arpad devri kelimeleri ise Kıpçak / Kuman dilinden
    alınmadır. Yani Macarca’ya 5-15. yüzyıllar arasında
    giren Türkçe kelimelerin 5-9. yüzyıllar arasında
    girenlerinin daha çok Çuvaş tipli Türk şivelerinden,
    daha sonrakilerin ise, Kıpçak şivesinden alınmış
    olduklarını kabul ediyoruz. Çuvaş tipli şiveler,
    bilindiği gibi, Orkon âbidelerinde karşılaştığımız ilk
    yazılı Türkçenin yanında, ondan epeyce farklılaşmış
    bir şive olup, tarihte Bulgar ve Hazar Türkçesinin,
    bugünse Çuvaşça’nın temsil ettikleri kabul edilen Batı
    Huncasını veya İlk Batı Türkçesini ifade etmektedir.
    Macarcadaki Türkçe unsurlar konusunda, son bir buçuk
    yüz yıl içinde pek çok kitap ve binlerce makale
    yazılmıştır. Bu makalelerin çoğu kelime
    biyografileridir. Macarlar kendi dillerinin etimoloji
    çalışmalarını yaparken, tabii olarak dillerindeki
    İslav, Türk, Lâtin ve başka dillerden alınmış
    kelimeleri de incelemişler, bunlar üzerinde bir buçuk
    yüz yılı aşkın bir süre tartışmışlardır. Bu
    çalışmaların sonuçları, ilk defa Gombez Zoltan
    tarafından 1908 yılında, önce Macarca 'Yurt Tutuş
    Öncesinde Türkçe Alıntı Kelimelerimiz' adıyla, sonra
    da 1912'de Almanca olarak 'Macarca’daki Bulgar
    Türkçesinden Alıntılar' adıyla yayımlanmıştır. G.
    Zoltan'ın bu eserinde Macarcaya Türkçeden geçmiş 413
    kelime müzakere edilmektedir. 1967-1976 yılları
    arasında yayımlanan Macarcanın etimoloji sözlüğünde
    değişik devirlerde Macarcaya girmiş 1500 civarında
    kelime bulunmaktadır.
    Bütün bu müzakerelerden sonra, hem Türk-Macar hem de
    Türkçe- Macarca ilişkilerini işleyen hacimli bir
    çalışma, 'Yurt Tutuş Öncesinde ve Arpad Devrinde
    Macarca-Türkçe İlişkileri' adıyla Lajos Ligeti
    tarafından 1986'da yayımlandı. Bu eserde, bir yandan
    Karadeniz'in kuzeyindeki ve oradan Orta Avrupa'ya ve
    Balkanlara sarkmış Türk kavimleri ile bu kavimlerin
    Macarlarla ilişkileri üzerinde durulmuş, bir yandan da
    en eski zamanlardan 15. yüzyıla kadar Macarca’ya geçen
    485 kelime uzun uzun müzakere edilmiştir.
    Macar-Türk ilişkilerinin eskiliği ve canlılığı
    dolayısıyla, Macarca üzerindeki Türkçe tesiri o kadar
    kuvvetlidir ki bugün Macarlar'ın yaşattıkları bizim
    unuttuğumuz Türkçe kelimelerden bile söz açmak
    mümkündür: Tü. arbagçı / arvışçı 'büyücü, büyücü
    hekim; doktor' Mac. orvos 'doktor'; Tü. bilig 'iz,
    işaret, bilgi' Mac. belyeg 'pul'; Tü. bor 'şarap' Mac.
    bor 'şarap'; Tü. bögüçi 'büyücü, şaman rahip' Mac.
    bölcs 'irfan', bölcsész 'bilgin, filozof'; Tü. yaruk,
    çuv. surda 'ışık, mum' Mac. gyertya 'mum'; Tü. çıgıt /
    çıkıt 'peynir' Mac. sajt 'peynir'; Tü. eke 'pulluk'
    Mac. eke 'pulluk'; Tü. ışkı / yışkı / yışak 'iki dilli
    bıçak, rende' kelimesinin muhtemel bir Çuvaş tipli
    biçimi: yılıg / yılag, Mac. gyalu 'rende'; Tü. yagak /
    yangak 'ceviz' Mac. dio 'ceviz'; Tü. kabırçak /
    kaburçuk 'sandık, tabut' Mac. koporso 'tabut'; Tü. yıd
    yıs 'koku' Mac. szész 'alkol'; Tü. torak 'kaynatılmış
    ekşi süt, lor' Mac. turo 'lor'; Tü. yumur 'mide' Mac.
    gyomor 'mide'. Macarca-Türkçe ilişkilerinin
    derinliğini gösteren bir başka husus da birçok Türkçe
    fiilin Macarcaya geçmesi yanında, Türkçeden alınan bu
    kelimelerin Macarların dil ve düşünce dünyasında yeni
    yeni anlamlar kazanmaları, hattâ birleşik kelimeler
    oluşturmalarıdır. Macarcadaki Türkçe fiiller, isimler
    gibi tek tek veya bütün halinde defalarca kaleme
    alınmışlardır. Son olarak Pallo Margit'in bu konudaki
    çalışması, 'Eski Türkçe Kaynaklı Fiillerimiz' adıyla
    1982'de yayımlandı. Bu eserde, Türkçe kaynaklı 101
    fiil vardır. Sayıları yüzü aşan Macarcadaki Türkçe
    fiillere bir kaç örnek verelim: Tü. boşan- 'boşanmak,
    kurtulmak' > Mac. bocsan- 'kurtulmak, affedilmek'; Tü.
    boşut- / boşat- 'kurtarmak, salmak'> Mac. bocsat-
    'kurtarmak, günahlarını affetmek'; Tü. çevir-
    'çevirmek' > Mac. csavar- 'çevirmek'; Tü. çök-
    'çökmek, azalmak'> Mac. csökken- 'azalmak, aşağı
    inmek'; Tü. yarat- 'yaratmak'> Mac. gyart- 'yaratmak,
    imal etmek'; Tü. yaz- , Çuv. sir- 'yazmak'> Mac. ir-
    'yazmak'; Tü. yun- 'yunmak, yıkanmak'> Mac. gyon-
    'günahlardan arınmak'. Dediğimiz gibi Macarcada Türkçe
    kelimelerle yapılmış birleşik kelimeler de vardır. Bir
    kaç örnek verelim: Tü. tegre 'çevre'> Mac. tér
    'meydan, alan'; Tü. kip 'kalıp' > Mac. kép 'resim', bu
    iki kelimenin birleşmesiyle: térkép 'harita'; Tü. seki
    'kanepe, divan'> Mac. szék 'sandalye'; Tü. kar 'kol',
    bu iki kelimenin birleşmesiyle: karszék 'koltuk'.
    8.2.2. Osmanlılar Döneminde Macarcaya
    Giren Türkçe Unsurlar:
    Osmanlılar döneminde Macarca’ya giren Türkçe kelimeler
    hakkında da pek çok biyografi yazılmıştır. Bu dönemin
    kelimeleri ve haklarında yazılan biyografi ve
    münakaşaların sonuçları, Zsuzsa Kakuk tarafından,
    önce, 1973'te '16-17. Yüz- yıllarda Osmanlı Dil
    Tarihine Dair Araştırmalar: Macar Dilinde Osmanlıca
    Unsurlar' adıyla yayımlanmıştır. Z. Kakuk'un
    Fransızca olarak yayımlanan bu 660 sayfalık geniş
    eserinde, Macarcaya Osmanlı döneminde girmiş 1312
    kelime yanında 402 şahıs adı ve 224 yer adı
    bulunmaktadır. Macarcaya Osmanlı döneminde girmiş
    kelimelerle daha önceki devirde girmiş kelimeler
    arasındaki ana fark, Osmanlı döneminde girmiş
    kelimelerin daha çok kültür kelimeleri; önceki devirde
    girenlerin ise, daha çok kavram kelimeleri
    oluşlarıdır. Nitekim, Kakuk Zsuzsa 1977'de, bu yolda
    'Macaristan'ın Türk Fethinden Kültür Kelimeleri'
    adıyla ikinci bir eser yayımladı. Zsuzsa Kakuk, bu
    eserinde, Macarcaya Osmanlı döneminde girmiş 78 kültür
    kelimesini seçerek bu kelimeleri daha geniş şekilde
    tanıtmış ve bunların Macarcadan başka girdikleri diğer
    Balkan dillerindeki şekillerini de vermiştir. Macar
    etimoloji sözlüğüne göre, Macarcaya Osmanlı döneminde
    giren kelimelerin sayısı 501'dir. Bu yayınlar
    arasında, Macarcadaki Türkçe unsurların sayıları
    konusunda epeyce farklar görülmektedir. Bu yüzden, bu
    unsurların sağlıklı bir şekilde tespiti, daha uzun
    yıllar sürecek gibidir.
     
  7. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi
    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ 9. Türkçe-Fince İlişkileri
    Finliler, tarihin her devrinde bir veya birkaç Türk
    kavminin komşuluğunda yaşamıştır. Bugün Hint-Avrupa
    dillerinin ortasında kalan Fince ve Macarca yanında,
    diğer Ural dillerinden birini konuşan halkların hepsi,
    Türk halklarına komşu olarak yaşamaktadır.
    9.1. Türkçedeki Fince Unsurlar
    Bu konuda herhangi bir yayına rastlayamadık.
    9.2. Fincedeki Türkçe Unsurlar
    Fince, Macarca ve Türkçenin çeşitli sözlük ve gramer
    karşılaştırmaları yapan yayınlar hariç, hakkında
    yapılmış herhangi bir çalışmayı görmediğimiz bu konuda
    Mustafa Öner, şunları söylemektedir:
    “Dil aileleri şemasında Ural-Altay dil ailesinin Altay
    kolunda duran Türkçe ile Ural kolunda duran Fincenin
    ilişkisi ya da bu dillerin konuşurları olan Türklerle
    Finlilerin komşuluğu konusunda şimdiye kadar yazılmış
    herhangi bir monografik çalışma yoktur. Coğrafyası
    dolayısıyla Türkçenin daha çok kuzey koluyla ilişkisi
    olan Finceden Türkçeye geçmiş herhangi bir söz
    bilinmezken, Fincenin Etimoloji Sözlüğünde 10 kadar
    Türkçe kelimenin Finceye alındığı belirtilmektedir.
    Bu çalışma Suomen kielen etymologinen sanakirja,
    “Suomalis-Ugrilainen Seura” Lexica Societatis
    Fenno-Ugricae XII,1-7, Helsinki, 1981-(SKES) adlı
    Fincenin etimoloji sözlüğünde belirlenen Türk dili ve
    diyalektlerinden alınmış sözlere dayanmaktadır.
    Bu sözlükte “Türk Dilleri” başlığı altında toplam 118
    söze atıf kaydedilmiştir. Bu atıflar diyalektler
    düzeyinde sınıflandığında çıkan liste şöyle
    olmaktadır: VII cilt ve 2293 sayfa tutan bu Fince
    etimoloji sözlüğünde, İngilizce kökenli sadece 128
    atıf bulunduğu hesaba katılırsa, Türkçe alıntıların
    azımsanmayacak düzeyde olduğu anlaşılabilir .
    1980 yıllarında yayımlanan bu sözlük de, “Macarcanın
    Tarihsel Etimolojik Sözlüğü” gibi, yüzelli yıl kadar
    önce başlayan Fince ve Macarca gibi Ural dilleri ile
    Türkçenin sözlük ve gramerce karşılaştırılmalarını
    yasaklayan bir tutum içindedir. Bu sözlük de
    “Türkçedeki falan söz ile karşılaştırılamaz” gibi
    ifadelerle doludur; kısacası, bu sözlük de Macarların
    etimolojik sözlüğü gibi, yalnız Türkçe ile
    ilişkilerini değil, bu ilişkileri araştırmayı bile
    reddeden bir doğrultudadır.
    İnsan-varlık ilişkilerini gerçekler dünyasındaki
    biçimleriyle değil de kafamızdaki biçimleriyle kurmağa
    çalışmanın, yani olgular karşısındaki dini ve
    ideolojik tutumun, gerçekler dünyasıyla bir ilişkisi
    yoktur. Hep olanlar ve olmakta olanlar ile değil,
    olması gerekenler ile ilgilenirler, gerçek olgulara
    uyumlu görünmek amacıyla hulle yaparlar.
    Hrıstiyan olmalarına, yüzyıllar boyunca hrıstiyanlığa
    hizmet etmelerine rağmen, papalığın gözünde ikinci
    sınıf hrıstiyan olmaktan bir türlü kurtulamayan bu
    Fin-Ogur kavimlerinin, bilim soğuk kanlılığından uzak,
    hazırlıksız ve tamamen politik bir yaklaşımla
    başlattıkları “Turan Dilleri” görüşü, kolayca
    hırpalanıvermişti. Yüzelli yıl önce başlayan bu son
    derece masum bilim şüphesinin yolunun, yine politik
    endişelerle tıkanması, Budenz tarafından başarılmıştı
    . Budenz’in bu eseri, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi’ne
    giren ilk kitap olarak “1” demirbaş numarasını
    taşımaktadır.
    Türkçe, bu diller ile binlerce yıl aynı coğrafyada
    yaşamış olmasına rağmen, 6. yüzyıldan bu yana
    izleyebildiğimiz Türkçe-İslavca komşuluğu yüzünden
    İslav dilleriyle bile bir ölçüde akraba olmuş iken,
    nedense, Türkçenin bu dillerle ilişkisinin
    araştırılması bile, en azından, psikolojik baskı
    altındadır. Bugün, bir olgu olarak, “Fincenin
    Hint-Avrupa Unsurları”, “Islavcanın Türkçe Unsurları”
    adlı kitaplar yayımlanırken, tarih öncesi ve tarihsel
    devirlerde hep aynı coğrafyayı paylaşmış olmalarına
    rağmen, Türkçe ile Ural dillerinin akrabalık ölçüsünün
    araştırılması, dediğimiz gibi en azından psikolojik
    baskı altındadır. Bu yüzden, bugün, bu diller arasında
    doğru dürüst sözlük bile yoktur; bugünkü turistik
    amaçlı sözlükler de eski sözlüklerin altındadır.

    10. Türkçe-Romence İlişkileri
    Romenler, diğer Latin kavimleri gibi M.S. ilk bin yıl
    içinde ortaya çıkmış ve Trakyalı ataları olan
    Hint-Avrupa köklü “Dacia”lılar ile aynı bölgede
    yaşamışlardır.
    Türklerin Romanya coğrafyasındaki tarihleri ise
    eskilere dayanmaktadır. Eski Türk kavimlerinden olan
    Uzlar, Peçenekler, Kıpçaklar ve sonra daha birçok Türk
    boyu Karadeniz’in kuzeyinden geçip gelerek bugünkü
    Romanya coğrafyasına yerleşmişlerdir. XIII-XIV.
    yüzyıllarında Altın Ordu ve sonraki yıllarda da
    Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine giren bölgede bu
    sebeple Türk nüfus yoğunluğu fazladır .
    10.1. Türkçedeki Romence Unsurlar
    Bu konuda herhangi bir yayına rastlamadık.
    10.2. Romencedeki Türkçede Unsurlar
    Türkçenin Romence ile ilişkisinin ilk araştırılmaları
    Rusça ile ilişkisinin araştırılmağa başlanmasından
    çeyrek yüz yıl sonrasına aittir. Bu konuda bilinen en
    eski çalışma, yukarıda da andığımız Slav dillerinin
    ilk etimoloji sözlüğünü hazırlayan ve Slavcadaki
    Türkçe unsurlar üzerindeki çalışmaları başlatan Franz
    Miklosich tarafından yapılmıştır .
    Aynı yıllarda, Lazar Šaineanu, Romen dilindeki Türkçe
    unsurları incelediği eserini yayımlar. Bu
    araştırmalar, 1885-1900 yılları arasında, B. F.
    Hasdeu, F. Rudow ve T. Löbel tarafından sürdürülür.
    Theophil Löbel’in Romen dilindeki Türkçe, Arapça ve
    Farsça unsurları incelediği eseri 1894’te yayımlanır.
    L. Šaineanu, Romen dili ve kültüründeki oryantal
    etkiyi araştırdığı, özellikle de Türkçenin etkisinin
    kültür boyutlarını da tartıştığı üç ciltlik muhteşem
    eserini önce 1900 yılında Romence ve 1902 yılında da
    Fransızca olarak yayımlar. 3900 civarında Türkçe unsur
    barındıran bu çalışmalara dayanarak, Romanya dışında
    da birçok çalışma yapılmıştır ve yeni eserlerin ana
    kaynağı, Romanya’da yapılan bu çalışmalar olmuştur.
    1927 yılında, Karl Lokotsch tarafından yayımlanan
    etimolojik sözlükte ise 2235 madde başı
    bulunmaktadır. Bundan sonra 1960 yılında, Heine F.
    Wendt, Romencedeki Türkçe unsurları incelediği eserini
    yayımlar . Türkçeden alınan sözlerin alınma
    devirlerini de açıklamağa çalışan bu eserde, 1541
    Türkçe söz irdelenmektedir. Bu çalışmalar dışında iki
    Türk araştırmacı yaptığı çalışmalarda Romencedeki
    Türkçe söz sayısının 1700 ile 3000 arasında olduğunu
    söylemişlerdir. Son olarak 2002’de Muammer Nurlu
    tarafından yayımlanan Romencede Türk İzleri adlı
    eserde Osmanlı döneminde Romenceye geçmiş yaklaşık
    1200 söz listelenmiştir.
    Türkçe-Romence ilişkilerinin araştırılmasına
    Türkçe-Rusça ilişkilerinin araştırılmağa
    başlanmasından çeyrek yüz yıl sonra başlanmıştır. Bu
    konuda bilinen en eski çalışma, İslav dillerinin ilk
    etimoloji sözlüğünü hazırlayan ve İslavcadaki Türkçe
    unsurlar üzerindeki çalışmaları başlatan Franz
    Miklosich tarfından yapılmıştır.
    Bu araştırmalara 1984'te Theophil Löbel 'Romen
    Dilindeki Türkçe, Arapça ve Farsça Unsurlar' adlı
    eseriyle ve 1900 yılında da L. Saineanu 'Romen
    Dilindeki ve Kültüründeki Oryantal Tesir' adlı
    eseriyle katıldılar. Türkçe-Romence ilişkileri
    konusundaki yayınları temin edemediğimiz için affınızı
    dileyip Romenceye, Macarcaya ve Rusçaya değişik
    anlamlarda verdiğimiz bir kelimemizin ilgi çekici
    macerasından kısaca bahsederek bu konuyu kapamak
    istiyoruz: Tü. obrak / ofrag 'eski, yıpranmış; eski
    elbise'> Mac. apró 'ufak', apróság, aprópénz 'bozuk
    para'; aynı kelime Romence’ye geçer: Rom. oprêg 'sırta
    alınan saçaklı dokuma' > Mac. oprég 'Romen kadınların
    bilinen elbisesi' ve yine aynı kelime Rusçaya taşınır:
    ovrag 'yar, vâdi, dere'.

    11.Türkçe-Bulgarca İlişkileri
    Bugün ancak adları Türkçe kalan, ama bir zamanlar
    dilleri de Türkçe olan Bulgar halkı Karadeniz çevresi
    ve Balkanlarda bir çok yeri adlandırmışlar ve Türkçe
    konuştukları süre içinde başka kavimlerin boylarını da
    etkilemişlerdir. Bulgar Türkçesinin Slav dillerine,
    Romenceye ve Macarcaya yaptığı katkı, küçümsenemeyecek
    seviyededir. M.S. 1000’li yıllardan itibaren ise
    tamamen Slav dili konuşan bir halk haline gelen
    Bulgarların yeni dili olan Bulgar Slavcasından
    Türkçeye ancak çete, gocuk, kuluçka gibi bir kaç söz
    geçmiştir .
    Slavlaştıkları tarihlerden günümüze kadar sürekli
    olarak Türk kavimleriyle komşuluk yaşayan ve 14. yy.
    başlarından 20. yy. başlarına kadar da Osmanlı
    Devletinin bir parçasını oluşturan Bulgarlar ve
    Bulgarca, tıpkı diğer Slav dilleri veya Arnavutça ve
    Ermenice gibi Türkçenin derin etkisi altında
    kalmıştır. Bu etki, Arnavutça ve Ermenicede olduğu
    gibi yalnızca sözlük düzleminde kalmamış, gramer
    düzleminde de olmuştur, dolayısıyla, bugünkü Bulgar
    grameri, Türkçenin bir çok ekini de barındırmaktadır.
    11.1.Türkçedeki Bulgarca Unsurlar
    Bulgarların yeni dili olan Bulgar Slavcasından
    Türkçeye ancak çete, gocuk, kuluçka gibi bir kaç söz
    geçmiştir.
    11.2.Bulgarcadaki Türkçe Unsurlar
    Bulgarcadaki Türkçe unsurlarla ilgili olarak, Bulgar
    yazar İvan Vazov, 1850’lerde şöyle demişti:
    “şehirlerimizde konuşulan dil neredeyse yarı Türkçe
    idi” . Bulgarcadaki Türkçe etkisinin son yıllardaki en
    büyük araştırmacısı olan ve geçen yıl kaybettiğimiz
    Alf Grannes, bu etkinin derinliği hakkında şunları
    yazmaktadır: “Büyük Bulgar şair ve yazarı Petko R.
    Slavejkov’un Bulgarcada kullanılan 10.000 civarında
    Türkçe sözden oluşan bir sözlük hazırladığını
    biliyoruz. Ne yazık ki bu sözlük hiç bir zaman
    basılmadı ve biz, bugün, A. Şkalyic’in hazırladığı,
    Sırp-Hırvatçadaki 8.742 Türkçe sözü içeren sözlüğüyle
    karşılaştırılabilecek bir sözlükten mahrumuz” .
    1934 yılında Bulgarcadaki -lık, -çı ve -lı ekli 2000
    civarındaki Türkçe sözün listesini yayımlayan B. Conev
    hakkında ise A. Grannes şunları söylemektedir:
    “Profesör B. Conev’in Bulgarcadaki Türkçe sözlerin
    küçük bir bölümünü listelediği açıktır. B. Conev,
    Bulgarcadaki Türkçe sözleri -lık, -çı ve -lı eki
    taşıyanlarla sınırlandırmıştır. Aslında, bu ekleri
    taşıyan sözlerin tamamını bile listelemiş olsaydı, bu
    sayı iki katına çıkabilirdi!” .
    1998 tarihinde yayımlanan Bulgarcadaki Yabancı Sözler
    Sözlüğünde 3548 söz, Türkçe olarak gösterilmiştir.
    Kısacası, Bulgarcada en az 3500 kadar sözün Türkçe
    olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
     
  8. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ 12.Türkçe-Sırp-Hırvatça İlişkileri
    İslav dillerindeki Türkçe unsurlarla ilgili ilk
    çalışmalar, 1850'lerde başlamıştır ve günümüzde de
    sürmektedir. Bu konudaki çalışmalar, burada
    sayamayacağımız kadar çoktur. Önce Rusların, daha
    sonra da Güney İslavlarının dilleri üzerinde başlayan
    bu çalışmaların meyvelerini derli toplu birer sözlük
    halinde Elizaveta Nikolaevna Şipova'nın ve Abdullah
    Skaljic'in eserlerinde bulabiliriz.
    12.1.Türkçedeki Sırp-Hırvatça Unsurlar
    Türkçedeki Sırp-Hırvatça unsurların monografik bir
    çalışması yoktur. Türkçedeki İslavca unsurları konu
    edinen çalışmalarda, zaman zaman sözlerin
    Sırp-Hırvatçadaki biçilerine de değinilmiştir.
    12.2.Sırp-Hırvatçadaki Türkçe Unsurlar
    Yukarıda da söylendiği gibi Slav dillerindeki Türkçe
    unsurlarla ilgili ilk çalışmalar, 1850'lerde başlamış
    ve günümüze dek süre gelmiştir. Bu konudaki
    çalışmalar, burada sayamayacağımız kadar çoktur. Slav
    dillerinden olan Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler de
    bir sözlük halinde yine Abdullah Şkaljic'in eserinde
    yer alır .
    Şkaljic'in eseri ise, Güney İslavlarının, Sırp-Hırvat
    dillerinin Türkçe unsurlarını konu edinir. Diller
    arası alıntılar konusunda dünyanın en ilgi çekici
    eseri olarak kabul edilen Şkaljic'in sözlüğünde, 6878
    değişik anlamda 8742 kelime yer almaktadır. Sözlüğünün
    başına kısa bir fonetik ve morfolojik açıklama ekleyen
    ve Türkçenin bütün Balkan dillerine verdiği bazı ek ve
    yapıları değerlendiren Şkaljic, yine sözlüğünün
    girişinde, bu kelimeleri 38 ayrı grupta konularına
    göre sınıflandırmıştır.

    13.Türkçe-Lehçe İlişkileri
    Rus, Sırp-Hırvat, Çek, Slovak ve Leh dilleri gibi, bir
    İslav dili olarak, Ukrancadaki Türkçe unsurlarla
    ilgili ilk çalışmalar, 1850'lerde başlamıştır ve
    günümüzde de sürmektedir. Bu konudaki çalışmalar,
    burada sayamayacağımız kadar çoktur .
    13.1. Türkçedeki Lehçe Unsurlar
    Türkçedeki Ukranca unsurların monografik bir çalışması
    yoktur. Türkçedeki İslavca unsurları konu edinen
    çalışmalarda, zaman zaman sözlerin Ukranca biçilerine
    de değinilmiştir.
    13.2. Lehçedeki Türkçe Unsurlar
    Çeşitli İslav dillerindeki Türkçe unsurları konu
    edinen çalışmalarda, sözlerin Lehçedeki biçimlerine
    de temas edilir. Bilhassa Fasmer ve Doerfer, Türkçe
    sözlerin Lehçedeki biçimlerine de işaret derler.
    Monografik bir çalışmanın bulunmadığı bu konuda,
    Tadeusz Majda şunları sözlemektedir: “Türk halklarının
    Slav kabileleri (sonradan Polonyalılar diye
    adlandırılan Slav kabileleri dahil) ile asırlarca
    süren münasebetleri, Slav dillerini daha ilk gelişme
    aşamalarında etkiledi. Son yıllarda bu etkileşim,
    araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Yapılan
    incelemeler neticesinde Slav dillerinin gelişmesi ve
    bu süreç üzerindeki Hun, Protobulgar ve Avarların
    etkisi ile ilgili yeni bilgiler ortaya
    çıkarılmaktadır. Adı geçen kabilelerin konuştukları
    dilin Türk dil grubu mensubu olduğu kabul edilir.
    Diğer Slav dilleri gibi 5.-6. yüzyılda şekillenmeye
    başlayan Leh dili de, Türk dillerinin yoğun etkisi
    altında kaldı. Kelime dağarcığındaki Türkçe alıntıları
    tespit etmek ne kadar kolaysa, fonetik ve morfolosini
    tespit etmek de o kadar zor. H. Galton’un “Der
    Einfluss des Altaischen auf die Entstehung des
    Slawischen, (Wiesbaden 1997)” adlı yeni çalışmasında
    genel Slav dili için yaptığı incelemelere benzer
    çalışmaların Leh dili için yapılması gerekmektedir.”

    14.Türkçe-Çekçe İlişkileri
    Rus, Sırp-Hırvat, Ukran, Slovak ve Leh dilleri gibi,
    bir İslav dili olarak, Çekçedeki Türkçe unsurlarla
    ilgili ilk çalışmalar, 1850'lerde başlamıştır ve
    günümüzde de sürmektedir. Bu konudaki çalışmalar,
    burada sayamayacağımız kadar çoktur .
    14.1.Türkçedeki Çekçe Unsurlar
    Türkçedeki Ukranca unsurların monografik bir çalışması
    yoktur. Türkçedeki İslavca unsurları konu edinen
    çalışmalarda, zaman zaman sözlerin Çekçe biçilerine de
    değinilmiştir.
    14.2.Çekçedeki Türkçe Unsurlar
    Çeşitli İslav dillerindeki Türkçe unsurları konu
    edinen çalışmalarda, sözlerin Ukranca biçimlerine de
    temas edilir. Çekçedeki Türkçe unsurları konu edinen
    monografik bir yayın bulunmasa da, F. Miklosish her
    iki eserinde de ara sıra, K. Lokotsch ise sık sık,
    Türkçeden alınma sözlerin Çekçedeki biçimlerini de
    vermeğe çalışmışlardır. Fasmer, sözlerin Rusça
    biçimleri yanında Çekçedeki biçimlerini de verir.
    Türkçe unsurların bir kısmı da Çekçeye Macarca yoluyla
    taşınmıştır ve bu konu yeni yeni çalışılmaktadır.
    1957 yılında, Çek ve Slovak dillerinin söz varlığı
    üzerindeki çalışmaların henüz başlangıç safhasında
    olduğunu belirten J. Blaskoviç, “Çek Dilinin Kök
    Sözlüğü” adlı eserde yalnızca 32 sözün Türkçe kaynaklı
    gösterildiğini; fakat bunların da doğru tespit
    edilmediğini ve doğru anlamlandırılmadığını ifade eder
    . J. Blaskoviç, bu yirmi sayfalık yazısında, Çek
    dilinde kullanılan şahıs adı, soyadı, yer ve kavim adı
    gibi 27 özel ad ile Türkçeden Çekçeye geçmiş 248 sözü
    irdeler ve yazısının sonunda şunları söyler: “Bugün
    Çek dilinin Türk kökünden gelen unsurları üzerine
    söyleyebileceklerimiz kısaca bunlardan ibarettir. Bu
    kısa yazı bile Türk kavimlerinin ve bilhassa Osmanlı
    Türklerinin Orta-Avrupa kavimlerine yaptıkları kültür
    tesirinin ne kadar geniş olduğunu göstermeğe yeter. Bu
    araştırma objektif bir şekilde gerçekliği ortaya
    çıkarmakta ve Türk kavimlerini ve kültürlerini
    elverişsiz bir açıdan gören eski ve yanlış görüş ve
    iddialara son vermektedir”

    15.Türkçe-İtalyanca İlişkileri
    Oğuz Türkleri Anadolu'ya gelmeden çok önce, belki
    Oğuzların bir kısmının da katıldığı başka Türk
    kavimleri, Karadeniz'in kuzey sahillerinde ve
    Balkanlar'da idiler ve buralarda çeşitli devletler
    kurmuşlardı. Periskop, Theofanis, Menandros gibi
    Bizans ve İbni Rüste, Gardizî gibi Arap tarihçileri,
    bu bölgede, Hun, Saragur, Ugor, Onogur, Avar, Bulgar,
    Peçenek, Hazar, vs. gibi çeşitli Türk kavimlerinden
    bahsederler. Bu kavimlerin dilleri ile o devirlerin
    Grekçe ve Lâtincesi arasında olup bitenler konusunda
    hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bu ilişkiler konusunda
    yapılan tek şey, Bizans kaynaklarındaki bu kavimlerle
    ilgili tarih verilerinin ve bunlara bağlı olarak geçen
    özel adların derli toplu bir yayınından ibarettir; bu
    kavimlerin dilleri ile Grekçe ve Lâtince arasındaki
    alıntılar söz konusu bile edilmemiştir. 8. ve 9.
    yüzyıllarda, ortodoks Doğu Roma zayıflamış, Ön
    Asya’daki ticaret hayatı, başta Venedikliler olmak
    üzere, Cenovalılar, Sicilyalılar, Pizzalılar ve
    Floransalıların eline geçmişti. Bu şehir devletleri
    ile ve bazen de papalığın kışkırtmaları üzerine bu
    şehir devletlerinin ordularına katılmalarla oluşmuş
    Haçlı orduları ve Haçlı donanmalarıyla Türkler
    arasındaki egemenlik ve çıkar kavgaları, dünya
    tarihinin önemli bir bölümünü oluşturmuş ve bugün de
    bu kavgalar, papalık-hahamlık ittifakı yüzünden günden
    güne daha acımasız bir hal alarak sürüp gitmektedir.
    Sözü edilen şehir devletlerine katılan Kuzey
    İtalya’daki diğer şehir devletleri, 1849 yılında, bir
    yandan da İtalya’daki iktidarını bu devletlere de
    kaptırma endişesi içindeki papalığın şüpheli desteği
    ile Avusturya egemenliğine baş kaldırırlar ve nihayet
    bu 11 şehir devleti, 1861 yılında İtalya Birleşik
    Krallığını kurarlar. Bu tarihlerden itibaren,
    aralarında bir yabancı dil gibi kullandıkları orta
    İtalyadaki Toscana bölgesinin dilini esas alan bugünkü
    İtalyanca doğar. Türklerin savaşlar dışındaki
    ilişkileri, daha çok Venedikliler ve Cenovalılar ile
    olduğu için, Türkçenin de genellikle Venedik ve Cenova
    Lehçeleriyle ilişkisi olmuştur.
    15.1.Türkçedeki İtalyanca Unsurlar
    Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya
    Fakültesinde hazırlanmış ve henüz yayımlanmamış bir
    doktora tezine göre, Türkçedeki İtalyanca sözlerin
    sayısı 523’tür . Bu sözlerden baldıran, baraka,
    borsa, çapa, kalçın, poğaça, tapa ve toka sözlerinin
    İtalyacadan Türkçeye geçmiş sözler olarak
    değerlendirilmeleri yanlıştır.
    1988 yılında, “İtalyanca ve Yunanca Kaynaklı Türkçe
    Denizcilik Terimler.” adlı eser yayımlanır
    15.2.İtalyancadaki Türkçe Unsurlar
    Durdu Kundakçı’nın yukarıda belirttiğimiz ve henüz
    yayımlanmamış doktora tezine göre, İtalyancadaki
    Türkçe sözlerin sayısı 146’dır .

    16.Türkçe-Arnavutça İlişkisi
    Türklerin Arnavutlarla ilişkisi, yukarıda değinilen
    diğer Balkan halkları gibi Türk boylarının
    Karadeniz’in kuzeyinden geçip Balkanlara ilerlemesi
    tarihi kadar eski olsa da yoğun ilişkiler Osmanlı
    döneminde olmuştur.
     
  9. Bilge Gökçen

    Bilge Gökçen Yeni Üye Üye

    Kayıt:
    27 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    13.022
    Beğenilen Mesajlar:
    108
    Ödül Puanları:
    0
    Cevap: Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi

    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ
    16.1.Türkçedeki Arnavutça Unsurlar

    Bu konuda yapılmış bir çalışma görmedik.
    16.2.Arnavutçadaki Türkçe Unsurlar
    Arnavutçadaki Türkçe unsurlarla ilgili çalışmalar,
    Slav dillerindeki Türkçe unsurlar üzerine çalışmaların
    başladığı XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlar. Bu
    konudaki ilk çalışma, yine Franz Miklosich tarafından
    yapılan çalışmadır .
    Ardından Gustav Meyer Arnavutçanın etimoloji
    sözlüğünde Türkçe kelimeleri göstermiştir. Eserinin
    girişinde, G. Meyer şunları açıklamaktadır: “Benim bu
    sözlüğümde 5140 madde başı bulunmaktadır. Bunlardan
    1420 tanesi eski Romence mirası (Miklosisch’e göre bu
    sayı: 930), 540 tanesi İslavca (Miklosich’e göre bu
    sayı: 319), 1180 tanesi Türkçe, 840 tanesi Yunanca,
    400 tanesi eski indogermen dillerindendir ve 730
    tanesinin kaynağı belli değildir
    Gyula Németh, “Arnavutçadaki Türkçe İzleri” adlı
    doyurucu yazısını 1961 yılında yayımlar . Dilaver
    Berberi, Arnavutçadaki Türkçe sözleri fonetik ve
    morfolojik açıdan değerlendirdiği doktora çalışmasını
    1964'te tamamlar . “Arnavutçanın karşılaştırmalar
    yapacak kadar bol metni bulunmadığı için bu konuda
    ancak eş zamanlı bir çalışma yapabildiğini” belirten
    D. Berberi , bu çalışmasında Arnavutçadaki Türkçe
    sözleri ses ve biçim açısından incelemiştir.
    Bu çalışmadan on yıl kadar sonra, Norbert Boretzky,
    Arnavutçadaki Türkçe etkisini iki cilt halinde
    yayımlar . Birinci ciltte Arnavutçadaki Türkçe
    sözlerin ses değişmeleri ile Arnavutçada kullanılan
    Türkçe ek ve yapılar incelenir. İkinci cilt sözlüktür.
    Bu sözlükte, varyantlarıyla birlikte 4078 madde yer
    alır. Ayrıca Arnavutçanın çeşitli ağızlarında
    kullanılan Türkçe sözler ise, yine varyantlarıyla
    birlikte, 585’tir.
    1998 yılında Vladimir E. Orel tarafından yayımlanan
    “Arnavutça Etimolojik Sözlük”’te, yalnızca 53 söz
    Türkçe kaynaklı gösterilmiştir . G. Meyer, J. Norbert,
    M. Fasmer ve E. Hamp’ın bu konuda çalıştıklarını ve
    eserler verdikleri belirten V. E. Orel, “düzinelerce
    sözün kendi eserinde yeni etimolojik açıklamalara
    kavuştuğunu” vurgulayarak, kendi sözlüğünün
    “Arnavutçanın prehistoryasına belirli bir bakış
    açısıyla bakmağa dayandığını” ifade etmektedir. Yazılı
    belgeleri iki yüzyıldan eski olmayan bir dilin
    “proto”su peşinde koştuğunu, asıl amacının
    Proto-Arnavutçayı kurmak olduğunu bildiren ve elinde
    tek belge olmaksızın, Arnavutların m.ö. 3. yüzyılda
    terkettikleri Karadeniz’in kuzeyinde, Dacialıların
    ülkesinde ve Karpatlar’da dolaşıp duran V. E. Orel,
    pek çok Türkçe sözü de İslav kaynaklı göstermekte,
    Arnavutçadaki birçok İtalyanca, Grekçe, Romence,
    Makedonca ve Sırp-Hırvatça sözü de sözlüğüne
    almadığını açıkça söylemektedir . Sonuçta dış dünyada
    değil, yazarın zihninde oluşan ve kendisinin de dediği
    gibi “kurgusal” bir sözlük ortaya çıkmış ve yazarın
    pek sık kullandığı “Indo-European” sözü çerçevesinde
    amacına hizmet etmeğe başlamıştır.
    “Kurgu”ları bir kıyıya bırakıp “olgu”lara ve
    gerçeklere tekrar dönersek, eski bir bölünmeyi temsil
    eden Ermeni, Arnavut ve Gürcü dillerini Hint-Avrupa
    dil grubuna dahil etmekte bugün büyük güçlükler
    yaşanmaktadır. Bunun başlıca sebebi ise, Türkçenin bu
    dillere etkisinin, sadece sözlük temelinde kalmayıp,
    tıpkı güney İslavcası, Bulgarca, Makedonca, Romence ve
    Yunancada olduğu gibi, gramer ve söz dizimi düzlemine
    de sıçramış olmasıdır .
    Nitekim Arnavutçadaki Türkçe kaynaklı ek ve yapılar,
    birçok yazıya konu olmuştur. 1972 yılında, Hasan
    Kaleşi, bu konuda monografik bir çalışma yapmış ve
    1975 yılında da yukarıda ifade ettiğimiz gibi Norbert
    Boretzky, “Arnavutçadaki Türkçe Etkisi” adlı
    çalışmasının birinci cildini bu konuya ayırmıştır. Bu
    çalışmalarda da görüldüğü gibi, Türkçe çokluk eki ile
    sıfat ekleri (-li; -siz), kavram eki (-lik), meslek
    eki (-çi), eşitlik eki (-çe), küçültme eki (-çik), bu
    ekleri taşıyan birçok Türkçe sözün Arnavutçaya
    girmesi, Arnavutçanın dil ve düşünce düyasında bir
    gramer kategorisi oluşturmuş ve bu ekler, Arnavutça
    kelimelere de getirilmiştir.

    17.Türkçe-Yunanca İlişkileri
    Oğuz Türkleri Anadolu'ya gelmeden çok önce, belki
    Oğuzların bir kısmının da katıldığı başka Türk
    kavimleri, Karadeniz'in kuzey sahillerinde ve
    Balkanlar'da idiler ve buralarda çeşitli devletler
    kurmuşlardı. Periskop, Theofanis, Menandros gibi
    Bizans ve İbni Rüste, Gardizî gibi Arap tarihçileri,
    bu bölgede, Hun, Saragur, Ugor, Onogur, Avar, Bulgar,
    Peçenek, Hazar, vs. gibi çeşitli Türk kavimlerinden
    bahsederler. Bu kavimlerin dilleri ile o devirlerin
    Grekçe ve Lâtincesi arasında olup bitenler konusunda
    hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bu ilişkiler konusunda
    yapılan tek şey, Bizans kaynaklarındaki bu kavimlerle
    ilgili tarih verilerinin ve bunlara bağlı olarak geçen
    özel adların derli toplu bir yayınından ibarettir; bu
    kavimlerin dilleri ile Grekçe ve Lâtince arasındaki
    alıntılar söz konusu bile edilmemiştir.
    Türkçenin Yunanca ile ilişkisi, eski devirler ve
    Bizans üzerinden gerçekleşmiş sınırlı ilişki bir
    kıyıya bırakılırsa, 11. yüzyıldan 1920’lere kadar
    sürmüştür .
    17.1.Türkçedeki Yunanca Unsurlar
    Türkçedeki Yunanca unsurları araştıran çalışmalar, K.
    Miklosich’in eserinden bir kaç yıl sonra başlamıştır.
    Gustav Meyer ve K. Krumbacher’in eserleri aynı yıl
    içinde, 1893’te yayımlanır. Bu çalışmaları, A.
    Papadopoulos’un 1932 yılında yayımlanan Türkçedeki
    Yunanca sözleri incelediği eseri izlemiştir.
    Yunancadaki Türkçe unsurlar konusu kadar ilgi çekmemiş
    görünen Türkçedeki Yunanca unsurlar konusu, daha
    sonra, bilhassa A. Tietze tarafından etraflıca
    çalışılmıştır . Tietze bu çalışmasında 347 sözü
    incelemiştir.
    1960 yılında Yunancadaki Türkçe unsurlar üzerine
    çalışan Konstantinos Kukkidis ise 900 Yunanca sözün
    Türkçeye alındığını kaydeder .
    Bütün bu çalışmalardan sonra, Christos Tzitzilis, 1987
    yılında yayımladığı eserinde, Türk yazı diline veya
    ağızlarına Yunancadan geçmiş 597 sözü incelemiştir
    17.2.Yunancadaki Türkçe Unsurlar
    Yunancadaki Türkçe unsurlardan ise ilk defa söz eden
    ve bu sözleri listeleyen ilk kişi F. Miklosich’tir.
    Daha sonra G. Meyer ve L. Rouzevalle de bu konuda
    çalışmışlardır. Kıbrıs Türk aydınlarından Hüseyin
    Şafi Alpay, Kıbrıs Rumcasındaki Türkçe sözlerin
    İngilizce anlamlarından oluşan kitapçığını 1937’e
    Larnaka’da yayımladı ve 1940 yılında bizlere daha
    hacimli ve daha ayrıntılı bir kitap vadetmesine
    rağmen, bu işini Kıbrıs’ın kargaşa ortamında
    bitiremedi. Bu çalışmada 402 Türkçe söz yer
    almaktadır. Bu çalışmalardan sonra, Konstantinos
    Kukkidis, 1960 yılında Atina’da çalışmalarını yayımlar
    . Bu çalışmaların sonuçları, sonraki yıllarda ses ve
    anlamca inceleme altına alınır ve 1974 yılında Pavlos
    Georgidas tarafından Münih Devlet Üniversitesinde
    hazırlanan ve gecikmeli olarak daha sonra yayımlanan
    doktora tezi, Yunancadaki Türkçe unsurları ses
    bakımından inceler . Yunancadaki Türkçe unsurların
    sayısı, K. Kukkidis’e göre 3000 ve P. Georgidas’a göre
    ise 1968’dir.
    1988 yılında ise İ.T.Pambukis, Çağdaş Yunan Dilinin
    Türkçe söz varlığını incelediği eserini Atina’da
    yayımladı. 1994’te Konstantinos Giagkoullis, Kıbrıs
    Rum diyalektinin etimolojik sözlüğünü Lefkoşa’nın Rum
    kesiminde yayımlar . Bu sözlükte, 1520 Türkçe söz yer
    almaktadır. Son olarak 1998 yılında Ankara
    Üniversitesinde, Evangelia Ahladi tarafından
    hazırlanan yüksek lisans çalışmasında Yunancadaki
    Türkçe unsurlar ile Türkçedeki Yunanca unsurlar,
    gösterdikleri ses ve anlam değişiklikleri içinde ele
    alınmıştır.
    Türkçenin bu dillerden başka Fransızca, Almanca ve
    İngilizce ile ilişkileri olmuştur; ancak bu konularda
    yapılmış çalışmalar yetersizdir. Bu konuda tutarlı ve
    gerçekçi bir çalışma yapabilmek için, Türkçenin öteki
    komşularına oranla daha yeni devirlerde doğmuş olan bu
    genç dillerin Türkçe ile ilişkilerinin araştırılması
    kadar, eski Latin, Grek ve Germen dilleriyle
    ilişkilerinin de incelenmesi gerekmektedir. Türkçenin
    bu genç komşuları ile ilişkileri konusunda az sayıda
    birkaç çalışma söz konusudur. Süleyman Yıldız’ın
    doktora çalışmasına göre Almancada 166 Türkçe söz
    vardır. İngilizcede ise Gatenby’e göre 247 , İrek
    Bikkinin’e göre 800 civarında Türkçe söz yer
    almaktadır.
    **************
    Sevgili dostum, bu yolda yıllardan beri yaptığımız
    çalışmaların sonucu olarak, komşu dillere Türkçeden
    giden gramerlik etkilerin değerlendirildiği bir giriş
    ile 10.000 civarında sözden oluşan bir sözlüğün
    tamamlanmak üzere olduğunun müjdesi vermek istedim
    sana. Türkçenin bu muhteşem mirasına baktıkça, adını
    Türkçe koyduğumuz dil ve düşünce ülkemizi sevmememiz,
    böyle bir ülkede yaşamanın verdiği gurur ve güç ile,
    Türkçe konuşmaktan, Türkçe düşünmekten, Türkçede
    biriktirmekten kim vazgeçebilir?


    edebiyatogretmeni.net
     
Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi konusuna benzer diğer içeriklerimiz
  1. Bilim Dili ve Türkçe

    Bilim Dili ve Türkçe

    Bilim Dili ve Türkçe Bilim Dili ve Türkçe Prof. Dr. Süreyya Ülker Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji ABD (Bu yazı Gastroenteroloji Derneği'nce Antalya'da düzenlenen 19. Ulusal Gastroenteroloji Haftası kapsamında 3 Ekim 2002 günü yapılan "Türk dili ve tıp" konulu açık oturumda sunulan bildiriden uyarlanmıştır). Her dilin bilim dili olamayacağı yolunda yanlış bir...
  2. Dünya Dili Türkçe

    Dünya Dili Türkçe

    Dünya Dili Türkçe Dünya Dili Türkçe Yine kendine has koltuğunda oturuyordu. Büyükçe salon ve salonun duvar diplerinde çeşitli çiçekler sanki misafirlere tebessüm ediyorlardı. Gün ışığı pencereden içeriye alçak gönüllü bir yolcu gibi süzülüyordu. Bazen misafirlerin saçlarını okşuyor ve bazen de koltuğunda mütebessim oturan nur adamın çehresine aydınlık sunuyordu. Hayır hayır bu...
  3. Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE

    Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE

    Bir imparatorluk dili Bir imparatorluk dili: TÜRKÇE Dilimiz için bunca şey söylendi. Ama dillerin musikisinden pek bahsedilmedi. Türk müziği gibi, Türk dilinin de müzikal gelişiminde, Türklerin tarih boyunca vatan edindikleri coğrafyaların büyük etkili olmuştur. Türkçe, birçok başka diller gibi, sadece tek bir vatanda değil, tarih boyunca, nice bağımsız ve muhteşem devletler kurduğu,...
  4. Türkçe Dünya Dilidir

    Türkçe Dünya Dilidir

    Türkçe Dünya Dilidir Türkçe Dünya Dilidir Taksim''deki Atatürk Kültür Merkezi, Salı akşamı muhteşem bir törene ev sahipliği yaptı. Yüreği Türkçe sevdâsıyla, gönlü Türk dilinin muhabbetiyle dolu olan yüzlerce meraklının doldurduğu salonda dilimiz konuşuldu, tarihî birikimi ve geniş coğrafyadaki te''siri üzerinde duruldu, yeryüzündeki gücüne temas edildi. Türk Kültürüne Hizmet...
  5. TÜRKÇE artık evrensel bir dil...

    TÜRKÇE artık evrensel bir dil...

    Barış dolu bir dünya onların istedikleri. Kurdukları tüm cümlelerde, şarkılarında, şiirlerinde hep aynı şeyi söylüyorlar. Hep birlikte ve mutlu yaşamak istiyorlar. Cümleleri kadar bakışları da aydınlık. Çünkü onlara Türkçeyi öğretenler barışı, sevgiyi, farklılığın güzelliğini ve hoşgörüyü de öğretmiş.Arkadaşlar gerçekten çok güzel bir organizasyon kelimeler anlatmaya yetmiyor bu başarıya neden...

Sayfayı Paylaş