Bağışlama Terapisi

M

Misafir

Forum Okuru
Bağışlama Terapisi
Bağışlama Terapisi


İnsan küçücük, dünyadan habersiz olarak biçare halde doğar. Ama oysa bütün kainatı içine alabilecek ve zemine halife olabilecek istidatta yaratılmıştır. Dünyaya gözünü açmasından itibaren, o çocuk kendi aklının görmediği ama istidat gözünün çok iyi gördüğü kemaline doğru inkişafa başlar. Hem de ne başlangıç… her kemale karşı duyulan iştiyakin, insana layık olan haliyle beliren bir inkişaf...



Fıtri süreç içinde o küçük çocuk büyümektedir ve büyürken insanlığının gereklerini yerine getirmektedir; farkına varmasa bile. İnsan olmanın bir gereği gibi önümüzde duran, hata yapma hürriyetini kullanır insan büyüdükçe zaman içinde. Oysa mükemmelliğe istidat gözünü dikmiş olan insan, bilerek ya da bilmeyerek yaptığı her ‘hata’da derin yaralar almaktadır. Zaman içinde, benliği kusursuzluk ve kusur-hata arasında kalakalır. Sonrası hepimizin yakından bildiği derin çekişmeler, bitmeyen iç çatışmalar, huzursuzluk, sıkıntı, helecen-kaygı ve karanlık, karamsar, ümitsiz bir ruh hali… İnsana Yaratıcısı, Rububiyet sıfatları da verdiği için, insan benliği hakiki mahiyetini unutup, Rab gibi, kendini kusursuz, hatasız, günahsız görmeye, hissetmeye başladığında, inkar edemediği hataları belirir durur içinde. Çünki “biz neyin fücur neyin takva olduğunu ilham ettik” buyurur Rab Teala. Ama bir taraftan da insan inanılmaz bir gayretle inkara çalışmakta, yok saymaktadır hatalarını. Bilinç düzeyinde, hayatı boyunca öğrendikleriyle doğru orantılı olarak kabullenmektedir kişi hatalarını ve istiğfarını çekmektedir devamlı. Oysa bu kabulün bilinç değil, bilinç dışı seviyesinde yani bütün benliği ve kalbiyle olması bu dertten kurtarır kişiyi. Bitmeyen iç çatışmaların derdinden. Oysa “çekişmeyiniz…” emri vardır hepimizin bildiği.



Oysa yapılacak şey, kendini var olan hatalarıyla birlikte kabullenmektir. Belki bir başka ifadeyle kendi kendini affedebilmektir. Affetmek… Yani, hata yapabilirliğini kabullenmek… Hani kimi zaman derin bir öfke besleriz içimizde birine; güya bizi kızdırdı diye. Affetmeyiz onu, affedemeyiz. “Nasıl olurda böyle bir hata yapabilir?” diye düşünürüz. Bu öfkenin ağırlığının sırtımıza, nasıl da ağır geldiğini bilmeyen yoktur sanırım. Ama muhatabımızı hakiki affettiğimizdeki ruh dinginliğini de biliriz mukabilinde. Affın inanılmaz hafifliği… Aslında affetmekle, hata yapabilirliğini kabul etmiş oluruz onun.



İşte aynen kişiler arasındaki bu hata-af yaklaşımı ve faydası kişinin kendi içindeki dünyası için de söz konusudur. Derin veya yüzeysel ruhi bunalım yaşayan bir kişi kendini affedebilirse yani hata yapabilirliğini kabul ederse, yani eksik olduğunu ve kusursuz bir tanrı olmadığını kabullenirse, ruhunu geren gerginlikten sükunete geçişi yakalayabilir. Yani gerçekten istiğfar ederse, kemaline doğru şevkli yolculuğuna devam edebilir. Gerçekten istiğfar; yani kendini hatalarıyla kabullenebilmesi kişinin. Pür kusur olduğunu itiraf ve kusursuzluğun bir Zata ait olduğunu idrak hali… Bir başka ifadeyle kişinin kendini bağışlayabilmesi…

 
Üst