İsminin anlamını biliyormusun?

ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- M -

MACİD: (Ar.) Er. - Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.

MACİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Macid).

MAĞFİRET: (Ar.) Ka. - Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi.

MAHBUB: (Ar.) Er. 1. Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen, sevgili. 2. Mahbub-i Hûda, (Allah'ın sevgilisi) Hz. Muhammed (s.a.s).

MAHBUBE: (Ar.) Ka. - Muhabbet olunmuş, sevilmiş, sevilen. - (bkz. Mahbub).

MAHFER: (Fars.) Ka. - Ay aydınlığı, ay ışığı.

MAHFİ: (Ar.) Er. - Gizli, saklı.

MAHFUZ: (Ar.) Er. Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış.

MAHİN: (Ar.) - (bkz. Hz. Peygamberin isimleri).

MAHİNEV: (Fars.) Ka. - Yeni ay, ayça, hilal.

MAHİNUR: (Fars.) Ka. 1. Ayın nuru, ışığı. 2. Ay yüzlü güzel.

MAHİR: (Ar.) Er. - Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli.

MAHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mahir).

MAHİZAR: (Fars.) Ka. - İnleyen ay.

MAHİZER: (Fars.) Ka. - San, altın renginde ay.

MAHMUD: (Ar.) Er. 1. Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değer. Makam-ı Mahmud: Hz. Muhammed'in en büyük şefaat makamı, cennet. 2. Ebrehe'nin Kabe'yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3. Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar'dan olan bu Türk bilgini "Divanu Lügati't-Türk" adlı eseriyle tanınmıştır. 4. Mahmudiye: 2. Mahmut devrinde basılan altın para.

MAHMUDE: (Ar.) Ka. - Bingör otu, sakmunya.

MAHMUR: (Ar.) Er. 1. Sarhoşluğun verdiği sersemlik. 2. Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz.

MAHMURE: (Ar.) Ka. -(bkz. Mahmur).

MAHPARE: (Fars.) Ka. - Ay parçası, çok güzel kadın.

MAHPERİ: (Fars.) Ka. - Ay gibi peri kadar güzel.

MAHPERVER: (Fars.) Ka. - Mehtap.

MAHPEYKER: (Fars.) Ka. 1. Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2. Kösem Sultan'ın adı.

MAHRA: (Ar.) Ka. 1. Elverişli, uygun şey. 2. Değerli kimse.

MAHRU: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü, yüzü ay gibi olan güzel.

MAHŞER: (Ar.) Er. - Huy, tabiat.

MAHSUN: (Ar.) Er. - Güçlendirilmiş, güçlü.

MAHSUNE: (Ar.) Ka. - Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş.

MAHSUT: (Ar.) Er. - Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin.

MAHTER: (Fars.) Ka. - Yeni ay, ayça, hilal.

MAHUR: (Fars.) - Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MAİDE: (Ar.) Ka. 1. Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2. Kur'an-ı Kerim'in 5. suresinin adı. 3. İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).

MAİL: (Ar.) Er. 1. Bir yana eğilmiş, eğik. 2. Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. 3. Andırır, benzer. 4. Tutkun.

MAİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mail).

MAKAL: (Ar.) Er. - Söz, lakırdı. Söyleme, söyleyiş.

MAKBUL: (Ar.) Er. - Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer.

MAKBULE: (Ar.) Ka. - (bkz. Makbul).

MAKRUN: (Ar.) - Ulaşmış, kavuşmuş, yakın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MAKSUD: (Ar.) Er. 1. Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksad, niyet, murat. 2. Varılmak istenen yer.

MAKSUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksud).

MAKSUM: (Ar.) Er. - Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet. Rızk-ı Maksum; Allah tarafından takdir edilmiş rızık.

MAKSUME: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksum).

MAKSUR: (Ar.) Er. 1. Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. 2. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış.

MAKSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maksur).

MAKUL: (Ar.) Er. - Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın.

MAKULE: (Ar.) Ka. - (bkz. Makul).

MÂLİK: (Ar.) Er. 1. Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan. Malikii'l-Mülk, Allah. 2. Yedi cehennemin hakimi ve kapıcısı olan melek. 3. Zebanileri idare eden melek. İmam Malik, Maliki mezhebinin kurucusu. Ashab bu ismi kullanmıştır.

MALİKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Malik). 1. Mal sahibi olan kadın. 2. Peri, su perisi.

MALKOÇ: (Tür.) Er. - Akıncı ocağı reisi.

MALUM: (Ar.) Er. - Bilinen, belli. Herkesçe bilinen. Faili belli olan fiil.

MAMUR: (Ar.) Er. 1. Bayındır, şenlikli. 2. İmar edilmiş, işlenmiş yer. 3. Beyt-i mamur: Kabe.

MANA: (Ar.) 1. Mana, anlam. 2. İç, içyüzü. 3. Rüya, düş. - (bkz. Anlam).- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MANOLYA: (Frans.) Ka. - Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç ve bu ağacın çiçeği.

MANSUR: (Ar.) Er. 1. Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2. Türk musikisinde bir düzen. 3. Bir ney çeşidi.

MANSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mansur).

MANZUR: (Ar.) Er. - Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen.

MANZURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Manzur).

MARAL: (Tür.) Ka. - Dişi geyik, ceylan, karaca.

MARİFET: (Ar.) Ka. 1. Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. 2. Bilme, biliş. 3. Hoşa gitmeyen hareket. 4. Vasıta aracı, ikinci el. Marifetname: İbrahim Hakkı Bey'in divan kültürüne ait hazırladığı meşhur eseri.

MÂRİYE: (Ar.) Ka. - Şen'un adında birinin kızı olup hicretin 7. yılında kızkardeşi Şirin ile birlikte, Mukavkıs tarafından Hz. Muhammed'e (s.a.s) hediye edilen kıbti bir cariye. Hz. Peygamberin hanımlarından küçük yaşta ölen oğlu İbrahim'in annesi.

MARUF: (Ar.) Er. 1. Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. 2. Şeriatın emrettiği, uygun gördüğü.

MARUFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Maruf).

MÂRUT: (Ar.) - Arkadaşı "Harut" ile meşhur olan bir melek olup büyü ile uğraştıklarından dolayı kıyamete kadar kalmak üzere Babil'de bir kuyu içerisine hapsedilmişlerdir. - İsim olarak kullanılmaz.

MASUM: (Ar.) Er. 1. Suçsuz, kabahatsiz, günahsız, ismet sahibi. 2. Saf, temiz. İmam-ı Rabbani'nin oğlu.

MASUME: (Ar.) Ka. - (bkz. Masum). İmamiye mezhebinde günahsız sayılan ehl-i beyt mensubu.

MASUN: (Ar.) Er. - Korunmuş, korunan.

MASUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Masun).

MAŞUK: (Ar.) Er. - Sevilen, sevilmiş.

MAŞUKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Maşuk).

MATLUB: (Ar.) Er. - İstenilen, aranılan, talep edilen şey.

MATLUBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Matvlub).

MATUK: (Ar.) Er. - Azat olunmuş, özgürlüğü bağışlanmış.

MATUKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Matuk).

MAUN: (Ar.) Er. Zekat. Kur'an-ı Kerim'in 107. suresi.

MAVERA: (Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MAVİYE: (Ar.) Ka. - Suya ait.

MAYE: (Fars.) Ka. 1. Maya, asıl ve gerekli madde. 2. Para, mal. İktidar güç. 3. Bilgi.

MAZHAR: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin göründüğü çıktığı yer. 2. Nail olma, şereflenme. 3. Bazı tekkelerde oturarak uyurken dayanılan kısa değerde. 4. Bir çeşit tef.

MAZLUM: (Ar.) Er. 1. Zulüm görmüş. 2. Halim, selim, sakin, sessiz.

MAZMUN: (Ar.) Er. 1. Borçluluk, kefalet. 2. Ödenmesi gereken şey.

MAZYAR: (Ar.) Er. - Taberistan'daki Karini hükümdarlarının sonuncusu.

MEBDE: (Ar.) - Baş, başlangıç, ilke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MEBHUR: (Ar.) Er. - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

MEBHURE: (Ar.) Ka. (bkz. Mebhur).

MEBRUK: (Ar.) Er. - Tebrike şayeste. Kullu.

MEBRUKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebruk).

MEBRUR: (Ar.) Er. - Beğenilmiş, hayırlı, yararlı.

MEBRURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebrur).

MEBSUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mebsut).

MEBSUT: (Ar.) Er. - Açılmış, yayılmış. Uzun uzadıya anlatılan.

MEBŞURE: (Ar.) Ka. - Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın.

MECDİ: (Ar.) Er. - (bkz. Mecid).

MECDİDE: (Ar.) Ka. - Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar.

MECERRE: (Ar.) 1. Samanyolu. 2. Harekete müsait yol, cadde veya yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MECİD: (Ar.) Er. - Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah'ın sıfatlarından. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Abdülmecid, Allah'ın (Mecid'in) kulu..

MECİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ululuğu, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

MECİDE: (Ar.) Ka. - Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi.

MECNUN: (Ar.) Er. 1. Cin tutmuş, cinlenmiş. 2. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı.

MECRA: (Ar.). - Suyun aktığı yatak, su yolu. Bir işin gidiş yolu. Bedendeki ahlatın alıştığı yol. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MECUT: (Ar.) Er. - Talihi açık, mutlu, şanslı kimse.

MED'UV: (Ar.) Er. - Davet olunmuş, çağırılmış, davetli. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MEDÂ: (Ar.). Mesafe. Son. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MEDAR: (Ar.). 1. Dayanak. 2. Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MEDENİ: (Ar.) Er. 1. Medine'ye mensup, şehirli, şehir halkından olan. 2. Bir memleketle ilgili olan. 3. Terbiyeli, görgülü, nazik. Daha çok lakab olarak kullanılır.

MEDİD: (Ar.) Er. - Uzun, çok uzun süren. Arap aruzunun 2. bendi.

MEDİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Medid).

MEDİH: (Ar.) Er. - Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu.

MEDİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Medih).

MEDİNE: (Ar.) Ka. - Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. Hacıların Mekke'den sonra ziyaret ettikleri şehir.

MEFAHİR: (Ar.) - İftihar edilecek, övünülecek şeyler. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MEFHAR: (Ar.) Er. - Övünme. Övünmeye sebeb olan, güvenmeyi gerektiren. Mefhar-i kainat: Muhammed (s.a.s).

MEFHARET: (Ar.) Ka. - İftihar duyma, övünme.

MEFKURE: (Ar.) Ka. - Ülkü, ideal.

MEFRUZ: (Ar.) Er. - Farz olunmuş, varsayılmış.

MEFRUZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Mefruz).

MEFTUH: (Ar.) Er. 1. Açılmış, açık. 2. Ele geçirilmiş.

MEFTUHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Meftah).

MEFTUN: (Ar.) Er. 1. Fitneye düşmüş, sihirlenmiş. 2. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış.

MEFTUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meftun).

MEHDİ: (Ar.) Er. 1. Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. - Doğru yolu tutan. 2. Şiilere göre 12 imamın sonu.

MEHDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mehdi).

MEHİB: (Ar.) Er. 1. Heybetli, azametli, korkunç (mehub). 2. Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir).

MEHİR: (Fars.) Ka. - Ay.

MEHLİKA: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü güzel.

MEHMET: (Tür.) Er. - Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed).

MEHPARE: (Fars.) Ka. - Ay parçası, çok güzel.

MEHRE: (Tür.) Ka. - Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke.

MEHRU: (Fars.) Ka. - Ay yüzlü güzel.

MEHTAP: (Fars.) Ka. 1. Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2. Alay, eğlence, zevklenme. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

MEHVEŞ: (Fars.) Ka. - Ay gibi, ay yüzlü, güzel.

MEKİN: (Ar.) Er. 1. Temekkün eden, oturan yerleşen. 2. Vakarlı, temkinli, vakar, iktidar sahibi. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MEKİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mekin). 1. İktidar ve onur sahibi. 2. Yer tutup oturan, yerleşmiş.

MEKNUN: (Ar.) Er. - Saklı, gizli, iyice korunmuş.

MEKNUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meknun).

MEKNUZ: (Ar.) Er. - Gömülü. Hazineye konulmuş, saklanmış.

MEKNUZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meknuz).

MEKREMET: (Ar.) Er. - Kerem, cömertlik. Saygı, ağırlama.

MEKŞUFE: (Ar.) Ka. - Açılmış, açık. Bilinmez değil, keşfolunmuş.

MELÂ: (Ar.) Ka. 1. Doluluk. 2. Topluluk. 3. Ova.

MELAHAT: (Ar.) Ka. - Güzellik, yüz güzelliği.

MELDÂ: (Ar.) Ka. - Genç, körpe ve nazik.

MELEK: (Ar.) Ka. 1. Allah'ın nur*dan yarattığı varlıklar. Allah'ın emirlerine tam itaat eden varlıklar. 2. Ha*lim, selim güzel huylu kimse.

MELEKNAZ: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Melek).

MELEKNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Melek).

MELEKPER: (a.f.i.) Ka. - Melek kanatlı.

MELEKRU: (a.f.i.) Ka. - Melek yüzlü.

MELEKSİMA: (a.f.i.) Ka. - Melek şimali.

MELHUZ: (Ar.) Er. - Umulur, bek*lenir.

MELHUZA: (Ar.) Ka. - (bkz. Mel*huz).

MELİH: (Ar.) Er. - Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli.

MELİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Melih).

MELİK: (Ar.) Er. 1. Padişah, hakan, hükümdar. 2. Mal sahibi. 3. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdülmelik). Melikşah: Sultan Sencer'in babası olan büyük Selçuklu hükümdarı.

MELİKANBER: (Ar.) Er. - Kudret*li, nüfuzlu, Habeş köle. Melik ve anber isimlerinden birleşik isim.

MELİKE: (Ar.) Ka. - Kadın hüküm*dar. Hükümdar karısı.

MELİKSERVER: (Ar.) Er. - Doğu Sultanı hükümdar.

MELODİ: (Yun.) Ka. - Nağme, ahenk, ezgi.

MELTEM: (Tür.) Ka. - Yazın düzenli olarak karadan denize doğru esen rüzgar.

MEMDUD: (Ar.) Er. - Uzatılan.

MEMDUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Memdud).

MEMDUH: (Ar.) Er. Övülmüş, övü*lecek.

MEMDUHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Memduh).

MEMNUN: (Ar.) Er. 1. Minnet altın*da bulunan. 2. Sevinmiş, sevinçli. Ra*zı hoşnut, (bkz. Dilşad).

MEMNUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mem*nun). Sevinmiş, sevinçli.

MEMUN: (Ar.) Er. - Emin bulunan, korkusuz, tehlikesiz, sağlam, (bkz. Emin).

MENAF: (Ar.) Er. 1. Dağın sivri te*pesi. 2. Cahiliye döneminde Arapla*rın putu. - İsim olarak kullanılmaz.

MENDERES: (Yun.) Er. - Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.

MENEKŞE: (Fars.) Ka. - Menekşe*gillerden birçok çeşitleri bulunan ko*yu mor çiçek açan süs bitkisi. Koyu mor renk.

MENGÜ: (Tür.) - Ebedi ölümsüz, bengi. Mengü suyu: Ab-ı hayat. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MENGÜALP: (Tür.) Er. - Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit.

MENGÜBAY: (Tür.) Er. - Varlıklı kimse.

MENGÜBERT: (Tür.) Er. - Allah verdi.

MENGÜCEK: (Tür.) Er. - Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar'ı içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'ın ilk yansına kadar elinde tutan Türk sülalesi.

MENGÜÇ: (Tür.) Er. - Yaşlı.

MENGÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Mengü).

MENGÜTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Mengüer).

MENNAN: (Ar.) Er. - Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol. - Abd takısı alarak kullanılır. Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülmennan).

MENSUR: (Ar.) Er. - Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz.

MENSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mensur).

MENŞUR: (Ar.) Er. - Neşrolunmuş, dağıtılmış, yayılmış.

MENSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Menşur).

MENZUR: (Ar.) Er. - Adanmış, vadedilmiş. Adak olarak belirtilmiş.

MENZURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Menzur).

MERAFİ: (Ar.) 1. Dağın sivri tepesi. 2. İslam'dan evvel Arapların putu. -İsim olarak kullanılmaz.

MERAHÂN: (Ar.) Er. 1. Ferah, sevinç. 2. Zayıf olma hali.

MERAL: (Tür.) Ka. - (bkz. Maral).

MERAM: (Ar.) Ka. - Arzu istek. İçten tasarlanan niyet.

MERCAN: (Ar.) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MERD: (Fars.) Er. 1. Adam, insan. 2. Özü sözü doğru kabadayı, yiğit. -Türk dil kurallarına göre "d/t" değişmesiyle kullanılır.

MERDAN: (Fars.) Er. - Mertler, insanlar, erkekler, yiğitler.

MERDİ: (Fars.) Er. - Mertlik, erlik. Cesaret, yüreklilik. İnsanlık.

MERDÜM: (Fars.) 1. İnsan, adam. 2. Gözbebeği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MEREVİŞ: (Tür.) Ka. - Terementi ağacının tohumu.

MERĞUB: (Ar.) Er. 1. İstenilen, sevilen. 2. Herkes tarafından sevilip aranılan.

MERĞUBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mergup).

MERİÇ: (Tür.) - Balkan yarımadasının güneydoğu kesiminden geçen akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MERİH: (Ar.) Er. - Dünya'dan sonra güneşe en yakın olan gezegen.

MERKÜR: (Fran.) Er. - Güneşe en yakın gezegen.

MERSA: (Ar.) Ka. - Liman.

MERT: (Fars.) Er. 1. Özü, sözü doğru yiğit. 2. Erkek insan.

MERTEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Mert).

MERTER: (f.t.i.) Er. - (bkz. Mert).

MERTKAL: (f.t.i.) Er. - Her zaman doğru kal.

MERTKAN: (f.t.i.) Er. - Mert soydan gelen.

MERTOL: (f.t.i.) Er. - Her zaman sözünün eri ol.

MERVAN: (Ar.) Er. - Emevi sülalesinin Mervan kolu.

MERVE: (Ar.) Ka. - Mekke'de bir dağın adı olup hacılar, Merve ile Safa arasında Sa'y ederler yani 7 defa gidip gelirler.

MERYEM: (İbr.) Ka. - 1. Abid. İbadete düşkün insan. 2. Hz. İsa'nın annesi.

MERZAT: (Ar.) Er. - Rıza, hoşnutluk.

MERZUK: (Ar.) Er. - Rızıklandırılmış, rızık verilmiş.

MERZUKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Merzuk).

MESERRET: (Ar.) Ka. - Sevinçler. Şenlik, sevinç.

MESİH: (Ar.) Er. 1. Üzerine yağ sürülmüş. 2. Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. 3. Acaip, tuhaf. 4. Ölmek. - Mesih: Hz. İsa'nın elini sürdüğü hastaların derhal iyileşmesi dolayısıyla kendisine isim olarak verilmiştir.

MESRUR: (Ar.) - Sevinçli, memnun, sevinmiş meramına ermiş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MESRURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mesrur).

MESUD: (Ar.) Er. - Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

MESUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mesud).

MEŞHED: (Ar.) Er. - Bir adamın şehit olduğu veya bir şehidin gömüldüğü yer. İran'da ziyaretgah olan meşhur şehir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MEŞHUR: (Ar.) Er. - Ünlü, argın, tanınmış.

MEŞHURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meşhur).

MEŞKUR: (Ar.) Er. - Beğenilmiş, övülmüş. Teşekkür edilmeye değer olan.

MEŞKURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meşkur).

METE: (Tür.) Er. - Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174).

METEHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Mete)

METHİYE: (Ar.) Ka. - Birini övmek maksadıyla yazılmış eser, kaide.

METİN: (Ar.) Er. 1. Metanetli, sağlam, dayanıklı. 2. Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

METİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Metin).

MEVA: (Ar.) Ka. - Sığınılacak yer, yurt, mesken.

MEVCUD: (Ar.) Er. - Var olan, bulunan. Hazır olan, hazır bulunan. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

MEVCUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevcud).

MEVDUT: (Ar.) Er. - Sevilmiş, sevilen. Gaznelilerin bir hükümdarı.

MEVEDDET: (Ar.) Ka. - Sevgi, muhabbet. Dostluk.

MEVHİBE: (Ar.) Ka. - Vergi, ihsan, bağış.

MEVLUD: (Ar.) Er. 1. Yeni doğmuş çocuk. 2. İhsanın doğduğu yer. 3. Doğulan zaman. Hz. Muhammed'in doğumunu anlatan manzum eser. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

MEVLUDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevlud).

MEVSİM: (Ar.) Ka. 1. Yılın dört bö*lümünden biri. 2. Dağlamak suretiyle damga vurmak.

MEVSUL: (Ar.) Er. - Hz. Peygamber'in isimlerinden.

MEVSUNNE: (Ar.) Ka. 1. Bahar yağmuru yağmış toprak. 2. Baştan aşağı süslü zırh.

MEVZUN: (Ar.) Er. - Biçimli, yakışıklı, güzel.

MEVZUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mevzun).

MEYMUN: (Ar.) Er. - Uğurlu, bereketli, kutlu.

MEYMUNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meymun). Hz. Peygamberin en son hanı*mı.

MEYSUR: (Ar.) Er. - Kolaylanmış, kolaylaştırılmış şeyler.

MEYSURE: (Ar.) Ka. - (bkz. Meysur).

MEZİD: (Ar.) Er. - Artmış, artırıl*mış, büyümüş. - Türk dil kuralı açı*sından "d/t" olarak kullanılır.

MEZİYET: (Ar.) Ka. - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten va*sıf, üstünlük, değerlilik yüksek karak*ter.

MİDHAT: (Ar.) Er. - Övme. - Türk dil kuralı açısından "d/t" değişmesiyle kullanılır.

MİFTAH: (Ar.) Er. 1. Anahtar. 2. Şifre cetveli. 3. Dil öğrenirken yapı*lacak tercüme ve meselelerin halledilmiş şekillerini gösteren kitap. 4. Hz.Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MİHİN: (Fars.) Er. - Büyük, ulu.

MİHİNE: (Fars.) Ka. - (bkz. Mihin).

MİHNE: (Ar.) - Düzleştirmek. - Er*kek ve kadın adı olarak kullanılır.

MİHRACE: (Sanskritçe.) Ka. - Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan.

MİHRAN: (Ar.) - Nehir. Pakis*tan'dan geçen İndus nehrine İslam müellifleri tarafından verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MİHRİ: (Fars.) Ka. 1. Güneş. 2. Sev*gi. 3. Eylül ayı. - Mihr ü mah, güneş ile ay.

MİHRİBAN: (Fars.) Ka. - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

MİHRİCAN: (Fars.) - Sonbahar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MİHRİMAH: (Ar.) Ka. - Güneş ile ay.

MİHRİNAZ: (Fars.) Ka. - Naz güneşi. Çok nazlı.

MİHRİNİSA: (Fars.) Ka. - Kadınlı*ğın güneşi, erdemli, nitelikli kadın.

MİHRİNUR: (Fars.) Ka. - Işık sa*çan, aydınlatan güneş.

MİHRİŞAH: (Fars.) Ka. - Şahların güneşi.

MİHRİYE: (Fars.) Ka. - Güneşe ait, güneşle ilgili.

MİKAİL: (Ar.) Er. - Dört büyük me*lekten rızıkların taksimine memur melek.

MİKAT: (Ar.) Er. 1. Tesbit edilen yer ve zaman. 2. Mekke yolu üzerinde hacıların ihrama girdikleri yer.

MİMOZA: (Lat.) Ka. - Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu.

MİNA: (Ar.) Ka. 1. Camın ana maddesi. 2. Liman, iskele. 3. Gökyüzü.

MİNE: (Fars.) Ka. 1. Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. 2. Dişlerin üzerindeki ince ve parlak tabaka. 3. İnce ve parlak nakış.

MİNŞAR: (Ar.) 1. Cennet. 2. Şişe sırça. 3. Zümrüt, zebercet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MİR'AT: (Ar.) Ka. 1. Ayna. 2. Meşhur bir çeşit lali.

MİRAÇ: (Ar.). 1. Merdiven. 2. Göğe çıkan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz. Muhammed (s.a.s)'in göğe çıktığı gece ki, Recep ayının 27'sine rastlayan kandil gecesidir. O gecede 5 vakit namaz farz kılınmıştır.

MİRAN: (Fars.) Er. - Beyler.

MİRAY: (Fars.) Ka. - Ayın ilk günleri.

MİRCAN: (Fars.) Ka. - Canın içi.

MİRHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Mircan).

MİRKELAM: (Fars.) Er. - Güzel, nazik konuşan kimse.

MİRNUR: (Fars.) Ka. - (bkz. Mircan).

MİRZA: (Fars.) Er. 1. Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. 2. Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı. 3. Dubb-i Ekber yıldız kümesindeki parlak yıldız.

MİSAK: (Ar.) - Sözleşme, yemin, and, ahid. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MİSBAH: (Ar.) Er. - Aydınlatma cihazı, ışık çırağı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in isimlerinden.

MİZAN: (Ar.) Er. 1. Terazi. 2. Sağlama.

MUADDAL: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

MUALLA: (Ar.) Ka. 1. Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. 2. Bir yazı stili.

MUAMMER: (Ar.) - Ömür süren, yaşayan, yaşamış. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUARRA: (Ar.) Ka. - Çıplak, soyulmuş. An, temizlenmiş.

MUATTAR: (Ar.). - Güzel kokulu, ıtırlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUAVİYE: (Ar.) Er. - Emevi devletinin ilk hükümdarı olup Hind ve Ebu Süfyan'ın oğludur. Mekke'de doğmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kayınbiraderi ve vahiy katibidir.

MUAZ: (Ar.) Er. 1. Korunan, sığınan. 2. Çok aziz, izzet sahibi, saygı uyandıran, kıymetli, muhterem, sevgili. Muaz b. Cebel, sahabeden.

MUAZZEZ: (Ar.) Ka. - (bkz. Muaz). - Ta'ziz edilmiş, izzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz olunan, ağırlanan, hürmetle, saygı ile kabul olunan. Kıymetli, değerli, aziz.

MUBAHAT: (Ar.) Ka. - Günahı, sevabı olmayan, işlemesi ne haram, ne de helal olan (mubah).

MUCİB: (Ar.) Er. 1. İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. 2. Sebeb olan, vesile teşkil eden. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

MUCİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mucib).

MUCİD: (Ar.) Er. 1. Yaratıcı. 2. Bir buluş ortaya çıkaran kimse.

MUCİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mucid).

MUCİZE: (Ar.) Ka. - Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı.

MUFADDAL: (Ar.) Er. - Faziletli, fazileti çok adam.

MUHABBET: (Ar.) Ka. 1. Sevme, sevgi. 2. Dostluk. Dostça konuşma.

MUHACCEL: (Ar.) Er. 1. Ayağı sekili beyaz at. 2. Gerdeğe konulmuş.

MUHACİR: (Ar.) Er. - Göç eden, göçmen.

MUHAFIZ: (Ar.) Er. - Muhafaza eden, değiştirmeyen, koruyan. Bekçi.

MUHAMMED: (Ar.) Er. 1. Birçok defalar hamdu sena olunmuş, tekrar tekrar övülmüş. 2. Birçok güzel huylara sahip. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. Kur'an'da dört yerde zikredilmiştir.

MUHARREM: (Ar.) Er. 1. Tahrim olunmuş, haram kılınmış. 2. Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10. gününde aşure pişirilir.

MUHBİR: (Ar.) Er. - Haber veren, haberci.

MUHDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

MUHİB: (Ar.) Er. 1. Seven, sevgi besleyen, dost. 2. Tutkan, yer. 3. Bir tarikata intisap etmemekle birlikte ya*kınlığı olan.

MUHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhib).

MUHİDDİN: (Ar.) - Dini saran, çevreleyen. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.

MUHLİS: (Ar.) Er. - Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan.

MUHLİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhlis).

MUHSİN: (Ar.) Er. - İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan.

MUHSİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muhsin).

MUHTAR: (Ar.) Er. 1. İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. 2. Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse. Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MUHTEREM: (Ar.) Ka. - İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan.

MUHTEŞEM: (Ar.) - İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUHYİ: (Ar.) - İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren. - Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmuhyi.

MUİD: (Ar.) Er. - Öğretmen yardımcısı. Asistan.

MUİN: (Ar.) Er. - Yardımcı. Çırak.

MUİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Muin).

MUİZ: (Ar.) - Ağırlayıcı, izzet ve ikram edici. Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmuiz.

MUKADDEMUN: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

MUKADDER: (Ar.) 1. Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. 2. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. 3. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz. Peygamberin isimlerinden.

MUKADDES: (Ar.) - Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz. Mübarek, kutsal kitaplar, Kur'an, Tevrat, Zebur, İncil. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUKAFFA: (Ar.) Er. - Uyaklı, kafiyeli. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

MUKAYYET: (Ar.) Er. 1. Kayıtlı, bağlı, bağlanmış. 2. Ayağında zincir ve pranga bulunan. 3. Bir işe ehemmiyet veren. 4. Kaydolunmuş, deftere geçmiş.

MUKBİL: (Ar.) Er. - İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud.

MUKBİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukbil).

MUKİM: (Ar.) Er. - İkamet eden, oturan. Hz. Peygamberin isimlerinden.

MUKİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukim).

MUKMİR: (Ar.) Er. - Ay ışıklı, mehtaplı.

MUKMİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mukmir).

MUKTEDİR: (Ar.) Er. - İktidarlı, gücü yeten, becerebilen.

MUKTEFİ: (Ar.) Er. 1. İktifa eden. 2. Ardı sıra izinden gidilmiş örnek olan. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in isimlerinden.

MUNGAR: (Tür.) Er. - Eli açık, cömert.

MUNİS: (Ar.) Er. - Ünsiyetli alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan.

MUNİSE: (Ar.) Ka. - (bkz. Munis).

MUNTEKA: (Ar.) Er. - (bkz. Hz. Peygamberin isimlerinden).

MURAD: (Ar.) Er. - Arzu, istek, dilek. Maksat meram. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

MURADİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Murad).

MURATHAN: (Ar.) Er. (bkz. Murat).

MURTAZA: (Ar.) Er. 1. İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. 2. Allah'ın razı olduğu kişi, kendisinden razı olunan kişi. - Aliyyü'l-Murtaza: Hz. Ali'nin lakabı.

MUS´AB: (Ar.) Er. - Zor. Güçlü, dayanıklı. Ashabdan ünlü şehid Mus'ab b. Umeyr'in adıdır.

MUSA: (Ar.) Er. - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah'ın lütfuna mazhar olarak, kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildiren peygamber. Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

MUSADDIK: (Ar.) Er. - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

MUSLİH: (Ar.) Er. - İslah eden, iyileştiren, düzeltici, arabulucu. Barıştıran. Bu kelime Kur'an'da birkaç defa zikredilmiştir.

MUSLİHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin salahı için çalışan.

MUSTAFA: (Ar.) Er. 1. Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. 2. Hz. Peygamberin isimlerinden. 3. Sa'd Suresi 47. ayette geçer.

MUŞTU: (Tür.) Er. - Müjde, sevindirici haber.

MUŞTUBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Muştu).

MUTA: (Ar.) Er. - İtaat olunan, boyun eğilen, başkalarının kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin isimlerinden.

MUTAHHAR: (Ar.) - Takdir edilmiş, temizlenmiş, temiz. Temiz mübarek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUTALLA: (Ar.) Ka. - Yaldızlanmış, yaldızlı.

MUTARRA: (Ar.) - Çok taze, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUTASIM: (Ar.) Er. 1. İtisam eden, eliyle tutan, yapışan. 2. Günahtan çekinen. 3. Allah'ın ipine sımsıkı sarılan.

MUTE: (Ar.) Er. - Ürdün'de Lut gölünün kuzeyinde verimli bir ova. Peygamberliğin son dönemlerinde hristiyanlarla yapılan savaşın adı.

MUTEBER: (Ar.) Ka. 1. İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2. İnanılır, güvenilir. 3. Yürürlükte olan geçer.

MUTENA: (Ar.) Ka. 1. Özenle dikkatle seçilmiş. 2. Önemli, seçkin. 3. Az bulunur.

MUTİ: (Ar.) Er. 1. İtaat eden, baş eğen, veren. Tabi, bağlı. 2. Rahat ve uslu.

MUTİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Muti).

MUTLAY: (Tür.) - Mutlu, sevinçli ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUTLU: (Tür.) - Talihli, uğurlu. Bahtiyar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUTLUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

MUTLUGÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

MUTLUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlay).

MUTLUKANİ: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

MUTLUTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlay).

MUTTALİB: (Ar.) - Talepte bulunan, isteyen, (bkz. Abdülmuttalib)

MUTLUER: (Tür.) Er. - (bkz. Mutlu).

MUVAFFAK: (Ar.) Er. 1. Allah'ın yardımına ulaşmış, işi rast gitmiş kimse. 2. Başaran beceren.

MUVAHHİD: (Ar.). - Allah'ın birliğine inanan. Allah'tan başka hiçbir ilah ve kanun koyucu tanımayan, yalnız Allah'tan gelen emirleri kabul eden.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUVAKKAR: (Ar.) Er. - Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı.

MUZAFFER: (Ar.) - Zafer, üstünlük kazanmış, üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUZİ: (Ar.) - Işık veren parlayan parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MUZAM: (Ar.) Er. - Bir şeyin en büyük kısmı.

MÜ'MİN: (Ar.)Er. - İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman.

MÜ'MİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mü'min).

MÜBAHAT: (Ar.) Ka. - Övünme, iftihar etme.

MÜBAREK: (Ar.) Er. 1. Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. 2. Beğenilen, sevilen, kızılan şaşılan kimse. Bir şey hakkında sözleşme.

MÜBAREKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mübarek).

MÜBECCEL: (Ar.) Ka. - Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu.

MÜBELLİĞ: (Ar.) Er. 1. Tebliğ eden, haber veren bildiren. 2. Büyük camilerde imamın söylediğini tekrarlayan kimse. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜBERRA: (Ar.) - Temize çıkmış aklanmış, müstesna, azade, arınmış. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. -Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜBEŞŞİR: (Ar.) Er. - Müjdeci, muştucu. - Hz. Peygamber (s.a.s)'in isimlerinden.

MÜBİN: (Ar.) Er. - 1. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hayrı şerden ayıran. 2. Açık anlaşılır, aşikar, belli. 3. Kur'an'ı Kerim'i bazen de peygamber (s.a.s.)'i vasfetmek için kullanılmıştır.

MÜBİNE: (Ar.) Ka. - (bkz, Mübin).

MÜBŞER: (Ar.) Er. - İbşar olunmuş, müjdelenmiş, mübeşşer.

MÜBTEHİC: (Ar.) Er. - Sevinçli, sevinmiş, memnun, mesrur, şad. (bkz. Behçet, Şadan).

MÜCAB: (Ar.) Er. - Kabul cevabı almış olan. Duası kabul olunan.

MÜCADELE: (Ar.) Er. 1. Uğraşma, savaşma, çatışma. 2. Kur'an surelerinden birisinin adı.

MÜCAHİD: (Ar.) Er. 1. Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. 2. Gayret eden, çok çalışan. 3. Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş. - Türk dil kurallarına göre d/t olarak kullanılır.

MÜCAHİDDİN: (Ar.) Er. - Din savaşçısı, İslam askeri.

MÜCD: (Ar.) Ka. - Kıvırcık, kıvrılmış, lülelenmiş saç.

MÜCEDDET: (Ar.) Ka. - Yeni, henüz kullanılmamış.

MÜCELLA: (Ar.) Ka. - Parlatılmış, parlak, cilalı.

MÜCEVHER: (Ar.) Ka. 1. Değerli süs eşyası. 2. Arap alfabesinde noktalı olan harf.

MÜCMEL: (Ar.) - Kısa ve az sözle anlatılmış, öz, özet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜCTEBA: (Ar.) Er. - Seçilmiş, seçkin. Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜCTEHİD: (Ar.) Er. - İctihad eden, gücü yettiği kadar çalışan. Ayet ve hadislerden şer'i hükümler çıkaran din alimi. - İmam-ı Azam gibi.

MÜDAFİ: (Ar.) Er. - Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan.

MÜDEBBER: (Ar.) Ka. - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

MÜDRİK: (Ar.) Er. - İdrak eden, anlayan, aklı ermiş.

MÜDRİKE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müdrik).

MÜEMMİL: (Ar.) Er. - Temin edilmiş, sağlanmış, emniyete alınmış. -Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜESSER: (Ar.) Ka. - Kendisine bir şey tesir etmiş olan.

MÜEYYED: (Ar.) - Teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş, sağlam. Doğrulanmış. Yardım gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜFAHİR: (Ar.) Er. - Övünen.

MÜFAHİRE: (Ar.) Ka. - Fahreden, övünen.

MÜFERREC: (Ar.) Er. 1. Meydanı olan, geniş. 2. Keder gideren.

MÜFERRİH: (Ar.). - Ferahlık veren, iç açan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜFİD: (Ar.) Er. 1. İfade eden, anlatan, manalı. 2. Faydalı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

MÜFİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müfid).

MÜFİZ: (Ar.) Er. - Feyizlendiren, feyiz veren. Allah'ın isimlerinden. -"Abd" takısı alarak kullanılır. Abdulmufiz.

MÜFTEHİR: (Ar.) Er. 1. İftihar eden, övünen. Şanlı, şerefli. 2. Parasız işgören, fahri.

MÜGE: (Fran.) Ka. - İnci çiçeği.

MÜHEYMİN: (Ar.) - Birini korkudan koruyan. Allah'ın isimlerinden. -"Abd" takısı almadan kullanılmaz. Abdulmüheymin.

MÜHEYYA: (Ar.) Ka. - Hazır.

MÜHİB: (Ar.) Er. 1. Heybetli, korkunç, korkutan. 2. Tehlikeli ve saygı uyandıran.

MÜHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mühib).

MÜHRE: (Fars.) Ka. 1. Bir çeşit yuvarlak şey. 2. Cam boncuk. Mühre-i Zar: Güneş.

MÜJDAT: (Fars.) Er. - Müjdeler, sevinçli haberler.

MÜJDE: (Fars.) Ka. 1. Muştu, sevinç haberi, büşra. 2. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş.

MÜJGÂN: (Fars.) Ka. - Kirpikler, kirpik.

MÜKÂFAT: (Ar.) Ka. - Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.

MÜKAFİ: (Ar.) Er. - Eşit, beraber.

MÜKERREM: (Ar.) - Muhterem, aziz sayın, saygıdeğer, sayılan, onurlandıran, hürmet ve tazime erişmiş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜKREM: (Ar.) Er. - Kerem ve şeref ile nitelenmiş olan.

MÜKREMİN: (Ar.) Er. - İkram olunmuş, ağırlanmış.

MÜKRİM: (Ar.) Er. - İkramcı, ikram eden, ağırlayan-ağırlayıcı, misafirperver.

MÜKRİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mükrim).

MÜLAYİM: (Ar.) Er. 1. Uygun, muvafık. 2. Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan.

MÜLHİM: (Ar.) Er. - İlham veren, içe doğduran, esinlendiren.

MÜLHİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Mülhim).

MÜLKET: (Ar.) Er. - Ülke.

MÜLTEKA: (Ar.) - Kavuşma, buluşma, birleşme yeri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜLTEMİ: (Ar.) Er. - Parlayan, parıldayan.

MÜMTAZ: (Ar.) Er. - İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin.

MÜNCİ: (Ar.) Er. - İnca eden, kurtaran, halaskar. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜNEVVER: (Ar.) Ka. - Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın.

MÜNİB: (Ar.) Er. 1. İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. 2. Güzel yağan, faydalı yağmur. 3. Taze ve verimli bahar.

MÜNİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münib).

MÜNİF: (Ar.) Er. 1. Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. 2. Yüksek, büyük hükümler.

MÜNİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münif).

MÜNİM: (Ar.) Er. - Nimet veren,

yedirip içiren. - Takı alarak kullanılır. Abdülmün'im.

MÜNİR: (Ar.) Er. 1. Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar. 2. Kur'an'da peygambere ve ilahi kitaplara sıfat olarak kullanılmıştır.

MÜNİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Münir).

MÜNŞİ: (Ar.) Er. - İnşa eden, yapan. Yapısı, üslubu güzel olan, iyi katib.

MÜNTEHA: (Ar.) - Son, nihayet, uç, en son, akıbet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜNZİR: (Ar.) 1. Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2. Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

MÜRDÂZ: (Fars.) - İran güneş yılının 5. ayı.

MÜREN: (Tür.) - Akarsu, dere, ırmak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜREVVA: (Ar.) Ka. - Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam.

MÜRİD: (Ar.) Er. 1. İdare eden, emreden buyuran. 2. Bir şeyhe bağlı olan kimse. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.

MÜRİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mürid).

MÜRSEL: (Ar.) Er. 1. Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberler. 2. Salıverilmiş suç. 3. Bir yazı sitili. Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜRŞİD: (Ar.) Er. 1. İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 2. Tarikat şeyhi. Gafletten uyandıran.

MÜRŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Mürşid).

MÜRÜVVET: (Ar.) Ka. - İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik.

MÜSEVVER: (Ar.) Ka. - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

MÜSLİM: (Ar.) Er. - İslam dininde olan.

MÜSLİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Müslim).

MÜSTAKİM: (Ar.) Er. - Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu.

MÜSTEAN: (Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah'ın sıfatlarındandır.

MÜSTEBŞİR: (Ar.) Er. - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

MÜSTECAB: (Ar.) Er. - İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz. Mücab).

MÜSTEKBİR: (Ar.) 1. Kibirlenen kendini büyük gören, büyüklenen. 2. Alah'a karşı büyüklenen kafir ve mülhid. - İsim olarak kullanılmaz.

MÜSTEKFİ: (Ar.) Er. - Yetecek kadarını isteyen.

MÜSTENİR: (Ar.) Er. - Işıklı, parlak.

MÜSTENİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Müstenir).

MÜSTESNA: (Ar.) 1. İstisna edilen, kural dışı bırakılan, bırakılmış. 2. Bütün. 3. Ayrı tutulan, ayrık. 4. Benzerlerinden baskın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜSTEZIM: (Ar.) Er. 1. İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2. Kibirli, gururlu.

MÜŞERREF: (Ar.) - Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.

MÜŞFİK: (Ar.) - Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜŞFİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Müşfik).

MÜŞİR: (Ar.) Er. 1. Haber veren, bildiren. 2. Emir ve işaret eden. 3. Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

MÜŞTAK: (Ar.) Er. - İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan.

MÜŞTEHİR: (Ar.) - İştihar eden, şöhret bulan, meşhur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜTEÂL: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce. (bkz. Bülend).

MÜTİM: (Ar.) Er. - Tamamlayan, tamamlayıcı, tamamlamaya yarayan.

MUTTAKİ: (Ar.) Er. - İttika eden, sakınan, çekinen. Allah'tan korkan, abid, zahid. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜVEDDET: (Ar.) Ka. - Sevgi, muhabbet, dostluk.

MÜVELLÂ: (Ar.) - Bir davanın veya anlaşmazlığın halli, bir işin araştırılması konusuna şeriatça vazifelendirilmiş şahıs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

MÜYESSER. (Ar.) Ka. - Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan.

MÜZAHİR: (Ar.) Er. - Zahir olan, arka çıkan, yardım eden, koruyan.

MÜZDÂD: (Ar.) Er. - Ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

MÜZEHHER: (Ar.) Ka. - Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. - (bkz. Zühre).

MÜZEKKİR: (Ar.) Er. – Zikreden hatıra getiren anan. Zikreden ibadet eden. - Hz. Peygamberin isimlerinden.

MÜZEMMİL: (Ar.) Er. 1. Bir şeye sarılmış sargılanmış. 2. Kur'an-ı Kerim'de bir sure adı.

MÜZEYYEN: (Ar.) Ka. - Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- N -

NABİ: (Ar.) Er. 1. Haberci, haber veren. 2. Yüksek, yüce. 3. Büyük Türk şairidir. 17. asrın ikinci yarısında yaşamıştır.

NABİA: (Ar.) Ka. - Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan.

NABİYE: (Ar.) Ka. 1. Ulu, şerefli kimse. 2. Sonradan şair olan kimse. 3. Haberci, haber veren.

NACİ: (Ar.) Er. - Necat bulan, kurtulan, selamete kavuşan. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik.

NACİL: (Ar.) Er. - Soyu sopu temiz olan kimse.

NACİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naci).

NADAN: (Fars.) Ka. - Kaba, dobra.

NADİDE: (Fars.) Ka. - Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli.

NADİM: (Ar.) Er. - Pişmanlık duyan, pişman. Tevbe eden.

NADİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nadim).

NÂDİR: (Ar.) Er. - Seyrek, az, ender bulunur.

NADİ: (Ar.) Er. 1. Nida eden, haykı*ran, çağıran. 2. Toplantı, meclis, (bkz. Nida).

NÂDİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nadir).

NADİYE: (Ar.) Ka. 1. Bağırıp, çağıran, seslenen. 2. Toplantı, meclis.

NÂFERİZ: (Fars.) Er. 1. Göbek düşüren. 2. Koku saçan.

NAFİ': (Ar.) - Yararlı, kârlı. Şifalı, hayır ve fayda verici şeyler yaratan Allah. - Esmaü'l-Hüsna'dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.

NÂFİA: (Ar.) Ka. - Bayındırlık işleri.

NAFİH: (Ar.) Er. - Üfleyen, üfleyici.

NAFİLE: (Ar.) Ka. - Mal, ganimet, ihsan bağış.

NAFİZ: (Ar.) Er. 1. Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. 2. Tesir eden, sözü geçen.

NAFİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nafiz).

NÂGEHAN: (Fars.) Ka. - Ansızın, birdenbire.

NAĞME: (Ar.) Ka. - Ahenk güzel ses. (bkz. Ezgi).

NAHİD: (Fars.) Er. - Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetişen kız. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

NAHİDE: (Fars.) Ka. - (bkz, Nahid).

NAHİRE: (Ar.) Ka. - Ayın ilk günü ya da son gecesi.

NAİB: (Ar.) Er. - 1. Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, Şeriata göre hükmeden hakim. 2. Nöbet bekleyen, nöbetle gelen.

NAİBE: (Ar.) Ka. - Vekil, birinin yerine geçen.

NAİL: (Ar.) Er. - Muradına eren, ermiş, ele geçiren. Naili: Divan edebiyatı şairlerinden olup asıl adı Salih'tir. Manastır'da doğmuş, Mısır'da vefat etmiştir.

NAİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nail).

NAİM: (Ar.) Er. 1. Bollukta yaşayış. 2. Cennetin bir kısmı. Daru'n-Naim: Cennet.

NAİMA: (Ar.) Er. - Haleb'te doğmuş, asıl adı Mustafa Naim'dir. Naima tarihiyle meşhurdur.

NAİME: (Ar.) Ka. - Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın.

NAİRE: (Ar.) Ka. - Ateş, alev, sıcaklık.

NAKİ: (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Çok ince, çok güzel, zarif.

NAKİB: (Ar.) Er. - Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Bir tekkede, şeyhin yardımcısı olan ve en eski derviş veya dede.

NAKİBE: (Ar.) Ka. 1. İnsan ruhu. 2. Akıl.

NAKİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naki).

NAKŞİDİL: (Ar.) Ka. - Gönül resmi, gönül süsü.

NÂLÂN: (Fars.) Ka. - İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. Manası dolayısıyla isim olarak kullanılmamalıdır.

NALE: (Fars.) Ka. - İnleme, inilti.

NALEZEN: (Fars.) Ka. - İnleyen, inildeyen.

NAMAL: (Tür.) Er. - Adın duyulsun, ün kazan.

NAMDAR: (Fars.) Er. - Namlı, ünlü.

NAME: (Fars.) Ka. - Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi.

NAMİ: (Fars.) Er. - Namlı, şöhretli ünlü.

NAMIK: (Ar.) Er. - Yazıcı, katip, yazar

NAMIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Namık).

NAMİYE: (Ar.) Ka. - Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme.

NAMUS: (Ar.). 1. Kanun nizam. 2. Ar, edep, haya, ırz. 3. Temizlik, doğruluk. 4. Allah'a yakın olan büyük melek.

NAMVER: (Fars.) Er. - Adlı, ünlü.

NARDAN: (Fars.) Ka. 1. Nar taneleri. 2. Gözyaşı damlaları.

NARDANE: (Fars.) Ka. - Nar tanesi.

NARDİN: (Fars.) Ka. - Bir çeşit sümbül.

NARGÜL: (Fars.) Ka. - Ateş renginde, kırmızı gül.

NARİN: (Fars.) Ka. - İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz.

NARİYE: (Ar.) Ka. - Ateşle ilgili, cin peri. - İsim olarak kullanılmaz.

NASIH: (Ar.) Er. - Nasihat eden, öğüt veren. - Nasıh-ı Emin: Hz. Nuh (a.s.).

NÂSIHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Nasıh).

NASIR: (Ar.) Er. - Yardımcı, yardım eden (muin). "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünnasır.

NASİB: (a.i) Er. - Pay hisse. Birinin elde ettiği şey. Allah'ın kısmet ettiği şey. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

NASİBE: (Ar.) Ka. - Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş.

NASR: (Ar.) Er. - Yardım. - Üstünlük (zafer). - Kur'an-ı Kerim'in 110. suresi. Nasrullah: Allah'ın yardımı.

NASRUDDİN: (Ar.) Er. - (Dine yardımı dokunan. - Dilimizde "Nasreddin" şeklinde kullanılır.

NASRULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nusreti, yardımı.

NASUH: (Ar.) Er. 1. Nasihatçı, öğütçü. 2. Halis, temiz.

NASUHİ: (Ar.) Er. - Bozulmaz şekilde tevbe edici.

NÂŞİD: (Ar.) Er. - Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.

NÂŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naşid).

NAŞİR: (Ar.) Er. - Neşreden, dağıtan, yayan, yayınlayan.

NATIK: (Ar.) Er. 1. Söyleyen konuşan. 2. Düşünen. 3. Bildiren, bildirici.

NATIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Natık).

NÂYAB: (Fars.) - Bulunmaz. Benzeri olmaz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NAYMAN: (Moğ.) Er. - Sekiz. Batı Moğolistan'da yaşayan sekiz kabileden oluşan Türk topluluğu.

NAZ: (Fars.) Ka. 1. Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. 2. Bir şeyi beğenmiyormuş gibi gözükme. Şımarıklık. 3. Yalvarma, rica.

NAZAN: (Fars.) Ka. - Nazlı.

NAZENDE: (Fars.) Ka. - Naz edici, nazlı, hoş edalı.

NAZENİN: (Fars.) Ka. 1. Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. 2. Narin ince yapılı.

NAZIDİL: (Fars.) Ka. - Gönül nazı, gönül cilvesi.

NAZIM: (Ar.) Er. - Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.

NÂZIME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazım).

NAZIR: (Ar.) Er. 1. Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. 2. Vekil bakan. 3. Bir yüzü bir tarafa yönelik olan.

NAZİF: (Ar.) Er. - Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli.

NAZİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazif).

NAZİK: (Fars.) Ka. 1. İnce, narin. 2. Terbiyeli, saygılı. 3. Güzel zarif.

NAZİL: (Ar.) Er. - Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.

NAZİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nazil).

NAZİR: (Ar.). - Er. 1. Taze. 2. Altın. 3. Benzer eş.

NAZİRE: (Ar.) Ka. 1. Örnek karşılık. 2. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali.

NAZLAN: (Tür.) Ka. - Kendini beğendir, nazlı ol.

NAZLI: (Tür.) Ka. - Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili.

NAZLIGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Nazlı).

NAZLIHAN: (Tür.) Ka. - (bkz. Nazlı.)

NAZMİ: (Ar.) Er. - Dizme, tertib etme, sıraya koyma. Sıra, tertip. - Vezinli, kafiyeli söz.

NAZMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Naz-mi).

NAZRA: (Ar.) Ka. - Bir tek bakış.

NAZRET: (Ar.) - Tazelik. 2. Bakma, bakış. 3. İdare, reislik. 4. Nazırlık. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEBA: (Ar.) - Haber. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEBAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

NEBÂHAT: (Ar.) Ka. 1. Şan, şeref, onur. 2. Şan, şeref sahibi.

NEBÂLET: (Ar.) Ka. 1. Zekilik. 2. Büyüklük, ululuk. 3. Cömertlik.

NEBİ: (Ar.) Er. - Haberci. Peygamber.

NEBİH: (Ar.) Er. - Namlı, şerefli.

NEBİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nebih).

NEBİL: (Ar.) Er. 1. Yüksek meziyet ve onur sahibi. 2. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli.

NEBİLE: (Ar.) Ka. - (bkz, Nebil).

NEBİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nabiye).

NECÂBET: (Ar.) Er. - Soyluluk, soy temizliği.

NECAETTİN: (Ar.) Er. - Dine girip hidayete eren, kurtulan.

NECÂH: (Ar.) Er. - İsteğine ulaşma. Kurtulma. İhtiyaçlarını temin edebilmek.

NECAT: (Ar.) Er. - Kurtulma, kurtuluş. Selamet.

NECATİ: (Ar.) Er. - Kurtulmaya mensup, kurtuluşla ilgili. Necati: 15 asır meşhur Osmanlı şairi olup asıl adı İsa'dır.

NECCAR: (Ar.) Er. - Dülger. Marangoz. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

NECDET: (Ar.) Er. - Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak.

NECEF: (Ar.) Er. - Yüksek, sırt tepe, tümsek. Kufe civarlarında Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu yer.

NECİB: (Ar.) Er. 1. Soyu sopu temiz pak olan kimse. 2. Asilzade, kıymetli, üstün. 3. Güzel ahlak sahibi. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

NECİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necip).

NECİD: (Ar.). - Yüksek yayla. Arabistan'ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan yüksek kısım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NECİL: (Ar.) Er. - Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl.

NECİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necil).

NECİY: (Ar.) Er. - Sırdaş.

NECİYULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kurtuluş verdiği kişi. Hz. Peygamberin isimlerinden.

NECLA: (Ar.) Ka. - Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil.

NECMİ: (Ar.) Er. - Yıldızla ilgili. Necmüddin: Dinin yıldızı. - Dilimizde "Necmettin" şeklinde kullanılmaktadır.

NECMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Necmi).

NECVE: (Ar.) Ka. - Tümsek ve yüksek yer.

NEDA: (Ar.). - Çiğ, nem rutubet, (bkz. Şebnem). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEDİM: (Ar.) Er. 1. Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. 2. Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatlı konuşan. - Nedim: Osmanlı şairlerinden. Asıl adı Ahmed'tir. Lale devri şairlerindendir.

NEDİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nedim). -Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanımlarının yardımcıları.

NEDRET: (Ar.). - Azlık, seyreklik, az bulunurluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEDVE: (Ar.) Er. - Görüşme konuşma. Daru'n-Nedve'. Cahiliyye zamanında Mekke'de, kabile işlerini konuşmak için yapılmış olan meşhur bina.

NEFASET: (Ar.) Ka. - Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik.

NEFER: (Ar.) Er. 1. Bir adam, tek kişi. 2. Er, asker.

NEFİ: (Ar.) Er. - Çıkar ile ilgili faydacı, menfaat, kâr. - Nefi', Divan edebiyatının başarılı şairlerindendir. 4. Murad zamanında yaşamıştır.

NEFİS: (Ar.) Ka. - Çok hoş, hoşa giden, beğenilen.

NEFİSE: (Ar.) Ka. - Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen.

NEHÂR: (Ar.) Ka. -Gündüz.

NEHİB: (Ar.) Er. 1. Dehşet, korku. 2. Yağmacı, çapulcu. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

NEHİR: (Ar.) Ka. - Akarsu, ırmak. Çok bol su.

NEHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nehir).

NEHRİ: (Ar.) Er. - Nehirle ilgili, nehire ait.

NEJAD: (Fars.) Er. - Soy, nesil.

NEMA: (Ar.) Ka. 1. Artma, çoğalma. 2. Büyüme, uzanma. 3. Faiz.

NEMİR: (Ar.) Ka. - Tatlı su.

NEMRUD: (Ar.) Er. - Babil'in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640'ta yaşamış Hz. İbrahim'i ateşe attırmıştır. Babil kulesinin onun zamanında yapıldığı söylenmektedir. -İsim olarak kullanılmaz.

NEPTÜN: (Lat.) Er. - Güneşe yakınlığı 8. sırada olan gezegen.

NERGİS
frown.gif
Fars.) Ka. - Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan ve beyaz san nevilesi de olan bir süs çiçeği.

NERİM: (Fars.) Er. - Pehlivan, yiğit, bahadır.

NERİMAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Nerim). - Rüstem'in dedesi olan Şam'ın babası.

NERMİ: (Fars.) Er. - Yumuşak, gevşeklik.

NERMİN: (Fars.) Ka. - Yumuşak.

NESEFİ: (Ar.) Er. - Yapı ustası.

NESİB: (Ar.) Er. - Soylu, soyu temiz baba.

NESİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nesib).

NESİF: (Ar.) Er. - İki kişi arasında olan sır.

NESİL: (Ar.) Er. - Aynı çağda, aynı yaşta bulunan kimselerin tümü, kuşak.

NESİM: (Ar.) Er. 1. Hafif rüzgar. 2. Hoş, mülayim insan.

NESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Nesim).

NESLİ: (Ar.) Ka. - Nesle ait, soya ait.

NESLİGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen.

NESLİHAN: (a.f.i.) Ka. - Han nesline ait, hanın soyundan.

NESLİŞAH: (a.f.i.) Ka. - Şah soyundan gelen.

NESRİN: (Fars.) Ka. - Yaban gülü Ağustos gülü. Mısır gülü. Van gülü.

NEŞTERİN: (Fars.) Ka. - Ağustos gülü, yaban gülü.

NEŞAT: (Ar.) Er. - Sevinç, neşe, şenlik, keyif. İran şairlerinden birisinin adı.

NEŞET: (Ar.) Er. 1. Meydana gelme, gelişme. 2. Kaynak olma, bir mecradan çıkış. Neşet: 19. yy. Türk şairlerinden biri.

NEŞE: (Ar.) Ka. - Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif.

NEŞECAN: (a.t.i.) Ka. - Canın neşesi, mutluluğu.

NEŞEGÜL: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Neşe).

NEŞENUR: (Ar.) Ka. - Işık saçan neşe, sevinç. - (bkz. Neşe).

NEŞEVER: (a.t.i.) Ka. - Çok neşeli.

NEŞİD: (Ar.) Er. - (bkz. Neşide).

NEŞİDE: (Ar.) Ka. - Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra.

NEŞVE: (Ar.) Ka. - Sevinç.

NEVA: (Fars.) Ka. 1. Ses, şada, makam, ahenk, name. 2. Refah, zenginlik. Güç, kudret. 3. Doğu müziğinde bir makam.

NEVADİR: (Ar.). - Az bulunan şeyler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVÂL: (Ar.). 1. Talih, kısmet. 2. Bahşiş, bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVAZ: (Fars.) Er. - Okşayan, okşayıcı.

NEVBAHAR: (Fars.) Ka. - İlkbahar. Yeni bahar.

NEVBAHT: (f.a.i.) Ka. - Yeni şansı açılmış, şansı açık.

NEVBAR: (Fars.) Ka. 1. Genç kız. 2. Turfanda çıkan meyve ve çiçek.

NEVBARE: (Fars.) Ka. - Turfanda yemiş. Taze yeşillik.

NEVCİ: (Fars.) Er. - Makam, ahenk ve nasip ile ilgili. Ali Şakir'in lakabı.

NEVCİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı.

NEVEDA: (Fars.) Ka. - Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim.

NEVESER: (Fars.). - Türk müziğinde birleşik bir makam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVFEL: (Ar.) Er. - Deniz. (bkz. Derya). Sahabe isimlerindendir.

NEVGÜL: (Fars.) Ka. - Yeni açılmış gül.

NEVHAYAT: (f.a.i.) Ka. - Yeni hayat, yeni yaşam.

NEVHİZ: (Fars.) Er. - Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış.

NEVİDE: (Ar.) Ka. - İyi, sevinçli haber.

NEVİN: (Fars.) Ka. - Yepyeni, yeni şey, yeni olan.

NEVİNUR: (Fars.) Ka. - Renk ışık.

NEVİR: (Ar.) Ka. 1. Parlaklık. 2.Ağaç çiçeği.

NEVİT: (Fars.) Er. - İyi, sevinçli haber, müjde.

NEVNİHAL: (Fars.) Ka. - Taze fidan, ağacın taze sürgünü.

NEVRA: (Ar.) Ka. 1. Işıklı olma, parlaklık. 2. Çiçek, özellikle beyaz çiçek.

NEVRED: (Fars.). - Gezen, dolaşan, yol alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ışığı, aydınlığı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

NEVRES: (Fars.). - Yeni yetişen, yeni biten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVRESTE: (Fars.) Ka. - (bkz. Nevres).

NEVRİYE: (Ar.) Ka. - Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili.

NEVRUZ: (Fars.) Ka. 1. Yeni gün. 2. İlkbahar başlangıcı. 3. Türk müziğinin makamlarından.

NEVSAL: (Fars.) Er. - Yeni yıl.

NEVSALE: (Fars.) Ka. - Genç, taze, küçük.

NEVŞAH: (Fars.) Er. 1. Yeni dal. 2.Yeni bilmiş geyik boynuzu.

NEVZAD: (Fars.) Er. - Yeni doğmuş. Yeni doğan. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

NEVZAR: (Fars.). - Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEVZENİN: (Fars.). - Yeni tarz yeni yöntem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NEYYİR: (Ar.) Er. - Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş.

NEYYİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Neyyir).

NEYZEN: (Fars.) Er. - Ney çalan kimse.

NEZAFET: (Ar.) Ka. - Temizlik, paklık.

NEZÂHAT: (Ar.) Ka. - Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.

NEZÂKET: (Fars.) Ka. 1. Naziklik. 2. Zariflik, incelik. 3. Terbiye. 4. Ehemmiyet.

NEZİH: (Ar.) Er. - Temiz, pak.

NEZİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nezih).

NEZİHİ: (Ar.) Er. - Temizlik, saflık, incelikle ilgili.

NEZİR: (Ar.) Er. 1. Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim'e) yöneltmek için Allah'ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. 2. (Fıkıh'ta) Adak, dilek, tahsis. 3. Kendisini Allah yoluna adayan kişi. Kur'an'da 40'tan fazla yerde geçmektedir. Hz. Peygamberin isimlerinden.

NEZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Nezir).

NEZZAM: (Ar.) Er. - Nizam veren düzenleyen.

NİDA: (Ar.) Ka. 1. Çağırma, bağırma, seslenme. 2. Ses verme.

NİGAH: (Fars.) Ka. 1. Bakış, bakma. 2. Göz.

NİGAR: (Fars.) Ka. 1. Resim. 2. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. 3. Sevgili. 4. Türk musikisinde bir makam. Nigar Hanım: Meşhur kadın şairlerdendir. Osman Paşa'nın kızıdır.

NİHAD: (Fars.) Er. - Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

NİHAL: (Fars.) Ka. 1. Sevgili. 2. Taze, düzgün fidan, sürgün.

NİHALE: (Ar.) Ka. 1. Yeni yetişmiş, düzgün, fidan. 2. Avcı, korkuluğu. 3. Döşeme, döşenecek şey.

NİHAN: (Fars.) Ka. - Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen.

NİHAVEND: (Fars.) Ka. 1. İran'ın batı yöresinde ünlü bir kent. 2. Musikide bir makam.

NİHAYET: (Ar.). 1. Son. Sonunda. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NİJAD: (Fars.) Er. - Soy, nesil, ne-seb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad).

NİKÂN: (Fars.) - İyiler, hoşlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NİKBİN: (Fars.) Ka. - İyimser.

NİKHU: (Fars.) - İyi huylu, huyu güzel. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

NİL: (Ar.) Ka. 1. Çivit otu. 2. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir.

NİLAY: (Ar.) Ka. - İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri.

NİLGÜN: (Fars.) Ka. - Çividî, çivit renginde, lacivert.

NİLHAN: (Ar.) Ka. - Nil havzası hanlarından.

NİLSU: (Tür.) Ka. - (bkz. Nil).

NİLÜFER: (Fars.) Ka. - Çiçek adı.

NİMET: (Ar.) Ka. 1. İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. 2. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. 3. Saadet, mutluluk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NİMETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nimeti.

NİMRE: (Ar.) Ka. - Dişi kaplan.

NİSA: (Ar.) Ka. 1. Kadınlar. 2. Kur'an-ı Kerim'in 4. suresi.

NİSAN: (Süry.) Ka. 1. Bolluk, bereket, cömertlik. 2. İlkbaharın 4. ayı.. 3. Sur.

NİŞAN: (Fars.) Er. 1. İm, iz, belirti. 2. Amaç, hedef. 3. Tuğra, madalya.

NİŞANBEY: (f.t.i.) Er. - (bkz. Nişan).

NİYAZ: (Fars.) Er. 1. Yalvarma, yakarma. Dua. 2. Bazı tarikatlarda küçüğün büyüğe karşı olan selam, saygı ve duası. 3. İhtiyaç, muhtaçlık.

NİYAZİ: (Fars.) Er. 1. (bkz. Niyaz). 2. Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili. Türk mutasavvıflarından birisi. 18. yy.'da yaşamıştır.

NİZAM: (Ar.) Er. 1. Dizi, sıra. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. 2. Kanun*lar. 3. Hindistan'daki küçük devletlerin hükümdarlığı. Nizamüddin: Dinin nizamı, düzeni. - Dilimizde "Nizamettin" olarak kullanılır.

NİZAMİ: (Ar.) Er. 1. Usulüne uygun, terkipli, düzenli. 2. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili. Nizami; İran'ın en büyük şairlerinden olup, Genceli'dir.

NUH: (Ar.) Er. - Nuh peygamber. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden baştan 3. sırada gelen kişi. Zamanında Nuh tufanı olmuştur. Kur'an-ı Kerim'in 71. suresinin adı.

NUHAYLE: (Ar.) Er. - İrak'ta, Kufe'ye yakın bir mevki.

NUHBE: (Ar.) Ka. - Herşeyin seçilmişi, seçkin, seçilmiş, aydınlanmış.

NUHCAN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nuh).

NUHİ: (Ar.) Er. - Nuh'a ait, Nuh ile ilgili. Pek eski.

NUMAN: (Ar.). 1. Kan. 2. Gelincik. Hanefi Mezhebi'nin imamı, Nu'man b. Sabit.

NUR: (Ar.) Ka. 1. Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2. Mekke'deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz. Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz. Osman'a verilen unvan, onur sahibi. Kur'an-ı Kerim'in 24. suresinin adı.

NURAL: (a.t.i.) Ka. - Nur, ışık al, ışıklı ol.

NURALEM: (Ar.) Ka. - Evrenin nuru, alemi aydınlatan.

NURALP: (a.t.i.) Er. - Nurlu, yiğit.

NURAN: (Fars.) Ka. - Işıklı. Nurlu, nura ait.

NURANİ: (Fars.) Er. - Işıklı, ışık saçan. Saygı uyandıran, nurlu.

NURATAY: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nuralp).

NURAY: (a.t.i.) Ka. - Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem.

NURBAKİ: (Ar.) Er. - Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah.

NURBANU: (a.f.i.) Ka. - Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. - Nur ve ba-nu'dan birleşik isim.

NURBAY: (a.t.i.) Er. - Nurlu, aydınlık kimse.

NURCAN: (a.t.i.) Ka. - Canlı, neşeli, hayat dolu.

NURCİHAN: (a.f.i.) Ka. - Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. Türk-Hind imparatoru Cihangir'in zevcesi.

NURCİVAN: (a.f.i.) Er. 1. Parlak, neşeli, genç. 2. Mert, gözüpek, genç.

NURÇİN: (a.f.i.) Ka. - Nur toplayan, ışık derleyen,

NURDAĞ: (a.t.i.) Er. - Nurdağı, Nurdan dağ.

NURDAN: (a.t.i.) Ka. - Nur'a ait, nurdan yapılmış.

NURDANAY: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurdan).

NURDİL: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı gönül.

NURDOĞAN: (a.t.i.) Ka. - Nurlu insan.

NUREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin nuru, ışığı.

NUREFŞAN: (a.f.i.) Ka. - Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan. -Nur ve efşan kelimelerinden birleşik isim.

NUREL: (a.t.i.) Ka. - Nurlu el.

NURER: (a.t.i.) Er. - Nurlu insan.

NURERSİN: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nurer).

NURFER: (a.f.i.) Ka. - Işık ve aydınlık.

NURFİDAN: (a.f.i.) Ka. - Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım.

NURGÖK: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık gökyüzü.

NURGÜL: (Fars.) Ka. - Gülün en parlak olanı.

NURGÜN: (a.t.i.) Ka. 1. Nurlu gün, ışıklı gün. 2. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması.

NURHAN: (a.t.i.) Ka. - Nur'un yöneticisi, hakimi.

NURHİLAL: (Ar.) Ka. - (bkz. Nuray).

NURİ: (Ar.) Er. - Nura ait, nurla ilgili.

NURİNİSA: (Ar.) Ka. - Nurlu kadın.

NURIŞIK: (a.t.i.) Ka. - Bol ışık, aydınlık.

NURİYYE: (Ar.) Ka. - Rufai tarikatı şubelerinden biri.

NURKAN: (a.t.i.) Er. - Temiz, berrak soydan gelen.

NURKUT: (a.t.i.) Er. - (bkz. Nurkan).

NURMAH: (Fars.) Ka. - Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu.

NURMELEK: (Ar.) Ka. - (bkz. Melek).

NURNİGAR: (a.f.i.) Ka. - Işıklı, aydınlık, sevgili.

NUROL: (a.t.i.) Er. - Nurlu ol, ışıklı ol.

NURPERİ: (a.f.i.) Ka. - Işıklı, peri kadar güzel.

NURSABAH: (Ar.) Ka. - Aydınlık sabah.

NURSAÇ: (a.t.i.) Ka. - Işık saç, aydınlat.

NURSAL: (a.t.i.) Er. - Işık saç, aydınlat.

NURSEL: (a.t.i.) Ka. - Nur, ışık seli akışı.

NURSELİ: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursel).

NURSEMA: (Ar.) Ka. - Işıklı, aydınlık gökyüzü.

NURSEN: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı, kişi, insan.

NURSENİN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursen).

NURSER: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan.

NURSEREN: (Ar.) Ka. - (bkz. Nurser).

NURSEV: (a.t.i.) Ka. - Işığı sev.

NURSEVİL: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursev).

NURSİM: (Fars.) Ka. - Aydınlık ve gümüş gibi parlak.

NURSİMA: (Fars.) Ka. - Işıklı, aydınlık yüz.

NURSİNE: (Fars.) Ka. - Işıklı, aydınlık yürek.

NURSU: (a.t.i.) Ka. - Nurlu su.

NURSUN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurser).

NURŞAH: (Fars.) Er. - Parlak hükümdar.

NURŞEN: (Fars.) Ka. - Çok çok ışıklı, neşeli insan.

NURTAÇ: (a.t.i.) Er. - Nurdan taç.

NURTAN: (a.t.i.) Er. - Işıklı tan.

NURTANE: (a.t.i.) Ka. - Nurlu, biricik insan.

NURTEK: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nurtane).

NURTEKİN: (a.t.i.) Er. - Aydın ve güvenilir, emin.

NURTEN: (a.t.i.) Ka. - Beyaz, parlak, ten.

NURULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nuru.

NURVER: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursun).

NURVEREN: (a.t.i.) Ka. - (bkz. Nursun).

NURZAT: (Tür.) Er. - Nurlu, aydınlık kişi.

NURZEN: (a.f.i.) Ka. - Nurlu, ışıklı kadın.

NURZER: (Ar.) Ka. - Altın gibi parlak ışık, altın ışık.

NUSRET: (Ar.). 1. Yardım. 2. Allah'ın yardımı. 3. Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NUSRETTİN: (Ar.) Er. 1. Dinin yardım ettiği. 2. Dinin başarılı temsilcisi.

NUŞAT: (Fars.) Er. - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

NUŞİN:: (Fars.) Er. - Tatlı, hoş, güzel.

NUŞİREVAN: (f.h.i.) Er. - İran'da 531-579 yıllan arasında hükümdarlık etmiş ve doğruluğuyla şöhret bulmuş olan Sasani Şahı, "adil" lakabıyla anılır.

NUTKİ: (Ar.) Er. - Söz, lakırdı, konuşma. Nutuk, söylev, söyleyen.

NUYAN: (Fars.) Er. - Şehzade, prens.

NÜKHET: (Ar.) Ka. 1. Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. 2. Koku.

NÜVE: (Ar.). - Çekirdek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NÜVEYT: (Ar.). - Çekirdekçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

NÜVİD: (Fars.) Ka. - Müjde, muştu. Hayırlı haber. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Türk dil kuralı açısından son harf olan "d/t" olarak kullanılır.

NÜVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Nüvid).

NÜZHET: (Ar.). 1. Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. 2, Sevinç, ferahlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- O -

OBA: (Tür.) Er. 1. Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. 2. Genellikle bölmeli göçebe cadın. 3. Yabancı. 4. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. 5. Ova.

OBUZ: (Tür.) Er. 1. Su kaynağı. 2. Akarsulardan oluşan küçük derecik. 3. İki derenin birleştiği dar yer. 4. Karların erimesiyle oluşan ufak dere.

ODHAN: (Tür.) Er. - Atak, hareketli ve canlı lider.

ODKAN: (Tür.) Er. 1. Canlı, coşkulu kimse. 2. Ateş kanlı. 3. Atak. Delidolu

ODMAN: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.

OFLAS: (Tür.) Er. - (bkz. Oflaz).

OFLAZ: (Tür.). 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar uygun. 6. Cesur kabadayı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OFLAZER: (Tür.) Er. - Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.

OGAN: (Tür.). - (bkz. Okan).

OGANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

OGÜN: (Tür.). - Anımsanan belirli bir günde doğan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OĞANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

OĞANSOY: (Tür.) Er. - Oğan soy.

OĞUÇ: (Tür.) Er. 1. Oymak. Hısım, akraba. 2. Bereket.

OĞUR: (Tür.) Er. 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum.

OĞURALP: (Tür.) Er. - Samimi, içten yiğit.

OĞURATA: (Tür.) Er. - Uğurlu ata.

OĞUŞ: (Tür.) Er. - Erkek çocuk.

OĞUZ: (Tür.) Er. 1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.

OĞUZALP: (Tür.) Er. - Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.

OĞUZATA: (Tür.) Er. 1. Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. 2. Oğuz kahramanı.

OĞUZBALA: (Tür.) Er. 1. Oğuz çocuğu. 2. Yiğit gürbüz çocuk.

OĞUZBAY: (Tür.) Er. - Oğuz bay.

OĞUZCAN: (Tür.) Er. - Oğuz can.

OĞUZER: (Tür.) Er. - Oğuz er.

OĞUZHAN: (Tür.) Er. 1. Yiğit han, hakan. 2. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.

OĞUZKAN: (Tür.) Er. - Damarlarında Oğuz kanı taşıyan.

OĞUZMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse.

OĞUZTAN: (Tür.) Er. - Görkemli, aydınlık.

OĞUZTÜZÜN: (Tür.) Er. 1. Sağlam, yiğit. 2. Yumuşak huylu, sakin.

OKAN: (Tür.) Er. 1. Anlayışlı. Anlama, öğrenme. 2. Tanrı, oğuz.

OKANALP: (Tür.) Er. 1. Anlayışlı yiğit. 2. Tanrısal gücü olan yiğit.

OKANAY: (Tür.) Er. - Okan ay.

OKANDAN: (Tür.) Er. - Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği.

OKANER: (Tür.) Er. - (bkz. Okanalp).

OKATAN: (Tür.) Er. - Ok atan.

OKATAY: (Tür.) Er. - Ok atay.

OKAY: (Tür.). 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli. 3. Beğenme. 4. Satürn gezegeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OKBAŞ: (Tür.) Er. - Ok baş.

OKBOĞA: (Tür.) Er. - Hızlı ve boğa gibi güçlü.

OKBUDUN: (Tür.) Er. - Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.

OKCAN: (Tür.) Er. - Canlı, hareketli canı tez.

OKÇUN: (Tür.) Er. - Uzak, öte, uzakta bulunan.

OKDAĞ: (Tür.) Er. - Ok dağ.

OKDEMİR: (Tür.) Er. 1. Demir gibi sağlam ve atak. 2. Demirden yapılmış ok.

OKER: (Tür.) Er. - Hızlı, canlı, hareketli kimse.

OKERGÜN: (Tür.) Er. - Ok ergin.

OKGÜÇ: (Tür.) Er. - Ok gibi güçlü ve hızlı.

OKHAN: (Tür.) Er. - Hızlı, atak ve güçlü lider, han.

OKKAN: (Tür.) Er. - Ok kan.

OKMAN: (Tür.) Er. 1. Ok gibi hızlı, güçlü kimse. 2. Okçu. Kemankeş.

OKSAL: (Tür.) Er. - Ok sal.

OKSALMIŞ: (Tür.) Er. - Ok atmakla meşhur.

OKSAR: (Tür.) Er. - Ok atışına hazırlan.

OKSAY: (Tür.) Er. - Ok ve Say'dan birleşik isim.

OKSEV: (Tür.) Er. - Ok ve Sev'den birleşik isim.

OKSEVEN: (Tür.) Er. - Ok seven.

OKSU: (Tür.) Er. - Hızlı ve düzenli akan su.

OKŞAK: (Tür.) Er. 1. Benzeyiş. 2. Benzeyen, andıran.

OKŞAN: (Tür.) Ka. - Daima övülen, beğenilen insan ol.

OKTAN: (Tür.) Er. - Ok tan.

OKTAR: (Tür.) Er. - Ok tar.

OKTAY: (Tür.) Er. - Öfkeli, sinirli, kızgın.

OKTUĞ: (Tür.) Er. - Ok tuğ.

OKTUNA: (Tür.) Er. - Ok tuna.

OKTÜRE: (Tür.) Er. - Ok türe.

OKTÜREMİŞ: (Tür.) Er. - Ok türemış.

OKUŞ: (Tür.) Er. 1. Zeka, akıl, anlayışlılık (Öküs'ten). 2. Çağrı, davet.

OKUŞLU: (Tür.) Er. - Zeki, akıllı, anlayışlı.

OKUTAN: (Tür.) Er. - Eğitici, öğretmen.

OKUTMAN: (Tür.) Er. - Okutan, öğreten, öğretmen.

OKUYAN: (Tür.) Er. 1. Okumayı seven. 2. Çağıran, davet eden.

OKYALAZ: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı ve çabuk.

OKYAN: (Tür.) Er. - Ok yan.

OKYANUS: (Yun.) - Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OKYAR: (Tür.) Er. - Ok yar.

OKYAY: (Tür.) Er. - Ok yay.

OLCA: (Tür.) - Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLCAY: (Tür.) Ka. - Baht, talih, ikbal.

OLCAYTU: (Tür.) Er. - Bahtlı, şanslı, talihli.

OLCAYTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Olcaytu).

OLCUM: (Tür.) l. Eli işe yatkın, becerikli, usta. 2. Kendini olduğundan üstün gösteren. 3. Hekimlik taslayan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLDAÇ: (Tür.) Er. - Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.

OLGAÇ: (Tür.) Er. - Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.

OLGUN: (Tür.) - Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLGUNAY: (Tür.) - Olgunay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

OLGUNER: (Tür.) Er. - Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.

OLGUNSOY: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen.

OLGUNSU: (Tür.) Er. - Olgunsu

OLSAR: (Tür.) Er. - Adın duyulsun.

OMAÇ: (Tür.) - Hedef, gaye, amaç. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OMAY: (Tür.) 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONAR: (Tür.) - Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONARAN: (Tür.) Er. 1. Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. 2. Başaran, bitiren.

ONAT: (Tür.) 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaratılışlı. 3. Doğru, dürüst nitelikli. 4. Kolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONATKAN: (Tür.) Er. - Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.

ONATSÜ: (Tür.) Er. - Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.

ONAY: (Tür.). -Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONBULAK: (Tür.) Er. - On bulak.

ONGAR: (Tür.) Er. - Kurtuluş.

ONGAY: (Tür.) Er. - Kolay.

ONGU: (Tür.) Ka. 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.

ONGUN: (Tür.) 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol, Bayındır. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONGUNALP: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.

ONGUNER: (Tür.) Er. - Gelişmiş, gürbüz genç.

ONGUNSU: (Tür.) Er. - Bol ve gür akan su.

ONGÜNER: (Tür.) Er. - Ongün-er.

ONGÜNEŞ: (Tür.) Er. - Ongün-eş.

ONUK: (Tür.) Er. - Sevgili, aziz.

ONUKER: (Tür.) Er. - Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer.

ONUKTEKİN: (Tür.) Er. - Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan.

ONUL: (Tür.) - İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONULTAN: (Tür.) Er. - İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan.

ONUR: (Tür.) Er. 1. İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.

ONURAD: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış ad.

ONURAL: (Tür.) Er. - Şan, şeref kazan.

ONURALP: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.

ONURHAN: (Tür.) Er. - Onurlu han, hükümdar.

ONURKAN: (Tür.) Er. - Onurlu, soylu kandan gelen.

ONURSAL: (Tür.) Er. - Onurla ilgili. Saygı için verilen san.

ONURSAN: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış, şerefli.

ONURSAY: (Tür.) Er. - Onur say.

ONURSEV: (Tür.) Er. - Onur sev.

ONURSOY: (Tür.) Er. - Onurlu soydan gelen.

ONURSU: (Tür.) Er. - Onur su.

ONURSÜ: (Tür.) Er. - Onurlu asker.

ORAK: (Tür.) Er. 1. Ekin biçme zamanı, hasat. 2. Ekin biçme aracı.

ORAL: (Tür.) Er. - Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.

ORALMIŞ: (Tür.) Er. Kale, şehir almış.

ORAN: (Tür.) Er. 1. Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. 2. Tahmin. 3. Anlayışlı. 4. Abartma, abartı. 5. Özel işaret, nişan.

ORAY: (Tür.) 1. Ateş gibi kızıl renkte ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ORBAY: (Tür.) Er. - Ordu komutanı. Ordu beyi.

ORBEK: (Tür.) Er. - Şehir beyi.

ORBEY: (Tür.) Er. - Bekçi muhafız.

ORCAN: (Tür.) Er. 1. Bey can. 2. Üstün, kıdemli kişi.

ORCANER: (Tür.) Er. - (bkz. Orcan).

ORÇUN: (Tür.) Er. - Ardıllar, halefler.

ORGUN: (Tür.) Er. - Gizli saklı.

ORGUNALP: (Tür.) Er. - Orgun alp.

ORGUNTAY: (Tür.) Er. - Orgun tay.

ORGÜL: (Tür.) Ka. - Ateş gibi kırmızı renkte gül.

ÖRGÜN: (Tür.) Er. - Sıcak gün.

ORGUNALP: (Tür.) Er. - Örgün alp.

ORHAN: (Tür.) Er. - Şehrin yöneticisi, hakimi. Orhan Gazi: Osmanlı imparatorluğunun ikinci padişahı.

ORHON: (Tür.) Er. - (bkz. Orhun).

ORHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da bir ırmak. 2. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3. Yüksek, yüce Hun anlamında.

ORKAN: (Tür.) Er. - Or kan.

ORKİDE: (Fran.) Ka. - Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi.

ORKUN: (Tür.) Er. - (bkz. Or hun).

ORKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu şehir.

ORKUTAY: (Tür.) Er. - Or kut ay.

ORTAÇ: (Tür.) Er. 1. Tepe, ozanların bulunduğu. 2. Mirasçı. 3. Veliaht. 4. Sıfat fiiller.

ORTAN: (Tür.) Er. - Ateş renginde kızıl tan.

ORTANCA: (Tür.) 1. Pek çok türü bulunan süs bitkisi. 2. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. İsim olarak kullanılmaz.

ÖRTÜN: (Tür.) Er. - Ortanca kardeş.

ORTUNÇ: (Tür.) Er. - Ateş renginde tunç.

ORUÇ: (Tür.) Er. - İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet. Savm. -Oruç Reis; Önceleri Cezayir'de olup daha sonra Osmanlı donanmasına katılan ünlü denizci.

ORUK: (Tür.) Er.l. Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. 2. Yol, çare, imkan.

ORUN: (Tür.) Er. 1. Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 2. Gizli, habersiz. 3. Huy, yaratılış.

ORUS: (Tür.) Er. - Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anla*mındadır.

ORUZ: (Tür.) Er. - Düşün, düşünce.

OSKAN: (Tür.) Er. - Akıllı.

OSKAY: (Tür.) - Neşeli, mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OSMAN: (Ar.) Er. 1. Bir tür kuş ya da ejderha. 2. Hz. Muhammed (s.a.s)'in damadı ve Hz. Ömer'den sonra devlet başkanı olan III. halife. 3. Osmanlı devletinin kurucusu, Osman Gazi.

OTAC: (Tür.). - Hekim, doktor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OTARAN: (Tür.) Er. - Hayvanları otlatan çoban.

OTAY: (Tür.) - Ateş renginde ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYA: (Tür.) Ka. 1. Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. 2. İnce, güzel, nazik.

OYAL: (Tür.) - Oy al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYALP: (Tür.) Er. - Oy alp.

OYANALP: (Tür.) Er. - Oğan alp. Güçlü yiğit.

OYHAN: (Tür.) Er. - Oy han.

OYKAN: (Tür.) Er. - Oy kan.

OYKUT: (Tür.) Er. - Oy kut.

OYLUM: (Tür.) 1. Vadi, koyak. Çukur, oyuk. 2. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYMAN: (Tür.) Er. - Görüş, düşünce sahibi.

OYTUN: (Tür.) 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYTUNÇ: (Tür.) Er. - Oy tunç.

OYUM: (Tür.) - Oymak işi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OZAN: (Tür.) Er. 1. Şiir yazan, şair. Halk şairi. 2. Şakacı, tatlı, güzel konuşan.

OZANALP: (Tür.) Er. - Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.

OZANER: (Tür.) Er. - Ozan er.

OZANSOY: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.

OZANSÜ: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan asker.

OZGAN: (Tür.) Er. - Öne geçen, kazanan, başarılı.
nokta.jpg




- Ö -

ÖCAL: (Tür.) Er..- Yapılan kötülü*ğün acısını çıkar, öcünü al.

ÖCALAN: (Tür.) Er. - İntikam alan.

ÖDÜL: (Tür.) l Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGE: (Tür.) 1. Çok akıllı. Yaşlı kimse. 2. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 3.. Hekim. 4. Ün, şöhret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGEDAY: (Tür.) Er. 1. Çok akıllı, bilgili. 2. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.

ÖGER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

ÖGET: (Tür.) - Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGETÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili Türk.

ÖĞÜN: (Tür.) 1. Kendini yücelt, gurur duy. 2. Zaman vakit. 3. Kez, defa. 4. Önde, ileride olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖĞÜT: (Tür.) - Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖKE: (Tür.) Er. - (bkz. Öge).

ÖKER: (Tür.) Er. - Akıllı kimse.

ÖKKEŞ: (Ar.) Er. 1. Erkek örümcek. 2. Bir dağ adı.

ÖKLÜ: (Tür.) Er. - Akıllı.

ÖKMEN: (Tür.) Er. - Akıllı, zeki, bilgili kimse.

ÖKMENER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

ÖKTEM: (Tür.) Er. - Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.

ÖKTEMER: (Tür.) Er. - (bkz. Öktem).

ÖKTEN: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.

ÖKTÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, güçlü Türk.

ÖMER: (Ar.) Er. - İslam Devleti'nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru'1-Faruk adını almıştır.

ÖMÜR: (Ar.) 1. Hayat müddeti, yaşama süresi. 2. Hayat, dirilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖMÜRAL: (a.t.i.) Er. - Uzun ömürlü ol.

ÖMÜRCAN: (a.t.i.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAL: (Tür.) Er. - İleri git, lider ol anlamında.

ÖNAY: (Tür.) - Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAYDIN: (Tür.) Ka. - Ön aydın.

ÖNCEL: (Tür.) 1. Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. 2. Bizden önce yaşamış olanlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNCÜBAY: (Tür.) Er. - Klavuz, rehber, önder kişi.

ÖNDER: (Tür.) - Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEL: (Tür.) - Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEN: (Tür.) - Hak, adalet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNER: (Tür.) 1. Önde gelen, başta gelen. 2. Yön. 3. Sıra. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGAY: (Tür.) - Jüpiter gezegeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGEL: (Tür.) Er. - Ağır başlı.

ONGEN: (Tür.) - Basan, zafer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜ: (Tür.) Er. 1. İlk, önce, önceki. 2. Direnme, inat.

ÖNGÜL: (Tür.) 1. Direnen, inatçı kimse. 2. Ön ayak olan, teşvik eden. 3. Kılavuz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜT: (Tür.) Er. 1. Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. 2. Hücum etmek için elverişli yer.

ÖNKAL: (Tür.) Er. - Ön kal.

ÖNNUR: (Tür.) Ka. - Ön nur.

ÖNSAL: (Tür.) Er. - Ön sal.

ÖNSOY: (Tür.) Er. - İlk soy.

ÖNÜR: (Tür.) - Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖREN: (Tür.) 1. Eski yapı ya da kent kalıntısı. 2. Şehir kent. Köy. 3. Bitek ova. 4. Ormanlık yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖRENEL: (Tür.) Er. - Cömert ve geniş el.

ÖRENER: (Tür.) Er. - Geniş, güven veren yiğit.

ÖRENGÜL: (Tür.) Er. - Yaban gülü.

ÖRGEN: (Tür.) Er. 1. Organ. 2. İnce halat, urgan.

ORSAN: (Tür.) Er. - Yüce adı olan.

ÖRSEL: (Tür.) Er. - Ör sel.

ÖTÜKEN: (Tür.) Er. 1. Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2. Moğolca'da yer Tanrıçası. - İsim olarak kullanılmaz.

ÖVEÇ: (Tür.) Er. - 2, 3 yaşındaki erkek koyun.

ÖVÜNÇ: (Tür.) - Övünmeye yol açan, övünülecek şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖYMEN: (Tür.) Er. - Evcimen, evine bağlı.

ÖZ: (Tür.) 1. Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. 2. Bir şeyin temel öğesi. 3. Kan bağı ile bağlı olan. 4. Katıksız, an. 5. Çay, dere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAK: (Tür.) Er. - Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.

ÖZAKAN: (Tür.) Er. - Öz akan.

ÖZAKAY: (Tür.) - Öz akay. Özü temiz kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAKIN: (Tür.) Er. - Öz akın.

ÖZAKINCI: (Tür.) Er. - Öz akıncı.

ÖZAKTUĞ: (Tür.) Er. - Beyaz tuğ.

ÖZAL: (Tür.) Er. - Öz al.

ÖZALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPMAN: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPSAN: (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle tanınan kimse.

ÖZALTAN: (Tür.) - Sabah seher vöaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTAY: (Tür.) Er. - Altaylara mensup. Öztürk.

ÖZALTIN: (Tür.) - Özü altın gibi değerli olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTUĞ: (Tür.) Er. - Kırmızı tuğ.

ÖZAN: (Tür.) Ka. - Öz an.

ÖZARI: (Tür.) - Arı gibi çalışkan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZARKIN: (Tür.) Er. - Öz arkın.

ÖZASLAN: (Tür.) Er. - Aslan gibi güçlü, soylu kimse.

ÖZATA: (Tür.) Er. - Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.

ÖZATAY: (Tür.) Er. - Özü herkesçe tanınan kimse.

ÖZAY: (Tür.). - Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.

ÖZAYDIN: (Tür.) - Özü temiz, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBAL: (Tür.) Er. - Balın özü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBALA: (Tür.) Er. - Öz çocuk.

ÖZBAŞ: (Tür.) Er. - Öz baş.

ÖZBAŞAK: (Tür.) Ka. - Öz başak.

ÖZBATU: (Tür.) Er. - Öz batu.

ÖZBAY: (Tür.) Er. - Yiğit, Türk Alpi.

ÖZBEK: (Tür.) 1. Yiğit, cesur, özü güçlü. 2. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. 3. Dere, çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBEKKAN: (Tür.) Er. - Özbek soyundan gelen.

ÖZBEN: (Tür.) - Soyluluk ve asalette öz, temel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBERK: (a.f.i.) Er. - Özü güçlü kimse.

ÖZBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Özbay).

ÖZBİL: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEK: (Tür.) - Güçlü bilek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEN: (Tür.) - Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGE: (Tür.) - Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGİN: (Tür.) - Öz bilgin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLİR: (Tür.) - Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİR: (Tür.) Er. - Soy, temel, asıl birliği.

ÖZBOĞA: (Tür.) Er. - Öz boğa.

ÖZCAN: (Tür.) - Candan, samimi, içten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZCANAN: (t.f.i.) Ka. - Kişiye en yakın, sevgili.

ÖZCEBE: (Tür.) Er. - Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.

ÖZÇAM: (Tür.) Er. - Öz çam.

ÖZÇELİK: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sert ve güçlü.

ÖZÇEVİK: (Tür.) Er. - Canlı, çevik, hareketli kimse.

ÖZÇIN: (Tür.) Er. - Özü doğru, saf, temiz kimse.

ÖZÇINAR: (Tür.) Er. - Öz çınar.

ÖZDAĞ: (Tür.) Er. - Öz dağ.

ÖZDAL: (Tür.) - Öz dal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDAMAR: (Tür.) Er. - Öz damar.

ÖZDEĞER: (Tür.) Er. - Bir şeyin gerçek değeri.

ÖZDEK: (Tür.) Er. 1. Temel, esas, kök. 2. İç, öz, çekirdek. 3. Madde.

ÖZDEL: (Tür.) - Hediye. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDEMİR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

ÖZDEN: (Tür.) 1. Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. 2. Özle, özvar-lıkla, gerçekle ilgili. 3. Suların geçtiği yer, su geçidi. 4. Özsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDENER: (Tür.) Er. - Özden er.

ÖZDEREN: (Tür.) Ka. - Öz deren.

ÖZDEŞ: (Tür.) - Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİL: (Tür.) Er. - Gönülden, içten.

ÖZDİLEK: (Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİLMAÇ: (Tür.) Er. - Tercüman, çevirmen.

ÖZDİNÇ: (Tür.) Er. - Özlü, canlı, dinç olan kimse.

ÖZDİNÇER: (Tür.) Er. - Özü canlı, dinç olan kimse.

ÖZDOĞA: (Tür.) Er. - Gerçek, bozulmamış tabiat.

ÖZDOĞAL: (Tür.) Er. - Öz doğal.

ÖZDOĞAN: (Tür.) Er. - Öz doğan.

ÖZDOĞRU: (Tür.) Er. - Özünden temiz, dürüst kimse.

ÖZDORU: (Tür.) Er. - Öz doru.

ÖZDORUK: (Tür.) Er. - Zirve. Yüksek şahsiyet.

ÖZDURAN: (Tür.) Er. - Öz duran.

ÖZDURDU: (Tür.) Er. - Öz durdu.

ÖZDURU: (Tür.) Er. - Özü duru, katıksız olan.

ÖZEK: (Tür.) 1. Güç. 2. Çalışkan. 3. Küçük dere. 4. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 5. Bir şeyin ortası. 6. Sel yarıntısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEKAN: (Tür.) Er. - Öze kan.

ÖZEL: (Tür.) - Öz el. l. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. 2. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEN: (Tür.) 1. Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. 2. İçerlek, tam orta, en içeride olan. 3. İlk söz. 4. Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZENAY: (Tür.) Ka. - Özen ay.

ÖZENDER: (Tür.) Er. - Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.

ÖZENGİN: (Tür.) Er. - Özü engin, geniş ve derin.

ÖZENGÜL: (Tür,) Ka. - Özen gül.

ÖZENİR: (Tür.) Ka. - Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan.

ÖZENLİ: (Tür.) Er. - Özenle çalışan kimse.

ÖZER: (Tür.) - Yiğit, doğru kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZERCAN: (Tür.) Er. - Özer can.

ÖZERDAL: (Tür.) Er. - Öz er dal.

ÖZERDEM: (Tür.) Er. - Bütün erdemleri özünde toplayan.

ÖZERDİM: (Tür.) Er. - Özüne erdim, ulaştım.

ÖZERDİNÇ: (Tür.) Er. - Özünde canlı, dinç olan erkek.

ÖZEREK: (Tür.) Er. - Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.

ÖZERHAN: (Tür.) Er. - Yiğit, cesur han.

ÖZERK: (Tür.) Er. - Kendi kendini yönetme yetkisi olan.

ÖZERKİN: (Tür.) Er. - Özgür, güçlü kimse.

ÖZERKMEN: (Tür.) Er. – Özünde güçlü olan.

ÖZERMAN: (Tür.) Er. - 1. Bir şeyi çok isteyen. 2. Pişmanlık duyan.

ÖZEROL: (Tür.) Er. - Gerçek yiğit ol.

ÖZERTAN: (Tür.) Er. - Öz ertan.

ÖZERTEM: (Tür.) Er. - Özünde erdemli olan.

ÖZGE: (Tür.). 1. Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. 2. İyi, güzel. 3. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. 4. Şakacı. 5. Cana yakın, sıcakkanlı. 6. Yürekli, gözü pek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGEBAY: (Tür.) Er. - İyi, güzel, yürekli erkek.

ÖZGEER: (Tür.) Er. - İyi güzel erkek.

ÖZGEN: (Tür.) - Özü geniş, rahat, sakin kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENALP: (Tür.) Er. - Sakin, ağırbaşlı yiğit.

ÖZGENAY: (Tür.) - (bkz. Özgenay). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENÇ: (Tür.) Er. - Öz genç.

ÖZGENER: (Tür.) Er. - (bkz. Özgenalp).

ÖZGER: (Tür.) - İyi, güzel kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGİRAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

ÖZGÜ: (Tür.) 1. Kutsal. 2. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜÇ: (Tür.) Er. - Temel güç. Ana kuvvet.

ÖZGÜL: (Tür.) Ka. 1. Özü gül gibi olan. 2. Özellikle bir türe ait olan.

ÖZGÜLAY: (Tür.) Ka. - Öz gül ay.

ÖZGÜLEÇ: (Tür.) - Güler yüzlü, içten gülen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜLER: (Tür.) Ka. - Öz güler.

ÖZGÜLÜM: (Tür.) Ka. - Öz gülüm.

ÖZGÜN: (Tür.) - Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNAY: (Tür.) Özgün ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNEL: (Tür.) Ka. - Üstün, kerem sahibi cömert el.

ÖZGÜNER: (Tür.) Er. - Öz güner.

ÖZGÜNEŞ: (Tür.) - Güneş gibi parlak ve kapsamlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜR: (Tür.) 1. Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜRCAN: (Tür.) Er. - Özgürlüğüne düşkün kimse.

ÖZGÜREL: (Tür.) Er. - Özgür davranan kimse.

ÖZGÜVEN: (Tür.) - Kendine güve*nen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZHAKAN: (Tür.) Er. - Hakan soyundan gelen.

ÖZHAN: (Tür.) Er. - Hükümdar soyundan gelen.

ÖZİL: (Tür.) - Gerçek ülke. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZİLHAN: (Tür.) Er. - Ülkenin hanı, reisi.

ÖZİLTER: (Tür.) Er. - Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.

ÖZİNAL: (Tür.) Er. - Gerçek arkadaş, dost.

ÖZİNAN: (Tür.) - Özden gelen inanç, iman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKAN: (Tür.) Er. - Temiz kan, soylu kimse.

ÖZKAR: (Tür.) Er. - Öz kar.

ÖZKAYA: (Tür.) Er. - Öz kaya.

ÖZKAYRA: (Tür.) Er. - İçten gelen bağış, iyilik.

ÖZKE: (Tür.) - Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKENT: (Tür.) Er. - Öz kent.

ÖZKER: (Tür.) Er. - Sağlam, temiz yürekli er.

ÖZKOÇ: (Tür.) Er. - Cesur, savaşkan yapılı..

ÖZKÖK: (Tür.) Er. 1. Esas, temel, kaynak. 2. Neslin geldiği soy ağacı.

ÖZKUL: (Tür.) Er. - Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.

ÖZKURT: (Tür.) Er. - Öz kurt.

ÖZKUT: (Tür.) Er. - Kutsanmış, kadr sahibi.

ÖZKUTAL: (Tür.) Er. - Gerçek mutluluk senin olsun.

ÖZKUTAY: (Tür.) Er. - Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.

ÖZKUTLU: (Tür.) Er. - Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.

ÖZKUTSAL: (Tür.) Er. - Öz kutsal.

ÖZLEK: (Tür.) 1. Toprağın özlü, verimli yeri. 2. Zaman. 3. Doğa üstü güç, felek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLEM: (Tür.) Ka. - Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret tahassür. Bir şeye karşı duyulan istek, meyil.

ÖZLEN: (Tür.) 1. Su kaynağı. Küçük dere. 2. Ağaç kökü. 3. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLÜ: (Tür.) Er. 1. Özü benliği olan. 2. İçten gerçek. 3. Verimli.

ÖZLÜER: (Tür.) Er. - Şahsiyet sahibi, olgun kişi.

ÖZMEN: (Tür.) - Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZMERT: (Tür.) Er. - Mert yapılı.

ÖZMUT: (Tür.) Er. - Yapısında mutluluk olan.

ÖZNUR: (Tür.) - Özü ışıklı, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZOĞUL: (Tür.) Er. - Öz oğul.

ÖZOĞUZ: (Tür.) Er. - Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait.

ÖZOK: (Tür.) Er. - Özü ok gibi güçlü olan.

ÖZOL: (Tür.) Er. - Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.

ÖZOZAN: (Tür.) Er. - Gerçek şair.

ÖZÖĞE: (Tür.) Er. - Bir şeyin aslı, özü.

ÖZÖNDER: (Tür.) Er. - Gerçek önder.

ÖZÖZ: (Tür.) - Gönlü geniş kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPALA: (Tür.) Er. - Pala gibi sert ve keskin kişilikli.

ÖZPEKER: (Tür.) Er. - Özünde çok güçlü olan yiğit.

ÖZPINAR: (Tür.) - Öz pınar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPOLAT: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sağlam olan.

ÖZPULAT: (Tür.) - (bkz. Özpolat).

ÖZSAN: (Tür.) - Adı duyulmuş ünlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEL: (Tür.). - Özle ilgili, öze ilişkin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSELEN: (Tür.) - Gerçek haber. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEVİ: (Tür.) - İçten gelen sevgi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSU: (Tür.) - Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSUNGUR: (Tür.) Er. - Sakin, soğukkanlı yapısı olan.

ÖZSÜ: (Tür.) Er. - Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.

ÖZSÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Özsü).

ÖZŞAHİN: (Tür.) Er. - Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.

ÖZŞAN: (Tür.) Er. - Öz şan.

ÖZŞEN: (Tür.) Er. - Şen yapılı.

ÖZTAN: (Tür.) Er. - Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.

ÖZTANIR: (Tür.) Er. - Gerçeği ayırabilen.

ÖZTARHAN: (Tür.) Er. - 1. Büyük nüfuz sahibi. 2. Komutan, han. 3. Toprak zengini. - (bkz. Tarhan).

ÖZTAŞ: (Tür.) Er. - Öz taş.

ÖZTAY: (Tür.) Er. - Öz tay.

ÖZTAYLAN: (Tür.) Er. - (bkz. Taylan).

ÖZTEK: (Tür.) Er. - Öz tek.

ÖZTEKİN: (Tür.) Er. - Yapısında emniyet ve güven taşıyan.

ÖZTEN: (Tür.) Ka. - Öz ten.

ÖZTİMUR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

ÖZTİN: (Tür.) Er. - Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

ÖZTİNEL: (Tür.) Er. - Öz tinel.

ÖZTİNER: (Tür.) Er. - Ruhsal yönden sağlıklı erkek. (bkz. Tiner).

ÖZTOYGAR: (Tür.) Er. - (bkz. Toygar).

ÖZTUNA: (Tür.) - (bkz. Tuna). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZTUNÇ: (Tür.) Er. - Özü tunç gibi güçlü olan.

ÖZÜAK: (Tür.) Er. - Özü tertemiz olan kişi

ÖZÜDOĞRU: (Tür.) Er. - Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.

ÖZÜM: (Tür.) - Kardeş gibi tutulup sevilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜN: (Tür.) 1. Hakkıyla kazanılmış ün. 2. Şiir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜPEK: (Tür.) Er. - Ruhen güçlü.

ÖZVER: (Tür.) Er. - Öz ver.

ÖZVERDİ: (Tür.) Er. - Öz verdi.

ÖZVEREN: (Tür.) Er. - Özveride bulunan, fedakar.

ÖZVERİ: (Tür.) - Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYAY: (Tür.) - Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYURT: (Tür.) - Anavatan, anayurt. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYUVA: (Tür.) - Ata evi, dönülecek asıl yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYÜREK: (Tür.) Er. - Güçlü korkusuz.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- P -

PADİŞAH: (Fars.) - Hükümdar.

PAHA: (Tür.) - Değer, fîat, eder, tutar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAKALIN: (f.t.i.) Er. - Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.

PAKAN: (Fars.) Er. 1. Temizler, anlar. 2. Veliler, ermişler, evliya.

PAKEL: (f.t.i.) Er. - İyi işler yapan, doğru kimse.

PAKER: (f.t.i.) Er. - Temiz, dürüst, iyi kimse.

PAKİZE: (Fars.) Ka. - Temiz, saf, halis, lekesiz.

PAKKAN: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen kimse.

PAKSAN: (f.t.i.) Er. - Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.

PAKSOY: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen.

PAKSU: (f.t.i.) Er. - Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.

PAKSÜT: (f.ı.i.) Er. - Sütü temiz.

PALA: (Tür.) Er. - Kısa ve geniş kılıç.

PALATEKİN: (Tür.) Er. - Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

PALATİMUR: (Tür.) Er. - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

PALAY: (Fars.) Er. - Yedek at.

PALAZ: (Tür.) Er. 1. Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2. Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3. Dağınık.

PALMİYE: (Fran.) Ka. - Süs olarak kullanılan bir nevi hurma ağacı.

PAMİR: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da yükseltisi 7000 m'yi geçen yüksek dağlık külle. 2. (Fars.) Dünyanın çatısı.

PAMİRHAN: (Tür.) Er. - Pamir han.

PAPATYA: (Tür.) Ka. - İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı kümeçli bir kır çiçeği.

PARLA: (Tür.) Ka. 1. Işık saç, ışılda. 2. Ün kazan, tanın.

PARLAK: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. Temiz. 2. Çok başarılı.

PARLANUR: (Tür.) Ka. - Nur gibi parla. Parla nur.

PARLAR: (Tür.) Ka. - Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir.

PARSA: (Fars.) Er. 1. Sofu, dinine bağlı. 2. İffetli, namuslu, temiz, doğru.

PARSBAY: (f.t.i.) Er. - Pars gibi güçlü ve çevik.

PARSHAN: ( f.t.i.) Er. - (bkz. Parsbay).

PARSKAN: ( f.t.i.) Er. - Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.

PAŞA: (Tür.) Er. 1. Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. 2.Uslu, ağırbaşlı.

PAYAM: (Tür.) Er. - Badem.

PAYAN: (Fars.) - Son nihayet. Uç, kenar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYE: (Fars.) 1. Aşama, rütbe, derece. 2. Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİDAR: (Fars.) 1. Saygın, rütbeli. 2. Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİZ: (Fars.) Er. - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

PAYZEN: (Fars.) Er. 1. Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2. Rençber.

PAZVANTI: (Fars.) Er. - Osmanlı devletinde, Rumeli bölgesinde gece bekçilerine verilen ad.

PEDÜK: (Tür.) Er. - Yüce, yüksek.

PEHLEVİ: (Fars.) Er. 1. Şehir. 2. Kahraman, yiğit.

PEHLİVAN: (Fars.) Er. 1. Güreşçi. 2. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

PEKAL: (Tür.) Er. - Pek al.

PEKALP: (Tür.) Er. - Güçlü, sert, kahraman yiğit.

PEKART: (Tür.) Er. - Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.

PEKAY: (Tür.) Ka. - Pek ay.

PEKDEĞER: (Tür.) - Çok değerli, çok kıymetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKDEMİR: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, demir gibi.

PEKEL: (Tür.) Er. - Güçlü el. Pek el.

PEKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.

PEKERGİN: (Tür.) Er. - Olgun kimse.

PEKGÖZ: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.

PEKİN: (Tür.) Er. - Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.

PEKİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Pekin).

PEKİNTÜRK: (Tür.) Er. - Pekin Türk.

PEKKAN: (Tür.) Ka. - Sağlam temiz kandan gelen. Soylu.

PEKOL: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, dayanıklı ol.

PEKÖZ: (Tür.) - Özü sağlam kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKŞEN: (Tür.) - Neşeli, şen-şakrak, mutlu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKTAŞI: (Tür.) Er. - Güçlü, sert taş.

PEKTAY: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam tay.

PEKTÜRK: (Tür.) Er. - Sağlam ve güçlü Türk.

PEKÜN: (Tür.) Er. - Tanınmış güçlü isim.

PEKÜSTÜN: (Tür.) Er. - Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

PELİN: (Tür.) Ka. - Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.

PELİT: (Tür.) - Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEMBE: (Tür.) Ka. - Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk.

PEMBEGÜL: (Tür.) Ka. - Pembe gül.

PERÇEM: (Fars.) Ka. 1. Kâkül. Yele. 2. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül.

PERDAH: (Fars.) Er. 1. Cila, parlaklık, parlama. Parlatma, parlaklık verme. 2. Budanmış asmadan yeni süren çubuk.

PEREN: (Fars.) Ka. - Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.

PERİ: (Fars.) Ka. 1. Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). 2. Güzel kadın veya kız.

PERİCAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Peri).

PERİDE: (Fars.) Ka. - Uçmuş, soluk, solmuş.

PERİHAN: (Fars.) Ka. - Peri padişahı. Büyücü.

PERİNÇEK: (Tür.) Er. - Özverili, fedakar, sadık.

PERİRU: (Fars.) Ka. - Peri yüzlü, çok güzel.

PERİVEŞ: (Fars.) Ka. - Peri gibi, çok güzel.

PERİZ: (Fars.) Er. 1. Bağırma, haykırma. 2. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.

PERİZAT: (Fars.) Ka. 1. Peri çocuğu. 2. Güzel, çok güzel.

PERİZE: (Fars.) Ka. 1. Kırmızı altın. 2. Ateşte pişirilen ekmek.

PERK: (Tür.) Er. - Katı, sert, güçlü berk.

PERKEL: (Tür.) Er. - Güçlü er.

PERKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse.

PERKİN: (Tür.) Er. - Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.

PERMUN: (Fars.) Ka. - Bezek, süs.

PERRAN: (Fars.) Ka. - Uçan, uçucu.

PERRİN: (Fars.) Ka. - Nezaket, nazlılık.

PERTAV: (Fars.) Er. 1. Atılma, sıçrama. 2. Uzağa düşen ok.

PERTEV: (Fars.) Er. - Işık. Parlaklık.

PERVA: (Fars.) 1. Korku. Çekingenlik. 2. İlgi, bağ.

PERVER: (Fars.) Er. - Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.

PERVİN: (Fars.) Ka. - Ülker süreyya.

PERVİZ: (Fars.) Er. 1. Üstün. 2. Elek. Süzgeç. 3. Balık. 4. Güzellik. Cilve. 5. İran hükümdarı Hüsrev'in lakabı.

PESEN: (Tür.) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PESENT: (Fars.) Ka. 1. Beğenen, beğenmiş. Beğenme, seçme. 2. Esmerleşmiş. 3. Altın, mat altın.

PESİN: (Fars.) - Sonraki, en son. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEŞİN: (Fars.) Er. - Keykubat'ın üçüncü oğlu.

PEŞREV: (Fars.) Er. 1. Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. 2. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.

PETEK: (Tür.) Ka. 1. Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan. 2. Minarenin şerefe ile külah arasındaki kısmı. Bacalarda külahın altındaki çıkıntılı kısım.

PEYAM: (Fars.) Er. - Haber, başkasından alınan bilgi, nebe.

PEYAMİ: (Fars.) Er. - Haberle, bilgi ile ilgili.

PEYDA: (Fars.) Ka. - Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.

PEYGAMBER: (Fars.) - Allah tarafından kullarına haber götürmekle görevlendirilmiş seçkin insan. Nebi, Rasul. - Yalnız Peygamberlere mahsus bir isimdir.

PEYKAN: (Fars.) Er. - Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.

PEYKE: (Fars.) Ka. - Kuru kanepe, tahta sedir.

PEYKER: (Fars.) Ka. - Yüz, surat.

PEYMA: (Fars.) Ka. - Ölçen, ölçücü.

PEYMAN: (Fars.) Er. - Yemin, and, ahd.

PEYMANE: (Fars.) Ka. - Büyük kadeh, şarap bardağı.

PEYREV: (Fars.). - Ardı sıra giden. Arkasından giden, izinden yürüyen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEYZAJ: (Fran.) Ka. - Kır resmi.

PINAR: (Tür.) Ka. - Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme. Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.

PIRILTI: (Tür.) Ka. - Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.

PIRLANTA: (hal.) Ka. - Değerli bir tür elmas.

PIRNAL: (Tür.) Ka. - Meşe ağacı çalısı.

PITIRCA: (Tür.) Ka. - Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği.

PİNHAN: (Fars.) Ka. - Gizli.

PİRANE: (Fars.) Er. - Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

PİRAYE: (Fars.) Ka. - Süs, zinet.

PİRUZ: (Fars.) Er. - Kutlu, hayırlı, uğurlu.

PİRUZE: (Fars.) Ka. - Mavi renkli ve değerli bir süs taşı.

PİYALE: (Fars.) Ka. - Kadeh, şarap bardağı.

PLATİN: (Lat.) Ka. - Beyaz ve çok değerli bir maden.

POLAT: (Fars.) Er. - Çelik. Güç, kuvvet.

POLATALP: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü yiğit.

POLATHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Polatalp).

POLATKAN: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü soydan gelen.

POLATKILIÇ: (Tür.) Er. - İyi cins çelikten yapılma kılıç.

POYRAZ: (Yun.) 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. 2. Kuzey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

POZAN: (Tür.) Er. - Üzüm bağı.

PÜRÇEK: (Tür.) Ka. - Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.

PÜRÇİN: (Fars.) Ka. - Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.

PÜRDİL: (Fars.) Er. - Yürekli, cesur.

PÜREN: (Tür.) Ka. - Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler. Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.

PÜRFER: (Fars.) Ka. - Çok parlak, aydınlık.

PÜSER: (Fars.) Er. - Oğul, erkek çocuk.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- R -

RABBANİ: (Ar.) Er. 1. Allahla ilgili. 2. Kendini bütün varlığıyla Allah'a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah'tan geleni kabul edip, O'nun dinine muhalif olana karşı çıkan.

RABIT: (Ar.) Er. - Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan.

RABITA: (Ar.) Ka. 1. İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2. Münasebet, ilgi. 3. Bağlılık, mensub olma. 4. Sıra, tertip, usul, düzen.

RABİ: (Ar.) Er. - Dördüncü.

RABİA: (Ar.) Ka. 1. Dördüncü. Saatteki salisenin 2. Tanzimattan sonra memurlukta kolağası derecesinde bir rütbe. 3. Ünlü kadın mutasavvuf.

RABİH: (Ar.) Er. - Yararlı, kazançlı, karlı.

RÂCİ: (Ar.) 1. Rica eden, yalvaran, dileyen. 2. Dönen, geri gelen. 3. Nis-bet ve ilgisi bulunan, dokunan.

RACİFE: (Ar.) Ka. - Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.

RACİH: (Ar.) Er. - Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf.

RACİYE: (Ar.) Ka. 1. Rica eden, yalvaran. 2. Umutlu.

RADİ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.

RADİFE: (Ar.) Ka. - Kıyamette üfürülecek surun ikincisi

RADİYE: (Ar.) Ka. - Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen.

RAFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi 2. ayet. Hadid suresi 27. ayette geçmekledir.

RAFEDDİN: (Ar.) Er. - İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RAFIZ: (Ar.) Er. - Bırakan, salıveren.

RÂFİ: (Ar.) Er. - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrafi'). Rafi' b. Hadic, sahabeden.

RAFİA: (Ar.) Ka. - Her çeşit ayaklık ve destek.

RAFİH: (Ar.) Er. - Rahat ve huzurlu yaşayan.

RAĞIB: (Ar.) Er. - Arzulu, isteyen, rağbet eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RAĞİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rağıb).

RAĞBET: (Ar.) Ka. - İstek, arzu. İstekle karşılama.

RAHATEFZA: (a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAHDAN: (Fars.) Er. - Yol bilen.

RAHE: (Ar.) Ka. - Avuç içi, el ayası.

RAHİ: (Ar.) Er. - Rahat, huzurlu, dingin.

RAHİLE: (Ar.) Ka. - Rahat, sakin.

RAHİM: (Ar.) Er. - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur'an'da 220 yerde zikredilmiştir. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrahim).

RAHİME: (Ar.) Ka. - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz. Rahim).

RAHİYE: (Ar.) Ka. - Bal arısı.

RAHMAN: (Ar.) Er. - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur'an-ı Kerim'de 55'ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'in 55. suresinin adıdır. - Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz. Abdürrahman).

RAHMANİ: (Ar.) Er. - Allah'tan gelen, kutsal, Allah'a özgü.

RAHMET: (Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAHMETİ: (Ar.) Er. - Rahmetle ilgili.

RAHMETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın esirgemesi, koruması.

RAHMİ. (Ar.) Er. - Acımayla ilgili.

RAHMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rahmi).

RAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parıltılı. Işıltı.

RAHŞENDE: (Fars.) Ka. - Parıldayan, parıldayıcı.

RAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen, gürüldeyen.

RAİDE: (Ar.) Ka. - Gürleyen bulut.

RAİF: (Ar.) Er. - Acıması olan, merhametli.

RAİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raif).

RAİK: (Ar.) Er. - Sade, saf, halis.

RAİKA: (Ar.) Ka. - Sade, saf, katışıksız.

RAKIM: (Ar.) Er. - Yazan, çizen. -Yükselti.

RAKİ: (Ar.) Er. - Namazda eğilen, rüku' eden. Kur'an-ı Kerim'de 4 yerde bu anlamda zikredilmiştir.

RAKÎB: (Ar.) Er. - Herhangi bir alanda üstünlük sağlamaya çalışan taraflardan herbiri. Koruyucu. "Görüp gözeten" Allah'ın isimlerinden.

RAKİD: (Ar.) Er. - Hareketsiz, durgun, yavaş.

RAKİDE: (Ar.) Ka. - Durgun, sessiz, hareketsiz.

RAKİK: (Ar.) Er. 1. İnce. Yufka yürekli. 2. Köle veya cariye.

RAKİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rakik).

RAM: (Fars.) Er. - İtaat eden, boyun eğen, kendisini başkasının emrine bırakan. -İki isimlerde kullanılır. Ramcan, Ramcanan gibi.

RAMAZAN: (Ar.) Er. - Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. Kur'an'da Bakara suresi 185. ayette ismi geçen ay ismi.

RAMİ: (Ar.) Er. - Atan, atıcı.

RAMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rami).

RAMİZ: (Ar.) Er. 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle simgelerle gösteren.

RAMİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ramiz).

RÂNÂ: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2. Arapça'da "er'an" kelimesinin mücnnesi olup "ahmak, sünepe kadın" demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

RASÂFET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık.

RASÂNET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık, melanet.

RASİ: (Ar.) Er. - Kımıldamayan, oynamayan, sabit. Lenger atmış olan, demir üzerinde bulunan gemi.

RASİA: (Ar.) Ka. - Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs.

RASİF: (Ar.) Er. 1. Sağlam dayanıklı. 2. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. 3. Taş, temel, rıhtım.

RASİFE: (Ar.) Ka. - Rıhtım, su içine yapılan set.

RASİH: (Ar.) Er. 1. Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan (kimse). Kur'an'da Rasihûn olarak geçer.

RASİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rasih).

RÂSİM: (Ar.) Er. - Resim yapan.

RÂSİME: (Ar.) Ka. 1. Âdet, töre. Merasim, tören. 2. Formalite.

RASİN: (Ar.) Er. - Sağlam, dayanıklı, güçlü.

RASİYE: (Ar.) Ka. - Büyük dağ.

RAST: (Fars.) 1. Sağ. 2. Haklı, doğru. Uygunluk. 3. Türk müziğinin en eski makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RASTAN: (Fars.) Er. - Doğru olanlar, haklı olanlar, haklılar.

RASTBİN: (Fars.) - Herşeyin doğrusunu gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RASTİ: (Fars.) Er. - Doğruluk, gerçeklik, istikamet.

RASTKÂR: (Fars.) Er. - Doğru adam.

RAŞAN: (Ar.) Ka. - Titreme, titreyiş.

RAŞİD: (Ar.) Er. 1. Olgun, ergin, akıllı. 2. Doğru yolda olan. 3. Hak din olan İslam'ı kabul eden. Kur'an'da Hucurat suresi ayet 7'de geçmektedir. Ayrıca 4 halife için Raşid halifeler denmiştir. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RAŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raşid).

RATİB: (Ar.) Er. 1. Sıralayan, düzenleyen (kimse). 2. Sabit, sağlam, yerleşmiş. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RATİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ratib).

RAUF: (Ar.) Er. - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır. -(bkz. Abdürrauf). Kur'an-ı Kerim'de 10'dan fazla yerde geçmektedir.

RAUFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rauf).

RAVEND: (Fars.) Er. - Kökleri ve sapları ilaç olarak kullanılan karabuğdaygillerden bir bitki.

RAVZA: (Ar.) Ka. - Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe. Ravza-i Mutahhara; Rasulullah'ın medfun olduğu mekan.

RAYET: (Ar.) - Bayrak. Sancak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAYİHA: (Ar.) Ka. - Güzel koku.

RAYİHAN: (a.f.i.) Er. - Han bayrağı, han sancağı.

RÂZÎ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. İslam dünyasında meşhur bir isimdir.

RAZİYE: (Ar.) Ka. - Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen.

REBAB: (Fars.) Ka. 1. Bir çeşit kemençe. 2. Arapça'da dostlar anlamına gelir. Hz. Hüseyin'in hanımının ismidir

REBİ: (Ar.) Er. - Bahar, ilkyaz.

REBİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rebi).

REBİYE: (Ar.) Ka. 1. Kış sonlarında yapılan ekim. 2. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.

RECA: (Ar.) Er. - Umut, umma. İstek, dilek.

RECAİ: (Ar.) Er. - İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. As-hab'ın kullandığı isimlerdendir.

RECEP: (Ar.) Er. 1. Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2. Gösterişli, haybetli.

REFAH: (Ar.) Ka. - Bolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak.

REFAHET: (Ar.) Ka. - Bolluk, gürlük.

REFAKAT: (Ar.) Ka. - Refildik arkadaşlık, yoldaşlık.

REFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid suresi 27. ayette geçmektedir.

REFETTİN: (Ar.) Er. - (bkz. Rafeddin).

REFHAN: (Ar.) Ka. - Varlık içinde yaşayan.

REFİ: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce, saygın.

REFİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refı).

REFİG: (Ar.) Er. - Bolluk ve rahat içinde geçinen.

REFİH: (Ar.) Er. - (bkz. Refhan).

REFİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refih).

REFİK: (Ar.) Er. 1. Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2. Koca. 3. Ortak. 4. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. Kur'an'da geçen bir isimdir.

REFİKA: (Ar.) Ka. - Eş, kan, zevce.

REFREF: (Ar.) 1. İnce, yumuşak kumaş. 2. Kenar saçağı. 3. Döşek, döşeme, minder, yastık. 4. Kuşu çok olan çimenlik. 5. Dallan salkım salkım olan ağaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REFTAR: (Fars.) Ka. - Salınarak, edalı yürüyüş.

REGAİP: (Ar.) 1. Çok istek gören, beğenilen. 2. Armağanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REHA: (Fars.) Er. 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. (Ar.) Bolluk, genişlik, varlık.

REHAMET: (Ar.) Ka. - Sesin ince, yavaş ve tatlı olması.

REHASET: (Ar.) Ka. 1. Tazelik, yumuşaklık. 2. Ucuzluk.

REHAVİ: (Fars.) Er. - Türk müziğinin en eski birleşik makamı.

REHAYİ: (Fars.) - Kurtulma, necat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REHBER: (Fars.) Er. - Yol gösteren, kılavuz.

REİS: (Ar.) Er. - Başkan, baş.

REKÂNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

REKİN: (Ar.) Er. - Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.

REKİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rekin).

REKİZ: (Ar.) Er. 1. Gizli, gömülü define. 2. Sağlam, adamakıllı.

REMİDE: (Fars.) Ka. - Ürkmüş, korkmuş.

REMİZ: (Ar.) Er. l. İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. 2. Alamet, amblem.

REMZİ: (Ar.) Er. - Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.

REMZİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Remzi).

RENÂN: (Ar.) Er. - İnleyen, çınlayan.

RENGİDİL: (Fars.) Ka. - Türk müziğinde bir makam.

RENGİN: (Fars.) Ka. 1. Renkli, parlak renkli. 2. Güzel, hoş. Süslü.

RENGİNAR: (Tür.) Ka. - Nar renginde olan.

RESÂ: (Fars.) Ka. - Yetişen, yetiştiren, erişen.

RESAİ: (Ar.) Er. - Süsler, süs.

RESAN: (Fars.) - Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RESANE: (Fars.) Ka. - Özlem, hasret.

RESANET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, metanet.

REŞAT: (Fars.) Er. - Layık, değer, yakışır.

REŞİDE: (Fars.) Ka. - Yetişmiş, olgunlaşmış, ermiş.

RESMİ: (Ar.) Er. 1. Devletle ilgili olan. 2. Törenle yapılan. 3. Çok ciddi.

RESMİGÜL: (Fars.) Ka. - Gül gibi güzel, gül biçiminde.

RESMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Resmi).

RESUL: (Ar.) Er. - Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatle gönderilen peygamber.

RESULHAN: (a.f.i.) Er. - Hükümdarların elçisi.

REŞAD: (Ar.) Er. 1. Doğru yolda, hak yolda yürüme. 2. Sultan Reşad; Osmanlı son dönem padişahlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

REŞİD: (Ar.) Er. 1. Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden. 2. İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. 3. Akıllı hareket eden doğru yolda giden. - Abdürreşid olarak kullanılır. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

REŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Reşid).

REŞİDUDDİN: (Ar.) Er. - Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi.

REŞİK: (Ar.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı.

REVA: (Fars.) Er. - Yakışır, uygun, yerinde.

REVAH: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde etmeden doğan neşe. 2. Güneş battıktan sonra gece oluncaya kadar geçen zaman.

REVAHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha'nın babası.

REVAHİ: (Ar.) Er. - Bal arıları.

REVAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen bulutlar.

REVAN: (Fars.) 1. Akan, su gibi akıp giden. 2. Ruh, can. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REVHA: (Ar.) Er. - Rahatlık. Gönül rahatlığı.

REVİŞ: (Fars.) Er. - Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol.

REVNAK: (Ar.) Ka. - Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.

REVZEN: (a.f.i.) Ka. - Pencere.

REYAN: (Ar.). - Herşeyin evveli, ilk zamanı, tazelik zamanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REYHAN: (Ar.) Ka. 1. Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi. 2. Rızık, geçimlik, rahmet anlamına da gelir.

REYYA: (Ar.) Ka. - Güzel koku, reyhan.

REYYAN: (Ar.) - Suya kanmış, suya doymuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REZAN: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, gururlu.

REZZAK: (Ar.) Er. - Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdürrezzak).

REZZAN: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlı, ağır, onurlu.

RIDVAN: (Ar.) Er. 1. Rıza, razılık, razı olma. 2. Cennet kapısında bekleyen melek. Kur'an'da 10'dan fazla yerde geçmektedir.

RIFAT: (Ar.) Er. - Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.

RIFKI: (Ar.) Er. - Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.

RIFKIYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rıfkı).

RIZA: (Ar.) Er. - Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, muvafakat, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere mukadderata boyun eğme.

RIZKULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın verdiği nimet. Nimetler veren Allah'ın kulu.

RİAYET: (Ar.) 1. Gütme, gözetme. 2. Sayma, saygı, itibar. 3. Ağırlama. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİCAL: (Ar.) Er. 1. Erkekler. 2. Onur sahibi kimseler.

RİKAB: (Ar.) Er. - Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RİKKAT: (Ar.) Ka. - İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu.

RİMAYET: (Ar.) Ka. - Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta.

RİNDAN: (Fars.) Ka. - Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.

RİSALE: (Ar.) Ka. 1. Mektup. 2. Kısa yazılmış, küçük kitap. 3. Dergi, mecmua.

RİSALEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin elçisi, peygamberi. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RİSALET: (Ar.) Er. - Elçilik. Peygamberlik.

RİVA: (Ar.) - Suya kanmışlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİYASET: (Ar.) - Reislik, başlık, baş olma, başkanlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİYAZ: (Ar.) Er. - Bahçeler, ağaçlık çimenlik yerler, ravza.

RİYAZET: (Ar.) - Nefis kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, perhizle, kanaatle yaşama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RUHAN: (Fars.) Ka. - Güzel kokan, güzel kokulu.

RUHANİ: (Fars.) Er. - Ruhla ilgili. Gözle görülmeyen.

RUHCAN: (Tür.) Er. - Ruh ve can isimlerinden bileşik isim.

RUHFEZA: (Tür.) Ka. - Yükselen ruh, yüksek ruh.

RUHİ: (Ar.) Er. - Ruhsal, ruhla ilgili.

RUHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ruhu, özü. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RUHİNUR: (f.a.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık yüzlü.

RUHİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Şen, neşeli, canlı kimse.

RUHİYE: ( Ar.) Ka. - (bkz. Ruhi).

RUHNEVAZ: (Fars.) Ka. 1. Ruh okşayan. 2. Türk müziğinde bir makam.

RUHSADE: (Fars.) Ka. - Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş.

RUHSAL: (Tür.) Ka. - Ruhla ilgili olan, ruhi.

RUHSAR: (Fars.) Ka. - Yanak. Yüz, çehre.

RUHSARE: (Fars.) Ka. - (bkz. Ruhsar).

RUHSAT: (Ar.) - İzin, müsaade. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RUHŞAN. - (Ar.) Er. - Yüce, üstün, şanlı, ruh.

RUHŞEN: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Ruhişen).

RUHUGÜL: (Ar.) Ka. - Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.

RUHUNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Ruhinur).

RUKİYE: (Ar.) Ka. - Büyüleyici, sihirleyici, efsun. Peygamberimizin kızlarından birinin adıdır.

RUŞEN: (Fars.) Er. - Aydın, parlak. Belli, aşikar.

RUŞENİ: (Fars.) Er. 1. Aydınlık, açıklık. Belli olma. 2. Bir tarikatın adı. Halvetiyyenin Ruşeni kolunun kurucusu olan Aydınlı Ömer Dede'dir.

RUZAN: (Fars.) Ka. - Günler, gündüzler.

RUZİ: (Fars.) Er. 1. Gündüze ait, gündüzle ilgili. 2. Rızık, azık, kısmet, nasip.

RUZİYE: (Fars.) Ka. - Gündüze ait, gündüzle ilgili.

RÜCUM: (Ar.) Er. - Akan yıldız.

RÜÇHAN: (Ar.) Er. - Üstünlük, üstün olma.

RÜKNEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin temel direği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RÜKNİ: (Ar.) Er. l. Bir şeyin en sağlam yanı. 2. Saygın, güçlü, önemli kimse

RÜKUNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

RÜSTEM: (Fars.) Er. - Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

RÜSTİ: (Fars.) Er. - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

RÜSUHİ: (Ar.) Er. 1. Sağlam, güçlü. 2. Becerikli, yetenekli.

RÜŞTÜ: (Ar.) Er. - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

RÜVEYDA: (Ar.) Ka. - Hoş, ince, nazik, Rüveyde.

RÜVEYDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyda).

RÜVEYHA: (Ar.) Ka. - Zariflik, incelik.

RÜVİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyde).

RÜYA: (Ar.) Ka. 1. Uyku sırasında görülen şey, düş. 2. Hayal, umut.

RÜYET: (Ar.) - Görme, seyretme, bakma, görüş. Basiret, isabetli düşünme hassası. Kalp gözüyle manevi alemi görme, müşahade. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RÜZGÂR: (Fars.) Er. 1. Zaman, devir. 2. Dünya, alem. 3. Talih. 4.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- S -

SAAD: (Ar.) Er. - Mutluluk, kutluluk.

SAADEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. - Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır.

SAADET: (Ar.) Ka. - Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık.

SABA: (Ar.) Er. - Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından.

SABAH: (Ar.) - Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SABAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelliği. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

SABÂHAT: (Ar.) Ka. - Güzellik, letafet.

SABAHNUR: (Ar.) Ka. - Sabah ışığı, aydınlığı.

SABBAR: (Ar.). 1. Çok sabırlı. 2. Atlas çiçeği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SABİ: (Ar.) Er.-Yedinci.

SABİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabi).

SABİH: (Ar.) Er. - Güzel, şirin.

SABİHA: (Ar.) Ka. - Güzel, latif, şirin.

SABİHAT: (Ar.) Ka. 1. Gemiler. 2. Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları.

SABİR: (Ar.) Er. 1. Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. 2. Acele etmeyen.

SÂBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabır).

SABİT: (Ar.) Er. 1. Değişmeyen, kımıldamayan. 2. Kanıtlanmış, anlaşılmış.

SABİTE: (Ar.) Ka. 1. Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. 2. Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar.

SABİYE: (Ar.) Ka. - Küçük kız çocuğu, küçük kız.

SABRİ: (Ar.) Er. - Sabırla ilgili, sabra ilişkin.

SABRİNNİSA: (Ar.) Ka. - Kadınların sabırlısı.

SABRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabri).

SACİD: (Ar.) Er. - Secde eden, alnını yere koyan.

SACİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sacid).

SAÇI: (Tür.) Ka. - Düğün armağanı. Gelinin başına saçılan şeker, arpa, para gibi şeyler.

SA'D: (Ar.) Er. - Kutlu, uğurlu. İyilik, kuvvetlilik. Ashab isimlerinden, Sa'd b. Ebi Vakkas. Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenmiş olanlar) dandır.

SADA: (Ar.) Ka. - Ses, yankı.

SADAK: (Tür.) Er. 1. Ok koymaya yarayan meşin torba. 2. Sabah yeli.

SADAKAT: (Ar.) Dostluk, içten bağlılık, doğruluk, vefalılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SADBERK: (Fars.) Ka. 1. Yüz yapraklı, katmerli. 2. Katmerli bir gül türü.

SADEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Saadeddin).

SADEDİL: (a.f.i.) Ka. 1. Temiz yürekli. 2. Saf, bön.

SADEGÜL: (a.f.i.) Ka. - Bir gül kadar sade, temiz ve güzel.

SÂDERU: (a.f.i.) Er. - Genç delikanlı.

SADEYN: (Ar.). 1. "İki uğurlular". 2. Venüs (Zühre) ile Jüpiter (Müşteri) gezegenleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÂDIK: (Ar.) Er. - Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.

SÂDIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadık).

SÂDIR: (Ar.) Er. - Hayrette kalan, şaşıran.

SADIRAY: (Ar.) Er. - (bkz. Sadır).

SADİ: (Ar.) Er. - Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.

SADİS: (Ar.) Er. - Altıncı.

SADİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadi).

SADREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin önderi, başı, ileri kişisi.

SADRİ: (Ar.) Er. 1. Göğüsle ilgili, göğse ait. 2. Anneye nisbetle çocuk.

SADRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadri).

SADULLAH: (Ar.) Er. - Tanrının kullu, talihli kıldığı kimse.

SADUN: (Ar.) Er. - Mübarek, kutlu, uğurlu.

SAFA: (Ar.) Er. 1. Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. 2. Eğlence. 3. Saflık, berraklık.

SAFBESTE: (a.f.i.) Er. - Saf bağlanmış, sıra sıra dizilmiş.

SAFDER: (Ar.) Er. - Düşman saflarını yaran, yiğit.

SAFER: (Ar.) Er. l. Hicri takvimde ikinci ay, sefer. 2. Temiz yürekli, dürüst kimse.

SAFEVİ: (Ar.) Er. - Safı adındaki kimsenin soyundan olan, Fars hükümdarı Şah İsmail'in soyu.

SAFFET: (Ar.) Er. - Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet).

SAFİ: (Ar) Er. 1. Katışıksız, katıksız, halis, temiz. 2. Yalnız, sadece, sırf. 3. Kesintilerden sonra kalan kısım, net.

SAFİGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz.

SAFİH: (Ar.) Er. 1. Gökyüzü. 2. Yassı ve düz halde bulunan şey.

SAFİHA: (Ar.) Ka. - Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.

SAFİNAZ: (Fars.) Ka. - Çok nazlı, çok naz eden.

SAFİNUR: (Ar.) Ka. - Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse.

SAFİR: (İbr.) - Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAFİRE: (Ar.) Ka. 1. İnce güzel ses. 2. Islık.

SAFİYE: (Ar.) Ka. - Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik.

SAFİYET: (Ar.) Ka. - Saflık, temizlik, masumluk.

SAFİYULLAH: (Ar.) Er. 1. Temiz yürekli. 2. Hz. Âdem'in lakabı.

SAFİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Dini temiz, dini pak.

SAFVET: (Ar.) Er. - Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik.

SAFVETULLAH: (Ar.) Er. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in isimlerinden.

SAFZEN: (a.f.i.) Er. - (bkz, Safder).

SAĞAN: (Tür.) Er. - Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş.

SAĞANALP: (Tür.) Er. - (bkz. Sağan).

SAĞBİLGE: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.

SAĞCAN: (Tür.) Er. - Sağlıklı kimse.

SAĞINÇ: (Tür.) Er. - Emel, istek, amaç, düşünce.

SAĞIT: (Tür.) Er. - Silah.

SAĞLAM: (Tür.) Er. 1. Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. 2. Doğru, gerçek, sahih. 3. Güvenilir, emin. 4. Mutlaka, muhakkak, herhalde.

SAĞLAMER: (Tür.) Er. - (bkz. Sağlam).

SAĞMAN: (Tür.) Er. - Sağlıklı kim*se. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir kim*se.

SAĞUN: (Tür.) Er. - Saygın, kutsal.

SAHABE: (Ar.) Er. 1. Sahipler, sahip çıkanlar, tutanlar. 2. Asr-ı saadet döneminde yaşamış ve Hz. Muhammed'i görmüş mü'min kimse.

SAHABET: (Ar.) Ka. - Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.

SAHAVET: (Ar.) Er. - El açıklığı, cömertlik.

SAHBA: (Ar.) Ka. 1. Al, kızıl. 2. Şarap, kırmızı şarap.

SAHİBE: (Ar.) Ka. 1. Sahip. Koruyan, gözeten. 2. Bir iş yapmış olan. 3. Herhangi bir niteliği olan.

SAHİBKIRAN: (f.a.i.) Er. 1. Her zaman basan, üstünlük kazanan hükümdar. 2. Ünlü bir çeşit lale.

SAHİL: (Ar.) Ka. - Deniz, nehir, göl kıyısı.

ŞAHİN: (Ar.) Er. 1. Kadın. 2. Sık. Katı, pek.

ŞAHİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Şahin).

SAHİR: (Ar.) Er. - Gece uyumayan, uykusuz.

SAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü, büyüleyici güzel.

SAHRA: (Ar.) Ka. - Kır, ova, çöl.

SAHRE: (Ar.) Er. - Kaya. Kütle.

SAHRETULLAH: (Ar.) Er. - Beytü'l-Makdis'de Beni İsrail peygamberlerinin ibadet ettikleri meşhur kaya. Hz. Peygamber (s.a.s) Miraç gecesinde semaya buradan çıkmıştır.

SAHUR: (Ar.) Er. 1. Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2. Ay ağılı, hale. Dünya'nın Ay'a düşen, Ay tutulmasını meydana getiren gölgesi.

SAİB: (Ar.) Er. - Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

SAİD: (Ar.) Er. - Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. Sevap kazanmış, Allah katında makbul tutulmuş. Sahabe isimlerinden

SAİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Said).

SAİK: (Ar.) Er. - Sevk eden, götüren. Süren sürücü.

SAİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Saik).

SÂİM: (Ar.) Er. - Oruç tutan kimse, oruçlu.

SÂİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Saim).

SAİR: (Ar.) Er. - Seyreden, hareket eden, yürüyen.

SAİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sair).

SÂKIB: (Ar.) Er. 1. Delen, delik açan. 2. Çok parlak. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

SAKIBA: (Ar.) Ka. 1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan.

SAKİ: (Ar.) Er. - Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.

SAKİN: (Ar.) Er. 1. Hareketsiz olan, oynamayan. 2. Uslu kendi halinde yavaş. 3. Bir yerde yerleşen, oturan.

SAKİNE: (Ar.) Ka. 1. Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. 2. Heyecanı veya kızgınlığı olmayan.

SAKMAN: (Tür.) Er. 1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz sakin kimse.

SALABET: (Ar.) 1. Peklik, katılık, sağlamlık. 2. Manevi kuvvet, dayanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SALAH: (Ar.) Er. 1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık.

SALAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinine bağlı kimse. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılmakladır.

SALAR: (Fars.) Er. - Baş, kumandan, başbuğ, önder.

SALÂT: (Ar.) Er. - Namaz.

SALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Salar).

SALDAM: (Tür.) Er. - Ciddilik, ağırbaşlılık.

SALİH: (Ar.) Er. 1. Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. 2. Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi, muttaki.

SÂLİHA: (Ar.) Ka. - Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi (kadın). - (bkz. Salih).

SALIK: (Tür.) Er. - Haber, bilgi. Haberci.

SALIKBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Salık).

SALİM: (Ar.) 1. Hasta veya sakat olmayan, sağlam. 2. Ayıpsız, kusursuz, noksansız. 3. Korkusuz, endişesiz, emin. 4. Aruzda cüzlerinden hiçbiri zihafa uğramayan vezin.

SALİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Salim).

SALİSE: (Ar.) Ka. 1. Üçüncü. 2. Saniyenin altmışta biri. 3. Binbaşılık derecesinde mülki rütbe.

SALKIM: (Tür.) Ka. - Üzüm gibi birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan yemiş. Üzerinde kısa saplı dallar bulunan çiçek. Akasya.

SALMAN: (Tür.) Er. - Başıboş, serbest, özgür.

SALTAR: (Tür.) 1. Tek, yalnız. 2. Yalnız başına giden. 3. Temiz, saf. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SALTI: (Tür.) Er. - Gezgin, yolculuk eden.

SALTIK: (Tür.) Er. 1. Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak. 2. Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür.

SALTUK: (Tür.) Er. - Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072).

SALTUKALP: (Tür.) Er. -(bkz. Saltık).

SALUR: (Tür.) Er. 1. Kılıç. 2. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi.

SALVECÂR: (Ar.) Er. - Çevgan, cirit oynanılan eğri sopa.

SAMAHAT: (Ar.) Ka. - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik, (bkz. Semahat).

SAMAN: (Fars.) Er. 1. Zenginlik. Rahat, dinç. 2. Düzen.

SAMED: (Ar.) Er. - Ezeli, ebedi ve yüce olan ve hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan, mutlak malik olan yüce Allah. - Allah'ın isimlerindendir. "abd" takısı almadan kullanılmaz. Abdüssamed.

SAMİ: (Ar.) Er. 1. İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici. 2. Yüksek, yüce.

SÂMİA: (Ar.) Ka. - İşitme duygusu, hissi.

SAMİH: (Ar.) Er. - Cömert, eli açık.

SAMİHA: (Ar.) Er. - (bkz. Samih).

SAMİM: (Ar.) Er. - Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.

SAMİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Samim).

SAMİN: (Ar.) Er. - Sekizinci.

SAMİR: (Ar.) Er. - (bkz. Samire).

SAMİRE: (Ar.) Ka. - Meyveli, meyva veren.

SAMİYE: (Ar.) Ka. - Yüksek, yüce.

SANAÇ: (Tür.) - Dağarcık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÂNAHÂT: (Ar.) - Çok düşünmeden fikre doğan, akla gelen şeyler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANAK: (Tür.) Er. 1. Kısa zaman, az süre. 2. Fikirsiz, düşüncesiz.

SANAL: (Tür.) Adın duyulsun, ün kazan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANALP: (Tür.) Er. - (bkz. Sanal).

SANAT: (Ar.) - Sanat, ustalık, hüner, marifet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANAY: (Tür.) - Ay san. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANBAY: (Tür.) Er. - Ünlü kimse.

SANBERK: (Tür.) Er. - Gücüyle tanınmış, ün yapmış.

SANCAKTAR: (Tür.) Er. - Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi.

SANCAR: (Tür.) Er. 1. Kısa kama. 2. Saplar, batırır, yener. 3. Selçuklu sultanlarından birisinin adı.

SANEM: (Ar.) 1. Put. 2. Çok güzel kadın. - İsim olarak kullanılmaz.

SANER: (Tür.) Er. - Ünlü, tanınmış kimse.

SANEVBER: (Ar.) Ka. 1. Çam fıstığı. Çam fıstığı kozalağı. 2. Sevgilinin boyu-posu.

SÂNEVİ: (Ar.) Er. - İkinci.

SANİ: (Ar.) Er. 1. İkinci. 2. Yapan, işleyen, meydana getiren. 3. Yaratan. Allah'ın isimlerinden. Saniullah veya Abdüssani şeklinde isim olur.

SANİA: (Ar.) Ka. - Düzme, uydurma iş, tuzak, hile.

SANİH: (Ar.) Er. - Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.

SANİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sanih).

SANİYE: (Ar.) Ka. 1. Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. 2. İkinci derecede mülki rütbe.

SANNUR: (Tür.) Ka. - Nurlu, ışıklı, güzel.

SANVER: (Tür.) Er. - (bkz. Sanal).

SARA: (İbr.) Ka. 1. Prenses. 2. (Fars.) Hz. İbrahim'in hanımı. 3. Halis, katkısız, temiz.

SARAÇ: (Ar.) Er. 1. Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse. 2. Sirac kelimesinin değişikliğe uğramış şekli. Kandil.

SARAHAT: (Ar.) - Açıklık, ibarede açıklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SARÂMET: (Ar.) Er. - Yiğitlik.

SÂRBAN: (Fars.) Er. - Deve sürücüsü. Deveci.

SARÇE: (Fars.) Ka. - Serçe.

SARDUÇ: (Tür.) Er. - Bülbül.

SARGAN: (Tür.) Er. 1. Çorak yerlerde biten bir ot. 2. Bir tür balık.

SARGIN: (Tür.) 1. Candan, içten, yürekten. 2. Çekici cazibeli. 3. Kapa*lı, puslu hava. 4. İstekli, hevesli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SARGINAL: (Tür.) Er. - (bkz. Sargın).

SARGUT: (Tür.) Er. - İhsan, bağış, ödül.

SARIALP: (Tür.) Er. - Sarışın yiğit. Ruhi Sarıalp', Türk atlet ve yönetici.

SARICABAY: (Tür.) Er. - (bkz. Sarıalp).

SARIÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Sarı renkli çiçek. 2. Artvin ve çevresinde oynanan bir tür halk oyunu.

SÂRİF: (Ar.) Er. - Sarfeden, harcayan. Değiştiren.

SARİFE: (Ar.) Ka. -(bkz. Sarif).

SARİH: (Ar.) Er. 1. Açık, meydanda. Belli, hüveyda. 2. Saf, halis. Saf, halis Arap kanı (at).

SARİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sarih).

SARİM: (Ar.) Er. - Keskin, kesici.

SÂRİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Sarim).

SARKAN: (Tür.) Er. - Kovan.

SARMAŞIK: (Tür.) Ka. - Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki.

SARP: (Tür.) Er. 1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor.

SARPER: (Tür.) Er. - Sert, güçlü erkek.

SARPHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Sarper).

SARPKAN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü soydan gelen.

SARRA: (Ar.) Ka. - Sevindirici, sevinçli.

SARTIK: (Tür.) Er. - Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür.

SARU: (Tür.) Er. - Sarı benizli, tenli insan.

SARUBATU: (Tür.) Er. - Osman Beyin kardeşi.

SARUCA: (Tür.) Er. - (bkz. Sarıca).

SARUHAN: (Tür.) Er. - Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu.

SARVAN: (Tür.) Er. - Deve süren, deveci.

SATI: (Tür.) Ka. 1. Satma, satış. Alışveriş. 2. Düğün armağanı.

SATIBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Satı).

SATIGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Satı).

SATIKBUĞRA: (Tür.) Er. - (bkz. Satılmış, Buğra).

SATILMIŞ: (Tür.) Er. - Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı.

SATUK: (Tür.) Er. - (bkz. Satılmış).

SATVET: (Ar.) Er. - Ezici kuvvet, zorluluk.

SAV: (Tür.) 1. Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. 2. Sağlam. 3. Şöhret, ün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAVAŞ: (Tür.) Er. - İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.

SAVAŞER: (Tür.) Er. - Savaşan asker, insan, savaşçı.

SAVAT: (Tür.) Er. - Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler.

SAVER: (Tür.) Er. - Sağlam, zinde, güçlü erkek.

SAVGAT: (Tür.) Er. - Hediye, armağan, bahşiş, ihsan.

SAVLET: (Ar.) Er. - Şiddetli saldırı, hücum.

SAVNİ: (Ar.) Er. - Koruma, gözetme ile ilgili.

SAVTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Sav).

SAVTUNA: (Tür.) Er. - Sözünde duran kimse.

SAVTUR: (Tür.) Er. - Sağlıklı kal, hoşça kal.

SAYAR: (Tür.) - Saygılı, hürmet eden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYE: (Fars.) 1. Gölge. 2. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÂYEBÂN: (Fars.) Ka. 1. Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. 2. Koruyan.

SÂYEDÂR: (Fars.) Er. 1. Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. 2. Koruyan, sahip çıkan.

SÂYEZÂR: (Fars.) Ka. - Gölgelik.

SAYFİ: (Ar.) Er. - Yaza ait, yazla ilgili.

SAYFİYYE: (Ar.) Ka. - Yazlık, yazlık ev.

SAYGI: (Tür.) - İnsanlara karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya neden olan sevgi duygusu değer yargısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYGIN: (Tür.) - Saygı gören, sayılan, hatırlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYGUR: (Tür.) Er. - (bkz. Saygın).

SAYGÜL: (Tür.) Ka. 1. (bkz. Saygın). 2. Nadir, eşsiz gül, sayılı gül.

SAYHAN: (Tür.) Er. - Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü.

SAYIL: (Tür.) - Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYILGAN: (Tür.) Er. - Kendini saydıran, saygın kimse.

SAYINBERK: (Tür.) Er. - Kendisine saygı gösterilen insan.

SAYINER: (Tür.) Er. - Değerli, saygı duyulan kimse.

SAYKAL: (Tür.) Er. - Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli.

SAYKUT: (Tür.) Er. - Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse.

SAYMAN: (Tür.) Er. - Hesap işleriyle uğraşan kimse.

SAYRAÇ: (Tür.) - Öten, cıvıldayan, şakıyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYRAK: (Tür.) - (bkz. Sayraç). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAYYAD: (Ar.) Er. - Avcı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SAZAK: (Tür.) Er. 1. Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. 2. Bataklık, sazlık. 3.Küçük pınar, kaynak.

SAZAN: (Tür.) Er. - Göllerde ve sazlık yerlerde yaşayan bir tatlısu balığı.

SÂZKÂR: (Fars.) Er. 1. Uygun, münasip. 2. Türk müziğinde birleşik bir makam. 3. Saz çalan sanatkar.

SEBA: (Ar.) Ka. - Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, "yedi" sayısı.

SEBAHAT: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabahat).

SEBAT: (Ar.) Er. - (bkz. Sabit).

SEBATI: (Ar.) Er. - Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.

SEBİH: (Ar.) Er. - Yüzme, yüzüş.

SEBİL: (Ar.) 1. Yol, büyük cadde. 2. Su dağıtılan yer. Hayır için parasız dağıtılan su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEBLA: (Ar.) Ka. - Uzun, kirpikli göz.

SEBRE: (Ar.) Er. - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

SEBUÇE: (Fars.) Ka. - Küçük kap. Küçük testi.

SEBÜK: (Tür.) Er. 1. Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2. Sevgili, aziz.

SEBÜKALP: (Tür.) Er. - Hızlı, atak, yiğit.

SEBÜKTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Sebük).

SECAHAT: (Ar.) Er. -Yumuşak huyluluk.

SECÂVEND: (Fars.) Er. - Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri.

SECCAC: (Ar.). - Çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SECİYE: (Ar.) Er. - Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.

SEÇGÜL: (Tür.) Ka. - Seçilmiş gül.

SEÇİL: (Tür.) Ka. - Benzerleri arasından seçil, beğenil, üstün ol, sevgi ve saygı gör.

SEÇKİN: (Tür.) Er. - Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide.

SEÇKİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Seçkin).

SEDA: (Ar.) Ka. - Ses. Yankı.

SEDACET: (Ar.) Ka. - Sadelik.

SEDAD: (Ar.) Er. - Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SEDEF: (Ar.) Ka. 1. Bazı deniz hayvanlarının (midye, istiridye gibi) sert, beyaz ve parlak kabuğu. 2. Bu kabuktan yapılmış veya süslenmiş eşya.

SEDEN: (Tür.) Ka. - Uyanık, tetikte, gözü açık olan.

SEDİD: (Ar.) Er. - Doğru hak. (bkz. Sedad).

SEFA: (Ar.) Er. 1. Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. 2. Eğlence, zevk, neşe.

SEFER: (Ar.) Er. 1. Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. 2. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Harp, savaş. 3. Gemilerin kalktıkları limana tekrar dönünceye kadar yaptıkları fiil. 4. Istılahta: Şer'i bakımdan üç gün üç gecelik (veya onsekiz saatlik) yola gitmek için kişinin oturduğu yerden ayrılması. 5. Defa, kere. 6. Arabî ayların ikincisi.

SEFFAH: (Ar.) Er. - Güzel söz söyleyen, hatip. Cömert, eli açık.

SEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Vapur, gemi. 2. Uzayın güney yarımı.

SEFİR: (Ar.) Er. - El içi. Yabancı diplomat

SEGBAN: (Fars.) Er. 1. Seymen, yeniçeri ocağına bağlı asker. 2. Osmanlı saraylarında av köpeklerine bakan bakıcı.

SEHÂ: (Ar.) Er. - Sehavet, kerem, cömertlik.

SEHÂB: (Ar.) 1. Bulut. 2. Karanlık. 3. Bulut gibi uçan böcekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEHÂBE: (Ar.) Ka. - Tek bulut.

SEHAVET: (Ar.) Er. - Cömertlik, (bkz. Sahavet).

SEHER: (Ar.) Ka. - Sabahın gün doğmadan önceki zamanı, tan ağartısı.

SEHHAR: (Ar.) Er. - Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.

SEHHARE: (Ar.) Ka. - Çok güzel, büyüleyici kadın.

SEHL: (Ar.) Er. - Kolay, sade. Sahabe isimlerindendir.

SEHLE: (Ar.) Ka. - 1. Yumuşak. 2. Kolay. 3. Taze, körpe. Habeşistan'a hicret eden kadın sahabelerden.

SEHRAN: (Ar.) Er. - Geceleri uyanık duran.

SEKİNE: (Ar.) Ka. - Sakin olma, sükunet. Huzur, gönül rahatlığı.

SELAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinine bağlı kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

SELAM: (Ar.) Er. 1. İnsanların birbirleriyle karşılaştıklarında kullandıkları yakınlık dostluk, saygı ifade eden söz, yaptıkları işaret veya hareket. 2. Emniyet, huzur, selamet, esenlik, sağlık, sağlamlık. 3.Selam: Yüce Allah'ın isimlerinden, Fani olmama, ze-valsizlik, her çeşit arıza ve hadiseden salim olmak. Her türlü tehlikeden koruyup selamete çıkaran.

SELAME: (Ar.) Ka. - (bkz. Selam).

SELAMEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin kurtuluşu. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SELAMET: (Ar.) Esenlik. Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvenlik içinde olma. Kurtulma, kurtuluş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELAMİ: (Ar.) Er. - İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili.

SELAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın selamı.

SELATİN: (Ar.) Er. - Sultanlar.

SELCAN: (Tür.) - Coşkun, taşkın yaratılışlı kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELÇUK: (Tür.) Er. 1. Güzel konuşma yeteneği olan. 2. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı.

SELDA: (Tür.) Ka. - Sel, taşkın su.

SELDAĞ: (Tür.) Ka. - Dağları aşan sel, coşku.

SELDANUR: (Tür.) Ka. - Nur seli.

SELEN: (Tür.) - Sel gibi coşkun, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELİKA: (Ar.) - Güzel konuşma ve yazma kabiliyeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELİL: (Ar.) Er. - Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker.

SELİLE: (Ar.) Ka. - Yeni doğmuş ilk kız çocuğu.

SELİM: (Ar.) Er. 1. Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. 2. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Temiz, samimi.

SELİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Selim).

SELİN: (Tür.) Ka. 1. Gür akan su. 2. Orta Asya'da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki.

SELİS: (Ar.) Er. 1. Kolay yumuşak. 2. Bağlı, boyun eğmiş.

SELLEM: (Ar.) - "Selamete erdirsin" manasıyla dualarda geçen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELMA: (Ar.) Ka. 1. Barış içinde bulunma, huzur, erinç. 2. Güzel, hoş (kadın).

SELMAN: (Ar.) Er. - Barış içinde bulunma, huzur, erinç.

SELMANİ: (Ar.) Er. - Niyaz kabul eden derviş. İran İsfahan'ından olup, Rasulullah'la birlikte İslami mücadelede üzerine düşeni fazlasıyla yapmış büyük mücahid ve sahabi. Selman-ı Farisi'ye nispetle bu ad kullanılmıştır.

SELMİ: (Ar.) Er. - Barışla ilgili, barışçıl.

SELMİN: (Ar.) Ka. - Barış yanlısı, barış ve sevgi duygusuyla dolu.

SELNUR: (Tür.) Ka. - Nur seli, ışık seli.

SELSAL: (Ar.) - Tatlı, lezzetli, hafif su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELSEBİL: (Ar.) 1. Tatlı ve hafif su. 2. Cennette bir çeşmenin adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SELVA: (Ar.) Ka. 1. Bal. 2. Büyük bıldırcın. Tih çölünde bulundukları sürece, israiloğullarına Allah tarafından kudret helvasıyla birlikte, karınlarını doyurmak için gönderilen kuş. 3. (İsp.) Ekvator da sık balta girmemiş orman

SELVET: (Ar.) Ka. - Gönül rahatı.

SEM´AN: (Ar.) Er. - İşiterek. Dinleyerek.

SEMA: (Ar.) Ka. 1. İşitme, duyma. Musiki dinleme. 2. Gökyüzü. 3. Felek. 4. Mevlevilikte musiki eşliğinde icra edilen dönme hareketi.

SEMAHAT: (Ar.) - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEMAÎ: (Ar.) Er. 1. Semaya, göğe havaya ait. 2. Gökten düşmüş. Allah tarafından olan, ilahi. 3. - İşitme esasına dayalı olarak öğrenilen, (bkz. Semavi).

SEMÂN: (Fars.) Er. 1. Gökyüzü. 2. Güneş ayının 27. günü. 3. Bıldırcın.

SEMÂNE: (Fars.) Ka. - (bkz. Seman).

SEMANİYE: (Ar.) Ka. - Sekiz. (bkz. Seman).

SEMÂVÂT: (Ar.) Ka. - Gökler.

SEMAVİ: (Ar.) Er. - Semaya mensup, sema ile ilgili.

SEMÂZEN: (a.f.i.) Er. - Sema yapan, törenle dönen mevlevi.

SEMEN: (Fars.) Ka. - Yasemin.

SEMENBER: (Fars.) Ka. - Göğsü yasemin gibi beyaz olan.

SEMENBU: (Fars.) Ka. - Yasemin kokulu.

SEMENTEN: (Fars.) Ka. - Yasemin renkli.

SEMERAT: (Ar.) Ka. 1. Yemişler, meyveler. Faydalar, verimler. 2. Neticeler. 3. Devlete ait mülklerden alınan vergiler.

SEMERE: (Ar.) Er. - (bkz. Semerat).

SEMİ: (Ar.) Er. - İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdüssemi).

SEMİH: (Ar.) Er. - Eli açık, cömert.

SEMİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Semih).

SEMİN: (Ar.) Er. - Pahalı, kıymetli. Çok değerli.

SEMİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Semin).

SEMİR: (Ar.) Er. 1. Arkadaş. 2. Nitelikli. 3. Yamaç, dağ silsilesi.

SEMİRAMİS: (İbr.) Ka. - Doğu mitolojisinde adı geçen, dünyanın 7 harikasından biri olan Babil'in asma bahçelerini kurduran Asur kraliçesi.

SEMİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Semir).

SEMİULLAH: (Ar.) Er. - (bkz. Abdüssemi).

SEMRA: (Ar.) Ka. - Esmer.

SEMURE: (Ar.) Ka. - Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli. Ashabın kullandığı isimlerden.

SENA: (Ar.) 1. Övgü ile ilgili. 2. Şimşek parıltısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SENABİL: (Ar.) Ka. - Başaklar.

SENAHAN: (a.f.i.) Öven, metheden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SENAN: (Ar.) Ka. - Işıklı, parlak.

SENÂVER: (a.f.i.) Ka. - Öven, metheden.

SENAY: (Tür.) Ka. - Sen aysın, ay gibi güzelsin.

SENEM: (Ar.) - Put. İsim olarak kullanılmaz, (bkz. Sanem).

SENEVÂT: (Ar.) Ka. - Seneler, yıllar, sinin.

SENEVİ: (Ar.) Er. - Seneye mensup, sene ile ilgili, bir yıllık.

SENGÜL: (Tür.) Ka. - Sen gülsün, gül gibi güzelsin.

SENİH: (Ar.) Er. 1. Süs, bezek. 2. İnci.

SENİHA: (Ar.) Ka. - İnciler, süs, bezek.

SENİYE: (Ar.) Ka. - Yüksek, yüce, ali, bülend.

SEPİD: (Fars.) Er. - Beyaz, ak, beyza.

SEPİDE: (Fars.) Ka. - Tan vakti.

SERA: (Fars.) Ka. - Saray. Büyük konak. Köşk.

SERAB: (Fars.) Ka. - Çöllük arazide, ışık kırılması sonucu görülen aldatıcı gerçek olmayan hayal, ılgım, salgım. - Türk dili açısından "b/p" olarak kullanılır.

SERÂÇE: (Fars.) Ka. - Saraycık, küçük saray, konak.

SERALP: (Tür.) Er. - Baş yiğit.

SERAN: (Ar.) Ka. - Işıklı, parlak.

SERÂSER: (Fars.) Er. 1. Baştan başa, büsbütün. 2. Altın veya gümüş telle dokunmuş kıymetli bir çeşit kumaş.

SERAY: (Fars.) Ka. 1. Ay gibi güzellerin başı. 2. Büyük konak. Saray.

SERAYA: (Ar.) Er. - Düşman üzerine gönderilen küçük süvari müfrezeleri.

SERAZAT: (Fars.) Er. - Serbest, özgür. Rahat, dertsiz.

SERBÜLEND: (Fars.) Er. - Başta gelen, yüce üstün. - Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.

SERCAN: (Tür.) Er. - Sevgili, sevilen, başcan.

SERDAR: (Fars.) Er. - Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan, serdar-ı ekrem.

SERDENGEÇTİ: (Tür.) Er. - Fedai, akıncı, yiğit.

SERDİL: (Fars.) Ka. - Baş, gönül.

SERDİNÇ: (f.t.i.) Er. - Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu.

SEREN: (Tür.) Er. 1. Uzun, kalın ve silindir şekilli çam kerestesi. Yelkenlilerde ana direğe dik şekilde tutturulan ve yelken germeye yarayan ağaç. Seren yapılan köknar kerestesi. 2. Orun, makam.

SERENGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Serendil). - Baş gül. Güllerin birincisi.

SERGEN: (Tür.) Er. 1. Laf. 2. Vitrin. 3. Tepelerdeki düzlük yer. 4. Yorgun, perişan.

SERHAD: (f.a.i.) Er. - Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu. - Türk dil kuralına göre "d/t" getirilerek de kullanılır.

SERHAN: (Ar.) Er. 1. Kurt, canavar. 2. Baş okuyucu, şarkıcı başı.

SERHENK: (Fars.) Er. 1. Çavuş. 2. Türk müziğinde çok eski birleşik makam.

SERHUN: (Fars.) Er. - Asil kan, soylu kan.

SERİ: (Ar.) Er. - Çabuk, hızlı.

SERİM: (Tür.). 1. Serme işi. 2. Sabırlı. 3. Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SERİMER: (Tür.) Er. - Sabırlı kimse.

ŞERİR: (Ar.) Er. Taht. Yatacak yer.

SERİYE: (Ar.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s)'in bulunmadığı küçük askeri birliklere verilen ad.

SERKAN: (f.t.i.) Er. - Soylu kan, başkan.

SERKIZ: (f.t.i.) Ka. - Baş kız, kızların, güzellerin başı.

SERKUT: (Fars.) Er. - Mutlu, talihli, kutlu insan.

SERMA: (Fars.) Ka. - Soğuk kış.

SERMED: (Ar.) Er. - Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

SERMELEK: (Fars.) Ka. - Meleklerin başı, melek kadar güzel ve iyi.

SERMİN: (Tür.) Ka. - Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır.

SERNAZ: (Fars.) Ka. - Çok nazlı.

SERNEVAZ: (Fars.) Ka. - Baş okşayan, sevecen.

SERNUR: (Fars.) Ka. - Baş ışık. İlk ışık.

SEROL: (f.t.i.) Er. - Önder ol, baş ol.

SERPİL: (Tür.) Ka. - İyi geliş, büyü, güzelleş.

SERPİN: (Tür.) Ka. - Yağmur.

SERRA: (Ar.) Ka. - Genişlik, kolaylık.

SERRAÇ: (Fars.) Ka. 1. Çok sevilen, sayılan kimse, baştacı. 2. (Ar.) Saraç.

SERTAÇ: (Fars.) Er. - Baştacı, çok sevilen, sayılan.

SERTAP: (Tür.) Er. - İnatçı, direngen.

SERTEL: (Tür.) Er. - Sert, katı, acımasız el.

SERTER: (Tür.) Er. - Katı, sırt, acımasız.

SERTUĞ: (Tür.) Er. - Baş tuğ.

SERVA: (Fars.) Ka. - Söz, masal.

SERVER: (Fars.) Er. - Baş, başkan, reis, ulu.

SERVET: (Ar.) - Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SERVİ: (Fars.) - Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SERVİNAZ: (Fars.) Ka. 1. Dallan yana sarkan servi. 2. Uzun boylu sevgili.

SETTAR: (Ar.) Er. - Örten. Günahları örten, Allah. - Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak kullanılır. Abdüssettar.

SEVA: (Ar.) Er. - Denklik, beraberlik, beraber olma.

SEVAD: (Ar.) Er. - Esmerlik, kara renkli adam. - Sahabe isimlerindendir.

SEVAL: (Tür.) Ka. - Severek al, hep sev.

SEVAN: (Tür.) - Severek al, hatırla. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEVAY: (Tür.) Ka. - Sevimli ay.

SEVBAN: (Ar.) Ka. - Giyinen, kuşanan. Hz. Peygamber'in azatlısının adı.

SEVCAN: (Tür.) - Sevgili insan, sevimli Erkek ve kadın adı olarak kul*lanılır.

SEVDA: (Ar.) Ka. 1. Bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu. 2. Şiddetli sevgi, aşk. 3. Aşırı istek, heves. 4. Kara sevda, mali hülya, melankoli. 5. Hüzün. İptila.

SEVDEKAR: (a.f.i.) Ka. - Sevdalı.

SEVDE: (Ar.) Ka. - Siyah, esmer, esmer güzeli. Mü'minlerin annelerinden birisi Hz. Sevde.

SEVEN: (Tür.) - Sevgi duyan, sevgi dolu kimse. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEVENAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevay).

SEVENCAN: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevcan).

SEVENER: (Tür.) Er. - Sevgi duyan, sevgi dolu kimse.

SEVENGÜL: (Tür.) Ka. - Sevimli gül, sevgiyi hatırlatan gül.

SEVENGÜN: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevgün).

SEVGEN: (Tür.) Er. - Sevmiş, seven.

SEVGİ: (Tür.) Ka. - Sevme hissi, aşk muhabbet.

SEVGİNAZ: (Tür.) Ka. - Çok nazlı, sevgili.

SEVGÜR: (Tür.) - Çok seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEVİK: (Tür.) Er. 1. Dost, arkadaş. 2. Unutkan, saf kimse. 3. Sevgili, sevilen.

SEVİL: (Tür.) Ka. - Her zaman sevilen, beğenilen biri olma temennisi.

SEVİLAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi her zaman sevil.

SEVİM: (Tür.) Ka. 1. Sevme, muhabbet. 2. Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe.

SEVİNÇ: (Tür.) Ka. - Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan.

SEVKAN: (Tür.) - Sevgili, asil kan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEVNAZ: (Tür.) Ka. - Çok nazlı sevgili.

SEVNUR: (Tür.) Ka. - Sevgi nuru, ışığı, aygınlığı.

SEVTAP: (Tür.) Ka. - Tapılacak kadar sevgi duyulan.

SEVÜKTEKİN: (Tür.) Er. - Çok sevilen, tek tutulan.

SEYEHÂT: (Ar.) Er. 1. Seyahat, gezi. 2. Gölgenin güneşle beraber dönmesi.

SEYFEDDİN: (Ar.) Er. - Dini koruyan, dinin kılıcı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SEYFİ: (Ar.) Er. 1. Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. 2. Askerlikle ilgili. Askeri.

SEYFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Seyfı).

SEYFULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kılıcı. - Ali (r.a.)'nin ve Hz. Halid b. Velid'in lakabı.

SEYHAN: (Ar.) 1. Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. 2. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEYHUN: (Tür.) Er. - (bkz. Seyhan).

SEYİDHAN: (Ar.) Er. - Hanların başı, önderi.

SEYLÂB: (Fars.) Er. - Sel, sel suyu. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

SEYLAN: (Ar.) - Akma, akış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEYRAN: (Ar.) - Gezme, bakıp seyretme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEYYÂL: (Ar.) Ka. - Akan, akıcı, akışkan.

SEYYARE: (Ar.) Ka. - Güneşin çevresinde belli bir eğri çizerek dolaşan yıldız, gezegen.

SEYYİD: (Ar.) Er. 1. Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider. 2. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse. -Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SEYYİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Seyyid). - Muhterem (kadın).

SEZA: (Fars.) Er. - Münasip, uygun, yaraşır.

SEZAİ: (Fars.) Er. - Uygun yaraşan, münasip.

SEZAL: (Tür.) Er. - Sezgili.

SEZAN: (Tür.) Ka. - Sezgili.

SEZAVAN: (Fars.) Er. - Münasip uygun, yaraşır.

SEZAY: (Tür.) Ka. - (bkz. Sezan).

SEZCAN: (Tür.) - (bkz. Sezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZEK: (Tür.) - Çabuk sezen, duyarlı, hassas. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZEN: (Tür.) - Duyan, hisseden, anlayan, sezgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZER: (Tür.) - Duyar, hisseder, anlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZGEN: (Tür.) - Sezen, hisseden, duyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZGİ: (Tür.) 1. Sezme kabiliyeti, seziş. 2. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama, tahaddüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZGİN: (Tür.) - Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZGİNAY: (Tür.) - (bkz. Sezgin). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SEZİN: (Tür.) Ka. - (bkz. Sezgin).

SEZMEN: (Tür.) Er. - Sezen, anlayan kimse.

SIBGATULLAH: (Ar.) Er. - Yaratıcı gücü, kuvveti olan Allah'ın kulu.

SIDAL: (Tür.) Er. 1. Güç, kuvvet, dayanıklılık. 2. Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. 3. Öfkeli, sinirli.

SIDAM: (Tür.) Er. - Sade, yalın, düz, süssüz.

SIDAR: (Tür.) Er. - Dayanıklı.

SIDDIK: (Ar.) Er. 1. Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. 2. Kur'an'da peygamberleri vasfetmek, iman edenlerin sıfatı ve şehitlikten önde gelen makam kastedilerek zikredilmiştir. Ebu Bekir Sıddık: Hz. Ebu Bekir'in lakabı.

SIDIKA: (Ar.) Ka. - Çok doğru, yalan söylemeyen. Hz. Aişe ve Hz. Meryem'in lakabı.

SIDK: (Ar.) Er. 1. Doğruluk, gerçeklik. 2. Temiz kalplilik, halisiyet. 3. Sadakat.

SIDKI: (Ar.) Er. - İç, yürek temizli-ğiyle, doğrulukla ilgili. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

SIDKİYE: (Ar.) Ka. - İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili, (bkz. Sıdıka).

SILA: (Ar.). - Doğup büyüdüğü yere gidip ayrı kaldığı yakınlarına kavuşma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SINGIN: (Tür.) Er. 1. Kırık, dökük. 2. Dağınık. 3. Sıkıntılı, kederli. 4. Çekingen, gözü korkmuş.

SIRALP: (Tür.) Er. - Sır saklayan yiğit-

SIRAT: (Ar.) Er. - Yol, tarik.

SIRATULLAH: (Ar.) Er. - Dosdoğru yol. Allah'ın yolu.

SIRMA: (Tür.) Ka. 1. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel. 2. Rütbe gösteren sarı şerit. Sırmadan yapılmış.

SIRRI: (Ar.) Er. 1. Sırla ilgili, sırra ait. 2. Mistik.

SIRRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sırrı).

SIYANET: (Ar.) Ka. - Koruma, korunma.

SİYAMI: (Ar.) Er. - Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan.

SİBEL: (Tür.) Ka. 1. Buğday başağı. 2. Henüz yere düşmemiş yağmur damlası. 3. Eski Türklerdeki bir tanrıça.

SİDRE: (Ar.) Ka. - Arabistan kirazı.

SİKA: (Ar.) Er. - Güven, emniyet. İnanılır, güvenilir kimse.

SİKAYE: (Ar.) Ka. - Su içecek kab. İçilecek suyun toplanması için yapılan yer.

ŞİKAYET: (Ar.) Ka. 1. Birine içecek su verme vazifesi. 2. Ka'be sakalığı, Mekke'de hacılara zemzem dağıtma işi.

SİMA: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre, beniz. 2. Kimse, insan, tip.

SİMAVİ: (Fars.) Er. - Yüz, çehre, benizle ilgili.

SİMAY: (Tür.) Ka. - Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay.

SİMBER: (Fars.) Ka. - Göğsü gümüş gibi olan.

SİMGE: (Tür.) Ka. - İşaret, sembol.

SİMİN: (Fars.) Ka. - Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı.

SİMRUY: (Fars.) Ka. - Gümüş yüzlü, gümüş gibi parlak, ışıltılı yüzü olan.

SİMTEN: (Fars.) Ka. - Teni gümüş gibi güzel, parlak olan.

SİMURG: (Fars.) Er. - Anka kuşu, masal kuşu.

SİNA: (Ar.) Er. 1. Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. 2. Bu yarımadada bulunan dağ. 3. Hz. Musa'ya Allah'tan levhaların (sözlerin) geldiği dağ.

SİNAN: (Ar.) Er. - Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu.

SİNCAN: (Tür.) Ka. - Gülgillerden, Doğu Anadolu bölgesinde yetişen, kırmızı ya da kan kırmızısı renkte çiçekleri olan çok yıllık ıtırlı bir bitki.

SİNE: (Fars.) Ka. 1. Göğüs. 2. Gönül, yürek. İç derinlik.

SİNEM: (f.t.i.) Ka. - Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim.

SİPAHİ: (Fars.) Er. - Osmanlı İmpa-ratorluğu'nda tımar sahibi bir sınıf atlı asker.

SİPAR: (Fars.) Ka. 1. Feda eden, veren. 2. Suya kanmış. 3. Taze, körpe.

SİPÂS: (Fars.). - Şükretme, dua etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SİRAC: (Fars.) Er. 1. Işık meşale, kandil, çerağ. 2. Nur saçan anlamında Rasulullah için kullanılmıştır.

SİRACEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

ŞİRAN: (Ar.) Er. - Kaleler, hisarlar.

SİREN: (Tür.) Ka. - Mitolojide geçen, denizde kayalar üzerinde gemicilere şarkılar söyleyen, belden aşağısı balık biçiminde kadın, deniz kızı.

SİRET: (Ar.) Er. Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. - Hz. Muhammed'in hal tercümesi.

SİRFİRAZ: (Fars.) Ka. - Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz'dır.

SİTÂRE: (Fars.) Ka. - Yıldız.

SİTAREGÂN: (Fars.) Ka. - Yıldızlar.

SİVA: (Ar.) Ka. - Başka, gayrı özge.

SİYADET: (Ar.) Ka. 1. Efendilik, beylik, seyyidlik, sahiplik. 2. Hz. Hasan vasıtasıyla Hz. Peygamber soyundan olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SİYASET: (Ar.) 1. Seyislik, at idare etme, at işleriyle uğraşma. 2. Memleket idaresi. 3. Ceza, idam cezası. 4. Politika. Diplomatlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SOHBET: (Ar.) Ka. - Görüşüp, konuşma, arkadaşlık.

SOLAY: (Tür.) - Ay ışığının azalması, solması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SOLMAZ: (Tür.) Ka.- Her zaman taze, körpe ve genç.

SOMAY: (Tür.) - Ay gibi kusursuz, eksiksiz güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SOMEL: (Tür.) Er. - Doğru, katışıksız, güçlü el.

SOMER: (Tür.) Er. - Doğru, katışıksız güçlü kimse.

SONALP: (Tür.) Er. - Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.

SONAT: (Tür.) Er. - Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı.

SONAY: (Tür.) - Ay'ın son günleri. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SONER: (Tür.) Er. - (bkz. Sonalp).

SONGUR: (Tür.) Er. 1. Şahin. 2. Ağır, hantal.

SONGURHAN: (Tür.) Er. - (bkz.Songur).

SONGÜL: (Tür.) Ka. - Sonbahar'ın sonlan, kış başlangıcında uçan gül.

SONGÜN: (Tür.) Er. - Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek.

SONNUR: (Tür.) - (bkz. Sonay).

SONTAÇ: (Tür.) Ka. - Eşsiz taç.

SONVER: (Tür.) Ka. - Son olması istenen çocuklara verilen isimlerden.

SORGUN: (Tür.) Er. 1. Bir tür söğüt ağacı. 2. Sıtkı, sert. 3. Çok uzun ve güzel saç.

SOYHAN: (Tür.) Ka. - Han soyundan gelen.

SOYKAN: (Tür.) Ka. - Asil, soylu.

SOYSAL: (Tür.) Er. - Uygar, medeni.

SOYSALDI: (Tür.) Er. - Soyu genişledi, tanındı.

SOYSALTÜRK: (Tür.) Er. – Uygar Türk.

SOYSAN: (Tür.) Er. - Tanınmış soy.

SOYSELÇUK: (Tür.) Er. - Selçuklu soyundan.

SOYTEKİN: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit. - (bkz. Tekin).

SOYUER: (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.

SOYURGAL: (Tür.) Er. - İhsan, bağış, hediye, armağan.

SÖKMEN: (Tür.) Er. - Yiğitlere verilen san. Selçuklulara bağlı Hasankeyf Artuklu Beyliğinin kurucusunun adı.

SÖKMENER: (Tür.) Er. - Yiğit kimse.

SÖKMENSU: (Tür.) Er. - Yiğit asker, yiğit subay.

SÖNMEZ: (Tür.) - Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÖNMEZALP: (Tür.) Er. - (bkz. Sönmez alp).

SÖNMEZAY: (Tür.) Ka. - Işığı hiç sönmeyen ay.

SÖZEN: (Tür.) Er. - Söylev veren, güzel konuşan hatib.

SÖZER: (Tür.) Er. - Sözünde duran.

SÖZMEN: (Tür.) - Güzel, etkili konuşan kimse.

SUAD: (Ar.) Ka. - Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu. Sa'd isminin müennesidir.

SUAVİ: (Ar.) Er. - Herkesin işine koşan, yardım eden.

SUAY: (Tür.) - Suya düşen ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SUBAHİ: (Ar.) Er. - (bkz. Subhi).

SUBHİ: (Ar.) Er. - Sabah vakti, şafak ile ilgili. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

SUBHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Subhi).

SUBUTAY: (Tür.) Er. - Cengiz Han'ın ünlü Moğol generalinin adı.

SUCA: (Tür.) Er. - Uzun düzgün boy.

SUDAN: (Tür.) Ka. - Su gibi güzel, parlak.

SUDEKA: (Ar.) Er. - Doğru, hakiki dostlar.

SUDİ: (Ar.) Er. - Yararlı, faydalı, kazançlı.

SUDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sudi).

SUDUR: (Ar.) Er. 1. Göğüsler. 2. Sadrazamlar. 3. Kazasker. 4. Sadır olma, meydana gelme.

SUFİ: (Ar.) Er. - Tasavvuf erbabı, mutasavvıf.

SUĞRÂ: (Ar.) Ka. - Daha, pek, en küçük.

SUHAN: (Tür.) Er. - Suyun hakimi, su kaynaklarının yönetimini elinde bulunduran.

SUHANSERÂ: (Fars.) Ka. - Ahenkli söz söyleyen.

SUHEYB: (Ar.) Er. - Arkadaş, dost. Rasulullah'ın azatlısının adı.

SUKA: (Ar.) Er. - Çarşı adamı, esnaf.

SÜKUTİ: (Ar.) Er. - Susmayı seven, az konuşan.

SULBİ: (Ar.) Er. - Birinin sulbünden gelme, kendi evladı, oğlu.

SULBİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sulbi).

SULEHÂ: (Ar.) Ka. - Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen.

SULHİ: (Ar.) Er. - Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı.

SULHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sulhi).

SULTAN: (Ar.) Ka. - Padişah, hükümdar.

SUNA: (Tür.) Ka. - Erkek ördek. Görünüşündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanılmıştır.

SUNAR: (Tür.) Ka. - Saygılı bir biçimde verir, takdim eder.

SUNAY: (Tür.) - Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SUNER: (Tür.) Er. - Sunucu, sunan.

SUNGU: (Tür.) - Armağan, bağış, ihsan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SUNGUN: (Tür.) Er. 1. Yetenek. 2. Bağış, ihsan.

SUNGUR: (Tür.) Er. 1. Sakin, soğukkanlı (kimse). 2. Akdoğan.

SUNGURALP: (Tür.) Er. - Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit.

SUNGURBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Sunguralp).

SUNGURTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Sunguralp).

SUNUHİ: (Ar.) Er. - Hatırlayan, gönül alan, kolay anlayan.

SUNULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın yarattığı.

SUUD: (Ar.) Er. 1. Kutsal sayılan yıldızlar. 2. Yukarı çıkma, yükselme. -Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

SUUDİ: (Ar.) Er. - (bkz. Suud).

SUYURGAL: (Tür.) Er. - İhsan, bağış, hükümdarca bağışlanan dirlik.

SUYURGAMIŞ: (Tür.) Er. Lütufta, ihsanda bulunan, bağış yapan kimse. Acıyan, merhamet eden.

SUYURGAN: (Tür.) Er. - (bkz. Suyurgamış).

SUZAN: (Fars.) Ka. - Yakan, yakıcı. Yanan, yanıcı.

SÜZEN: (Fars.) Er. - Topluca yapılan av.

SUZİ: (Fars.) Er. 1. Yanma, tutuşma ile ilgili. 2. (Mecazen): Ateşli kimse.

SUZİDİL: (Fars.) Ka. 1. Türk musikisinin şed makamlarından biri. 2. Gönül ateşi, gönül sıcaklığı.

SUZNÂK: (Fars.) Ka. 1. Yakan, yakıcı. Dokunaklı. 2. Türk müziğinde basit bir makam.

SÛZÜLAY: (Tür.) Ka. - Gökte süzülen ay.

SUALP: (Tür.) Er. - Güçlü, yiğit asker.

SÜEDA: (Ar.) Ka. - Kutlu, uğurlu insanlar.

SÜEL: (Tür.) Er. - Asker eli.

SÜER: (Tür.) Er. - Yiğit asker.

SÜERDEM: (Tür.) Er. - Erdemli asker.

SUERGİN: (Tür.) Er. - Olgun asker.

SÜERKAN: (Tür.) Er. - Soylu kandan gelen asker.

SÜERSAN: (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle ünlü asker.

SÜFYAN: (Ar.) Er. - Ashab-ı kiramın meşhurlarından bazılarının ismi. Süfyan-ı Sevri: Kelamcı, muhaddis, alim.

SÜHA: (Ar.) Er. - Büyükayı takım yıldızının en küçük yıldızı.

SÜHAN: (Fars.) Er. - Söz, lakırdı. Şiir.

SÜHANDAN: (Fars.) Ka. - Söz sahibi, güzel söz söyleyen.

SÜHEYL: (Ar.) Er. - Sema'nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı.

SÜHEYLA: (Ar.) Ka. - Yumuşak, iyi huylu kadın.

SUHULET: (Ar.) Er. 1. Kolaylık. Yumuşaklık. Mülayemet. 2. Uygunluk. Elverişlilik.

SÜHUNET: (Ar.) - Sıcaklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÜKAR: (Tür.) Er. - Asker soyundan gelen, yiğit yürekli asker.

SÜKEYNE: (Ar.) Sessiz, sakin, ağırbaşlı, onurlu. Hz. Hüseyin (r.a.)'in kızının adıdır.

SÜLASİ: (Ar.) Er. - Üçlü, üç şeyden meydana gelen.

SÜLEYMAN: (Ar.) Er. 1. İbranice "huzur, sükun". 2. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberden biri. Ulu'l-Azm peygamberlerdendir.

SÜLÜNAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, uzun boylu, endamlı.

SÜLÜNBİKE: (Tür.) Ka. - Sülün gibi boylu endamlı kadın.

SÜLVAN: (Ar.) Er. - Yüreğe ferahlık veren ruh, iç açıcı ilaç.

SÜLVANE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sülvan).

SÜMBÜL: (Fars.) Ka. l. Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. 2. Güzellerin saçı.

SÜMBÜLVEŞ: (Fars.) Ka. - Sümbüle benzeyen, sümbül gibi güzel.

SÜMER: (Tür.) - Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÜMEYRE: (Ar.) Ka. 1. Meyve çağlası. 2. Kıvrılmış yaprak.

SÜMEYYE: (Ar.) Ka. - İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.

SÜMRE: (Ar.) Er. - Esmerlik, karayağızlık.

SÜMRET: (Ar.) Ka. - (bkz. Sümre).

SÜNDÜS: (Ar.) Ka. - Eskiden altın veya gümüş tellerle nakışlı olarak dokunan bir çeşit ipekli kumaş. Kur'an'da cennet elbisesi anlamında Kehf: 31, Duhan: 53, İnsan suresi 21. ayetlerde mezkurdur.

SÜNNET: (Ar.) Er. 1. İyi ahlak, iyi tabiat. 2. Hz. Muhammed'in sözleri, işleri ve tasvipleri.

SÜNNETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın koyduğu nizam.

SÜPHAN: (Tür.) Er. - Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan.

SÜREHA: (Ar.) Er. - Saf ırklar.

SÜREYYA: (Ar.) - Ülker yıldızı, pervin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÜRRE: (Ar.) Er. 1. Para kesesi. 2. Hediye. 3. Osmanlı devletinde halifelik makamınca Mekke ve Medine fakirleri ile alimlerine gönderilen para.

SÜRSOY: (Tür.) Er. - Soyun sürsün, soyun genişlesin.

SÜRÜR: (Ar.) Er. - Sevinç.

SÜRURİ: (Ar.) Er. Sevinçle, neşeyle ilgili. - VIII. yy.'ın ünlü Osmanlı şairi.

SÜSEN: (Tür.) Ka. - Çiçekleri iri, güzel görünüşlü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak.

SÜVARİ: (Fars.) Er. 1. Atlı. Atlı asker. 2. Gemi kaptanı.

SÜVEYDA: (Ar.) Ka. 1. Kalbin ortasında var kabul edilen siyah nokta. 2. Tohumun ortasında bulunan tanecik. 3. Kalpteki gizli günah. - İsim olarak kullanılması uygun değildir.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- T -

TABDAN: (Fars.) Ka. -Işıklı, parlak.

TABENDE: (Fars.) Ka. - Parlayan, ışık veren

TABERİ: (Ar.) Er. - Büyük İslâm tarihçilerinden biri.

TABİSTAN: (Fars.) Ka. - Yaz.

TABİYE: (Ar.) Ka. - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.

TABNAK: (Fars.) Ka. - Parlak.

TACAL: (Tür.) Er. - Üstün ol, baş ol.

TACAVER: (Fars.) Er. - Padişah, hükümdar.

TACEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin tacı. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

TACISER: (Ar.) Ka. - Baş tacı, en çok sevilen, sayılan.

TACİ: (Ar.) Er. - Taçla ilgili.

TACİK: (Fars.) Er. - İran ve Türkistan'da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse.

TACİM: (Ar.) Er. - Noktalama, noktalatma.

TACİR: (Ar.) Er. - Ticareti meslek edinmiş olan,

TACİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tacir).

TAÇKIN: (Tür.) Er. - Gurur.

TAÇNUR: (Ar.) Ka. - Işıktan nurdan taç.

TAFDİL: (Fars.) - Birini diğerinden üstün tutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAFLAN: (Tür.) - Gülgillerden kışın yaprağını dökmeyen bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAFRA: (Ar.) Er. 1. Yukarıya sıçrama, atlama. 2. Yukarıdan atıp tutma, gururlu davranış. 3. İlmiyyede rütbe, derece alma.

TAFTE: (Fars.) 1. Bükülmüş, katlanmış. 2. Yanmış, yanık. 3. Aydınlık, parlak. 4. Üzgün, ciğeri yanmış, aşık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAFTİN: (Ar.) Er. - Akıl erdirme, anlama, tefhim.

TAĞALAP: (Tür.) Er. - Dağ alp. Dağ gibi güçlü, gösterişli, heybetli yiğit.

TAĞAR: (Tür.) Er. - Kapı, çanak, çömlek.

TAĞMAN: (Tür.) Er. - Dağ gibi iriyarı, gösterişli.

TAHA: (Ar.) Er. - Kur'an-ı Kerim'in 20. suresi. - Hz. Ömer'e müslüman olmadan önce okunan ilk sure. Hz. Ömer bu sureden etkilenmiş ve müslüman olmuştur.

TAHİR: (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Türk musikisinde basit bir makam. 3. Her türlü günah ve ayıptan arı olduğundan Rasulullah (s.a.s)'a bu isim verilmiştir.

TAHİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tahir).

TAHİYYE: (Ar.) Ka. 1. "Allah ömür versin" demek. Selam verme, hayır dua etmek. 2. Mülk, malikiyyet.

TAHRİM: (Ar.) Er. 1. Haram kılma, kılınma. 2. Kur'an-ı Kerim'in 66. sûresi.

TAHRİME: (Ar.) Ka. - Namaza başlarken "Allahu ekber" deme.

TAHSİN: (Ar.) Er. - Güzel bulma, beğenme. Aferin deme alkışlama.

TAKSİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tahsin).

TAHSİR: (Ar.) Er. - Hasret bırakma, bırakılma. Hasret etme, edilme.

TAHUR: (Ar.) Er. - Pek temiz, temizleyici.

TAHZİR: (Ar.) Er. - Yeşil renk verme.

TAHZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tahzir).

TAİB: (Ar.) Er. - Tevbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen, müslüman.- Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

TAİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Taib).

TAİF: (Ar.) Er. - Tavaf eden. Dönen, dolaşan.

TAİFE: (Ar.) Ka. - Bölük, takım, güruh, fırka. Kavim, kabile. Tayfa.

TAİL: (Ar.) Er. - Fayda, yarar.

TAİR: (Ar.) Er. - Uçan, uçucu.

TAİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tair).

TAKAT: (Ar.) Er. - Güç, kuvvet.

TAKDİR: (Ar.) Er. 1. Beğenme, değer verme. 2. Allah'ın isteği, Allah'ın yazdığı. İnsan için tesbit edilen hayat çizgisi.

TAKDİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Takdir).

TAKİ: (Ar.) Er. - Günahtan haramdan kaçınan, dinine bağlı.

TAKİYYUDDİN: (Ar.) Er. - Dinde muttaki, Allah'tan hakkıyla korkan kişi.

TAKRİN: (Ar.) Er. - Beraber bulundurma, yaklaştırma.

TAKRİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Takrin).

TAKVA: (Ar.). - Allah korkusuyla dinin yasak ettiği şeylerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TALAC: (Fars.) Er. 1. Ses, seda, çığlık. 2. Meşale. 3. Kavga.

TALAŞ: (Tür.) Er. 1. Yelin kaldırdığı toz. Fırtına, kasırga. 2. Can sıkıntısı. 3. Köşe. 4. Oğuzların 24 boyundan biri.

TALAT: (Ar.) - Yüz, çehre. Yüz güzelliği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TALAY: (Tür.) Er. 1. Deniz, büyük nehir, taloy. 2. Çok fazla.

TALAYER: (Tür.) Er. - Deniz eri, denizci.

TALAYHAN: (Tür.) Er. – Denizlerin hakanı, hükümdarı.

TALAYKAN: (Tür.) Er. - Denizci kanı taşıyan.

TALAYKUT: (Tür.) Er. - Kutsal deniz.

TALAYMAN: (Tür.) Er. – Deniz adamı, denizci.

TALAZ: (Tür.) Er. - Kasırga, fırtına.

TALHA: (Ar.) Er. 1. Zamk ağacı. 2. Talha b. Ubeydullah. İslam dinini kabul eden ilk 10 kişiden biri, cennetle müjdelenmiştir.

TALİA: (Ar.) Ka. 1. Tulu eden, öncü. 2. Talih, şans, kısmet.

TALİB: (Ar.) Er. 1. Talep eden arayan, isteyen; istekli. 2. Alıcı müşteri. 3. Medrese talebesi, talebe. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

TALİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Talib).

TALİH: (Ar.) Er. - Şans, talih, kader.

TALİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Talih).

TALİK: (Ar.) Er. 1. Güleryüzlü. 2. Düzgün söz söyleyen.

TALİYE: (Ar.) Ka. 1. Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden. İkinci derecede olan. 2. Kur'an okuyan.

TALU: (Tür.). 1. Seçkin, seçilmiş, güzel. 2. İki kürek kemiği arası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TALUY: (Tür.) Er. - Deniz, okyanus, talay.

TALUT: (İbr.) Er. - Bakara suresinde İsrailoğulları hükümdarlığına Allah tarafından tayin edilen ve az bir askerle Calut'un ordularını yok eden komutan.

TAMAY: (Tür.). - Dolunay, ayın ondördü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAMER: (Tür.) Er. - Nitelikli, saygın kişi.

TAMERK: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli kimse.

TAMERKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Tamerk).

TAMKOÇ: (Tür.) Er. - Koç gibi güçlü.

TAMKUT: (Tür.) Er. - Çok mutlu, talihli kimse.

TAN: (Tür.) 1. Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti. 2. Sabah, akşam esen serin esinti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANAÇAN: (Tür.) Er. - Sabah alacakaranlık.

TANAK: (Tür.) Er. - Garip, tuhaf, şaşırtıcı.

TANALP: (Tür.) Er. - Aydın, bilge yiğit.

TANALTAN: (Tür.) Er. - Tan - altan.

TANALTAY: (Tür.) Er. - Tan - altay.

TANAY: (Tür.) - Şafak ve ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANAYDIN: (Tür.) Er. - Aydınlık şafak.

TANBAY: (Tür.) Er. - Tan - bay.

TANBEK: (Tür.) Er. - Aydın bey.

TANBERK: (Tür.) Er. - 1. Şafak çizgisi. 2. Parlayan şimşek..

TANBEY: (Tür.) Er. - Şafak gibi aydınlık kimse.

TANBOLAT: (Tür.) Er. - Tan renginde çelik.

TANCAN: (Tür.) Er. - Önü aydınlık kimse.

TANDAN: (Tür.) - Tan vaktinde doğan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANDOĞAN: (Tür.) Er. - Ağaran şafak.

TANDOĞDU: (Tür.) Er. - Tan vakti doğan kimseye verilen isim.

TANDORUK: (Tür.) Er. - Dorukların ilk ışıklarla aydınlanması.

TANEGÜL: (Tür.) Ka. - Biricik gül.

TANER: (Tür.) Er. - (bkz. Tan).

TANFER: (t.f.i.) Er. - Tan vaktinin yan aydınlığı.

TANGÜN: (Tür.) Er. - Şafakla başlayan aydınlık gün.

TANIN: (Tür.) Er. - Herkesçe adın duyulsun, ünlen.

TANIR: (Tür.) Er. - Anımsar, bilir. Bilip ayıran, seçen.

TANIRCAN: (Tür.) Er. - Cana yakın. Çabuk tanışıp yaklaşan.

TANIRER: (Tür.) Er. - (bkz. Tanır-can).

TANJU: (Tür.) Er. - Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen unvan.

TANKAN: (Tür.) Er. - Şafak gibi aydınlık, temiz soydan gelen.

TANKOÇ: (Tür.) Er. - Tan koç.

TANKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu sabah.

TANÖREN: (Tür.) Er. - Şafakta çalışan.

TANPINAR: (Tür.) Er. - Tan pınar.

TANSAN: (Tür.) Er. - Tan gibi aydınlık, temiz adı olan. .

TANSEL: (Tür.) Ka. - Tan sel.

TANSELİ: (Tür.) Ka. - Tan seli.

TANSIK: (Tür.) Er. 1. İnsanın aklnının alamayacağı, şaşırtıcı, olağanüstü olayı mucize. 2. Özlem, hasret. 3. Değerli, kıymetli. 4. Tatlı, nefis.

TANSOY: (Tür.) Er. - Şafak gibi aydınlık soyu olan.

TANSU: (Tür.) - Şafağın aydınlattığı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANUĞUR: (Tür.) Er. - Uğurlu, mübarek sabah vakti.

TANVER: (Tür.) Er. - Şafak gibi ışık saç, aydınlat.

TANYEL: (Tür.) - Şafak vakti esen rüzgar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANYELİ: (Tür.) - Tan vakti esen yel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANYERİ: (Tür.) - Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANYILDIZ: (Tür.) - Çoban yıldızı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TANYOL: (Tür.) Er. - Şafak yolu, aydınlık yol.

TANYOLAÇ: (Tür.) Er. - Aydınlığa götüren, yol açan.

TANZER: (Tür.) - San, altın renginde tanyeri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAPGAÇ: (Tür.) Er. - Ünlü. Aziz.

TAPIK: (Tür.) Er. 1. Saygı, hürmet. 2. İkram, hizmet.

TARA: (Fars.) - Yıldız, necim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TARAB: (Ar.) - Sevinç, şenlik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TARABENGİZ: (Fars.) Ka. - Sevindirici, coşturucu.

TARAİF: (Ar.) Ka. - Az bulunur, ince şeyler.

TARAN: (Tür.) Er. 1. Geniş alan. 2. İn. 3. Kuş ya da balık kümeleri.

TARANCI: (Tür.) Er. - Rençper, çiftçi.

TARAVET: (Ar.) Ka. - Güzellik, tazelik, genç.

TARDU: (Tür.) - Armağan, hediye. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TARHAN: (Tür.) 1. Oğuzlarda demirci ve zanaatçı ustaları. 2. Esnaf temsilcileri. 3. Büyük toprak sahipleri, büyük tüccarlar. 4. Han ve komutan unvanı.

TARHUN: (Ar.) - Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÂRIK: (Ar.) Er. - Sabah yıldızı, zühre, venüs, yol. Tarık b. Ziyad (Öl. Şam 720): Berberi asıllı İslam komutanı. Cebeli Tarık'ı geçip İspanya'yı fethetti. İslam egemenliğini sağlayıp Endülüs İslam Devleti'nin kurulmasını sağladı.

TARIM: (Tür.) 1. Göllere, kumluklara dökülen çay kollan. 2. Verim almak için toprak üzerinde yapılan çalışmaların tümü. 3. (Uygurca'da) kadınlara verilen bir unvan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TARIMER: (Tür.) Er. - Tarımla uğ*raşan kimse.

TARKAN: (Tür.) Er. 1. İslam'dan önce Türklerin kullandığı, vekil, vezir, bey gibi unvan. 2. Ayrıcalıklı, saygın kişi.

TARİM: (Fars.) Ka. 1. Çardak. Kubbe. 2. Gökyüzü.

TASVİR: (Ar.) Ka. 1. Betimleme. 2. Resim.

TAŞAN: (Tür.) - Coşkulu, taşkın. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAŞBOĞA: (Tür.) Er. - Taş gibi sert, boğa gibi güçlü kimse.

TAŞCAN: (Tür.) Er. - Taş gibi sağlam kimse.

TAŞDEMİR: (Tür.) Er. - Taş ve demir gibi güçlü, sağlıklı.

TAŞEL: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü el.

TAŞER: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kimse.

TAŞGAN: (Tür.) - Pınar, kaynak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAŞKAN: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü soydan gelen.

TAŞKIN: (Tür.) Er. 1. Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı. 2. Akarsuların yatağa sığmayacak miktarda su taşıması sırasında meydana gelen su yayılması olayı.

TAŞKINAY: (Tür.) - (bkz. Taşkın). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAŞKINER: (Tür.) Er. - Coşkulu, coşkun kimse.

TAŞTEKİN: (Tür.) Er. - Emin, dayanılır, sağlam kişi.

TATAR: (Tür.) 1. Bir Türk kavmi. 2. Posta sürücüsü. 3. Gül zambak gibi çiçeklerin açılmamış goncaları. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TATU: (Tür.) - Barış, sulh. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAVGAÇ: (Tür.) Er. - Çekicilik, cazibe.

TAVİL: (Ar.) Er. 1. Uzun. Çok süren. 2. Aruzda bir ölçek.

TAYBARS: (Tür.) Er. - Pars gibi güçlü tay (çocuk).

TAYBE: (Ar.) - Medine-i Münevvere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAYCAN: (Tür.) Er. - Genç ve güçlü kimse.

TAYF: (Ar.) 1. Görüntü. 2. Bileşik bir ışık demetinin bir pirizmadan geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAYFUN: (Tür.) Er. - Büyük okyanus ve Çin Denizi'nde görülen şiddetli fırtına.

TAYFUR: (Ar.) Er. 1. Küçük bir kuş türü. 2. Tayfuriye tarikatını kuran Beyazıd Bestami Ebu Zeyd Tayfur'un adı.

TAYGAR: (Ar.) Er. - Uçan uçucu. Gaza dönüşen.

TAYGUN: (Tür.) Er. - Çocuk, torun.

TAYGUNER: (Tür.) Er. - Erkek torun

TAYI: (Ar.) Er. - Bir işi kendi isteğiyle yapan.

TAYKARA: (Tür.) Er. - Esmer, ka-rayağız çocuk.

TAYKOÇ: (Tür.) Er. - Tay - koç.

TAYKURT: (Tür.) Er. - Tay - kurt.

TAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu uğurlu çocuk.

TAYLAK: (Tür.) Er. 1. Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. 2. Yaramaz çocuk.

TAYLAN: (Tür.) 1. İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. 2. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TAYMAN: (Tür.) Er. - Genç, taze, toy kimse.

TAYMAZ: (Tür.) Er. - Düşmeyen, kaymayan, dengeli kimse.

TAYUK: (Tür.) Er. - İnce, kibar genç.

TAYYİB: (Ar.) Er. 1. İyi, hoş, güzel ala. 2. Helal, çok temiz. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

TAYYİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tayyib).

TAZE: (Fars.) Ka. - Körpe, genç.

TAZEGÜL: (Fars.) Ka. - Yeni açan gül.

TAZİM: (Ar.) Er. - Ululama, büyük sayma. Saygı gösterme, ikram etme.

TAZİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Tazim).

TEALİ: (Ar.) Er. - Yükselme, ululanma.

TEBAR: (Fars.) Er. - Soy.

TEBER: (Fars.) Er. - Küçük balta. Dervişlerin kullandıkları uzun saplı küçük balta. Meşin kesmek için kullanılan araç.

TEBERHUN: (Fars.) Er. - Kızıl söğüt, tarhun.

TEBESSÜM: (Ar.) Ka. - Gülümseme.

TEBŞİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tebşir).

TECELLA: (Ar.) Ka. - (bkz. Tecelli).

TECELLİ: (Ar.) Er. 1. Görünme, belirme. 2. Kader, talih. 3. Allah'ın lütfuna erişme.

TECEN: (Tür.) - Mağrur, gururlu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TECER: (Tür.) 1. Becerikli. 2. İç Anadolu'da sıradağ. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TECİK: (Tür.) Er. - Tutumlu, idareli tasarruflu.

TECİMEN: (Tür.) Er. - Ticaret adamı, tüccar. 2. Tutumlu, idareli.

TECİMER: (Tür.) Er. - Tüccar.

TECMİL: (Ar.) Er. - Süs, tezyin.

TEDÜ: (Tür.) - Bilge, zeki, anlayışlı kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEFHİM: (Ar.) Er. - Anlatma, bildirme.

TEHEMTEN: (Fars.) Er. - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem'in lakabı.

TEHİYYE: (Ar.) Ka. 1. Selam. Selam verme. 2. Hayır dua etme. 3.. Beka. 4. Mülk, malikiyyet.

TEKALP: (Tür.) Er. - Eşsiz, benzersiz yiğit.

TEKAY: (Tür.) Er. - Eşsiz ay.

TEKCAN: (Tür.) Er. - Çok değerli, eşsiz kimse.

TEKDOĞAN: (Tür.) Er. - Eşsiz, benzersiz doğmuş olan.

TEKECAN: (Tür.) Er. 1. Mert, sözünde duran. Özü sağlam kimse. 2. Çayırlarda biten bir bitki.

TEKGÜL: (Tür.) Ka. - Gül ailesi içinde benzeri olmayan güzellikte. Yalnız gül.

TEKİN: (Tür.) Er. 1. Boş, ıssız. 2. Sakin, rahat, uslu. İçinde kötülük bulunmayan. 3. Tek, eşsiz. 4. Uyanık, tetikte. 5. Şehzade, prens. 6. Uğurlu.

TEKİNALP: (Tür.) Er. - Tek ve eşsiz yiğit.

TEKİNAY: (Tür.) Er. - Biricik ve hayırlı ay.

TEKİNDAĞ: (Tür.) Er. – Uğurlu dağ.

TEKİNEL: (Tür.) Er. - Hayırlı el.

TEKİNER: (Tür.) Er. - Tek, eşsiz ve hayırlı kimse.

TEKİNSOY: (Tür.) Er. - İyi soydan gelen kimse.

TEKMİL: (Ar.) Er. - Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep.

TEKMİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tekmil).

TEKRİM: (Ar.) Er. - Ululama, saygı gösterme.

TEKRİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Tekrim).

TEKSEN: (Tür.) - Sen teksin, eşsizsin anlamında. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEKSOY: (Tür.) Er. - Eşsiz bir soydan gelen.

TELMİYE: (Ar.) Ka. 1. Parıldatma, renk renk yapma. 2. Dizeleri başka başka dillerde olan koşuk, manzume yapma.

TELVİN: (Ar.) Ka. - Renk verme, boyama.

TEMAŞA: (Ar.) Ka. 1. Hoşlanarak bakma, seyretme. 2. Gezme, gezi.

TEMCİT: (Ar.) Er. 1. Ululama, ağırlama. 2. Sabah ezanından sonra okunan, Allah'ın ululuğunu anlatan dua.

TEMDİH: (Ar.) Er. - Çok övme.

TEMDİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Tem-dih).

TEMEL: (Yun.) Er. 1. Yapılardan toprak içinde kalan ve yapıya dayanak teşkil eden duvar ve taban kısımları, koyuk. Bu kısımların yapılması için açılan çukur. 2. Asıl, esas. 3. Dayanak. 4. Belli, başlı en mühim.

TEMENNA: (Ar.) Ka. - El ile selam verme. - (bkz. Temenni).

TEMENNİ: (Ar.) Ka. - Dileme, istek, dilek.

TEMİM: (Ar.) Er. 1. Nazar boncuğu, nazarlık. 2. Beşinci Fatımî halifesi el-Aziz'in kardeşinin adı.

TEMİME: (Ar.) Ka. - Nazar boncuğu, nazarlık.

TEMİRCAN: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam kimse.

TEMİRHAN: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam güçlü hükümdar. - Timur han.

TEMİRKUT: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve uğurlu.

TEMİZALP: (Tür.) Er. 1. İyi ahlaklı kimse. 2. Temiz yapılı ve yiğit.

TEMİZCAN: (Tür.) Er. - İçi temiz olan kimse.

TEMİZEL: (Tür.) Er. - Dürüst kimse.

TEMİZER: (Tür.) Er. - Dürüst kimse.

TEMİZHAN: (Tür.) Er. - İyi vasıflı lider.

TEMİZKAL: (Tür.) Er. - Her zaman doğru ve dürüst kal.

TEMİZKAN: (Tür.) Er. - Temiz soydan gelen.

TEMİZÖZ: (Tür.) Er. - Özü temiz, dürüst olan.

TEMİZSAN: (Tür.) Er. - Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.

TEMİZSOY: (Tür.) Er. - Temiz ve dürüst soydan gelen.

TEMRE: (Ar.) Ka. - Hurma.

TEMREN: (Tür.) Er. - Ok, kargı gibi delici silahların ucundaki sivri demir.

TEMÜR: (Tür.) Er. - Demir.

TENAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi beyaz, parlak tenli.

TENDUBAY: (Tür.) Er. - Yiğit, cesur erkek.

TENDÜ: (Moğ.i). - Yiğit, cesur. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TENGİZ: (Tür.) Er. - Deniz.

TENGİZALP: (Tür.) Er. - Denizci yiğit.

TENNUR: (Tür.) Ka. - Teni nur gibi aydınlık, berrak olan güzel.

TENŞİT: (Ar.) Er. - Şenlendirme, keyiflendirme.

TENVİR: (Ar.) Er. - Aydınlatma, ışıklandırma.

TENZİL: (Ar.) Er. - İndirme, aşağı düşürme. Azar azar indirme (Kur'an'ın).

TENZİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tenzil).

TEOMAN: (Tür.) Er. - Hun imparatoru Mete'nin babası.

TERAKKİ: (Ar.) Er. - İlerleme, yükselme, gelişme.

TERCAN: (Tür.) 1. Genç, taze, delikanlı. 2. Kırmızı buğday. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEREN: (Fars.) Ka. - Nesteren denen gül.

TERİM: (Tür.) - Bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan sözcük. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TERLAN: (Tür.) Er. - San renkli, büyük pençeli, kartala benzeyen bir kuş.

TESLİYE: (Ar.) Ka. - Teselli verme, avutma.

TESMİ: (Ar.) Er. - İşittirme, işittirilme, duyurma.

TESMİN: (Ar.) Er. 1. Sekizleme, sekize çıkarma. 2. Paha biçme, biçtirme.

TESNİM: (Ar.) Ka. - Cennet suyu, cennetteki ırmaklardan birinin adı.

TESRİR: (Ar.) - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TESRİYE: (Ar.) Ka. - Sıkıntıyı, gamı, kederi yok etme.

TEŞCİ: (Ar.) Er. - Yüreklendirme.

TEŞERRU: (Ar.) - Şeriata göre davranma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEŞERRÜF: (Ar.). - Şereflenme, şeref bulma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEŞNE: (Fars.) Er. - Susamış. Çok istekli.

TEŞNEDİL: (Fars.) Ka. - Can ve gönülden istekli.

TEŞRİFE: (Ar.) Ka. - Şereflendirme, onurlandırma.

TETİKER: (Tür.) Er. - Uyanık, çevik, becerikli kimse.

TEOMAN: (Tür.) Er. - Oğuz Han'ın babası.

TEVEKKÜL: (Ar.) Er. - Her şeyi Allah'a bırakarak, yargıya boyun eğme.

TEVFİK: (Ar.) Er. 1. Uydurma, uygun düşürme. 2. Başarıya ulaştırma. 3. Allah'ın yardımına kavuşma.

TEVFİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Tevfik).

TEVHİD: (Ar.) Er. 1. Birkaç şeyi bir araya getirme. 2. Allah'ın birliğine inanma. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

TEVHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin birliği, birleştiriciliği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

TEVHİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tevhid).

TEVİL: (Ar.) Er. - Durum, biçim. Süs.

TEVİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Tevil).

TEYMİN: (Ar.) Er. - "Uğurlu olsun" demek.

TEYMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a hizmet eden, itaat eden.

TEZAL: (Tür.) Er. - Çabuk ol.

TEZALP: (Tür.) Er. - Çabuk, hızlı yiğit.

TEZAY: (Tür.) - (bkz. Tezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEZCAN: (Tür.) - Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEZEHHÜR: (Ar.) Ka. - Çiçeklenme.

TEZEL: (Tür.) - Çabuk iş gören, becerikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TEZER: (Tür.) Er. - Çabuk hızlı, çevik kimse.

TEZEREN: (Tür.) Er. - Çabuk ulaşan, erişen.

TEZKAN: (Tür.) Er. - Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.

TEZVEREN: (Tür.) Er. - Duyarlı, reaksiyoner.

TINAL: (Tür.) Er. - Soluk al, yaşamını sürdür.

TINAZ: (Tür.) Er. - Ot ya da saman yığını.

TIRAZ: (Ar.) 1. İpek ve sırma ile işleme. Elbiselere nakışla yapılan süs. 2. Üslup, tutulan yol. 3. Döviz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TİBET: (Tür.) Er. - Çin'in batısında bağımsız bir bölge.

TİCAN: (Ar.) Ka. - Taçlar.

TİGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Tekin).

TİHAME: (Ar.) - Mekke-i Mükerreme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TİLAL: (Ar.) Er. - Tepeler.

TİLMAÇ: (Tür.) Er. - Dilmaç, çevirmen.

TİMUÇİN: (Tür.) Er. 1. Moğol imparatorluğunun kurucusu Cengiz'in asıl adı. 2. Katı, sağlam demir.

TİMUR: (Tür.) Er. 1. Demir. 2. Türk- Moğol imparatoru.

TİMURCAN: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam ve güçlü.

TİMURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Timur).

TİMURKAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü soydan gelen.

TİMURÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü ve sağlam olan.

TİMURTAŞ: (Tür.) Er. 1. Demir ve taş gibi güçlü ve sert olan. 2. Mardin Artuklular'ın 2. Emiri.

TİNER: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü, canlı kimse.

TİNKUT: (Tür.) Er. - Özü uğurlu, kutlu, şanslı kimse.

TİTİZ: (Tür.) 1. Çok dikkatli ve özenli davranan. 2. Prensiplerine aşın düşkün. 3. Huysuz, öfkeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOĞAN: (Tür.) Er. - Doğan, şahin.

TOĞAY: (Tür.) - Fundalık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOHUM: (Tür.) - Kendisinden bitki üreyen tane. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOKAL: (Tür.) Er. - Erişkin, olgun.

TOKALAN: (Tür.) Er. - Olgunlaşmış, erginleşmiş.

TOKALP: (Tür.) Er. 1. Doymuş aç olmayan kimse. 2. Kalın ve gür sese sahip. 3. Kibirli.

TOKCAN: (Tür.) Er. - Gönlü tok olan. -

TOKDEMİR: (Tür.) Er. – Sağlam demir.

TOKER: (Tür.) Er. - Tok er.

TOKGÖZ: (Tür.) Er. - Aç gözlü olmayan.

TOKHAN: (Tür.) Er. - Tok han.

TOKKAN: (Tür.) Er. - Cömert soylu.

TOKÖZ: (Tür.) Er. - Cömert ve kerem sahibi.

TOKTAHAN: (Tür.) Er. - Yerleşik yaşayan han.

TOKTAMIŞ: (Tür.) Er. - Bir yere yerleşmiş, oturmuş (kimse). Dinmiş, sakinleşmiş.

TOKTAŞ: (Tür.) Er. - Tok taş.

TOKTİMUR: (Tür.) Er. - Tok timur.

TOKTUĞ: (Tür.) Er. - Tok tuğ.

TOKUR: (Tür.) Er. - Eski Türk erkek adlarından.

TOKUŞ: (Tür.) Er. - Savaş.

TOKUŞHAN: (Tür.) Er. - Savaşçı lider, hakan.

TOKUZ: (Tür.) Er. 1. Dokuz. 2. Kalın ve sık dokunmuş kumaş.

TOKUZER: (Tür.) Er. - Dokuz er. Dayanışmacı, tutkun yiğit.

TOKUZTUĞ: (Tür.) Er. – Dokuz tuğ.

TOKYAY: (Tür.) Er. - Tok yay.

TOKYÜREK: (Tür.) Er. - Yürekli, cesur.

TOKYÜZ: (Tür.) Er. - Tok yüz.

TOLA: (Tür.) 1. Dolu, boş olmayan. 2. Keyif, neşe. 3. Güçlü korkusuz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOLAY: (Tür.) - Topluluk, cemiyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOLGA: (Tür.) Er. - Demir harp başlığı. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık. Miğfer.

TOLGAHAN: (Tür.) Er. - Güçlü ve çevreli lider, han.

TOLGAN: (Tür.) Er. - Dolanma, dolaşma.

TOLGAY: (Tür.) Er. - Çevre, dolay.

TOLGUNAY: (Tür.) Er. - Dolunay.

TOLUN: (Tür.) Er. - Dolun, bedir, ayın ondördü.

TOLUNAY: (Tür.) - Ayın ondördü, mehtap, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOLUNBAY: (Tür.) Er. - Birikimli, kişiliği gelişmiş.

TOMRİS: (Yun.) Ka. 1. Tarihte, Pers kralı II. Keyhüsrev'le savaşmış olan Massagetlerin ünlü kraliçesi. 2. Demir.

TOMURCUK: (Tür.) Ka. - Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz.

TONGAL: (Tür.) Er. 1. Zengin kimse. 2. Yaşlı erkek.

TONGAR: (Tür.) Er. 1. Büyük, güçlü. 2. Yaşlı.

TONGUÇ: (Tür.) Er. 1. En büyük çocuk. 2. Bir tür kuş, baykuş.

TOPAY: (Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOPÇAM: (Tür.) Er. - Top çam.

TOPÇAY: (Tür.) - Topçay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOPDEMİR: (Tür.) Er. - Top demir.

TOPEL: (Tür.) Er. - Top el.

TOPER: (Tür.) Er. - Top er.

TOPRAK: (Tür.) 1. Yerkabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. 2. Ülke, memleket. 3. İşlenmiş arazi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TOPUZ: (Tür.) Er. 1. Bir ucu top gibi olan silah. 2. Kısa boylu kimse. 3. Balyoz.

TOR: (Tür.) Er. 1. Toy, deneyimsiz. 2. Ürkek, çekingen, utangaç. 3. Mağrur, gururlu. 4. Fidan. 5. Toksöz. 6. Balık ağı.

TORALP: (Tür.) Er. - Gururlu, yiğit.

TORAMAN: (Tür.) Er. - Güçlü kuvvetli.

TORAN: (Tür.) Er. 1. Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. 2. Yiğit, kahraman.

TORCAN: (Tür.) Er. - Çekingen, utangaç.

TORGAY: (Tür.) Er. - Serçe, tarla kuşu.

TORHAN: (Tür.) Er. - Gururlu hükümdar.

TORKAL: (Tür.) Er. - Hep utangaç ve çekingen ol.

TORKAN: (Tür.) Er. - Gururlu ve tok sözlü soydan gelen.

TORLAK: (Tür.) Er. 1. Güzel, genç, yakışıklı. 2. İyi gelişmiş ağaç fidanı.

TORUMTAY: (Tür.) Er. - Yırtıcı bir kuş türü.

TOTUK: (Tür.) Er. - Eski Türkler'de askeri vali.

TOYBOĞA: (Tür.) Er. - Genç boğa.

TOYCAN: (Tür.) Er. - Çok genç ve tecrübesiz.

TOYDEMİR: (Tür.) Er. - Toy - demir.

TOYDENİZ: (Tür.) Er. - Toy - deniz.

TOYGAR: (Tür.) Er. - Tarla kuşu, turgay.

TOYGUN: (Tür.) Er. 1. Genç, delikanlı. 2. Çakırdoğan.

TOYKA: (Tür.) Er. - Büyük, kalın sopa.

TOZAN: (Tür.) Er. 1. İnce toz tanesi. 2. Tozu çok olan yer. 3. Kar fırtınası.

TOZUN: (Tür.) Er. - Soylu, asil.

TÖKEL: (Tür.) Er. - Çok.

TÖRE: (Tür.) 1. Eğitim, görgü, gelenek. 2. Soyluluk, asalet. 3. Eksiksiz, mükemmel. 4. Geline verilen armağan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÖREGÜN: (Tür.) Er. - Geleneksel, geleneğe uygun, gündemde.

TÖREHAN: (Tür.) Er. - Görgülü er.

TÖREL: (Tür.) Er. - Töreye uygun olan, töre ile ilgili.

TORUM: (Tür.) - Yaratılış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÖZ: (Tür.) - Kök, asıl, cevher. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÖZÜM: (Tür.) - Sabırlı, alçak gönüllü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TRAJE: (Fars.) Ka. - Gökkuşağı.

TUBA: (Ar.) Ka. 1. Kökü yukarıda, dallan aşağıda cennet ağacı. 2. En güzel, en iyi, hoş. 3. Baht, mutluluk, müjde. 4. Efdal olan. Kur'an'da Ra'd suresi 29. ayette zikredilmiştir.

TUFAN: (Ar.) Er. 1. Hz. Nuh zamanında Allah'ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. 2. Şiddetli yağmur ve sel.

TUFEYL: (Ar.) Er. - Asalak, parazit. - Sığıntı. İsim olarak kullanılmaz.

TUGAY: (Tür.) Er. - İki alaydan oluşan askeri birlik, liva.

TUĞ: (Tür.) Er. - Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç.

TUĞAL: (Tür.) Er. - Sancaktar. Tuğ taşıyan.

TUĞALP: (Tür.) Er. - Milli lider.

TUĞALTAN: (Tür.) Er. - Tuğ - altan.

TUĞALTAY: (Tür.) Er. - Altay'a özgü, Altay simgesi.

TUĞBAY: (Tür.) Er. - Eskiden tugay komutanlığı yapan albay.

TUĞCU: (Tür.) Er. - At kılından yapılmış tuğlaları taşıyan kimse.

TUĞKAN: (Tür.) Er. - Tuğ kan.

TUĞKUN: (Tür.) Er. - İzinsiz yanına varılmayan varlıklı, saygın.

TUĞLU: (Tür.) Er. 1. Bayraklı, sancaklı. 2. Şımarık.

TUĞRA: (Tür.) Er. - Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel biçimi olan simge. Mühür.

TUĞRUL: (Tür.) Er. 1. Ak doğan, çakırdoğan, yırtıcı kuşlardan bir kuş (Bin kez öldürür, bir tanesini yer). 2. Selçuklu Devleti'nin kurucusu, Tuğrul Bey.

TUĞSAN: (Tür.) Er. - Tuğ san.

TUĞSAV: (Tür.) Er. - Tuğ sav.

TUĞSAVAN: (Tür.) Er. - Tuğ savan.

TUĞSAVAŞ: (Tür.) Er. - Tuğ savaş.

TUĞSEL: (Tür.) Er. - Tuğ sel.

TUĞSER: (Tür.) Er. - Baştuğ.

TUĞTAŞI: (Tür.) Er. - Tuğ taş.

TUĞTEKİN: (Tür.) Er. - 1. Biricik, uğurlu tuğ. 2. Büyük Selçuklu'ya bağlı Börüler Hanedanı'nın kurucusu.

TUĞYAN: (Ar.) 1. Coşma, taşma. İsyan. 2. Kur'an'da, Allah'a asi olanların yaptıkları eylemin adı. Tuğyancıların vasfedilişi de tağut kelimesiyledir. İsim olarak kullanmak uygun değildir.

TUHFE: (Ar.) - Armağan, hediye. Hoşa giden, güzel şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TULÜ: (Ar.) - Doğma, doğuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TULÜN: (Tür.) Er. - Dolun.

TUNA: (Tür.) 1. Çok bol. 2. Yavru. 3. Görkemli, gösterişli. 4. Karaor-manlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUNCA: (Tür.) - Balkan Yarımada-sı'nda Meriç ırmağının kolu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUNCAL: (Tür.) Er. - Al renginde tunç.

TUNCALP: (Tür.) Er. - Tunç gibi güçlü, kuvvetli yiğit.

TUNCAY: (Tür.) - Tunç renginde ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUNCEL: (Tür.) Er. - Tunç gibi güçlü el.

TUNCER: (Tür.) Er. - Tunç gibi güçlü kimse.

TUNÇ: (Tür.) Er. - Bakır, çinko, kalay karışımı.

TUNÇAL: (Tür.) Er. - Tunç al.

TUNÇALP: (Tür.) Er. - Güçlü yiğit.

TUNÇARAL: (Tür.) Er. - Tunç aral.

TUNÇASLAN: (Tür.) Er. - Tunçaslan.

TUNCAY: (Tür.) Er. - Tunç ay.

TUNÇBAY: (Tür.) Er. - Tunç bay.

TUNÇBİLEK: (Tür.) Er. - Tunç bilek.

TUNÇBOĞA: (Tür.) Er. - Tunç gibi sağlam, boğa kadar güçlü.

TUNÇBÖRÜ: (Tür.) Er. - Tunç gibi sağlam, kurt kadar güçlü.

TUNÇÇAĞ: (Tür.) Er. - Tunç dönemi.

TUNÇDAĞ: (Tür.) Er. - Tunçtan oluşan, dağ gibi güçlü.

TUNÇEL: (Tür.) Er. - Tunç gibi güçlü el.

TUNÇER: (Tür.) Er. - Tunç gibi güçlü kimse.

TUNÇHAN: (Tür.) Er. - Tunç han.

TUNÇKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen. Tunç kanından.

TUNÇKAYA: (Tür.) Er. - Tunç kaya.

TUNÇKILIÇ: (Tür.) Er. - Tunç kılıç.

TUNÇKOL: (Tür.) Er. - Güçlü kuvvetli kimse.

TUNÇKURT: (Tür.) Er. - Tunç kurt.

TUNÇÖVEN: (Tür.) Er. - Tunç öven.

TUNÇSOY: (Tür.) Er. - Kökü güçlü soydan gelen kimse.

TUNÇTÜRK: (Tür.) Er. - Sağlam ve güçlü Türk.

TUR: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Delikanlı genç. 3. Gelir, kazanç, verim. 4. Devir, dolaşma.

TURA: (Tür.) Er. 1. Tuğra. 2. Kalkan, siper. Turahan: Osmanlı komutanlarından.

TURAÇ: (Tür.) - Keklik cinsinden eti yenir bir av kuşu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TURALP: (Tür.) Er. - Genç, delikanlı yiğit.

TURAN: (Tür.) Er. - Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler'in ve Turan kavimlerinin birleşmesiyle meydana gelecek devlet.

TURATEKİN: (Tür.) Er. - Emin, zararsız ve koruyucu yiğit.

TURAY: (Tür.) Er. - Tur ay.

TURBAY: (Tür.) Er. - Tur bay.

TURCAN: (Tür.) Er. - Genç, delikanlı.

TURFA: (Tür.) Ka. - Az bulunur, nadir.

TURGAY: (Tür.) Er. - Boz renkli, küçük ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, torgay.

TURGUT: (Tür.) Er. 1. Konut, oturulacak yer. 2. Ünlü Türk denizcisi Turgut Reis'in adı.

TURHAN: (Tür.) Er. Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kimse. Turahan.

TÜRKAN: (Tür.) Er. - Koruyucu, muhafız.

TURRE: (Ar.) Ka. - Alın saçı, kıvırcık, saç lülesi.

TUTİ: (Fars.) Ka. l. Papağan türünden bir kuş. 2. Konuşmayı seven, konuşkan.

TUTKU: (Tür.) - Güçlü istek ve coşku. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUTKUN: (Tür.) 1. Bir şey ya da birine düşkün bağlı. 2. Bol, verimli. 3. Esir, tutsak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUTUN: (Tür.) Er. - Ev, aile.

TUTUŞ: (Tür.) Er. - Çekişme, tartışma. Savaş, mücadele.

TUYAN: (Tür.) Er. 1. Semiz, şişman. 2. Zengin. 3. Kibirli, gururlu.

TUYGUN: (Tür.) Er. 1. Genç, güçlü. 2. Çılgın, şımarık. 3. Duygulu, hassas.

TUYUĞ: (Tür.) - Şiir, şarkı, türkü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TUZ: (Tür.) Er. - Güzellik, şirinlik.

TUZER: (Tür.) Er. - Şirin delikanlı.

TÜBLEK: (Tür.) - Soylu, asil. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜKEL: (Tür.) Er. - Tam, bütün, mükemmel.

TÜKELALP: (Tür.) Er. – Kusursuz yiğit.

TÜKELAY: (Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜLAY: (Tür.) Ka. - İncelikle, düşle ilgili.

TÜLEK: (Tür.) Er. 1. Kurnaz, açıkgöz, düzenci. 2. Efe. 3. Çok genç, delikanlı. 4. Zengin. 5. Saygın kimse. 6. Sakin, gururlu.

TÜLİN: (Tür.) Ka. 1. Ayın çevresinde oluşan dairesel hale. 2. Ayna.

TÜLÜN: (Tür.) Ka. - Ay ağıl, hale. (bkz. Tülin).

TÜMAY: (Tür.) - Dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜMBAY: (Tür.) Er. - Tüm bay.

TÜMCAN: (Tür.) Er. - Tüm - can.

TÜMEL: (Tür.) Er. - Temel.

TÜMEN: (Tür.) Er. 1. On bin. 2. Pek çok. 3. Yığın, küme, sürü.

TÜMENBAY: (Tür.) Er. - Tümen komutanı onbin kişilik grubun lideri.

TÜMER: (Tür.) Er. - Tam erkek, yiğit.

TÜMERDEM: (Tür.) Er. - Çok erdemli.

TÜMERK: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.

TÜMERKAN: (Tür.) Er. - Yiğit kandan gelen.

TÜMERKİN: (Tür.) Er. - Olgun.

TÜMKAN: (Tür.) Er. - Kanlı, canlı, sağlıklı.

TÜMKURT: (Tür.) Er. - Tüm - kurt.

TÜMKUT: (Tür.) Er. - Çok talihli, kutlu.

TÜN: (Tür.) - Gece. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜNAK: (Tür.) - Işıklı, mehtaplı gece. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜNAL: (Tür.) - Tün - al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜNAY: (Tür.) - Tün - ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜNER: (Tür.) Er. - Tün - er.

TÜNEY: (Tür.) Er. - Öğle güneşi alan yer. Güneş battıktan sonraki zaman. Güneşli yer.

TÜRABI: (Ar.) Er. - Toprakla ilgili. Topraktan.

TÜRE: (Tür.) 1. Görenek, gelenek, töre. 2. Subay, komutan. 3. Hak ve hukuka uygunluk, adalet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜREGÜN: (Tür.) Er. - Türe - gün.

TÜREHAN: (Tür.) Er. - Türe - han.

TÜREK: (Tür.) Er. - Tepelerin ortasındaki çıkıntı.

TÜREL: (Tür.) Er. - Hukuksal, hukukla ilgili.

TÜRELİ: (Tür.) - Güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜREMEN: (Tür.) Er. - Yasa adamı, hukukçu.

TÜREV: (Tür.) - Oluşan, ortaya çıkan, türeyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜRKÂN: (Tür.) Ka. - Saltanat ve idarede yönetime etki eden prenses.

TÜRKAY: (Tür.) Er. - Ay gibi parlak, aydınlık Türk.

TÜRKCAN: (Tür.) Er. - Sevilen Türk.

TÜRKDOĞAN: (Tür.) Er. - Türk soyuna mensup.

TÜRKER: (Tür.) Er. - Türk er.

TÜRKEŞ: (Tür.) Er. - Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı.

TÜRKMEN: (Tür.) Er. 1. Oğuzların bir kolu. Bu koldan olan. 2. Tam göçebe olmayan fakat mevsiminde yaylaya veya yazıya çıkan.

TÜRKOĞLU: (Tür.) Er. - Türk oğlu.

TÜRKOL: (Tür.) Er. - Türk ol.

TÜRKÖZ: (Tür.) Er. - Özü, aslı Türk olan.

TÜRKSAN: (Tür.) Er. - Adı duyulmuş, Türk gibi ünlü.

TÜRKŞEN: (Tür.) Er. - Şen ve mutlu Türk anlamında.

TÜRKYILMAZ: (Tür.) Er. - Direnişçi, sebat eden.

TÜRÜNK: (Tür.) - Çalışan, etkin. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜVÂN: (Fars.) Er. - Güç, kuvvet.

TÜVANA: (Fars.) Ka. - Güçlü.

TÜVANGER: (Fars.) Er. - Zengin, mülk sahibi, varsıl.

TÜZEL: (Tür.) - Adalet, hukuk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜZEMAN: (Tür.) Er. - Adaletli kimse. Yasa adamı, hukukçu.

TÜZENUR: (Tür.) Ka. - Tüze nur.

TÜZMEN: (Tür.) Er. - Doğru, adil, güvenilir kimse.

TUZUN: (Tür.) - Yumuşak huylu, sakin kimse, soylu, asil.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

TÜZÜNALP: (Tür.) Er. - Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit.

TÜZÜNER: (Tür.) Er. - Tuzun er.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- U -

UBAB: (Ar.) Er. 1. Pek taşkın, coşkun. 2. Delice akan sel.

UBEYD: (Ar.) Er. - (bkz. Ubeyde).

UBEYDE: (Ar.) Ka. - Küçük köle, kölecik. Ashabın kullandığı isimlerdendir. Ubeyde b. el-Cerrah.

UBEYDULLAH: (Ar.)Er. - Allah'ın kulu.

UCAER: (Tür.) Er. - Değerli, yüce kimse.

UCATEKİN: (Tür.) Er. – Yücelikte eşsiz kimse.

UÇANAY: (Tür.) Er. - Ay gibi yüksek anlamında.

UÇANOK: (Tür.) Er. - Hızlı, atak, yiğit.

UÇAR: (Tür.) Er. - Uçan, uçucu.

UÇARER: (Tür.) Er. - Uçar er.

UÇBAY: (Tür.) Er. - Sınır beyi.

UÇBEYİ: (Tür.) Er. - Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad.

UÇHAN: (Tür.) Er. - Sınır şehir hanı.

UÇKAN: (Tür.) Er. - Deli dolu, havai, toy.

UÇKUN: (Tür.) 1. Kıvılcım. 2. Pahalı, yüksek. 3. Uçan, çapkın. 4. Becerikli, eli tez. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UÇMA: (Tür.) Er. 1. Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı.

UÇMAN: (Tür.) Er. - Uçan uçucu.

UÇUK: (Tür.) Er. 1. Uçmuş, soluk renk. 2. Çökmüş yer, toprak. 3. İyi. 4. Sivri dağ tepesi.

UÇUR: (Tür.) Er. 1. Vakit, an, fırsat. 2. Mevsim.

UFKİ: (Ar.) Er. - Ufka ait, ufukla ilgili.

UFUK: (Ar.) 1. Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. 2. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3. Çevre, dolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UFUKTAN: (a.t.i.) Er. - Sabah aydınlığının ufukla birleştiği nokta.

UĞAN: (Tür.) - Yüce, yüksek, güçlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞANBİKE: (Tür.) Ka. - Uğan bike.

UĞRAŞ: (Tür.) - Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞUR: (Tür.) 1. İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, tesadüf. 2. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı. - İslam'da bu tür düşüncelere itibar edilmez. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURAL: (Tür.) Er. - Uğur - al.

UĞURALP: (Tür.) Er. - Hayırlı yiğit.

UĞURATA: (Tür.) Er. - Hayırlı ata.

UĞURAY: (Tür.) - Uğurlu ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURCAN: (Tür.) - İyilikçi ve candan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞUREL: (Tür.) Er. - Eli uğurlu olan.

UĞURHAN: (Tür.) Er. - Hayırlı lider.

UĞURLU: (Tür.) - Uğurlu olan, iyilik getirdiğine inanılan, kutsal kutlu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURLUBAY: (Tür.) Er. - Uğurlu -bay.

UĞURLUBEY: (Tür.) Er. - Uğurlu -bey.

UĞURSAL: (Tür.) Er. - Uğurla ilgili, uğurlu.

UĞURSAN: (Tür.) - Uğuruyla tanınmış olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURSAY: (Tür.) Er. - Uğur say.

UĞURSEL: (Tür.) - Uğur sel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURSOY: (Tür.) - Uğurlu soydan gelen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞURTAN: (Tür.) Er. - Uğur tan.

UĞURTAY: (Tür.) Er. - Uğurlu genç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞUŞ: (Tür.) 1. Anlayış, zeka, bekleyiş. 2. Benzeyiş. 3. Soy, kabile, soysop. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UĞUZ: (Tür.) Er. - Kutsal, mübarek. Saf, temiz.

UHRA: (Ar.) - Başka, diğer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UKAB: (Ar.) Er. 1. Karakuş, kartal, tavşancıl kuşu. 2. Hz. Muhammed'in (s.a.s) (bayrak) sancaklarından birinin adı. 3. Nesir burcu, kartal takım yıldızı.

UKBE: (Ar.) Er. - Ashabın meşhurlarından: Ukbe b. Nafı.

UKDE: (Ar.) Er. 1. Düğüm. Zor, karışık, iş. 2. Bir gezegen yörüngesinin her iki ucu.

UKHUVAN: (Ar.) Ka. - Papatya.

UKNUM: (Ar.) Er. 1. Asıl, temel. 2. Hıristiyanlıktaki teslis inancını meydana getiren üç unsurdan her biri.

UKUL: (Ar.)Er. - Akıl, us.

UKUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Uğuş).

ULA: (Ar.) 1. Birinci. 2. Şan ve şeref sahibi kimse - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULAÇ: (Tür.) Er. - Bağlayan, bağlayıcı. Sınır.

ULAÇHAN: (Tür.) Er. - Sınır hanı.

ULAĞ: (Tür.) Er. - Ulak.

ULAŞ: (Tür.) - Amacına eriş, isteğine kavuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULU: (Tür.) Er. 1. Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. 2. Zengin, saygın.

ULUALP: (Tür.) Er. - Çok erdemli, yüce yiğit.

ULUANT: (Tür.) Er. - Kutsal, büyük yemin.

ULUBAŞ: (Tür.) Er. - Yüce, saygın kimse.

ULUBAY: (Tür.) Er. - Yüce, saygın, erdemli kişi.

ULUBEK: (Tür.) Er. - Saygınlığı olan bey.

ULUBERK: (Tür.) Er. - Saygın kişilikli yiğit..

ULUCAN: (Tür.) Er. - Erdemli, saygın, yüce kişi.

ULUÇ: (Tür.) Er. 1. Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan. 2. Ünlü Türk denizcisi Uluç (Kılıç) Ali Paşa'nın adı.

ULUÇAĞ: (Tür.) Er. - Hayırlı, uğurlu dönem.

ULUÇAM: (Tür.) Er. - Ulu - çam.

ULUÇKAN: (Tür.) Er. - Uluç - kan.

ULUDAĞ: (Tür.) Er. - Çok büyük, yüce dağ.

ULUDOĞAN: (Tür.) Er. - Doğuştan yüce, uğurlu kimse.

ULUER: (Tür.) Er. - Saygın, uğurlu, yüce kimse.

ULUERKAN: (Tür.) Er. - Saygın, yüce, soylu kimse.

ULUĞ: (Tür.) Er. - Ulu, büyük, saygın.

ULUHAN: (Tür.) Er. - Büyük, saygın hükümdar.

ULUKAAN: (Tür.) Er. - Büyük, saygın hükümdar.

ULUKAN: (Tür.) Er. - Soylu yüce kandan gelen.

ULUKUT: (Tür.) Er. - Çok uğurlu, kutlu kimse.

ULUM: (Tür.) - Ululuk, haşmet, büyük gösteriş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULUMAN: (Tür.) Er. - Ulu, yüksek, saygın kimse.

ULUMERİÇ: (Tür.) Er. - Ulu meriç.

ULUN: (Tür.) 1. Büyük, ulu. 2. Temrensiz ok. 3. Buğday, arpa kökü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULUNAY: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULUÖZ: (Tür.) Er. - Özü yüce, saygın kimse.

ULUS: (Tür.) 1. Millet, halk, insan topluluğu. 2. Göçebe. 3. Oba, aşiret, kavim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ULUSAN: (Tür.) Er. - Adı yüce tanınmış kimse.

ULUSOY: (Tür.) Er. - Ulu, yüce, soylu.

ULUSU: (Tür.) Er. - Yüce, kutlu su.

ULUŞAHİN: (Tür.) Er. - Ulu şahin.

ULUSAN: (Tür.) Er. - Yüce şanlı kimse.

ULUTAN: (Tür.) Er. - Ulu tan.

ULUTAŞ: (Tür.) Er. - Ulu taş.

ULUTAY: (Tür.) Er. - Ulu tay.

ULUTEKİN: (Tür.) Er. - Yüksek şahsiyetli ve sakin kişilikli.

ULVİ: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.

ULVİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ulvi).

UMA: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Konuk, misafir.

UMAN: (Tür.) Er. - Umudu olan, bekleyen, umutlu.

UMAR: (Tür.) - Çare, çıkar yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UMAY: (Tür.) 1. Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça. 2. Devlet kuşu. - İsim olarak kullanılmaz.

UMMAN: (Ar.) - Ulu, büyük, engin deniz, okyanus. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UMRAN: (Ar.) 1. Bayındırlık, ma-murluk. 2. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UMUR: (Tür.) - Görgü, bilgi, deneyim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UMURAL: (Tür.) Er. - Görgü, bilgi, deneyim kazan.

UMURALP: (Tür.) Er. - Görgülü, bilgili, yiğit.

UMURBAY: (Tür.) Er. - Görgülü, bilgili, saygın kişi.

UMURBEY: (Tür.) Er. - Görgülü, bilgili, kişi.

UMUT: (Tür.) - Ummaktan doğan, güven duygusu, ümit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UNAN: (Tür.) 1. Sadakat, bağlılık. 2. Hak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UNAT: (Tür.) - Doğru yolu tutan. Akıllı. Ergin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UNGAN: (Tür.) Er. 1. Onmuş kişi, mutlu. 2. Yürekli, yiğit kişi.

UNSUR: (Ar.). - Öğe, ilke, eleman. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

URAL: (Tür.) Er. - Hazar denizine dökülen, ırmak ve sıradağ.

URALP: (Tür.) Er. - Kentli yiğit.

URALTAN: (Tür.) Er. - Ur - altan.

URALTAY: (Tür.) Er. - Ur - altay.

URAM: (Tür.) Er. - Büyük, geniş yol.

URAN: (Tür.) - Yetenekli, usta, becerikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

URANDU: (Tür.) Er. 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Hayırlı.

URANGU: (Tür.) Er. - Savaşçı, savaşkan.

URAZ: (Tür.) Er. - Şans, talih.

URAZA: (Ar.)Er. 1. Hediye, armağan. 2. Konuğa çıkarılan yiyecek.

URGUN: (Tür.) Er. 1. Vurulan, vurulmuş. Vurgun, aşık. 2. Gizli.

URHAN: (Tür.) Er. - Yüksek rütbeli han.

URKAN: (Tür.) Er. 1. Kale hendeği. 2. Şehir, kent. 3. Yüksek ve korunaklı yer.

URLUK: (Tür.) Er. - Aile, soy sop. Tohum.

URUÇ: (Ar.) - Yukarı çıkma, yükselme, ağma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

URUK: (Tür.) Er. 1. Tane, tohum. 2. Nesil, kuşak, soy.

URUZ: (Tür.) Er. - Hedef, amaç, gaye.

URVE: (Tür.) - Kulp, sağlam. Urvetü'l-Vuska, sağlam kulp. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Sahabe adlarındandır: Urve b. ez-Zübeyr.

URZA: (Ar.) - Hedef, amaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

USAL: (Tür.) Er. 1. Gamsız, kedersiz, keyfine düşkün. 2. Önemsiz.

USALAN: (Tür.) Er. - Akıl alan, akıllı.

USALP: (Tür.) Er. - Akıllı yiğit.

USARE: (Tür.) Ka. - Özsu.

USBAY: (Tür.) Er. - Akıllı, saygın kişi.

USBERK: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak akıllı kimse.

USBEY: (Tür.) Er. - Akıllı kişi.

USER: (Tür.) Er. - Akıllı kişi.

USHAN: (Tür.) Er. - Akıllı hükümdar.

USKAN: (Tür.) Er. - Akıllı soydan gelen.

USLU: (Tür.) - Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

USLUER: (Tür.) Er. - Akıllı, olgun kişi.

USMAN: (Tür.) Er. - Akıllı, zeki kimse.

USUM: (Tür.) Er. - Akıllı.

USUN: (Tür.) - Hüzün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

USUNBİKE: (Tür.) Ka. - Hüzünlü hanım.

UTARİD: (Ar.) - Merkür. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

UTBE: (Ar.) Er. - Meşhur sahabelerden bazılarının ismi.

UTKAN: (Tür.) Er. 1. Zafer kazanmış, muzaffer. 2. Şerefli, onurlu soydan gelen.

UTKU: (Tür.) - Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulaşılan, mutlu sonuç, zafer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UTMAN: (Tür.) Er. - Şerefli, edepli, terbiyeli kimse.

UYAR: (Tür.) Er. 1. Uygun yerinde. 2. Boyun eğen, uysal, nazik kimse.

UYARALP: (Tür.) Er. - Uysal, nazik yiğit.

UYAREL: (Tür.) Er. - Uyar el.

UYGAN: (Tür.) Er. - Uyumlu, uyan.

UYGAR: (Tür.) - Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UYGU: (Tür.) - Uyum, uygunluk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UYGUN: (Tür.) 1. Yakışır, yaraşır, elverişli, yararlı. 2. Oranlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UYGUNEL: (Tür.) Er. - Uygun el.

UYGUNER: (Tür.) Er. - Uygun uyumlu, olumlu.

UYGUR: (Tür.) 1. Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu. 2. Uygar, medeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UYGURALP: (Tür.) Er. - Uygar yiğit. Uygur'a mensup kişi.

UYSAL: (Tür.) - Yumuşak başlı, uyumlu, boyun eğen. Terbiyeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UYUN: (Ar.) - Gözler. Pınarlar, kaynaklar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZ: (Tür.) 1. İyi, güzel. Uygun, doğru. 2. Usta. 3. Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. 4. Yakın, içten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZALP: (Tür.) Er. - İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit.

UZAY: (Tür.) - Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZBAY: (Tür.) Er. - İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi.

UZCAN: (Tür.) Er. - Uysal, uyumlu, iyi insan.

UZEL: (Tür.) - Usta, becerikli kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZER: (Tür.) Er. - Becerikli, akıllı kişi.

UZGÖREN: (Tür.) Er. - Gerçeği önceden görebilen.

UZHAN: (Tür.) Er. - Ülke ve halkına faydalı olan.

UZKAN: (Tür.) Er. - Erdemli soydan gelen.

UZLET: (Ar.) Er. - Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma.

UZMA: (Ar.) - Büyük, en büyük. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZMAN: (Tür.) - Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

UZSAN: (Tür.) Er. - Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan.

UZSOY: (Tür.) Er. - İyi nitelikli soydan gelen.

UZTAN: (Tür.) Er. - Uz - tan.

UZTAŞ: (Tür.) Er. - Uz - taş.

UZTAV: (Tür.) Er. - Uz - tav.

UZTAY: (Tür.) Er. - Uz - tay.

UZTEKİN: (Tür.) Er. - Uz - tekin.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- Ü -

ÜBAB: (Ar.) Er. - Şiddetli, taşkın sel suyu.

ÜBABE: (Ar.) Ka. - (bkz. Übab).

ÜBEY: (Ar.) Er. - Sahabedendir. Übey b. Ka'b.

ÜBEYDULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kulu.

ÜBEYD: (Ar.) Er. Köle, kölecik, kul.- Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

ÜBEYDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Übeyd).

ÜBHET: (Ar.) Er. - Büyüklük, ululuk.

ÜÇEL: (Tür.) 1. Yüce, yüksek. 2. Arka. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜÇER: (Tür.) Er. - Üç er.

ÜÇGÜL: (Tür.) Ka. 1. Yaban yoncası. 2. Üç gül.

ÜÇOK: (Tür.) Er. - Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.

ÜFTADE: (Fars.) Ka. 1. Düşmüş, düşkün. 2. Aşık.

ÜFTADEGİ: (Fars.) Er. - Düşkünlük.

ÜGE: (Tür.) - Ünlü, şöhretli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜKE: (Tür.) - Onur, şeref. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜKSÜM: (Ar.) Ka. - Çayırı, çimeni çok güzel bahçe.

ÜLEZ: (Tür.) 1. Batmakta olan güneş. 2. Salgın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLFER: (Ar.) - Büyük su, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLFET: (Ar.) 1. Alışma, kaynaşma. 2. Görüşme, konuşma. 3. Dostluk, arkadaşlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLGEN: (Tür.) 1. Yüce, yüksek, ulu. 2. İyilik tanrısına verilen ad. - İsim olarak kullanılmaz.

ÜLGENALP: (Tür.) Er. 1. Yüce, ulu, yiğit. 2. Ülgen - alp.

ÜLGENER: (Tür.) Er. Yüce, ulu kimse. - Ülgen - er.

ÜLGER: (Tür.) - Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLGÜ: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı kimse. 2. Pay, hisse. 3. Tutum, tavır.

ÜLKE: (Tür.) 1. Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. 2. Yurt, vatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKEM: (Tür.) Yurdum, vatanım. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKEN: (Tür.) - Senin yurdun, senin vatanın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKENUR: (Tür.) - Yurdunu aydınlatan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKER: (Tür.) - Boğa burcunda yedi yıldızdan biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜ: (Tür.) - Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜM (Tür.) - Amacım, ulaşmak istediğim şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜMEN: (Tür.) Er. - Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.

ÜLKÜSEL: (Tür.) - Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLMEN: (Tür.) Er. - Denizci, deniz adamı.

ÜMERA: (Ar.) Er. - Beyler, emirler.

ÜNAN: (Ar.) - İnleme, nalan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSA: (Ar.) Ka. - Kadın, kız, nisa.

ÜMİT: (Fars.) - (bkz. Umut). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜMMET: (Ar.) - Bir peygambere inananların hepsi. İslam dinine bağlı olanların hepsine verilen ad.

ÜMMİYE: (Ar.) Ka. - Anneye ait, anneyle ilgili.

ÜMMÜHAN: (Ar.) Ka. – Hükümdar anası.

ÜMNİYE: (Ar.) Ka. 1. Umut. 2. İstek, arzu. 3. Niyet.

ÜMRAN: (Tür.) - (bkz. Ümran). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNAL: (Tür.) 1. Adın duyulsun, tanın, ün kazan. 2. Ün al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNALAN: (Tür.) Er. - Adı duyulmuş, ün kazanmış.

ÜNALDI: (Tür.) Er. - Ün aldı.

ÜNALMIŞ: (Tür.) Er. - Ün ve şan kazanmış.

ÜNALP: (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü, yiğit.

ÜNAY: (Tür.) - Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli.

ÜNEK: (Tür.) Er. 1. Kahraman, yiğit. 2. Ünlü tanınmış.

ÜNER: (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü yiğit.

ÜNGÖRMÜŞ: (Tür.) Er. - Ün görmüş.

ÜNGÜN: (Tür.) Er. - Ün gün.

ÜNGÜR: (Tür.) Er. - Mağara.

ÜNKAN: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen, soylu kan.

ÜNLEM: (Tür.) - Ses, seda, çağrı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNLÜ: (Tür.) - Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNLÜER: (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü kimse.

ÜNLÜOL: (Tür.) Er.- Adın duyulsun, ün kazan.

ÜNLÜSOY: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen.

ÜNSAÇ: (Tür.) Adın duyulsun, ünlen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSAL: (Tür.) - Adın duyulsun. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSAN: (Tür.) - (bkz. Ünsal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEV: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVEN: (Tür.) - Ün seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVER: (Tür.) - Ün sever. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVİN: (Tür.) - Ün sevin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSİ: (Ar.) Er. 1. Alışmış, sokulgan. 2. Arkadaş, dost.

ÜNSİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ünsi).

ÜNÜVAR: (Tür.) 1. Ünü var. 2. Ünlü tanınmış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNVER: (Tür.) - Ünlen, tanınmış ol, insan ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNVERDİ: (Tür.) Er. - Ün verdi. -(bkz. Ünver).

ÜNVEREN: (Tür.) Er. - Ün veren.

ÜNZİL: (Ar.) Er. - Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.

ÜNZİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ünzil).

ÜRMEGÜL: (Tür.) Ka. - Sarmaşık.

ÜRÜN: (Tür.) 1. Üretilen, yararlı şey, topraktan elde edilen. 2. Yapıt, eser. 3. Sık orman. 4. Çokluk, bolluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜRÜNAY: (Tür.) Ka. - Ürün ay.

ÜRÜNDÜ: (Tür.) Er. - Seçilmiş, seçkin.

ÜRÜNDÜBAY: (Tür.) Er. - (bkz. Üründü).

ÜSGEN: (Tür.) Er. 1. Yüksek. 2. Gelişmiş.

ÜSTAM: (Ar.) Er. 1. Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. 2. Emin, güvenilir.

ÜSTAY: (Tür.) Er. - Ay gibi yüksek yüce.

ÜSTEK: (Tür.) Er. - Yüksek, yüce.

ÜSTEL: (Tür.) Er. - (bkz. Üstek).

ÜSTER: (Tür.) Er. - Çok değerli kimse.

ÜSTÜN: (Tür.) 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜSTÜNBAY: (Tür.) Er. 1. Üstün bay. 2. Seçkin, başarılı kimse.

ÜSTÜNDAĞ: (Tür.) Er. - Üstün dağ.

ÜSTÜNER: (Tür.) Er. - Üsten - er.

ÜVEYS: (Ar.) Er. - İsteyen, arzu eden.

ÜZER: (Tür.) Er. 1. Üst. 2. Kaymak. 3. Faiz. - Can sıkıcı, üzücü.

ÜZEYİR: (Ar.) Er. - Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, peygamber olup ol*madığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi. Tevbe suresi 30. ayette ismi geçer.

ÜZÜM: (Tür.) Ka. - Asmanın taze ya da kuru olarak yenen ve salkım durumunda bulunan meyvesi.
nokta.jpg
 
ocean

ocean

Paylaşımcı Melek
Üye
Cevap: İsminin anlamını biliyormusun?

- V -

VABİL: (Ar.) Er. - İri damlalı yağmur.

VABİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vabil)

VACİB: (Ar.) Er. 1. Dini (şer'i) bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen. 2. Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VACİBE: (Ar.) Ka. - Yapılması gerekli olan.

VACİD: (Ar.) Er. - Yaratan, meydana çıkaran. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VACİDE: (Ar.) Ka. 1. Meydana getirici, yaratıcı. 2. Varlıklı, zengin.

VAFE: (Fars.) 1. Nasip, kısmet. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAFİ: (Ar.) Er. - Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.

VAFİD: (Ar.) Er. - Elçi, temsilci, rasul.

VAFİR: (Ar.) Er. - Çok, bol.

VAFİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vafir).

VAFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vafi).

VAHA: (Ar.) - Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAHAB: (Ar.) Er. - Bağışlayan, ihsan eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: Abdülvahab.

VAHAT: (Ar.) Er. - Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.

VAHDEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin tekliği, birliği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VAHDET: (Ar.) Er. 1. Yalnızlık, teklik, birlik. 2. Allah'ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3. Hakimiyet ve teşri'i (yasa koyuculuğu) yalnız Allah'a ait olarak görmek.

VAHİB: (Ar.) Er. - Bağışlayan, bağışlayıcı. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VAHİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vahib).

VAHİD: (Ar.) Er. - Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VAHİDDİN: (Ar.) Er. - Tek din, dinin tekliği.

VAHİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vahid).

VAİD: (Ar.) Er. - Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma.

VAİL: (Ar.) Er. - Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.

VAİZ: (Ar.) Er. - Dinsel öğütlerde bulunan kimse.

VAİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vaiz).

VAKAR: (Ar.) - Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAKİ: (Ar.) Er. l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2. Geçen, geçmiş olan.

VAKIA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vaki).

VAKIF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakfe yapan.

VAKKAS: (Ar.) Er. - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

VAKUR: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, temkinli.

VALA: (Fars.) - Yüksek, yüce. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALAŞAN: (Fars.) Er. - Şanı yüce, şanlı.

VALAY: (Fars.) - Yükseklik, yücelik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALİ: (Ar.) Er. - Bir vilayeti idare eden en büyük memur.

VALİH: (Ar.) Er. - Şaşakalmış, hayret etmiş, hayran.

VALİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Valih).

VAMIK: (Ar.) Er. 1. Seven, aşık. 2. Vamık ile Azra öyküsünün erkek kahramanı.

VAMIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vamık).

VARAKA: (Ar.) Er. 1. Tek yaprak, tek kağıt. Yazılı kağıt. 2. İlk vahyin gelmesi üzerine Hz. Hatice'nin Hz. Peygamber'i alıp götürdüğü meşhur kişi: Varaka b. Nevfel. 3. Varaka ile Gülşah hikayesinin erkek kahramanı.

VARESTE: (Fars.) 1. Kurtulmuş. Serbest, rahat, azade. 2. İlişiksiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VARGIN: (Tür.) - Ulaşan, isteğine kavuşan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VÂSIF: (Ar.) Er. 1. Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, nitelik hususiyet. 2. Bir şeyin mahiyeti, sıfatı, tabiatı, karakteri ile bunların tarif ve sayılması.

VASIFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıf).

VASIK: (Ar.) Er. - Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı.

VASIL: (Ar.) Er. - Ulaşan, kavuşan, yetişen.

VASILA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıl).

VARİD: (Ar.) Er. 1. Gelen, vasıl olan, erişen. 2. Bir şey hakkında çıkan, söylenen.

VARİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Varid).

VARİS: (Ar.) Er. - 1. Cenab-ı Hakk'ın 99 isminden birisi. Mal ve mülkün, bütün değerlerin son ve gerçek sahibi yüce Allah. 2. Varis kelimesi, müslümanlar kastedilerek de kullanılmıştır. 3. Mirasçı, kendisine miras düşen.

VARIŞ: (Tür.) Er. - Zeka, anlayış, akıl.

VARLIK: (Tür.) - Yaşam, hayat. Var olan herşey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAROL: (Tür.) Er. - Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.

VASFİ: (Ar.) Er. - Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.

VASFİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasfı).

VASİ: (Ar.) Er. 1. Vasiyeti yerine getiren, vesayeti yüklenen kimse, henüz reşid olmamış çocuğun işlerine bakmakla mükellef kimse. 2. Geniş, açık, enli, bol, kapsayıcı. 3. Her şeyi ihata edici. Bilgisinin boyutları sınırsız. 4. Allah'ın isimlerinden (bkz. Abdülvasi). Kur'an-ı Kerim'de zikredilen isimlerdendir.

VASİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vasıl).

VASSAF: (Ar.) Er. - Niteliklerini bildirerek anlatan ya da öven. Vassaf el-Hazrat. İranlı tarihçi, yazar.

VASSAL: (Ar.) Er. 1. Vasleden, ulaştıran, birleştiren. 2. Sayfalan yapışan, eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran sanatkar.

VASSALE: (Ar.) Ka. - (Eski) yazma eserlerin kenarlı kısmına kağıt ilavesi suretiyle yapılan tamir şekli.

VATAN: (Ar.) Er. - Yurt, ülke.

VAZAH: (Ar.) Er. - Beyaz, güzel yüzlü adam.

VAZAHAT: (Ar.) Ka. - Vazıhlık, açıklık.

VECAHEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yüceliği, onuru. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VECAHET: (Ar.) Ka. 1. Güzel yüzlülük, gösterişlilik, güzel yüz. 2. Saygınlık, onur.

VECAZET: (Ar.) Ka. - Sözün, veciz kısa oluşu.

VECDET: (Ar.) Er. - Zenginlik, varsallık.

VECDİ: (Ar.) Er. - Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.

VECDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vecdi).

VECHİ: (Ar.) Er. - Yüzle ilgili, yüze ait.

VECHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vechi).

VECİBE: (Ar.) Ka. - Ödev, boyun borcu, vazife.

VECİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak. 2. Tanrı sevgisinden dolayı duyulan coşkunluk, sevinç.

VECİH: (Ar.) Er. 1. Yüz, çehre. 2. Tarz, üslup. 3. Sebeb, vesile.

VECİHE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vecih).

VECİHİ: (Ar.) Er. 1. Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.2. Bir kavmin önderi, şeref ve mevki sahibi. Vecihi: Türk tarihçisi. (Kırım 1620).

VECİZ: (Ar.) Er. - Kısa, derli toplu.

VECİZE: (Ar.) Ka. - Derin anlamlı, özlü, güzel söz.

VECNE: (Ar.) Ka. - Yanak yumrusu, elmacık.

VEDA: (Ar.) Ka. 1. Ayrılırken söylenen selamlama sözü. 2. Ayrılma, ayrılış.

VEDAT: (Ar.) Er. - Sevgi, dostluk.

VEDİ: (Ar.) Er. - Başkasının malını saklamakla görevli kimse.

VEDİA: (Ar.) Ka - Saklanılması, korunması için birine ya da bir yere bırakılan emanet.

VEDÎATULLAH: (Ar.) - Allah'ın emaneti, dini. Kadınlar da Allah'ın emaneti olarak nitelenmişlerdir.

VEDİD: (Ar.) Er. - Dost, sevgisi çok olan. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

VEDİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vedid).

VEDUD: (Ar.) Er. 1. Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2. Allah'ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara rahmet ve rızasını irade eden yüce Allah. -(bkz. Abdülvedud). Kur'an'da Hud, ayet: 90; Buruc, ayet: 14'te zikredilmiştir.

VEFA: (Ar.) Er. 1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat. Yetme yetişme; ömrü vefa etme*di.

VEFAİ: (Tür.) Er. - Vefa ile ilgili.

VEFAKAR: (a.f.i.) - Sevgisi geçici olmayan, vefası olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEFİ: (Ar.) Er. 1. Vefalı, bağlı. 2. Tam, mükemmel, eksiksiz.

VEFİA: (Ar.) Ka. 1. Vefalı, sevgisi geçici olmayan. 2. Tam, eksiksiz.

VEFİK: (Ar.) Er. - Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. Ahmed Vefik Paşa.

VEFİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Vefik).

VEFİR: (Ar.) Er. - Çok, bol.

VEFİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vefir).

VEFRET: (Ar.) - Çokluk, bolluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEHBİ: (Ar.) Er. - Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi, fıtri.

VEHBİYYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vehbi).

VEHHÂB: (Ar.) Er. - Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau'l-Hüsna'dan-dır. Kur'an-ı Kerim'de, Al-i İmran, ayet: 8; Sa'd suresi ayet: 9 ve 35'te geçmektedir. - (bkz. Abdülvehhab).

VEHHAC: (Ar.) Er. - Çok parıltı. Çok alevli.

VEHB: (Ar.) Er. - Bağışlama, bağış, vergi. Vehb b. Münebbih: Kitabü'l-Kader'in müellifi.- Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

VEKİL: (Ar.) Er. 1. Başkasının yerine ve adına hareket eden veya konuşan. 2. Asıl vazifelinin yerine çalışan, bir vazifeyi geçici olarak idare eden. 3. Hükümet üyesi olan kimse, bakan, nazır. 4. Kur'an'da Allah'ın ismi olarak da geçmektedir, (bkz. Abdülvekil).

VEKKAD: (Ar.) Er. - Parlak, aydınlık, ışıklı.

VELA: (Ar.) Er. - Yakınlık, sahiplik. Efendisinin, azat ettiği köle ve cariyesi ile olan münasebeti ve onlar üzerindeki hakkı.

VELADET: (Ar.) - Doğuş, dünyaya gelmek, ortaya çıkmak.

VELAYA: (Ar.) Ka. - Ermiş kadınlar.

VELAYET: (Ar.) Ka. l. Velilik, ermişlik. Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı. 2. Başkasına sözünü geçirme. 3. Dostluk, sadakat.

VELİ: (Ar.) Er. 1. Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. 2. Dost, yakın. 3. Allah'ın sevgili kulu, ermiş evliya. Allah'ın isimlerinden. (bkz. Abdulveli).

VELİCAN: (Ar.) Er. - Candan, dost, yakın.

VELİD: (Ar.) Er. - Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir.

VELİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Velid).

VELİME: (Ar.) Ka. - Düğün ziyafeti. Evlenme, düğün.

VELİYE: (Ar.) Ka. -(bkz. Veli).

VELİYULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın sevgili kulu. Allah'a teslim olmuş, onun hakimiyet ve sultasının dışında hakimiyet ve sulta tanımayan. Yalnızca Allah'ı, rasulünü ve mü'minleri dost edinen.

VELİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Dinin sahibi. Dinin dostu.

VELU: (Ar.) Er. - Bir şeye fazla düşkün olan.

VELUD: (Ar.) Ka. - Doğurgan, çok doğuran.

VEMİZ: (Ar.) Er. - Bulut arasından görünen ışık.

VENÜS: (Fran.) Ka. - Merkür'den sonra, Güneş'e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı.

VERÂ: (Ar.) Ka. 1. Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, ittika. 2. Halk, mahluk, alem, kainat.

VERDA: (Ar.) Ka. - Gül.

VERDİ: (Ar.) Er. - Güle ait, gül ile ilgili.

VERDİNAZ: (a.f.i.) Ka. - Naz gülü, nazlıların gülü.

VERGİ: (Tür.) - Bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelikler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERGİN: (Tür.) - Verici, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERİM: (Tür.) - Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERKA: (Ar.) Er. 1. Yabani güvercin, üveyik. 2. Açık, boz renk.

VERRAK: (Ar.) Er. - Kağıtçı. Ünlü Arap kelam bilgini: Ebu İsa Muhammed b. Harun el-Verrak.

VERŞAN: (Ar.) - Çevreye şan ver, ünlen, ünlü ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERZİŞ: (Fars.) Ka. 1. Çalışma, işletme. 2. Çalışmış.

VESAMET: (Ar.) - Güzellik, güzel olma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VESİK: (Ar.) Er. - Çok sağlam, güçlü.

VESİKA: (Ar.) Ka. - İnanılacak sağlam delil. Belge.

VESİLE: (Ar.) Ka. 1. Neden, sebep. 2. Elverişli durum. 3. Kavuşma, yaklaşma. 4. Rasulullah'ın cennetteki makamı. Maide suresi 57. ayette geçmektedir.

VESİM: (Ar.) Er. - Güzel yüzlü.

VESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Vesim).

VEYİS: (Tür.) Er. - Yoksulluk, muhtaçlık.

VEYSEL: (Ar.) Er. - Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında. Veysel Karanı: Raşid halifeler döneminde Şam'dan Medine'ye gelerek yaşamış, Medine-i Münevvere'de itibarlı bir hayat sürmüş. Hadis-i şeriflerde övülmüş meşhur veli. Sıffin savaşında şehid olduğu söylenir. - (bkz. Üveys).

VEYSİ: (Ar.) Er. - Yoksul, muhtaç. Veysi: Türk şair, yazar (Üsküp 1625).

VEZİME: (Ar.) Ka. - Beytullah'a gönderilen hediye, armağan.

VEZİR: (Ar.) Er. - Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.

VEZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vezir).

VİCDAN: (Ar.) Ka. 1. İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu, ahlak şuuru. His duygu. 2. Din, inanç.

VİDAD: (Ar.) Er. - Sevme, sevgi. Dostluk.

VİDADE: (Ar.) Ka. - (bkz. Vidad).

VİLDAN: (Ar.) Ka. 1. Yeni doğmuş çocuklar. 2. Kullar, köleler. Kur'an'da zikredilmiştir.

VİSALİ: (Ar.) Er. - Kavuşma, ulaşma ile ilgili.

VİSAM: (Ar.) Er. - Damgalı, nişanlı.

VOLKAN: (Fran.) Er. - Yanardağ, burkan.

VURAL: (Tür.) Er. - Vur al.

VURALHAN: (Tür.) Er. - Vural han.

VURGUN: (Tür.) Er. - Birine aşık, tutkun.

VUSKA: (Ar.) - Çok sağlam, pek kuvvetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Urvetul-Vuska (Pek sağlam kulp) müslümanlık.

VUSLAT: (Ar.) Ka. - Ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma.

VUSTA: (Ar.) Er. 1. Orta, ortada bulunan, arada olan, iç. 2. Orta parmak.

VÜREYKA: (Ar.) Ka. - Yaprakçık, küçük yaprakçık.
nokta.jpg
 
Üst